13 Eylül 2018

DOĞA BİLİMLERİNDE ÇAĞDAŞ DEVRİM VE FELSEFİ İDEALİZM

Materyalizm ve Ampiryokritisizm
Lenin

DİE NEUE ZEİT dergisi, bir yıl önce, Joseph Diner-Dénes'in, "Marksizm ve Doğa Bilimlerinin Çağdaş Devrimi" adlı bir makalesini yayınladı (1906-1907, n" 52). Bu makalenin eksiği, "yeni" fizikten çıkartılan bilgibilimsel çıkarsamalardan habersiz olmasıdır ve şimdiki halde bizi özellikle ilgilendiren de bunlardır. Ama işte yazarın görüşünü ve çıkarsamalarını ortaya koyan bu kusurdur ki, bizim özel olarak ilgimizi çekiyor. Joseph Diner-Dénes, bu satırların yazarı gibi, bizim mahçıların çok yüksekten horgörü ile baktıkları "sıradan marksistlerin" görüşünü benimsiyor, örneğin Bay Yuşkeviç, "genel olarak ortalama sıradan marksist kendini bir diyalektik-materyalist olarak adlandırıyor" diyor (kitabının 1. sayfasında). Ve şimdi bu sıradan marksist, J. Diner. Dénes'in kişiliğinde, doğa bilimlerinde, özellikle de fizikte en son bulgularını (X ışınları, Becquerel ışınları, radyum, vb.[82]) doğrudan doğruya Engels'in Anti-Dühring'i ile karşılaştırıyor. Bu karşılaştırma, onu hangi sonuca götürüyor? "Doğa bilimlerinin en değişik alanlarında, diye yazıyor J. Diner-Dénes, yeni bilgiler kazanılmıştı, bütün bu bilgilerin hepsi Engels'in açıklığa kavuşturmak istediği şu tek noktaya varıyorlar: doğada, uzlaşmaz çelişkiler, keyfi olarak saptanmış ayrılıklar ve sınırlar yoktur'. Eğer doğada çelişki ve ayrılıklarla karşılaşmıyorsa, bu, yalnızca bizim doğanın içine onların değişmezliğini ve mutlaklığını sokmuş olmamızdan ötürüdür." Örneğin, ışık ve elektriğin bir ve aynı doğa kuvvetinin sadece bir belirtisi olduğu bulunmuştur.[83]
Kimyasal affinité"nin (ilginin) elektrik süreçlere indirgenmeleri gün günden daha olası olmaktadır. Dünyanın birliği ile alay edermişçesine kimyanın her gün sayıları artmakta olan parçalanmaz ve bölünmez elementleri, parçalanabilir ve bölünebilir olduklarını ortaya koymaktadırlar. Radyum elementi, helyum elementine dönüştürülmüştür.[84]"Nasıl ki, doğanın bütün kuvvetleri bir tek kuvvete İndirgenmişse, doğadaki bütün tözler de bir töze indirgenmiştir", (italikler Diner-Dénes'indir.) Yazar, atoma yalnızca bir esir[85]yoğunlaşması gibi bakan bir yazarın görüşünü aktararak, düşüncelerini şöyle açıklıyor: "Engels'in otuz yıl önce, hareket maddenin bir varoluş biçimidir, şeklindeki sözünü, bu, nasıl da parlak bir biçimde doğrulamaktadır." "Doğanın bütün görüngüleri harekettir ve bunların arasındaki bütün ayrılık, biz insanların, bu hareketi yalnızca farklı biçimlerde algılamamız olgusunda yatar. ... Engels'in söylemiş olduğu da tastamam budur. Tıpkı tarih gibi doğa da hareketin diyalektik yasasına uyar." 

Öte yandan, hiç kimse, materyalizmi çürüttüğü, vb., vb. söylenen yeni fiziğe yapılmış cafcaflı atıflarla yüzyüze gelmeksizin, herhangi bir mahçı yazına ya da mahçılığa değinemez. Bu atıfların ciddi olup olmadıkları ayrı bir sorundur. Ama gerçek şu ki, yeni fizik ya da daha çok bu yeni fiziğin belli bir okulu ile Mach öğretisi ve çağdaş idealist felsefenin öteki çeşitleri arasındaki sıkı ilişkiler hiç bir kuşkuya yer vermez. Mach öğretisini, bu ilişkilerden habersiz olarak, Plehanov'un yaptığı gibi[86] tahlil etmek, diyalektik materyalizmin özüyle alay etmektir, ya da daha doğrusu, Engels'in yöntemindeki özü, söze feda etmek demektir. Engels açıkça şöyle diyor: "doğa bilimleri alanında" (ve daha da önemlisi insanlık tarihinde) "çığır açan her buluşla, materyalizm, biçimini değiştirmelidir" (Ludwig Feuerbach, s. 19, Almanca baskı).[87] Böylece, Engels'in materyalizminin "biçim"inin revizyonunun, onun doğal felsefi önermelerinin revizyonunun, "revizyonizm" terimindeki benimsenmiş anlamla hiç bir ilgisi yoktur, tam tersine, bu, marksizmin temel bir gereğidir. Biz, mahçıları, böylesine bir revizyon yapmalarından ötürü değil, materyalizmin yalnız biçimini eleştiriyorlarmış gibi görünerek onun özüne ihanet eden ve sorunla ilgili olarak örneğin Engels'in "hareketsiz madde düşünülemez" (Anti-Dühring, s. 50)[88] şeklindeki tartışma götürmez, son derece önemli önermelerine doğrudan, açık yüreklilikle, kesin olarak değinme konusunda en ufak bir çaba göstermeksizin, gerici burjuva felsefesinin temel önermelerini benimseyen salt revizyonist aldatmacalarından ötürü eleştiriyoruz. 

Kendiliğinden anlaşılır ki, biz, modern fizik okullarından biri ile felsefi idealizmin yeniden doğuşu arasındaki ilişkilerinin incelenmesinde özgün fiziksel teorilerle uğraşma eğiliminden uzağız. Biz, yalnızca bazı belirli önermelerden ve herkesçe bilinen bulgulardan çıkartılan bilgibilimsel sonuçlarla ilgileniyoruz. Bu bilgibilimsel sonuçlar o kadar zorlayıcıdırlar ki, birçok fizikçi daha şimdiden onları göz önünde tutuyor. Üstelik, gene daha şimdiden, fizikçiler arasında çeşitli eğilimler ve belirli okullar, bu temel üzerinde oluşmaya başlıyor. Bize düşen iş, bu akımların arasındaki ayrılıkların derinliğini, ve bu akımların felsefenin temel eğilimleri ile ilişkilerini belirtmekten ibarettir. 


1. MODERN FİZİĞİN BUNALIMI

Ünlü Fransız fizikçisi Henri Poincaré, Bilimin Değeri adlı yapıtında fizikte "ciddi bir bunalımın belirtilerinin" mevcut olduğunu söylüyor ve bütün bir bölümü (bölüm VIII, s. 171) bu bunalıma ayırıyor. Bu bunalım, "radyumun, bu büyük devrimcinin", enerjinin sakınımı ilkesinin temellerini sarsıyor olması olgusundan ibaret değildir. "Bütün öteki il keler de aynı ölçüde tehlikededir." (s. 180.) Lavoisier ilkesi, ya da kütlenin sakınımı ilkesi de, onun gibi, maddenin elektron teorisi ile temelden sarsılmıştır. Bu teoriye göre, atomlar, elektron denilen ve "esir dediğimiz bir ortam içinde yüzen" pozitif ve negatif elektrik yüklü çok küçük parçacıklardan oluşmuştur. Fizikçilerin deneyleri, elektronların hızlarını ve kütlelerini (ya da onların kütlelerinin elektrik yükü ile olan bağıntısını) hesaplamada gerekli olan verileri sağlamaktadır. Bu hızın, ışığın hızıyla (saniyede 300.000 kilometre) karşılaştırılabileceği ortaya çıkmıştır, örneğin ışığın hızının üçte-birine ulaşmaktadır. Bu koşullar altında elektronun süredurumunu yenme zorunluluğuna uygun düşen ikili kütlesini dikkate almak gerekir: birincisi elektronun kendi kütlesi, ikincisi ise esirin kütlesi. Birinci kütle, elektronun gerçek ya da mekanik kütlesi, ikinci kütle, "esirin süredurumunu temsil eden elektrodinamik kütledir". Oysa birinci kütle sıfıra eşittir. Elektronun bütün kütlesi, ya da hiç değilse negatif elektronlarınki, kökeninde, tümüyle ve yalnızca elektrodinamiktir.[89] Kütle kaybolmaktadır. Mekaniğin temelleri havaya uçurulmaktadır. Aynı şekilde Newton İlkesi, etki ile tepkinin eşitliği temelden sarsılmaktadır vb..  Poincaré, fiziğin eski ilkelerinin "yıkıntıları" ile, "ilkelerde bir çözülüp yıkılma" ile karşı karşıyayız diyor. Poincaré, ilkelerden bütün bu ayrılıkların son derece küçük büyüklükler için sözkonusu olduğuna işaret ediyor; eski ilkelerin temellerinin sarsılmasına karşı koyan öteki sonsuz derecedeki küçüklükleri henüz tanımıyor olabiliriz. Dahası, radyuma çok seyrek raslanır. Ama herhalde, bir "kuşku dönemi"ne vardık. Yazarın bu "kuşku dönemi"nden hangi bilgibilimsel sonuçlar çıkardığını daha önce görmüştük: "bize uzay ve zaman kavramlarını kabul ettiren doğa değildir, onu doğaya kabul ettiren biziz"; "düşünülmemiş her şey, salt yokluktur". Bu çıkarsamalar idealistçe çıkarsamalardır. En temel ilkelerin çöküşü, bu ilkelerin, doğanın kopyaları, fotoğrafları olmadıklarını, insan bilinciyle ilişki içerisindeki dışsal bir şeyin imgeleri olmadıklarım, ama onun bilincinin ürünleri olduklarını göstermektedir (Poincaré'nin düşünceleri bu yöndedir). Poincaré bu çıkarsamaları, ne tutarlı bir biçimde geliştiriyor, ve ne de esas olarak sorunun felsefi yönüyle ilgileniyor. Felsefe sorunlarıyla ilgilenen Fransız yazarı Abel Rey, Modern Fizikçilerin Fiziksel Teorileri (La théorie de la Physique Chez les Physiciens Contemporains, Paris, F. Alcan, 1907) adlı kitabında bunun üzerinde ayrıntılarıyla duruyor. Bu yazarın kendisinin de bir olgucu, yani bulanık kafalı ve yarı-mahçı olduğu doğrudur, ama böyle oluşunun bazı yararları bile vardır, çünkü bizim mahçılarımızın putlarına "iftira" etmek istediğinden kuşkulanılamaz. Felsefi kavramların ve özellikle materyalizmin doğru bir tanımını yapmak sözkonusu olduğunda Rey'e güvenilemez, çünkü kendisi de bir profesördür ve profesör olması sıfatıyla, materyalistlere karşı tam bir horgörü ile doludur (öte yandan onun ayırıcı özelliği, materyalist bilgibilim konusunda tam bir bilisizlik içinde olmasıdır). Bir Marks, bir Engels, sıradan kişiler, söylemeye hiç gerek yok, böyle "bilim adamları" için mevcut değillerdir. Buna karşılık, Rey, Fransızcada olduğu kadar İngilizce ve Almancada  da bu konu üzerine yazılmış bulunan zengin yazını da (Ostwald ve özellikle Mach'ı) dikkatle ve özene bezene özetler; onun için sık sık onun yapıtına başvuracağız. 

Yazar diyor ki, genellikle filozofların ve aynı zamanda, çeşitli nedenlerle kendilerini genel olarak bilimin eleştirisine vermek isteyenlerin hepsinin, şu sırada dikkatlerini en çok çeken şey fiziktir. "Fizik alanındaki bilgilerin sınırları ve değeri incelenerek, kısaca, pozitif bilimin geçerliliği ve nesneyi tanıyabilme olanağı eleştiriliyor." (s. i-ii.) "Modern fiziğin bunalımından" şüpheci sonuçlar çıkarmakta acelesi var herkesin (s. 14). Peki ama bu bunalımın özü nedir? 19. yüzyılın ilk üçte-ikisinde fizikçiler temel konularda görüş birliği içinde idiler. "[O sıralar.] doğanın salt mekanik bir açıklamasına inanılıyor; fiziğin, mekaniğin, yani molekül mekaniğinin karmaşık durumundan başka bir şey olmadığı varsayımı üzerinde duruluyordu. Ancak, fiziği mekaniğe indirgemek için kullanılan yöntemler üzerinde ve mekanikçiliğin ayrıntıları üzerinde ayrılık vardı. ... Bugün, fizik-kimya bilimlerinin sundukları görünüm tamamıyla değişmiş gibi görünmektedir. Aşırı uyuşmazlıklar, yalnız ayrıntılarda değil, başı çeken ve temel düşüncelerde de genel görüş birliğinin yerini almıştır. Her bilim adamının kendine özgü eğilimleri olduğunu söylemek abartma olursa da, şunu da saptamak gerekir ki, sanat gibi, bilimin ve özellikle fiziğin de çok kez birbirinden uzak, zaman zaman da birbirine tamamen karşıt ve hatta birbirine düşman sonuçlara valin sayısız okulları vardır. ... 

"Buradan, modern fiziğin bunalımı denen şeyin özelliği ve boyutları konusunda bir yargıya varılabilir. 

"Geleneksel fizik, 19. yüzyılın yarışma dek, bir madde metafiziğine ulaşabilmek için sadece fiziği genişletmenin yeterli olacağını sanıyordu. Bu fizik, kendi teorilerine varlık-bilimsel (ontologique) bir değer veriyordu. Ve teorilerinin hepsi mekanikçi teorilerdi. Geleneksel mekanikçilik [bu sözcükler Rey tarafından özel bir anlamda kullanılıyor ve fiziği mekaniğe indirgeyen görüşlerin tümünü belirtiyor], demek ki, deney sonuçlarının üzerinde ve ötesinde, maddi evrenin gerçek bilgilerini temsil ediyordu. Bu, deneyin varsayın bir İfadesi değildi, bir dogmaydı. ..." (s. 16.) 

Burada saygıdeğer "olgucu"nun sözünü kesmek zorundayız. Açıkçası, o, şeytanın (burada materyalizmin) adını, ağzına almadan, geleneksel fiziğin materyalist felsefesini anlatıyor bize. Materyalizm, bir Hume öğretilisine, bir metafizik, bir dogma, deneyin sınırları ötesinde bir gezinti vb. olarak görünse gerek. Hume öğretilisi Rey, materyalizmi tanımadığından, elbette ki diyalektiği de, diyalektik materyalizm ile metafizik materyalizm arasındaki, Engels'in bu sözcüklere verdiği anlamda, ayrımı da bilmiyor. Bundan ötürü, örneğin, mutlak gerçek ile göreli gerçek arasındaki ilişkiler de tümden gözünden kaçıyor. 

"... 19. yüzyılın bütün ikinci yarısı boyunca dile getirilen geleneksel mekanikçilik eleştirileri, mekanikçiliğin varlık-bilimsel gerçeklik önermesini zayıflatmıştır. Bu eleştiriler üzerine, 19. yüzyıl sonu felsefesinde hemen hemen geleneksel olan fiziğin bir felsefi anlayışı kurulmuştur. Bilim, artık simgesel bir formüller, bir imleme (işaretlerin, belliliklerin, simgelerin yaratılması) yönteminden başka bir şey değildi ve bu imleme yöntemi okullara göre değiştiğinden, kısa zamanda, bunun, imlenmek üzere (simgelemek üzere) önceden biçimlendirilen şeyden başkasını göstermediği anlaşıldı. Bilim, hevesliler için bir sanat, faydacılar için bir sanat haline geldi: haklı olarak, genellikle bilimin olabilirliğinin yadsınması biçiminde yorumlanabilecek görüşler. Doğayı etkilemek için salt bir hile, salt faydacı bir teknik olan bir bilim, kendisini bilim olarak adlandırma hakkına sahip değildir. Bilimin yapay bir eylem aracından başka bir şey olmadığını söylemek, sözcüğün tam anlamıyla bilimi yadsımak demektir. 

"Geleneksel mekanikçiliğin başarısızlığı, ya da daha doğrusu mekanikçiliğin uğramış olduğu eleştiri, bilimin kendisinin  de çöktüğü önermesine yol açtı. Yalnızca ve yalnızca geleneksel mekanikçiliğe bağlı kalmak olanaksız olduğundan, bilimin olanak-dışı olduğu sonucu çıkarıldı." (s. 16-17.) 

Ve yazar şu soruyu soruyor: "Fiziğin bugünkü bunalımı bilimin evriminde geçici ve dışsal bir ara-olay mıdır, yoksa bilim birdenbire olduğu yerde geri dönüyor ve şimdiye kadar izlediği yolu kesin olarak bırakıyor mu? ..." 

"Eğer, tarihte esas olarak kurtarıcılık yapmış olan fiziksel ve kimyasal bilimler, onları ancak teknik bakımdan yararlı reçeteler haline indirgeyen, ama doğa bilgisi açısından bütün özelliklerinden yoksun bırakan bir bunalımla çökecek olursa, sonuç, hem mantık sanatında ve hem de düşünceler tarihinde tam bir devrimi gerekli kılar. Fizik bütün eğitsel değerini yitiriyor; temsil ettiği pozitif bilim anlayışı yanlış ve tehlikeli hale geliyor." Bilim yalnızca pratik reçeteler sunabilir, gerçek bilgiyi değil. "Gerçekliğin bilgisi, aranmalı ve başka araçlarla verilmelidir. ... Kişinin başka bir yol tutturması ve öznel bir sezgiye, gizemli bir gerçeklik duyusuna, tek sözcükle gizeme, yoksun kılındığını sandığı bütün o şeylere dönmesi gerekiyor." (s. 19.) 

Yazar, bir olgucu olarak, böyle bir düşüncenin yanlış olduğuna inanıyor ve fizikteki bunalımı geçici sayıyor. Daha ilerde, Rey'in, Mach, Poincaré ve ortaklarını bu çeşit görüşlerden nasıl arındırdığını göreceğiz. Şimdilik, "bunalım"ı ve önemini saptamakla yetinelim. Rey'in yukarda aktarılan son sözleri, bu bunalımdan hangi gerici unsurların yararlandığını ve bunu derinleştirdiğini çok iyi gösteriyor. Rey, kitabının önsözünde açıkça diyor ki, "19. yüzyıl sonunun inancı ve karşı-anlıkçı (anti-intellectualiste) hareketi, modern fiziğin genel anlayışı üzerine kurulma" eğilimindedir. Fransa'da, inanı, aklın üzerinde bir yere koyanlara inancı (Latince fides'den gelme) deniyor. Karşı-anlıkçılık, aklın haklarını ve iddialarını yadsır. Böylece, felsefe açısından, "modern fizikteki bunalımın" özü, eski fiziğin kendi teorilerine "maddi dünyanın gerçek bilgisi", yani nesnel gerçekliğin bir yansısı olarak bakmasıydı. Oysa, fiziğin yeni akımı, bu teorilerde, pratik bir yararın simgelerini, imlerini, bellilik noktalarını görüyor yalnız, yani bizim zihnimizden bağımsız ve onun yansıttığı nesnel bir gerçekliğin varlığını yadsıyor. Eğer Rey, doğru bir felsefe terminolojisi kullansaydı, şöyle diyecekti: eski fiziğin, bilmeden, farkında olmadan benimsemiş olduğu materyalist bilgi teorisi, yerini, bilinemezci ve idealist bilgi teorisine bırakmıştır, bundan da, idealistlere ve bilinemezcilere karşın, inancılık yararlanıyor. 

Ama Rey, bunalımı oluşturan bu değişmeyi, bütün yeni fizikçiler eski fizikçilerin karşısındaymış gibi sunmuyor. Hayır. Rey, modern fizikçilerin bilgibilimsel eğilimlerine göre üç okula bölündüklerini gösteriyor: erkeci (güççü – énergétique) ya da kavrama okul; fizikçilerin büyük çoğunluğunun hala desteklemekte olduğu mekanikçi ya da yeni-mekanikçi okul; ikisi arasında bulunan eleştirici okul. Mach ve Duhem birinci okuldan; Henri Poincaré ise üçüncüsünden; eski fizikçilerden Kirchhoff, Helmholtz, Thomson (Lord Kelvin), Maxwell ve modern fizikçilerden Larmor ve Lorentz ikinci okuldan. Rey'in şu aşağıdaki sözlerinden bu iki temel eğilim (üçüncü okul, bu ikisi arasında olup, bağımsız değildir) arasındaki öze değgin ayrım açıkça görülebilir. 

"Geleneksel mekanikçilik, maddi bir dünya sistemini oluşturdu." Geleneksel mekanikçiliğin maddenin yapısı öğretisi, "nitel olarak türdeş ve özdeş öğeler"e dayanıyordu; ve öğeler "değişmez ve nüfuz edilemez" vb. olarak görülmeliydi. Fizik, "gerçek malzemeden, gerçek bir harç kullanarak gerçek bir yapı kurdu. Fizikçinin elinde maddi öğeler, onların hareketlerinin nedenleri ve biçimleri, ve onların hareketlerinin gerçek yasaları vardı." (s. 33-38.) "Fiziğin bu görüşlerindeki değişmeler, her şeyden önce teorilerin varlıkbilim-sel özelliklerinin reddinden ve fiziğin görüngübilimsel özelliğinin abartılmış vurgulanmasından ibarettir." Kavramcı teori, "salt soyutlamalar" ile işler ve "madde varsayımını olabildiğince dışta tutan salt soyut bir teori araştırır". "Böylece enerji kavramı, yeni fiziğin altyapısı oluyor. Bunun içindir ki, kavrama fiziğe, hala, daha çok erkeci fizik denilebilmektedir." Her ne kadar bu ad, Mach gibi kavrama fiziğin bir temsilcisine uygulanamazsa da (s. 46). 

Rey'in, erkecilik (énergétique) ile Mach öğretisini birbirine karıştırması, kuşkusuz, tümüyle doğru değildir; kavramlarla olan uyuşmazlığının köklülüğüne karşın, yeni mekanikçi okulun fiziğin görüngüsel görüşüne yaklaşması konusundaki verdiği güvence de tümüyle doğru değildir (s. 48). Rey'in getirdiği yeni terminoloji, sorunu aydınlatacağı yerde bulandırıyor; bununla birlikte, okura fizikteki bunalımın bir "olgucu" tarafından yapılmış yorumunu vermek istediğimizde, bundan kaçınmak olanaksızdır. Aslında, "yeni" okulun eski öğretiye karşı muhalefeti, yukarıda verilmiş olan Kleinpeter'in Helmholtz'u eleştirisiyle, okurun da kendini inandırabileceği gibi, tümüyle çakışmaktadır. Rey, çeşitli fizikçilerin görüşlerini sergileyerek, onların felsefe konusundaki görüşlerinin bütün bulanıklığını ve bütün kararsızlığını dile getiriyor. Çağdaş fizikteki bunalımın özü, eski yasaların ve temel ilkelerin altüst olmasında, zihnin dışında var olan nesnel gerçeğin yadsınmasında, yani idealizmin ve bilinemezciliğin, materyalizmin yerini almasında yatmaktadır. "Madde kayboldu": bu bunalımı yaratmış olan birçok özel sorunlara ilişkin, temel ve ona özgü güçlük işte böyle ifade edilebilir. Şimdi biz de, bu güçlük üzerinde duracağız. 

2. "MADDE KAYBOLDU"