23 Ekim 2017

Dünya ölçeğinde sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi süreçlerinin yeniden üretimi

En önemli iki kapitalist gelişme süreci, sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesidir. Bunlar sıkça karıştırılan ancak birbirinden ayırdedilmesi gereken süreçlerdir. Marx bu iki kavramı şöyle tanımla­ maktadır: 

Her tekil sermaye, az ya da çok sayıda işçiyi idare eden üretim araçları­ nın az ya da çok yoğunlaşmasıdır. Her birikim, yeni birikimin aracı haline gelir. Sermaye işlevini gören servet kütlesi arttıkça, bu servet tekil kapitalist­ lerin ellerinde giderek yoğunlaşır. Bu ise geniş ölçekli üretimin ve spesifik kapitalist üretim metotlarının temellerini genişletir. Tekil sermayelerin geliş­ mesi sosyal sermayenin gelişmesini etkiler... Direkt olarak birikime dayanan veya, daha ziyade, birikimle özdeş olan bu yoğunlaşmayı iki husus karakterize eder. Birincisi, sosyal üretim araçlarının, tekil sermayenin elinde giderek artan ölçüde yoğunlaşması, diğer şeyler değişmezken, sosyal servetin ölçüsü çerçevesinde sınırlandırılmıştır. İkinci olarak, her üretim safhasında yer alan sosyal sermayenin her bir kısmı, birbirleriyle rekabet eden bağımsız emtia üreticileri olan kapitalistlerin arasında dağılmıştır. 

Sosyal sermayenin tekil kapitalistler arasında parçalanması veya parça­ larının birbiriyle e l değiştirmesine sermayenin çekici gücü karşı koyar. Bu son durum basitçe üretim araçlarının yoğunlaşması ve birikimle özdeş olan emek üzerindeki kumanda gücü değildir. Bu halihazırda şekillenmiş serma­ yenin yoğunlaşması, tekil bağımsızlıklarının yıkımı, kapitalistin kapitalist tarafından mülkünden edilmesi, çok sayıda küçük sermayenin birkaç büyük sermaye haline dönüşmesidir. Mevcut ve çalışan sermayenin dağılımında değişiklikten başka bir şeyi içermeyen bu süreç, basit birikim sürecinden ayrılmalıdır. Sermaye tek elde derneşir, zira benim elimden alınmıştır. Bura­ da. birikim ve yoğunlaşmayla çelişen gerçek merkezileşme söz konusudur'. 

Özetle yoğunlaşmadan, sermayenin ürettiği artı değerin kapitalizas- yonuyla sermayenin artışını, merkezileşmeden, daha geniş bir büyüklüğü oluşturacak tekil sermaye birikimlerinin bir araya gelmesini anlıyoruz. Sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi gelişmenin çeşitli safhala­ rından geçer, yine yoğunlaşma ve merkezileşme birbirini etkiler. Serma­ yenin büyük ölçüde yoğunlaşması küçük ölçekli işletmelerin büyük öl­ çekli işletmeler tarafından massedilmesin! hızlandırır. Bunun aksine, merkezileşme tekil sermaye birimlerini arttırır ve yoğunlaşma sürecini hızlandırır. 

Yoğunlaşma sürecindeki ilk şekil tekil bir işletmede sermayenin yo­ ğunlaşmasıdır. Bu şekil ondokuzuncu yüzyılın son çeyreğine kadar ege­ menliğini sürdürmüştür. Sosyal sermayenin birikimi burada birbirlerine rakip olan tekil müteşebbislerin sermaye birikimi olarak ifade edilmiştir. Çok sayıda tekil müteşebbisin sermayesinin kullanımını mümkün hale getiren ve tekil işletme sahipliği ilkesini radikal bir şekilde çürüten ano­ nim şirketlerin gelişimi, büyük tekelci müteşebbis birlikleri için gerekli koşulları yarattı. Sermayenin yoğunlaşması burada yeni bir biçime yani tröstlerde yoğunlaşm aya dönüştü. Sermaye birikimi tekil üreticilerin sermayelerini arttırmadı ve müteşebbis örgütlerin sermayelerini artıran araç haline dönüştü. Birikim temposu olağanüstü arttı. Az sayıdaki kapi­ talistin ihtiyacını çok aşan çok büyük artı değer kütlesi yeni bir çevrime başlanılması için sermayeye dönüştü. Fakat böylesi bir durumda bile gelişme durmadı. Tekil üretim kolları çeşitli yollarla bir araya gelerek tek bir kollektif vücut haline gelirler ve geniş ölçekte örgütlenirler. Finanskapital tüm ülkeyi demir kıskacı içine alır. “Ulusal ekonomi” pay­ daşları, mali gruplar ve devletten oluşan dev bir birleşmiş tröst haline gelir. Bu gibi oluşumlara kapitalist devlet tröstleri adını veriyoruz. Kapi­ talist devlet tröstleri tabii ki, tröst kelimesinin ifade ettiği gerçek çerçeve­ sinde, tröst yapısıyla özdeş tutulamaz. Kelimenin tam anlamıyla tröst daha merkezileşmiş ve daha ”z anarşik bir örgüt yapısıdır. Bununla bera­ ber, belli bir dereceye kadar, özellikle kapitalizm öncesi safhayla karşı­ laştırıldığında, ekonomik olarak gelişmiş ülkeler büyük tröst benzeri örgütler veya kapitalist devlet tröstleri olarak ifade ettiğimiz şekilde gö­ rülmesi gereken hale gelirler. Böylelikle kapitalist devlet tröstlerinde sermayenin yoğunlaşmasını daha geniş bir sosyo-ekonomik varlığın, dünya ekonomisinin tamamlayıcı parçaları olarak görebiliriz. 

İlk iktisatçıların, “ülke içindeki sermaye birikiminden” söz ettikleri doğrudur. Bu husus Adam Smith’in temel eserinin adından da görüldüğü gibi, tercih ettikleri konulardan biridir. Bununla beraber, bu ifadenin o devirde farklı bir anlamı vardı. “ Ulusal ekonomi” veya “ ülke ekonomisi” hiç bir şekilde günümüzün en önde gelen kapitalist ülkelerine uyan bir şekil olan kollektif bir kapitalist işletmeyi yani tek bir dev birleşmiş tröstü ifade etmez. 

Yoğunlaşma şekillerindeki değişmelere paralel olarak merkezileşme şekillerinde de değişme ortaya çıktı. Nerede tekil işletme sahipliği varsa, orada tekil kapitalistler arasında rekabetçi mücadele söz konusu olur. O zamanlar “ulusal ekonomi” ve “dünya ekonomisi”, meta dolaşımıyla birbirine karşılıklı olarak bağlanmış ve temelde “ ulusal” sınırlar içinde birbiriyle rekabet eden çok küçük birimlerin oluşturduğu toplamdı. Mer­ kezileşme süreci tekil olarak sahip olunan büyük ölçekli işletmelerin gelişmesini ve küçük kapitalistlerin büyüklerce yutulmasını içerir. Büyük ölçekli işletmelerin gelişmesiyle birlikte yaygın rekabet eğilimi (belli sınırlar içinde) giderek daha da azaldı. Rakiplerin sayısı merkezileşmenin gelişmesiyle birlikte azaldı. Diğer taraftan, rekabetin yoğunluğu büyük ölçüde arttı. Çünkü az sayıdaki büyük işletmeler, piyasaya önceki dönem­ lerle kıyas kabul etmeyecek ölçüde meta sürmeye başmamıştı. Sermaye­ nin yoğunlaşması ve merkezileşmesi, tröstlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Rekabet çok arttı. Tekil olarak sahip olunan işletmelerin çoğu bir- birleriyle rekabet ettiklerinde, komplike ve büyük ölçüde hesaplı politika izleyen dev kapitalist birlikler arasında çok zorlu bir rekabet ortaya çıktı. Daha sonra, rekabetin tüm üretim dallarında durma zamanı gelmiştir. Fakat artı değerin değişik birlikler arasında dağılımı daha da sertleşir. Hammadde üreten birliklere karşı mamul mal üreten örgütler ortaya çıkar, ya da tersi. Merkezileşme süreci adım adım ilerler. Sanayi ve bankacılık sendikalarındaki birleşmeler tüm “ ulusal” üretimi bir araya getirir. Bu birlik konfederasyon olarak gerçekleşir ve kapitalist devlet tröstleri haline gelir. Rekabet zirveye ulaşır. Dünya pazarında rekabet, şimdi kapitalist devlet tröstleri arasındadır. “ Ulusal” ekonomilerin sınırları içindeki reka­ bet, daha önceki hiç bir çağda mümkün olmayan ölçülerde bu sınırların dışına taşmak üzere şimdilik minimuma inmiştir. Daha önceleri “ ulusal ekonomiler” yani bunların hakim sınıfları arasında tabii ki rekabet olmuş­ tur. Bununla beraber, bu rekabet tümüyle farklı yapıdaydı. Çünkü bu “ulusal ekonomilerin” iç yapman tümüyle birbirinden farklıydı. “ Ulusal ekonomi” dünya pazarında alışılmamış ekonomik güçlerle donanmış homojen organize bir bütün olarak ortaya çıkmamıştır. Bu ekonominin içinde tamamıyla serbest rekabet hakimdi. Diğer taraftan, dünya pazarın­ daki rekabet oldukça zayıftı. Çekim merkezi, dünya “uluslar” turnuvasın­ da çok büyük savaş kapasitesine sahip dev, birleşmiş ve örgütlü ekonomi­ ler arasındaki rekabete kaydığında, tüm bunların hepsi fınanskapital ça­ ğında farklı görünüyor. Rekabetin buradaki düzeyi mümkün olan en bü­ yük ölçeğe doğru gelişme göstermekte, bu gelişmeyle birlikte bir değişme ortaya çıkmakta ve sermayenin merkezileşmesi sürecinde daha bir üst safhaya kaymaktadır. Küçük sermaye birimlerinin büyüklerce yutulması, zayıf tröstlerin yok edilmesi ve hatta büyük tröstlerin daha büyük tröstler- ce yutulması daha geri plana düşmekte ve kendi ekonomik yapılarından zorla koparılmış ve muzaffer “ulusal” ekonomik sistemine dahil edilmiş tüm ülkelerin yutulmasıyla karşılaştırıldığında basit bir şey olduğu gö­ rülmektedir. Emperyalist ilhak, sadece sermayenin merkezileşmesine doğru bir genel kapitalist eğilimdir. Öyle ki merkezileşmesi maksimum ölçektedir ve bu da kapitalist devlet tröstlerinin rekabetine tekabül eder. Bu mücadelenin yeri dünya ekonomisidir. Ekonomik ve politik sınırları dünya tröstü yani dünyayı asimile eden zafer kazanmış ülkelerin fınanskapitaline saygılı tek bir dünya devletidir. Böylesi bir ideal önceki çağlarda bile en keskin zekaya sahip olanların dahi düşünemeyecekleri bir hayaldi. 

İki tür merkezileşmeden söz edilebilir. Birincisi, bir ekonomik birimin kendi benzerini ele geçirdiği durum ve İkincisi dikey merkezileşme ola­ rak adlandırabileceğimiz ve bir ekonomik birimin kendinden farklı “ bir ekonomik birimi ele geçirdiği durum”. İkinci durumda, “ekonomik ta­ mamlayıcı” veya kombinasyon vardır. Rekabet ve sermayenin merkezi­ leşmesinin dünya ölçeğinde yenidenüretildiği günümüz de, bu iki tip merkezileşmeyi görüyoruz. Bir ülke, bir kapitalist devlet tröste, aşağı yukarı aynı ekonomik yapıya sahip ve fakat daha zayıf bir başka ülkeyi ele geçirdiğinde, sermayenin yatay merkezileşmesinden söz edebiliriz. Bununla birlikte, kapitalist devlet tröstü ekonomik olarak tamamlayıcı bir birimi, örneğin bir tarım ülkesini ilhak ettiğinde karma bir ekonomik birim oluşumu var demektir. Esas olarak, “ ulusal ekonomilerin” sınırları içinde burada da aynı çelişkiler aynı güçler söz konusudur. Daha spesifik olmak gerekirse, hammadde fiyatlarındaki artış karma işletmelerin sayı­ sını arttırır. Böylece mücadelenin daha yüksek bir aşamasında çeşitli dallar arasında fakat özellikle geniş ölçekli olarak aynı çelişkiler yeniden yaratılır. 

Modem dünya ekonomisinin fiili gelişme süreci bu her iki merkezi­ leşme şeklini de yaşamıştır. Belçika’nın Almanya’nın boyunduruğu altına girmesi yatay emperyalist ilhaka örnektir. Mısır’ın Ingiltere’nin boyundu­ ruğu altına girmesi ise dikey ilhaka bir örnek teşkil eder. Bununla bera­ ber, emperyalizmi sadece koloni fetihlerine indirgemek alışılagelmiş bir husustur. Tamamıyla hatalı olan bu kavram önceden bir dereceye kadar haklı görülebiliyordu. Haklı görülmesindeki gerçek ise, burjuvazinin çok az direnç gösteren işgal edilmemiş toprakları boyunduruğu altına alarak topraklarını genişletme eğilimi içinde olmasıydı. Bununla beraber bugün iş, esaslı bir şekilde yeniden paylaşıma doğru gitmekte. Devletin sınırları içinde tröstler nasıl ki “ üçüncü kişilerin“ yani kendi dışında kalanların mahvedilmesi pahasına birbirleriyle rekabet ederler ve ara grupları yok ettikten sonra nasıl ki birbirleriyle vahşice mücadele ederler, devlet kapi­ talist tröstleri arasındaki rekabetçi mücadele de işgal edilmemiş boş top­ raklar için yapılır, öncelikle işgal hakkı, daha sonra iş kolonilerin yeni­ den paylaşımına gelir ve sonuçta mücadele daha da yoğunlaştığında ana­ vatanın da yeniden paylaşımı sürecin içine girer. Burada da gelişme, yine en az güç harcayarak amaca yönelmeyi ister. Zayıf kapitalist devlet tröst­ leri yeryüzünden kalkacaktır. Bu, kapitalist üretimin genel yasasıdır ve sadece üretimin kendisinin ortadan kalkmasıyla yok olur. 

N Buharin