25 Ağustos 2019

Lenin Silahsızlanma üzerine

Silahsızlanma
Lenin
Sbornik Sotsial-Demokrata No. 2, Aralık 1916.
Toplu Eserler,Volume 23, Sayfa 94-104.

Bugünki savaşta çoğunlukla küçük ve savaşa dahil olmayan bir dizi ülkelerde - örneğin İsveç, Norveç, Hollanda ve İsviçrede -eski  sosyal-demokratik asgari programın “milis” ya da “silahlı ulus” talebinin yerine yeni bir talep konulması üzerine sesler var; “silahsızlanma“. Gençlik Enternasyonal organı, 
Jugend-Internationale 3üncü sayısında silahsızlanma lehinde bir başyazı yayınladı. R. Grimm'in İsveç Sosyal Demokrat Parti Kongresi için askeri sorun üzerine hazırladığı tezde  “silahsızlanma” fikrine ödün verildiğini görüyoruz.İsveç dergisi  Neues Leben (Yeni hayat) da Roland-Hoist, bir yandan göstermelik bir şekilde iki talep arasında bir uzlaşma yı savunurken, gerçekte aynı ödünü vermekte. Enternasyonal Sol un organı Vorbote (The Herald) ın ikinci sayısı Hollandalı marksist Vijnkoop tarafından eski silahlı-ulus u savunan bir makalesini yayınladı. İskandinav Solu, aşağıda yayınlanan yazıdanda görüleceği gibi, "silahsızlanma" yı kabul ediyor, gerçi kimi zaman bunun pasifist unsuru taşıdığını kabul ederek. 

Gelin silahsızlanma savunucularının konumunu yakından inceleyelim.
I

Her ne kadarda açıkça belirtilmese de, silahsızlanma lehine ileri sürülen temel önerilerden birisi şu; biz savaşa , genel olarak bütün savaşlara 
karşıyız ve ve silahsızlanma talep ediyoruz bakış açısı en belirgin, açık ve kesin bir şekilde  ifade edilmesidir.

Bu fikrin safsatalığını, okuyucuya gönderi yaptığımız Junius broşürünün değerlendirilmesinde gösterdik. Sosyalistler, sosyalistlikten vazgeçmeden genel olarak bütün savaşlara karşı olamazlar. Şimdiki emperyalist savaş nedeniyle gözlerimizin köreltilmesine müsaade edemeyiz. Böylesine büyük güçler arasındaki savaşlar emperyalist çağın özelliğidir; ancak örneğin baskı altında olan ulusların baskı yapanlara karşı, baskıdan kurtulmak için verdiği demokratik savaşlar ve ayaklanmalar  hiç bir şekilde imkansız değildir. Proletaryanın burjuvaziye karşı sosyalizm için iç savaşı kaçınılmazdır. Savaşlar sosyalizmin zafer kazandığı bir ülke ile diğer, burjuva ya da gerici ülkeler arasında olasılık içindedir. 

Silahsızlanma, sosyalizm için idealdir. Sosyalist toplumda savaşlar olmayacak; sonuç olarak, silahsızlanma sağlanacaktır. Ancak kim sosyalizmin toplumsal bir devrim  ve proletaryanın diktatörlüğü olmadan gerçekleşeceğini bekliyorsa, o sosyalist değildir. Diktatörlük, doğrudan şiddete dayalı devlet gücüdür. Ve Yirminci yüzyılda da - genel olarak medeniyet çağında olduğu gibi - şiddet, ne yumruk ne de sopa değil, asker anlamına gelir. Programa “silahsızlanma” koymak " Silah kullanımına karşıyız" genel açıklamasını yapmakla eş değerdir.  Şiddete karşıyız! diyeceksek, bunda olabilecek en az Marksizm vardır.

Bu konuyla ilgili uluslararası tartışmanın, yalnızca olmasa da, esas olarak Alman dilinde yapıldığı gözlemlenmelidir. Bununla birlikte, Almanlar, aralarındaki farkın Rusça'da kolayca kavranamayan iki kelime kullanırlar. Birincisi, kesinlikle konuşursak, “silahsızlanma” anlamına gelir ve örneğin Kautsky ve Kautskyciler tarafından  silahların azaltılması anlamında kullanılır. Diğeri , kesinlikle konuşursak, “silahsızlanma” anlamına gelir ve esas olarak Sollar tarafından militarizmi, bütün militarist sistemleri ortadan kaldırmak anlamında kullanılır. Bu makalede, bazı devrimci Sosyal-Demokratlar arasında güncel olan ikinci talepten bahsediyoruz.

Kautskici emperyalist büyük güçlerin mevcut hükümetlerine yönelik “silahsızlanma”, savunusu, en kaba oportunizmdir, bu duygusal Kautskicilerin “iyi niyetlerine” rağmen aslında işçileri devrimci mücadeleden uzaklaştırmaya hizmet eden burjuva pasifizmidir. Çünki bu savunuculuk, işçilere emperyalist güçlerin mevcut burjuva hükümetlerinin binlerce mali sermaye bağları ve yüzlerce ilgili ( emperyalist savaşın yolunu hazırlayan yağmacı, ganimet anlaşmaları gibi) gizli anlaşmalar  tarafından bağlanmadığı fikrini aşılamanın yollarını arıyor.

II

Silah kullanmayı, silah edinmeyi öğrenmeye çabalamayan ezilen bir sınıf, sadece köleler gibi davranılmayı hak eder. Burjuva pasifistleri ya da oportünist olmadıkça,  sınıflı bir toplumda yaşadığımızı, bu toplumdan kurtulmanın tek bir çıkar yolu olduğunu, bunun da ancak sınıf savaşımı olduğunu unutamayız

İster kölelik temelinde, veya şu anda olduğu gibi ücretli emeğe dayalı olan her sınıflı toplumda, baskı yapan sınıf her zaman silahlıdır. Sadece modern sürekli ordu değil, hatta modern milisler bile - ve hatta en demokratik burjuva cumhuriyeti İsviçre de bile - proletaryaya karşı silahlı burjuvaziyi temsil eder. Bu, üzerinde durmayı hiç gerektirmeyen çok basit bir gerçektir. İstisnasız bütün kapitalist ülkelerde (cumhuriyetçi-demokratik milisler dahil) grevcilere karşı kullanıldığını hatırlatmak yeterlidir. Proletaryaya karşı silahlanmış bir burjuvazi, modern kapitalist toplumun en büyük, temel ve önemli gerçeklerinden birisidir.

Ve bu gerçek karşısında, devrimci Sosyal-Demokratlar “silahsızlanma” talep etmeye çağrılıyor! Bu, sınıf mücadelesi bakış açısını tamamen terk etmek, tüm devrim düşüncesinden vazgeçmekle eşdeğerdir. Bizim sloganımız şöyle olmalı: burjuvaziyi mülksüzleştirmek, yenmek ve silahsızlandırmak için proletaryanın silahlandırılması. Bunlar, devrimci bir sınıf için mümkün olan tek taktiklerdir, kapitalist militarizmin bütün nesnel gelişimini mantıklı bir şekilde takip eden ve onu dikte eden taktiklerdir. Proletarya sadece burjuvazinin silahsızlandırılmasının ardından, dünya tarihi misyonuna ihanet etmeden tüm silahlanmaları hurdalığa atabilecektir. Ve proletarya kuşkusuz ki bunu yapacaktır, ancak bu koşul yerine getirildiği zaman, kesinlikle daha önce değil.

Mevcut savaş gerici Hristiyan sosyalistler ile sızlayan küçük burjuvazi arasında, sadece dehşet ve korku, sadece tüm silah kullanımından kaçınma, kan dökmeye, ölüme, vb. yol açtığında şunu söylemeliyiz: kapitalist toplum her zaman sonu olmayan bir dehşettir ve dehşet olmuştur.  Ve eğer bütün savaşların en gerici olanı, şimdi bu topluma dehşet içinde bir son vermeye hazırlanıyorsa, umutsuzluğa düşmek için hiçbir nedenimiz yoktur. Ancak silahsızlanma “talebi” veya daha doğrusu silahsızlanma rüyası, nesnel olarak, herkesin görebileceği gibi, burjuvazinin kendisinin tek meşru ve devrimci savaşın-emperyalist burjuvaziye karşı sivil savaşın yolunu açtığı bir zamanda umutsuzluk ifadesinden başka bir şey değildir. 

Bazıları buna yaşamdan kopmuş bir teori diyebilir, ancak onlara iki dünya tarihi gerçeklerini hatırlatalım: bir yandan tröstlerin rolü ve sanayide kadınların kullanılması, diğer yandan, 1871 Paris komünü,  Rusyada 1905 Ocak  ayaklanması.

Burjuvazi, tröstleri teşvik etmeyi, kadınları ve çocukları fabrikalara çekmeyi, onları yolsuzluğa ve acıya maruz bırakmayı, aşırı yoksulluğa mahkum etmeyi kendisine görev haline getirir. Biz böyle bir gelişmeyi “talep etmeyiz”, “desteklemeyiz”. Biz onunla savaşırız. Ama nasıl savaşırız? Sanayi tröstlerinin ve kadınların çalıştırılmasının ilerici olduğunu açıklıyoruz. Biz el-işi sistemine, tekelci-kapitalizm öncesine, kadınların ev angaryasına  dönülmesini istemiyoruz. Tröstleri ve benzeri kuruluşları geride bırakarak, sosyalizme doğru ileri!

Bu argüman nesnel gelişmeyi hesaba katar ve gerekli değişikliklerle birlikte nüfusun şimdiki militarizasyonu için de geçerlidir. Bugün emperyalist burjuvazi , gençleri olduğu kadar yetişkinleri de militarize ediyor; yarın kadınları da militarize etmeye başlayabilir. Bizim tavrımız şu olmalı:  daha da iyi! Tam gaz ileri! Çünkü ne kadar hızlı hareket edersek, kapitalizme karşı silahlı ayaklanmaya o kadar yakın olacağız. Eğer Sosyal-Demokratlar, Paris Komünü örneğini unutmamışlarsa, gençliğin militarizasyonundan, vb. korkmalarına nasıl yol açabiliyorlar ? Bu “cansız bir teori” veya bir rüya değildir. Bu bir gerçektir. Eğer  tüm bu var olan ekonomik ve politik gerçeklere rağmen, Sosyal-Demokratların emperyalist çağın ve emperyalist savaşların kaçınılmaz olarak bu tür gerçeklerin tekrarını getireceğinden şüphe etmeye başlaması gerçekten üzücü bir durum olacaktır.

Mayıs 1871'de  Paris Komünü'nün bir burjuva gözlemcisi bir İngiliz gazetesine şunu yazıyor: “eğer Fransız milleti tamamen kadınlardan oluşsaydı, ne müthiş bir millet olurdu!” Paris Komünü'nde kadınlar ve genç yaştaki çocuklar  erkeklerle yan yana savaştılar. Burjuvazinin devrilmesi için gelecek savaşlarda bundan farklı olmayacak. Proleter kadınlar  zira zayıf silahlı veya silahsız işçilerin burjuvazinin iyi silahlı kuvvetleri tarafından kurşunlanmasına pasif seyirci olarak kalmayacaklar. 1871’de olduğu gibi silahları ellerine alacaklar, ve bugünün sindirilmiş uluslarından - ya da daha doğrusu, hükümetlerinkinden daha fazla oportünistler tarafından dağınık hale getirilmiş bugünkü işçi hareketinden,- er ya da geç kuşkusuz, , fakat tam bir kesinlikte, devrimci proletaryanın “korkunç uluslarının” uluslararası bir birliğinin yükselişi olacak.

Sosyal hayatın tamamı şimdi militarize ediliyor . Emperyalizm, Büyük Güçlerin dünyanın bölünmesi ve yeniden bölünmesi için acımasız bir mücadelesidir. Bu nedenle, "tarafsız" ve küçük ülkelerde bile, tüm ülkelerde daha fazla militarizasyona yol açması kaçınılmazdır. Proleter kadınlar buna nasıl karşı çıkacaklar? Sadece tüm savaşları ve  askeri olan  her şeyi kınayarak, sadece silahsızlanmayı talep ederek mi? Ezilen ve gerçekten devrimci bir sınıfın kadınları bu utanç verici rolü asla kabul etmeyeceklerdir. Oğullarına şöyle diyeceklerdir:
“Yakında büyüyeceksin. Sana bir silah verilecek. Silahı al ve askeri sanatı iyi bir şekilde öğren. Proleterlerin bu öğretiye olan gereksinimi, şu anki savaşta yapıldığı gibi, ve sosyalizm hainlerinin yapmamızı söyledikleri gibi, kardeşlerini, diğer ülkelerin işçilerini kurşunlamak için değildir. Onların bu öğretiye kendi ülkelerindeki burjuvaziyle savaşmak, sömürüye, yoksulluğa ve savaşa son vermek, ve  dindar dileklerle değil, burjuvaziyi yenerek ve silahsızlandırmak için  gereksinimi vardır. ”
Eğer ki mevcut savaşla bağlantılı olarak, böyle bir propaganda, tam olarak da böyle bir propaganda yapmaktan kaçınırsak, enternasyonal devrimci Sosyal-Demokrasi, sosyalist devrim ve savaşa karşı savaş hakkında lafazanlık yapmayı bırakmamız daha iyi olur.  

III

Silahsızlanma savunucuları, programdaki “silahlı ulus” maddesine bu isteğin, iddialarına göre,  oportünizme ödün verilmesine yol açabileceği nedeniyle karşı çıkıyorlar. En önemli olanı, yani silahsızlanmanın sınıf mücadelesi ve sosyal devrim ile olan ilişkisini yukarıda inceledik. Şimdi silahsızlanma talebi ile oportünizm arasındaki ilişkiyi inceleyeceğiz. Bunun kabul edilemez olmasının başlıca nedenlerinden biri, yarattığı yanılsamalarla birlikte, kaçınılmaz olarak, oportunizme karşı mücadelemizi zayıflatması ve cansızlaştırmasıdır .

Kuşkusuz, bu mücadele şimdi Enternasyonalin karşısına çıkan ana ve acil bir sorundur. Oportünizm ile mücadeleyle yakından bağlantılı olmayan bir emperyalizme karşı mücadele ya içi boş bir lafız ya da sahtekarlıktır. Zimmerwald ve Kienthal’in ana kusurlarından biri - Üçüncü Enternasyonal’in bu embriyolarının muhtemelen fiyaskoyla sonuçlanmasının temel sebeplerinden biri - oportünistlerden kopma gerekliliğinin çözümlenmemesi bir yana  oportünizmle mücadele sorununun açıkça bile ilan edilmemesi. Avrupa işçi hareketinde oportünizm - geçici olarak - zafer kazandı .Oportunizmin  iki ana tonu, tüm büyük ülkelerde belirgindir: ilk olarak , Messrs Powhanov , Scheidemann , Legien , Albert Thomas ve Sembat , Vandervelde, Hyndman, Henderson, vd nin, açık, alaycı ve bu nedenle daha az tehlikeli sosyal emperyalizmi; ikincisi, gizli Kautskyci oportünizmi: Kautsky-Haase ve Almanya'daki Sosyal-Demokratik Çalışma Grubu; Longuet , Pressemane , Mayéras ve diğerleri, Fransa'da; Ramsay MacDonald ve İngiltere'deki Bağımsız İşçi Partisi'nin diğer liderleri ; Martov, Chkheidze ve diğerleri, Rusya'da; Treves ve İtalya'daki diğer sözde Sol reformistler.

Açık oportünizm  devrime, yeni başlayan devrimci hareketlere ve patlamalara açıkça ve doğrudan karşıdır. İttifakların biçimleri farklılık taşısada, hükümetler ile ittifak durumundadır - hükümetlere katılmaktan, Savaş Sanayii Komitelerine katılmaya  kadar.

Maskeli oportünistler, Kautskyciler, emek hareketi için çok daha zararlıdır ve daha tehlikelidir, çünkü hükümetle olan ittifakın savunuculuğunu, sözde“ Marksist” lafızlar ve pasifist sloganlar arkasında saklarlar. Bu her iki egemen oportünizme karşı mücadele, proleter siyasetin her alanında yapılması gerekir: parlamento, sendikalar, grevler, silahlı kuvvetler vb.

Bu iki egemen olan oportünizm biçimlerinin temel ayırt edici özellikleri nelerdir?

Bu, mevcut savaş ile devrim arasındaki bağlantının somut sorunuyla ve diğer somut devrim sorunlarının, örtbas edilmesi, gizlenmeleri ya da polis yasakları göz önüne alınarak ilgilenilmesi. Ve bu , Savaştan önce, hem resmen Basel Bildirisinde, hem de birçok kez resmi olmayan bir biçimde yaklaşmakta olan bu savaş ile proleter devrimi arasındaki ilişkiler üzerine dikkatler çekildiği halde, onların tutumları olmuştur.

Silahsızlanma talebinin ana kusuru, bütün somut devrim sorunlarından kaçınmasıdır. Yoksa silahsızlanma savunucuları tamamen yeni bir tür devrim, silahsız devrimden mi yanalar?

IV

Devam edelim. Biz hiçbir şekilde reformlar için mücadeleye karşı değiliz. Ve biz , kitlesel huzursuzluk patlamalarına  ve çabalarımıza rağmen, şu anki savaştan  devrim çıkmazsa,  insanlığın- en kötü durumda -  ikinci bir emperyalist savaştan geçme üzücü ihtimalini görmezden gelmek istemiyoruz. Biz  oportünizme karşı olmayı da içine alan bir reform programından yanayız. Reformlar için mücadeleyi tamamen onlara bırakıp, korkunç bir “silahsızlanma” fantezisinde hüzünlü gerçeklikten kaçmaya çalışmamızdan onlar çok mutlu olacaklardır. “Silahsızlanma” basit bir şekilde nahoş gerçeklerden kaçmak, ona karşı savaş vermemek demektir.

Bu arada, bazı sollar ana vatan savunulması konusuna  somut bir cevap vermekte yetersiz kalıyorlar ve bu onların tutumunun önemli bir kusuru. Teorik olarak,ve pratikte ölçülemeyecek kadar daha önemlisi  mevcut emperyalist savaş içinde ana vatan savunmasının burjuva-gerici aldatmaca  olduğunu söylemenin, bütün şartlar altında ana vatanın savunulması genel tavrından  çok daha doğru olduğudur. Bu yanlıştır ve bunun yanı sıra, emek partisindeki işçilerin doğrudan düşmanları olan oportünistlere “darbe vurmaz” .

Bir milis sorunuyla ilgili somut ve pratik olarak gerekli bir cevabı çözümlerken şunu söylemeliyiz: Biz bir burjuva milisinin lehine değiliz ; biz sadece proleter milislerin lehineyiz. Bu nedenle,  sadece ayakta kalan bir ordu için değil, burjuva milisleri için ABD, İsviçre, Norveç, vb. Gibi ülkelerde bile “ne bir kuruş , ne bir insan”. Aynı şekilde   en özgür cumhuriyetçi ülkelerde (örneğin İsviçre), milislerin giderek daha fazla Prusyalaştırıldığını ve grevcilere karşı kullanılarak fahiş olduğunu görüyoruz. Subayların halk tarafından seçilmesini, tüm askeri yasaların kaldırılmasını, yabancı ve yerli işçilerin eşit haklarını talep edebiliriz ( İsviçre gibi daha fazla yabancı işçiyi daha fazla sömüren emperyalist devletler için özellikle hepsini reddetmek önemli olan bir nokta) . Ayrıca, belirli bir ülkenin sakinlerinden,diyelim her yüz kişisine gönüllü askeri eğitim dernekleri kurma, devlet tarafından ödenen eğitmenlerin serbestçe seçilmesi vs. gibi hak talep edebiliriz. Ancak bu şartlar altında proletarya, köle sahipleri için değil, kendisi için eğitim görmüş olur; ve böyle bir eğitime duyulan gereksinim, proletaryanın çıkarları açısından zorunludur. Rus devrimi, devrimci hareketin her başarısının, hatta belli bir şehrin, belli bir fabrika kentinin ele geçirilmesi veya ordunun belirli bir kısmının kazanılması gibi kısmi bir başarı bile, kaçınılmaz olarak muzaffer proletaryayı böyle bir  programı uygulamaya zorladığını kanıtlamıştır. .

Son olarak, oportünizm hiçbir zaman sadece programlar yoluyla yenilemez; sadece pratiklerle yenilebilir. İflas eden İkinci Enternasyonal’in en büyük ve ölümcül yanılgısı, sözlerinin pratikleriyle örtüşmemesi, ahlaksız devrimci lafazanlık alışkanlığını geliştirmesidir ( Kautsky ve şurekasının Bastle manifestosuna şimdiki tavrına bakın) silahsızlanma talebine bu yönden yaklaşırken, her şeyden önce nesnel önemi sorununu gündeme getirmeliyiz. Toplumsal bir fikir olarak silahsızlanma, yani, belirli bir sosyal çevreden yayılan ve etkileyebilen bir fikir, bazı çılgınların veya grupların icadı değildir, açıkça, istisnai olarak, belirli küçük yerlerde geçerli olan oldukça uzun bir süredir var olan devletlerde, dünyadaki savaş ve kan dökülmesinden uzakta olan  ve bu şekilde kalmanın umulduğu “sakin” koşullardan kaynaklanır.  Buna ikna olmak için, örneğin Norveç silahsızlanma savunucuları tarafından ileri sürülen argümanları göz önünde bulundurmalıyız. “Biz küçük bir ülkeyiz” diyorlar. “Bizim Ordumuz küçük; Büyük Güçlere karşı yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur (ve sonuç olarak, bir ya da diğer Büyük Güç grubuyla emperyalist bir ittifakta zorla yer almaya karşı koymak için yapabileceğimiz hiçbir şey yok!). Bölgelerimizde barış içinde bırakılmak istiyoruz ve bölge politikamıza devam etmek istiyoruz, silahsızlanma, zorunlu tahkim, daimi tarafsızlık vb. ”(Belçika modası sonrasında“ sürekli ”tarafsızlık, şüphesiz?).

Küçük devletlerin  uzak durmak için  küçük çabaları devam ediyor, küçük-burjuva dünya tarihinin en büyük savaşlarından mümkün olduğunca uzak durma, kişinin dar görüşlü pasiflikte kalması için görece tekelci konumundan faydalanma tercihi - Silahsızlanma fikrinin, küçük devletlerin bazılarında belirli bir başarı derecesi ve belirli bir popülerlik derecesi sağlayacak sosyal çevre. Elbette bu çabalama gericidir ve tamamen yanılsamalara dayanır, çünkü emperyalizm küçük devletleri dünya ekonomisinin ve dünya politikasının girdabına çeker.

İsviçre örneğinden söz edelim. onun emperyalist çevresi, nesnel olarak işçi hareketine iki yol öngörüyor. Oportünistler, burjuvazi ile ittifak içinde, ülkeyi emperyalist burjuva turistlerden kâr elde edecek cumhuriyetçi-demokratik bir tekelci federasyona dönüştürmeye, ve bu “sakin” tekelci pozisyonu mümkün olduğunca karlı ve huzurlu kılmaya çalışmaktadırlar. Aslında bu , imtiyazlı küçük bir ülkenin işçilerinin küçük ayrıcalıklı tabakaları ile proletaryanın kitlesine karşı o ülkenin burjuvazisi arasında bir ittifak politikasıdır. Gerçek İsviçre Sosyal-Demokratları, İsviçre'nin göreceli özgürlüğünü, “uluslararası” pozisyonunu (en kültürlü ülkelere yakınlığı, İsviçre'nin Tanrı'ya şükür ki, “kendine ait ayrı bir dili” olmaması, ancak üç dilini kullanması) bir dereceye kadar  bütün Avrupa proletaryasının devrimci unsurlarının devrimci ittifakını birleştiriyor, güçlendiriyor. Gelin Kendi burjuvazimizin Alpler’in tılsımlarındaki süper huzurlu ticaretin tekelini mümkün olduğunca uzun süre korumasına yardım edelim ; belki bir veya iki kuruş payımıza düşecek - işte İsviçreli oportünistlerin politikasının nesnel içeriği. Gelin Fransız, Alman ve İtalyan proletaryasının devrimci kesimleri ile, burjuvazinin devrilmesi için ittifakın kaynaklanmasına yardım edelim - işte İsviçreli devrimci Sosyal-Demokratlar politikasının nesnel içeriği. Ne yazık ki, bu hala İsviçre “solları” tarafından yeterlilikten uzak bir şekilde uygulanıyor ve 1915 Aarau Parti Kongresi'nin (devrimci kitlesel mücadelenin kabulü) görkemli kararı hala büyük ölçüde ölü bir karar. Ancak şu an tartıştığımız konu bu değil .

Şimdi bizi ilgilendiren soru şudur: Silahsızlanma talebi İsviçre Sosyal-Demokratları arasındaki bu devrimci eğilime tekabül ediyormu? Belli ki etmiyor. Nesnel olarak, silahsızlanma için “talep”, küçük bir devletin bakış açısıyla sınırlandırılan, bir işçi hareketinin oportünist, dar ulusal çizgisine tekabül ediyor. Nesnel olarak “silahsızlanma” son derece ulusal, özellikle de küçük devletlerin ulusal bir programıdır ; bu kesinlikle uluslararası devrimci Sosyal-Demokrasinin uluslararası programı değildir 

PS Oportunist Bağımsız İşçi Partisi'nin organı olan İngiliz Sosyalist Review in (Eylül 1916) son sayısı, 287inci sayfasında, partinin Newcastle Konferansının - herhangi bir hükümet tarafından yapılan herhangi bir savaşı , hatta nominal olarak “bu bir“ savunma ” savaşı bile olsa desteklemeyi reddettiği kararını - buluruz. Ve aynı sayının 205inci sayfasındaki bir yazıda şu bildirimi okuduk: “Hiçbir  şekilde Sinn Fein isyanını (1916 İrlanda İsyanı) onaylamıyoruz. Biz silahlı isyanı, hiçbir şekilde,  militarizmin herhangi bir biçimini ve savaşı olduğu kadar onaylamıyoruz. ”

Bu “silahsızlanma karşıtları” nın, bu tür silahsızlanma savunucularının küçük değil, büyük bir ülkede en zararlı oportünistler olduğunu kanıtlamaya gerek var mı? Yine de teorik olarak, isyanı militarizm ve savaşın bir “biçimi” olarak görmekte haklıdırlar.

Çeviri
Erdoğan A
25 Ağustos 2019

Kaynak
Lenin
Sbornik Sotsial-Demokrata No. 2, Aralık 1916.
Toplu Eserler,Volume 23, Sayfa 94-104.