03 Nisan 2016

SON YAZILAR - GAZETECİLERLE KONUŞMALAR- BARIŞ SORUNLARI KONUSUNDA DEMEÇ

Stalin
Son Yazılar 1950-1953

Kısa bir süre önce, bir Pravda muhabiri Stalin yoldaşa dış politika ile ilgili bir dizi sorular sordu. Stalin yoldaşın yanıtlarını aşağıda yayınlıyoruz.

SORU. - İngiliz Başbakanı Attlee'nin Avam Kamarasında verdiği son demecinde, Sovyetler Birliği'nin savaş sonrasında silahsızlanmadığını, yani silahlı kuvvetlerini terhis etmediğini ve o gün bu gün durmadan silahlı kuvvetlerini artırdığını söylemesini nasıl değerlendirirsiniz?

YANIT. - Başbakan Attlee'nin bu demeciyle Sovyetler Birliği'ne iftira ettiği kanısındayım.

Bütün dünya bilmektedir ki, Sovyetler Birliği, savaştan sonra askerlerini terhis etmiştir. Bilindiği gibi terhis üç aşamada yapıldı: birincisi ve ikincisi 1945 yılı süresince, üçüncüsü de Mayıs 1946'dan Eylül 1946'ya kadar tamamlandı. Ayrıca 1946'da ve 1947'de Sovyet ordusunun eski sınıfları terhis edildiler, 1948 başlarında geri kalan bütün öteki eski sınıflar terhis edilmişlerdir.

Bunlar herkesçe bilinmektedir.

Eğer Başbakan Attlee, maliye ya da ekonomi bilimlerinden anlasaydı, hiç bir devletin, ve bu arada da Sovyet devletinin, Volga, Dinyeper, Amuderya nehirleri üzerinde on milyarlarca bütçe yatırımları gerektiren hidroelektrik santrallarmm inşaası gibi dev çalışmalara girişmesi, aynı şekilde on milyarlarca bütçe harcaması gerektiren gündelik tüketim mallarında fiyatların sistemli olarak düşürülmesi politikasını izlemesi, Alman istilâcıları tarafından yıkılan ulusal ekonomimizin kalkınması için yüzlerce milyar yatırım yapılması yanında ve aynı zamanda silahlı kuvvetlerini çoğaltmak ve savaş sanayiini geliştirmek gibi işlere girişmesinin olanaksız olduğunu güçlük çekmeden anlardı. Böyle çılgınca bir politikanın devletin iflâsına yolaçacağını anlamak da güç değildir. Başbakan Attlee, kendilerinin ve ABD'nin deneyimlerinden bilmeliydi ki, bir ülkenin silahlı kuvvetlerini artırması ve silahlanma yarışı, savaş sanayilerinin gelişmesi ile sonuçlanır, bu durumda sivil sanayi kısılır, büyük bayındırlık inşaatları durur, vergiler ve gündelik tüketim mallarının fiyatları artar. Kolayca anlaşılır ki, eğer Sovyetler Birliği, sivil sanayii azaltmıyor ve tersine onu geliştiriyorsa, dev hidroelektrik santrallarının ve sulama şebekelerinin inşaatını kısmıyor ve tersine onları genişletiyorsa, fiyatları düşürme politikasını durdurmuyor ve ama tersine onu devam ettiriyorsa, iflâsı göze almadan, aynı zamanda, savaş sanayimi şişirtemez ve silahlı kuvvetlerini çoğaltamaz.

Ve eğer Başbakan Attlee bütün bu verilere ve bilimsel değerlendirmelere karşın, Sovyetler Birliği'ne ve onun barış politikasına açıkça iftira edilebileceğini düüşünüyorsa, o zaman, bunun mümkün olan tek açıklaması şudur ki, kendisi, Sovyetler Birliği'ne iftira ederek Büyük Britanya İşçi Hükümetinin izlemekte olduğu silahlanma yarışını böylece haklı göstermek yolunu tutabileceğini sandığındandır.

Başbakan Attlee, Sovyetler Birliği hakkında yalan söylemek zorundadır, Sovyetler Birliği'nin barışçı politikasını saldırgan bir politika olarak göstermek ve İngiltere hükümetinin saldırgan politikasını bir barış politikası olarak göstermek zorundadır. Bunu İngiliz halkını aldatmak için, ona Sovyetler Birliği hakkında bu yalanı zorla kabul ettirmek için ve onu, aldatarak Amerika Birleşik Devletleri'nin yönetici çevrelerinin düzenledikleri yeni bir dünya savaşma sürüklemek için yapmaktadır.

Başbakan Attlee barış yanlısı olduğunu öne sürmektedir. Ancak eğer kendisi gerçekten barışa bağlı ise, neden Sovyetler Birliği, Büyük Britanya, Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Fransa arasında bir barış paktının derhal karara alınması hakkındaki Sovyetler Birliği'nin Birleşmiş Milletler Örgütüne yaptığı öneriyi reddetti?

Eğer o, barışa gerçekten bağlı ise, neden Sovyetler Birliği'nin silahların derhal azaltılması ve atom silahının derhal yasak edilmesi için yapmış olduğu önerileri reddetti?

Eğer o, barışa gerçekten bağlı ise, neden Barışseverleri takip ettirmektedir? Neden Barışseverlerin kongresini Büyük Britanya'da yasak etmiştir? Barışın savunulması kampanyası Büyük Britanya'nın güvenliğini tehdit edebilir mi ki?

Apaçıktır ki, Başbakan Attlee barışın sürdürülmesinden değil, yeni bir dünya saldırganlık savaşının patlak vermesinden yanadır.

SORU. - Kore'deki müdahale konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu hareket nasıl sonuçlanabilir?

YANIT. - Eğer Büyük Britanya ve Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Hükümetinin barış önerilerini kesin olarak reddederlerse, Kore savaşı ancak müdahalecilerin yenilgisi ile sonuçlanabilir.

SORU. - Neden? Amerikan ve İngiliz generalleri ve subayları, Çinli ve Koreli general ve subaylardan aşağı mıdırlar?

YANIT, - Hayır, onlardan aşağı değillerdir. Amerikan ve İngiliz generalleri ve subayları başka herhangi bir devletin generallerinden ve subaylarından kesinlikle aşağı değillerdir. Hitler Almanyasına ve militarist Japonya'ya karşı verilen savaşta, Birleşik-Devletler'in ve Büyük Britanya'nın askerleri, bilindiği gibi sınavlarını başarıyla vermişlerdir. Öyleyse sorun nedir? İşte bu askerler, Kore'ye ve Çin'e karşı verilen savaşı haksız buluyorlar; oysa Hitler Almanyasma ve militarist Japonya'ya karşı verilen savaşı tamamen haklı bulmaktaydılar. Ve bu savaş, Amerikan ve İngiliz askerleri arasında son derece tutulmayan bir savaştır.

Gerçekten, Amerikalılar, Tayvan [Formoza] adasını almışlarken, Büyük Britanya'yı ve Amerika'yı tehdit etmeyen Çin'in saldırgan olduğunu, oysa Tayvan adasını alan ve askerlerini ta Çin sınırlarına kadar götüren Amerikalıların savunma halinde olduklarım, bu askerlere inandırmak güçtür. Amerikalıların kendi güvenliklerini Kore topraklarının üzerinde ve Çin sınırlarında savunmak hakkına sahip olduklarını, oysa Çin'in ve Kore'nin kendi toprakları üzerinde ya da devletlerinin sınırlarında kendi güvenliklerini savunmak hakkına sahip olmadıklarını askerlere inandırmak güçtür. İşte, bu savaşın İngiliz-Amerikan askerleri arasında tutulmamasmın nedeni.

Kolayca anlaşılır ki, askerler, kendilerine zorla kabul ettirilen savaşın son derece haksız olduğunu anlıyorlarsa ve bu yüzden cephedeki görevlerini, tamamen şekle bağlı olarak, davalarının doğruluğuna inanmadan ve heyecan duymadan yerine getiriyorlarsa, en tecrübeli generallerin ve subayların yenilgiye uğramaları anlaşılabilir.

SORU. - Birleşmiş Milletler Çin Halk Cumhuriyetini saldırgan ilân eden kararını nasıl değerlendirirsiniz?

YANIT. - Bu kararı utanç verici saymaktayım. Gerçekten, bir Çin toprağı olan Tayvan adasını ellerine geçiren ve Kore'yi ta Çin sınırlarına kadar istilâ eden Amerikalıların savunma durumunda olan taraf olarak ilân edilmesi, oysa sınırlarını savunan ve Amerikalıların işgal ettikleri Tayvan adasını geri almaya uğraşan Çin Halk Cumhuriyetinin saldırgan ilân edilmesi için, vicdanın son kalıntısının kaybedilmiş olması gerekir.

Barışın kalesi olmak için kurulan Birleşmiş Milletler, bir savaş aracı, yeni bir dünya savaşı tezgâhlamak için bir araç haline dönüşmektedir. Birleşmiş Milletlerin saldırgan çekirdeğini on ülke teşkil etmektedir: saldırgan Kuzey-Atlantik Paktı üyeleri (Amerika Birleşik Devletleri, Büyük Britanya, Fransa, Kanada, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, Norveç, İzlanda) ve yirmi Latin Amerika ülkesi (Arjantin, Brezilya, Bolivya, Şili, Kolombiya, Kosta-Rika, Küba, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator, Salvador, Guatemala, Haiti, Honduras, Meksika, Nikaraguay, Panama, Paraguay, Peru, Uruguay, Venezüela). Bu ülkelerin temsilcileri, şimdiki durumda, Birleşmiş Milletlerde savaş ve barışın kaderini ellerinde tutmaktadırlar. Çin Halk Cumhuriyetini saldırgan ilân eden utanç verici kararın Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmesini sağlayan bunlardır.

Birleşmiş Milletlerde durumun karakteristik bir olayı: örneğin ancak iki milyon nüfusu olan küçük Dominik Cumhuriyetinin bu örgütte Hindistan kadar ağırlığı vardır ve Birleşmiş Milletlerde oyu tanınmayan Çin'den çok fazla ağırlığı bulunmaktadır.

Bu şekilde, Birleşmiş Milletler bir saldırı savaşı aracı haline dönüşmektedir ve aynı zamanda eşit hakları olan ulusların dünya örgütü olmaktan çıkmaktadır. Gerçekten, Birleşmiş Milletler bugün bir dünya örgütü olmaktan çok Amerikalıların yararına bir örgüttür, Amerikan saldırganlarının isteğine uygun olarak faaliyette bulunan bir örgüttür. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada yeni bir savaşın patlak vermesini arzulamakla kalmamaktadırlar, üstelik bu yol, yirmi Latin Amerika ülkesi tarafından izlenmektedir, bu ülkelerin toprak sahipleri ve tüccarları Avrupa ya da Asya'nın herhangi bir yerinde yeni bir savaşın arzusu içindedirler, ki savaş halindeki ülkelere ürünlerini fahiş fiyatlarla satabilsinler ve bu kanlı ticaretten milyonlar kaldırsınlar. Latin Amerika'nın yirmi ülkesinin temsilcileri, bugün Amerika Birleşik Devletleri'nin Birleşmiş Milletlerdeki en birleşmiş ve en itaatli ordusunu teşkil ettiği, hiç kimse için bir sır değildir.

Birleşmiş Milletler bunu yapmakla, Cemiyet-i Akvamın pek onurlu olmayan yolunu izlemektedir. Bunu yapmakla saygınlığını yitirmekte ve kendi kendisini çözülmeye mahkûm etmektedir.

SORU. - Yeni bir dünya savaşını kaçınılmaz sayar mısınız?

YANIT. - Hayır. Hiç olmazsa şimdilik kaçınılmaz sayılamaz.

Kuşku yok ki, yeni bir savaşa susamış güçler, Amerika Birleşik Devletleri'nde, Büyük Britanya'da ve Fransa'da mevcut bulunmaktadır. Bunlar aşırı kârlar sağlamak,  başka ülkeleri soymak için bir savaşa gereksinme duyarlar. Savaşı dev kârlar getiren bir gelir bölümü sayanlar, milyonerler ve milyarderlerdir.

Karşı-devrimci hükümetleri ellerinde tutan ve onları yöneten saldırgan güçler bunlardır. Ama aynı zamanda, bunlar, yeni bir savaş istemeyen ve barışın devamından yana olan kendi halklarından korkmaktadırlar. Bundan dolayı halklarını bir yalan örtüsü ile sarmalamak, onları aldatmak ve yeni bir savaşı bir savunma savaşı olarak gösterip barışçı devletlerin politikasını saldırgan bir politika olarak göstermek için karşı-devrimci hükümetleri kullanmaya uğraşmaktadırlar. Kendilerine saldırma planlarını kabul ettirtmek ve onları yeni bir savaşa sürüklemek için halklarını aldatmaya uğraşmaktadırlar.

İşte özellikle bundandır ki, barışı savunma kampanyasından korkmaktadırlar, bu kampanyanın karşı-devrimci hükümetlerin saldırgan niyetlerini açığa çıkartmasından çekinmektedirler.

Özellikle bu yüzdendir ki, Sovyetler Birliği'nin bir Barış Paktı kabul edilmesi ile ilgili, silahların azaltılmasını, atom silahının yasak edilmesini öngören önerilerini başarısızlığa uğrattılar; korkuları, bu önerilerin kabul edilmesiyle karşı-devrimci hükümetlerin saldırgan girişimlerinin suya düşmesi ve silahlanma yarışının yararsız hale gelmesiydi.

Saldırgan güçler ile barışa âşık güçler arasındaki bu savaşım nasıl sonuçlanacak?

Halklar barışın sürdürülmesi davasını kendi ellerine alırlarsa ve onu sonuna kadar savunurlarsa, barış sürdürülür ve pekleşir. Savaş suçluları, halk yığınlarını yalanlarla sarmalayabilir, ve onları yeni bir dünya savaşına razı edebilir ve sürükleyebilirse, savaş kaçınılmaz olabilir.

Bu nedenledir ki, barışın devamı için yapılan geniş kampanya, savaş suçlularının canice tertiplerini ortaya çıkartma aracı olarak bugün en büyük bir önceliği olan bir önem taşımaktadır.

Sovyetler Birliği'ne gelince, o, dün olduğu gibi yarın da savaşı önlemeye ve barışı sürdürmeye yönelmiş bir politikayı bükülmez bir şekilde yürütmeye devam edecektir.


17 Şubat 1951


ATOM SİLAHI KONUSUNDA BİR PRAVDA MUHABİRİNE VERİLEN YANITLAR


SORU. - Sovyetler Birliği'nde bir atom bombasının denenmesi dolayısıyla bugünlerde yabancı basında kopan gürültü hakkında ne düşünürsünüz?

YANIT. - Gerçekten, yakında, bizde, atom bombası tiplerinden bir tanesinin deneyi yapılmıştır. Ülkemizin saldırgan İngiliz-Amerikan bloku tarafından hücuma uğramasına karşı hazırlanan savunma planı uyarınca gelecekte de çeşitli çapta atom bombalarının deneyleri sürdürülecektir.

SORU. - Amerika Birleşik Devletleri'nde çeşitli yetkililer, bir atom bombasının deneyinin yapılması yüzünden alarm çalıyorlar ve Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenliğinin tehlikeye girdiğini söylüyorlar. Bu alarm herhangi bir esasa dayanıyor mu?

YANIT. - Bu alarm, her türlü esastan yoksundur.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yetkililer, Sovyetler Birliği'nin, atom bombasının kullanılışının aleyhinde olmakla kalmayıp onun yasak edilişinden, yapımının durdurulmasından yana olduğunu bilmemezlikten gelemezler. Bilindiği gibi Sovyetler Birliği atom silahının yasaklanmasını birçok kez talep etmiştir, ama her keresinde, Atlantik Bloku Devletleri bunu reddetmiştir. Bunun anlamı şudur ki, Amerika Birleşik Devletleri, ülkemize karşı saldırıya geçtiği takdirde Amerika Birleşik Devletleri'nin yönetici çevreleri atom bombasını kullanacaklardır. Sovyetler Birliği'ni atom silahına sahip olmaya zorlayan, özellikle bu durum olmuştur; saldırganı, olanaklarımızın zirvesinde karşılamak için bu yola gidilmiştir.

Elbette, saldırganlar, bir saldırıya geçtikleri takdirde, Sovyetler Birliği'nin kendilerine karşı silahsız bulunmasını isterler. Ancak Sovyetler Birliği bu kanıda değildir ve saldırganı olanaklarının zirvesinde karşılamak gerektiğini düşünmektedir.

Böyle olunca, eğer Birleşik-Devletler, Sovyetler Bir-liği'ne saldırmak niyetinde değilse, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yetkililerin alarmına, nedeni olmayan ve yapmacık bir alarm gözüyle bakmalıyız; çünkü Sovyetler Birliği, ne Amerika Birleşik Devletleri'ne ve ne de herhangi başka bir ülkeye hiç bir zaman saldırmak niyetinde değildir.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yetkililer, atom silahının sırrının yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'-nin elinde olmayıp aynı zamanda başka ülkelerin ve özellikle Sovyetler Birliği'nin elinde olmasından hoşnut değildirler. Onlar isterler ki, Amerika Birleşik Devletleri atom bombasının üretiminin tekeline sahip bulunsun, Amerika Birleşik Devletleri öteki ülkeleri yıldırmak ve onlara karşı şantaj yapmak olanaklarına sınırsızca sahip olsun. Ama, aslında, böyle düşünmeye ne hakları ve ne de herhangi bir nedenleri vardır. Barışın korunması böyle bir tekeli gerektiriyor mu? Bunun tersinin doğru olduğunu, önce bu tekelin tasfiye edilişinin ve sonra da atom silahının kesin olarak yasaklanışının, özellikle barışın korunması gereği olduğunu söylemek daha doğru olmaz mı? Düşünceme göre, atom bombası yanlıları, ancak onun tekeline artık sahip olmadıklarını gördükleri zaman, bu silahın yasaklanmasına rıza gösterebileceklerdir.

SORU. - Atom silahının uluslararası denetimi konusunda ne düşünürsünüz?

YANIT. - Sovyetler Birliği, atom silahının yasak edilmesinden ve üretiminin durdurulmasından yanadır. Sovyetler Birliği atom silahının yasak edilmesinin, bu silahın üretiminin durdurulmasının ve şimdiye kadar imal edilmiş bulunan atom bombalarının yalnızca sivil amaçlarla kullanılışının, en titiz ve özenli şekilde gözetilmesi için atom silahının yasaklanması kararının uluslararası bir denetime bağlanmasından yanadır. Sovyetler Birliği, özellikle böyle uluslararası bir denetimden yanadır.

Amerikalı yetkililer de "denetim"den sözetmektedirler, ancak onların "denetim"leri atom silahının üretiminin durdurulması anlamına değil, şu ya da bu ülkenin sahip bulunduğu hammadde miktarına uygun gelecek miktarda üretiminin sürdürülmesini öngörme anlamındadır. Bu yüzden Amerikan "denetimi", atom silahının yasaklanışını değil, onun yasallaşmasını ve meşrulaşmasını kapsamaktadır. Böyle yapılmakla savaş kırkırtıcılarının atom silahı aracılığıyla onbinlerce ve yüzbinlerce masum insanı yoketmesi hakkı yasallaşmış olmaktadır. Bunun bir denetim değil, denetimin soytarılaşması olduğunu kavramak güç değildir, bu, halkların barışçı dileklerini oyuna getirmektir. Bu "denetim", barışa bağlı bulunan, atom silahının yasaklanmasını ve yapımının durdurulmasını isteyen halkları hoşnut edecek nitelikte değildir.

6 Ekim 1951


AMERİKAN GAZETELERİ BAŞYAZARLARINDAN BİR GRUBUN SORULARINA 
VERİLEN YANITLAR

SORU. - Üçüncü bir dünya savaşı bugün için mi daha yakındır, iki ya da üç yıl önce mi daha yakındı? YANIT. - Hayır, [yakın] değildir. SORU. - Büyük devletlerin liderlerinin buluşmasının yararı olur mu?

YANIT. - Yararlı olması mümkün olabilirdi.

SORU. - Almanya'nın birleşmesinin bugün için uygun olduğunu düşünüyor musunuz?

YANIT. - Evet, öyle olduğunu düşünüyorum.

SORU. - Kapitalizm ile komünizmin birarada yaşaması hangi temel üzerinde mümkündür?

YANIT. - Eğer karşılıklı olarak elbirliği etmek isteği bulunuyorsa, eğer yapılan sözleşmeleri yerine getirmeye hazır olunursa, eğer başka devletlerin içişlerine karışmamazlık ve eşitlik ilkeleri uygulanırsa, kapitalizm ile komünizm arasında barış içinde birarada yaşama pekâlâ mümkündür.

2 Nisan 1952



JAMES RESTON'UN SORULARINA YANIT 
NEW-YORK TİMES GAZETESİ DİPLOMASİ MUHABİRİ J. RESTON'DAN 
21 ARALIK 1952 GÜNÜ ALINAN SORULARA YANIT


SORU. - Yeni yılın yaklaştığı ve Birleşik-Devletler'de yeni bir yönetimin iktidara geldiği sırada, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin ve Birleşik-Devletler'in gelecekteki yıllarda barış içinde yaşayabileceklerine ilişkin kanınızı koruyor musunuz?

YANIT. - Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasında bir savaşın kaçınılmaz olamayacağına ve ülkelerimizin barış içinde yaşamaya devam edebileceklerine inanmaya devam ediyorum.

SORU. - Sizin kanınıza göre bugünkü uluslararası gerilim kaynakları nerede bulunmaktadır?

YANIT. - Sovyetler Birliği'ne karşı güdülen "soğuk savaş" politikasının saldırgan eylemlerinin belirdiği her yerde ve her şeyde.

SORU. - Uluslararası bir yumuşamanın sağlanması amacıyla, sizinle general Eisenhower arasında bir karşılaşmanın olanaklarını incelemek üzere, yeni Eisenhower yönetiminin temsilcileri ile diplomatik konuşmaların yapılmasından yana olur musunuz?

YANIT. - Böyle bir öneriye karşı tutumum olumludur.

SORU. - Kore savaşına son vermek amacıyla olan her yeni diplomatik hareketle işbirliği yapar mısınız?

YANIT. - İşbirliği konusunda aynı fikirdeyim, çünkü, SSCB, Kore'de savaşın sona ermesiyle ilgilenmektedir.


21 Aralık 1952