14 Ocak 2018

GERİ DÖNÜŞ SORUNSALI - BAZI REFERANSLAR

Parti örgütlerimizin, Sovyet örgütlerimizin, ekonomik ve başka cinsten örgütlerimizin ve onlar gibi yöneticilerinin güç ve yetkesinin şimdiye kadar bilinmeyen oranlarda büyüdüğünü anlamak gerekir. Ve düpedüz bu yüzden, şimdi her şey, ya da hemen hemen her şey, onların çalışmasına bağlıdır. Sözde-nesnel koşullara sığınılıp, sorumluluk onlara bırakılamaz. Partinin siyasal çizgisinin doğruluğu birçok yılın deneyimi ile gerçekledikten, işçi ve köylülerin bu çizgiyi destekleme iradeleri artık kuşku bırakmayacak duruma geldikten sonra, nesnel denilen koşulların rolü asgariye inmiş olur, oysa örgütlerimizin ve bu örgütlerin yöneticilerinin rolü kesin belirleyici ve olağanüstü bir nitelik alır. Bu, ne anlama gelir? Bu demektir ki, çalışmamızın boşluklarının ve kusurlarının sorumluluğu, bugün, onda-dokuz, "nesnel" koşullara değil, bizzat bize, yalnız bizim kendimize düşer. SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi XVII. Kongresine Sunulan Merkez Komite Çalışma Raporu 26 Ocak 1934 STALİN

Eğer Ekonomistleri ve Menşevikleri altetmeseydik, Partiyi inşa edemez ve işçi sınıfını proleter devrime götüremezdik. Eğer Troçkistleri ve Buharincileri altetmeseydik, sosyalizmin kuruluşu için gerekli şartları yerine getiremezdik. Her türden ve renkten milliyetçi sapmaların temsilcilerini altetmeseydik, halkı enternasyonalizm ruhuyla eğitemez, SSCB halkları arasındaki büyük dostluk bayrağını koruyamaz ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kuramazdık. Bazı kimseler, Bolşeviklerin, Parti içindeki oportünist unsurlara karşı mücadeleye çok fazla zaman harcadıklarını, bunların önemini abarttıklarını düşünebilir. Ama bu tamamen yanlıştır. Saflarımızdaki oportünizm, sağlıklı bir organizmadaki ülser gibidir ve asla hoşgörüyle karşılanmamalıdır, Parti, işçi sınıfının öncü müfrezesi, ileri kalesi ve genel kurmayıdır. İşçi sınıfının yönetici kurmayında, şüphecilere, oportünistlere, teslimiyetçilere ve hainlere yer yoktur. Burjuvaziye karşı bir ölüm kalım savaşı verildiği sırada, kendi kurmayında, kendi kalesi içinde teslimiyetçiler ve hainler varsa, işçi sınıfı cepheden ve cephe gerisinden iki ateş arasında kalacaktır. Böyle bir mücadelenin ancak yenilgiyle sonuçlanacağı açıktır. Bir kaleyi zaptetmenin en kolay yolu, onu içeriden teslim almaktır. Zafer kazanmak için, işçi sınıfının partisi, işçi sınıfının yönetici kurmayı, ileri kalesi, önce teslimiyetçilerden, kaçaklardan, grev kırıcılarından ve hainlerden temizlenmelidir. Lenin’e ve Partiye karşı mücadele eden Troçkistlerin, Buharincilerin ve milliyetçi sapmaların temsilcilerinin sonunun, tıpkı Menşevik ve Sosyal-Devrimci partilerinki gibi olması, faşist casusluk örgütlerinin ajanları, casuslar, yıkıcılar, katiller, saptırmacılar ve vatan hainleri haline gelmeleri bir rastlantı sayılamaz.'' (Stalin, SBKP(B) Tarihi - Kısa Ders, Eserler, Cilt 15, İnter Yayınları, sf. 399-411) Sosyal devrim çağında proletaryanın birliği, ancak Marksizmin tam devrimci partisiyle ve ancak bütün diğer partilere karşı verilen amansız bir mücadeleyle sağlanabilir. (Lenin, Tüm Eserler, Cilt 26, sf. 62)

REF:1

PARTİNİN GÖREVLERİ ÜSTÜNE, RKP(B) Kraznaya Preznya İlçe Komitesinin, Grup Örgütleyicileri, Tartışma Kulübü ve Hücre Büroları Üyeleri ile Genişletilmiş Toplantısında Rapor, 2 Aralık 1923, Pravda, 6 Aralık 1923, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 5, 1921-1923, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s. 293

EKSİKLİKLERİN NEDENLERİ

Birinci neden, parti örgütlerimizin, savaş döneminin- gerçi geçmiş olan, fakat fonksiyonerlerimizin kafalarında Parti içinde askeri bakış kalıntılarını bırakmış olan bir dönemin- bazı kalıntılarını henüz atmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu kalıntıların ortaya çıkış biçimlerinden biri bence, Partinin bağımsız bir organizma, proletaryanın bağımsız bir mücadele örgütü değil, bilakis bir çeşit kurumlar sistemi, alt ve üst memurları bulunan bir çeşit kurumlar dizisinin ta kendisi olduğu görüşüdür. Bu, yoldaşlar, Marksizmle hiçbir ortak yanı olmayan, temelden yanlış bir görüştür – Partiyi militarize ettiğimiz, Parti kitlelerinin bağımsız hareketi sorununun iyi-kötü arka plana itildiği ve savaş emirlerinin tayin edici öneme sahip olduğu savaş zamanından kalma bir görüş. Bu görüşün herhangi bir zaman tam olarak ifade edildiğini anımsamıyorum, ancak bu görüş veya bu görüşün unsurları hala çalışmamızın üstünde yüktür. Yoldaşlar, bu görüşlere karşı tüm gücümüzle mücadele etmeliyiz, çünkü bunlar, Partimizin özü itibariyle doğru olan çizgisinin, pratikte çarptırılması için elverişli önkoşullar yaratan en reel tehlikelerden biridir.

İkinci neden, önemli ölçüde bürokratik olan devlet aygıtımızın, Partiye ve Parti fonksiyonerlerine belli bir baskı yapmasıdır. 1917 yılında Ekim’e doğru ilerlerken, Komüne sahip olacağımızı, bunun emekçilerin bir birliği olacağını, resmi dairelerde bürokratizme bir son vereceğimizi ve devleti, çok kısa zamanda olmasa da, iki-üç kısa dönemden sonra bir emekçiler birliği haline getirmeyi başarabileceğimizi düşünüyorduk. Ancak pratik, henüz bu idealden çok uzak olduğumuzu; devleti bürokratizm unsurlarından kurtarmak, Sovyet toplumunu emekçilerin bir birliği haline getirmek için, halkın yüksek bir kültür seviyesine sahip olması gerektiğini; varlıkları bütün diğer devlet kurumlarına damgasını vuran, büyük kaynaklar ve hantal idari makamlar gerektiren güçlü askeri kontenjanlar tutma zorunluluğundan kurtulmamız için çevremizde tamamen güvenlikli barışçıl bir atmosferin egemen olması gerektirdiğini gösterdi. Devlet aygıtımız önemli ölçüde bürokratiktir ve daha uzun süre de öyle kalacaktır. Bu aygıtta Partili yoldaşlarımız çalışmaktadır ve bu bürokratik aygıtın ortamı – atmosferi demek istiyorum—öyledir ki, Parti fonksiyonerlerimizin, Parti örgütlerimizin bürokratlaşmasını kolaylaştırmaktadır.

REF:2

TARTIŞMA ÜZERİNE, RAFAİL ÜZERİNE, PREOBRAJENSKİ VE SAPRONOV’UN MAKALELERİ ÜZERİNE VE TROÇKİ’NİN MEKTUBU ÜZERİNE, Pravda, 15 Aralık, 1923, J.V. Stalin, Eserler, 1921-1923, Cilt 5, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s. 313

... TROÇKİ’NİN MEKTUBU ÜZERİNE ... Kendiniz karar verin.

Troçki Parti aygıtının bürokratizminden ve eski kuşaktan devrimcilerin, yani Leninistleri, Partimizin temel çekirdeğinin yozlaşması tehlikesinden söz ediyor ve şöyle yazıyor:

‘eski kuşaktan devrimcilerin’ yozlaşması tarihte defalarca gözlemlenmiştir. En yeni ve en çarpıcı tarihsel örneği alalım: II. Enternasyonal’in önderleri ve partileri. Wilhelm Liebknecht, Bebel, Singer, Viktor Adler, Kautsky, Bernstein, Lafargue, Guesde ve diğerlerinin, Marx ve Engels’in doğrudan ve dolaysız öğrencileri olduğunu biliyoruz. Fakat biz tüm bu liderlerin –bazıları kısmen, bazıları tamamen – oportünizme yozlaştıklarını da biliyoruz”... “eğer Partinin, genç kuşağı pasif bir eğitim malzemesine dönüştüren ve kaçınılmaz olarak aygıt ile kütle arasında, eski ile yeni arasında yabancılaşmaya yol açan politikasının, aygıt-bürokratiksel yönetimlerin daha da gelişip güçlenmesine maruz kalacağı varsayılırsa, bizler, tam da biz ‘eskiler’, doğal olarak Partide yönetici rolünü oynayan bizim kuşağımızın, proleter ve devrimci ruhun tedricen ve farkedilmeksizin zayıflamasına karşı mutlak bir garanti olmadığını söylemek zorundayız”... “Gençlik –Partinin bu en güvenilir barometresi--,Parti bürokratizmine karşı en keskin biçimde tepki gösteriyor”... “Gençliğin, devrimci formülleri mücadele içinde zaptetmesi zorunludur....”

Birinci olarak olası bir yanlış anlamayı gidermek zorundayım. Troçki, mektubundan anlaşıldığı gibi, kendini bolşeviklerin eski kuşağına saymakta ve bu eski kuşaktan devrimcilere – gerçekten yozlaşma yolunu tuttuğunda – yapılabilecek suçlamaları üstlenmeye hazır görünmektedir. Bu fedakarlığın soylu bir davranış olduğu kabul edilmelidir, fakat ben, Troçki’ye karşı Troçki’yi korumak zorundayım, çünkü anlaşılır nedenlerden ötürü eski Bolşevik kuşağın olası bir yozlaşmasının sorumluluğunu Troçki taşıyamaz ve taşımamalı. Özveri tabii ki iyi birşeydir, fakat eski Bolşeviklerin bu özveriye ihtiyaçları var mı? Ben olmadığı inancındayım.

İkinci olarak, Bernstein, Adler, Kautsky, Guesde ve diğerleri gibi oportünist ve Menşeviklerle, tüm zaman boyunca oportünizme, Menşeviklere ve II. Enternasyonal’e karşı mücadele etmiş ve, öyle umuyorum ki, mücadele etmeye devam edecek olan Bolşeviklerin eski kuşağını ayni kefeye koymak anlaşılır şey deşil. Bu karışıklık ve dağınıklığa ne ile yol açılmıştır, eski kuşaktan devrimcileri korumayı asla amaçlamayan bazı yan niyetler değil de Parti çıkarlarını gözetmek söz konusuysa, buna ne ihtiyaç var?

Oportünizme karşı mücadele içinde büyüyen eski Bolşeviklere yönelik bu oportünizm imalarının anlamı nedir?

Üçüncü olarak ben hiçbir şekilde, eski bolşeviklerin yozlaşma tehlikesine karşı mutlak güvencede oldukları görüşünde değilim, tıpkı diyelim ki bir deprem tehlikesine karşı mutlak güvencede olduğumuzu iddia etmek için hiçbir gerekçem olmadığı gibi. Olası olarak gündeme gelebilecek böyle bir tehlikenin mümkün olduğu kabul edilmelidir. Fakat bu, söz konusu tehlikenin gerçekten var olduğu anlamına mı gelir? Ben bu anlama gelmediği düşüncesindeyim. Troçki’nin kendisi de yozlaşma tehlikesini gerçekten bir tehlike olarak kanıtlayacak herhangi bir olgu ileri sürmemiştir. Oysa Partide, Partimizin belirli saflarını yozlaşmakla tehdit edebilecek bir dizi unsur vardır. Başka çare kalmadığı için Partimize girmiş ve eski oportünist alışkanlıklarını henüz aşamamış Menşeviklerin bir bölümünden söz ediyorum. Lenin yoldaş, Partimizin arındırılması döneminde, bu Menşevikler ve bu tehlike üzerine şunları yazdı:
“Her oportünist, kendini uyarlama yetisiyle öne çıkar ve oportünistler olarak Menşevikler, öyle denilebilir ki, kendilerini ‘ilke olarak’ işçiler arasında egemen olan eğilime uyarlarlar ve kışın beyaz renk alan tavşan gibi bir kamuflaj rengi alırlar. Menşeviklerin bu özelliğini bilmek ve bunu hesaba katmanın anlamı ise, 1918’den sonra, yani Bolşeviklerin zaferinin ilk önceleri muhtemel daha sonra da kesin hale gelmeye başladığı bir dönemde RKP’ne katılan her yüz Menşeviğin doksan dokuzundan Partiyi arındırmak demektir.” (Bkz. 4. baskı, cilt 33, s. 19/20, Rusça.)
Nasıl oldu da, gerçekten varolan bu ve benzeri tehlikeleri göz ardı eden Troçki, potansiyel bir tehlikeyi, eski Bolşeviklerin yozlaşma tehlikesini ön plana sürebildi? Bolşeviklerin eski kuşağının önder çekirdeğini temsil eden MK çoğunluğunun otoritesini baltalamayı amaçlayan mülahazalar gitmeyip de, Parti çıkarlarını gözeten birisi, nasıl olur da gözlerini gerçek tehlikeye kapar ve aslında gerçek olmaya potansiyel bir tehlikeyi önplana çıkarabilir? Bu tür ‘yöntem’lerin ancak muhalefetin değirmenine su taşıyacağı açık değil midir?

Dördüncü olarak Troçki, yozlaşabilecek ‘eskiler’ ile, güya ‘Partinin en güvenilir barometresi’ olan ‘gençliği’, bürokratlaşabilecek ‘eski kuşaktan devrimciler’ ile ‘devrimci formülleri mücadele içinde zaptetmek’ zorunda olan ‘genç kuşağı’ nasıl olup da karşı karşıya getirmektedir? Bu karşı karşıya getiriş nereden kaynaklanıyor, buna ne gerek vardı?’ Eski kuşaktan devrimciler ile gençlik, iç ve dış düşmanlara karşı her zaman bir safta yürümedi mi?’Eskiler’ ile ‘gençler’in birliği devrimimizin temel gücü değil mi? Partimizin bu iki ana birliği arasında bir çatlaklık açmak ve onu genişletmek için eski kuşaktan devrimcileri karalamak ve demagojik bir biçimde gençliğe yaltaklanmak niye? Eğer Parti çıkarları, Partinin birliği, beraberliği gözetiliyorsa ve amaç muhalefet yararına bu birliği sarsmak değilse, tüm bunlara ne gerek var?

REF:3

RKP (B) XIII. KONFERANSI, 16-18 Ocak 1924, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 6, 1924, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s.29-35

I-PARTİ İNŞASININ ÖNÜNDEKİ GÖREVLER ÜZERİNE RAPOR 17 Ocak ... Troçki’nin işlediği üçüncü hata, tekrar tekrar çıkışlarında “aygıtçılara” karşı mücadele şiarını atarak Parti aygıtı ile Partiyi karşı karşıya koymasıdır. Bolşevizm, Partinin Parti aygıtına karşı çıkarılmasına izin vermez. Parti aygıtımız gerçekte nelerden oluşmaktadır? Parti aygıtı – bu MK’dir, bölge komiteleridir, il komiteleridir, ilçe komiteleridir. Bunlar Partiye tabi midir? Elbette ki tabidir, çünkü bunların yüzde doksanı Parti tarafından seçilir. İl komitelerinin atama yoluyla oluştuğunu iddia edenler haksızdır. Bunlar haksızdır. Yoldaşlar, ilçe komiteleri ve MK gibi, bizde il komitelerinin de seçildiğini biliyorsunuz. Bunlar Partiye tabidir. Ama bir kez seçildikten sonra, çalışmayı yönetmek zorundadırlar—söz konusu olan budur. MK bir kez kongre tarafından seçildikten sonra, il komitesi bir kez il konferansı tarafından seçildikten sonra, MK ve il komitelerinin çalışmaları yönetmedikleri bir Parti çalışması düşünülebilir mi? Bu olmaksızın bizde bir Parti çalışması kesinlikle düşünülemez. Bu kesinlikle Parti çalışması olarak yönetilmesi ilkesini yadsıyan düşüncesizce anarşist-menşevist bir görüştür. Menşeviklerle elbette ki aynı kefeye koymak istemediğim Troçki, korkarım ki, Parti aygıtını Partinin karşısına koymakla, Partimizdeki bazı deneyimsiz unsurların anarşist-menşevist dağınıklık ve örgütsel gevşeme bakış açısına gelmesine vesile olmaktadır. Korkarım ki, Troçki’nin bu hatası Partinin deneyimsiz üyeleri için, tüm Parti aygıtımız için – o olmaksızın Partinin düşünülemeyeceği Parti aygıtı için – bir tehlike demektir.

Troçki’nin işlediği dördüncü hata, gençliği Partimizin kadrolarının karşısına koyması, kadrolarımızın yozlaştığı şeklindeki temelsiz suçlamayı yükseltmesidir. Troçki Partimizi Almanya’daki sosyal-demokratların partisi ile aynı kefeye koymuştur, Marx’ın bazı öğrencilerinin, eski sosyal-demokratların nasıl yozlaştığını gösteren örneklere atıfta bulunmuş ve bundan Parti kadrolarımızın aynı yozlaşma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu sonucunu çıkarmıştır. Daha düne kadar oportünistlerle ve Menşeviklerle birlikte Bolşevizme karşı mücadele eden bir MK üyesinin, bugün Sovyet iktidarının yedinci yılında, Menşevizme ve oportünizme karşı mücadele içinde ortaya çıkan, büyüyen ve güçlenen Partimizin, bu kadroların yozlaşmayla karşı karşıya olduğunu iddia etmeye- bir varsayım biçiminde bile olsa da- çalışmasına aslında gülünmesi gerekir. Söylediğim gibi, aslında böyle bir çaba hakkında gülünmesi gerekir. Ama bu alışılagelmiş (normal –ÇN) zamanlarda değil, bilakis bir tartışma döneminde ortaya atıldığından ve yozlaşabilecek olan kadrolar ile, böylesi bir tehlikeden sözümona özgür ya da neredeyse özgür olduğu söylenen gençlik belli bir şekilde karşı karşıya konulduğundan, özü itibarıyla gülünç ve ciddiye alınamayacak olan bu varsayım belli bir pratik önem kazanabilir ve daha şimdiden kazanmıştır. Bu yüzden, bu sorunu incelememiz gerektiğini düşünüyorum. ... Troçki, gruplaşmaların Merkez Komitesinin bürokratik rejimi dolayısıyla oluştuğunu, bürokratik bir rejim olmasa, gruplaşmaların da olmayacağını iddia ediyor. Bu sorunun Marksist olmayan bir şekilde konmasıdır, yoldaşlar. Bizde gruplar ortaya çıkıyor ve çıkacaktır, çünkü ülkemizde en çeşitli iktisadi biçimler, sosyalizmin tohum biçimlerinden, ortaçağın iktisadi biçimlerine kadar hepsi vardır. Bu birincisi. Ayrıca YEP’e, yani kapitalizme, özel sermayenin yeniden canlanmasına ve buna uygun düşen fikirlerin yeniden canlanmasına – ki bu fikirler partiye de giriyor- izin verdik. Bu ikincisi. Ve üçüncüsü, çünkü Partimiz üç bileşenden oluşmaktadır: Partide işçiler, köylüler ve aydınlar vardır. Soruna Marksist bir şekilde yaklaşıldığında, Partide gruplaşmaların ortaya çıkması için belli unsurların bulunmasının nedenleri bunlardır, ki bu unsurları bazen ameliyat önlemleriyle uzaklaştırmak, bazen de tartışma yoluyla ideolojik olarak etkileyerek ortadan kaldırmamız gereklidir.

REF:4

RKP (B) XIII. PARTİ KONGRESİ, 23-31 Mayıs 1924, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 6, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s.208-218

SON SÖZ (27 Mayıs) ... Mesele, ikinci dönemdeki tartışmayla, 5 Aralık kararında yansımasını bulan birinci dönemdeki tartışma arasında muazzam bir fark olmasıdır. 5 Aralık kararında kadroların yozlaşması sorunu ortaya atılmamıştır. O zamanlar kendisiyle birlikte bu kararı hazırladığımız Troçki, kadroların yozlaşması hakkında tek laf etmemişti. Açık ki o bu eki, daha sonra ortaya çıkmak için saklamıştı. Ayrıca 5 Aralık kararında öğrenci gençliğin en önemli barometre olduğu hiç bir şey yoktur. Açık ki Troçki bu sorunu da, daha sonra tartışmada bununla ortaya çıkmak için yedekte tutmuştu. 5 Aralık kararında, Troçki nin daha sonraki mektuplarında çok geniş ele aldığı aygıta saldırı hakkındaki eğilime ilişkin hiçbir şey, Parti aygıtına karşı ceza önlemleri taleplerine ilişkin hiçbir şey yok. Nihayet 5 Aralık kararında gruplaşmaların gerekli olduğu bağıntısında bir ima bile yoktur, fakat Troçki daha sonraki mektuplarında gruplaşmaları çok ayrıntılı ele almıştır.

İşte muhalefetin 5 Aralık tan önceki tavrıyla sonraki tavrı arasındaki fark bu kadar büyüktür. ... Muhalefet tarafından 5 Aralık’tan sonra konulan platforma ilişkin sorunlarda kimin haklı olduğunu inceleyelim. Troçki’nin mektuplarında ele aldığı dört yeni sorun bağıntısında kim haklıydı?

Birinci sorun: Kadrolar yozlaşıyor. Biz hepimiz kadroların yozlaştığını gösteren olgular istemiştik ve istiyoruz. Fakat bize böyle olgular verilmedi ve verilemez de, çünkü böyle olgular yoktur. Meseleyi biraz daha yakından inceledikten sonra, hepimiz bizde yozlaşma olmadığını, fakat muhalefetin bazı önderlerinin küçük-burjuva politikası yönünde bir sapmalarının kuşkusuz var olduğunu tespit ettik. O halde kim haklıydı? Besbelli ki muhalefet değil ... İkinci sorun: En emin barometre olduğu söylenen öğrenim gençliği. Bu sorunda kim haklıydı? Eğer Partimizin bu dönemdeki büyümesini, yeni alına 200,000 üyeyi ele alırsak, o zaman, barometrenin öğrenim gençliği saflarında değil, proletarya saflarında aranması gerektiği, Partinin yönünü öğrenim gençliğine göre değil, partinin proleter çekirdeğine göre belirlemesi gerektiği ortaya çıkar. 200,000 yeni Parti üyesi- barometre budur. Burda da muhalefetin haksız olduğu görüldü.

REF: 5

RKP (B) XIII. KONGRESİ’NİN SONUÇLARI ÜZERİNE, Uyezd Parti Komiteleri Sekreterleri için RKP (B) MK Kurslarında Sunulan Rapor, 17 Haziran 1924, J.V. Stalin, Eserler, 1924, Cilt 6, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s.230-234

EMEKÇİ KİTLELERİN EĞİTİMİ VE YENİDEN EĞİTİMİ SORUNLARI

Proletarya diktatörlüğü döneminde Partinin en önemli görevlerinden biri, proletarya diktatörlüğü ve sosyalizm ruhuyla eski kuşağın yeniden eğitilmesi ve yeni kuşağın eğitilmesi çalışmasını geliştirmektir. Eski toplumun bize miras olarak bıraktığı eski görenek ve alışkanlıklar, gelenekler ve önyargılar, sosyalizmin son derece tehlikeli düşmanıdır. Onlar, bu gelenek ve görenekler, milyonlarca emekçi kitlesini kendi kanallarında tutarlar, zaman zaman proletaryanın çeşitli katmanlarını istila ederler, bazen de proletarya diktatörlüğünün varlığı için muazzam bir tehlike oluştururlar. İşte bu yüzden, u gelenek ve göreneklere karşı mücadele, çalışmamızın tüm alanlarında bunların mutlaka aşılması, nihayet yeni kuşakların proletarya diktatörlüğü ruhuyla eğitilmesi, bunlar yapılmaksızın sosyalizmin zaferinin olanaksız olması, Partimizin önündeki görevlerini oluştururlar. Devlet aygıtının iyileştirilmesi çalışması, kırdaki çalışma, emekçi kadınlar arasındaki çalışma, gençlik arasındaki çalışma – bunlar Partinin bu görevleri gerçekleştirmesindeki esas faaliyet alanlarıdır.

a) Devlet Aygıtını İyileştirme Mücadelesi. Kongre, devlet aygıtı sorununa az zaman ayırdı. MMK’nın devlet aygıtındaki eksiklikler hakkındaki raporu, tartışılmadan onaylandı. “Kontrol Komisyonların Çalışması Üzerine” kararda ayni şekilde tartışmasız alındı. Kanımca bu zamanın kısıtlılığı ve Kongre’de alınacak sorunların çok fazla olması yüzünden böyle olmuştur. Fakat bundan, Partinin devlet aygıtı sorununun son derece önemli bir sorun olarak değerlendirmediği sonucunu çıkarmak, kesinlikle yanlış olurdu. Tersine, devlet aygıtı sorunu tüm inşamızın en önemli sorunlarından biridir. Devlet aygıtı dürüst mü çalışıyor, yoksa rüşvetçi mi; harcamalarında tutumlu mu, yoksa halkın mülkiyetini çarçur mu ediyor; çalışmasında devleti çiğniyor mu, yoksa ona sadakat ve inançla hizmet mi ediyor; emekçiler için bir baş ağrısı mı yoksa emekçileri destekleyen bir örgüt mü; proleter yasalara saygı düşüncesini izliyor mu, yoksa u düşünceyi reddederek, halkın bilincini demoralize mi ediyor; devletsiz komünist topluma geçiş yönünde ileri doğru mu gelişiyor, yoksa geriye, alışılagelmiş bir burjuva devletin asık suratlı bürokratizmine doğru mu sürükleniyor – tüm bunlar, doğru çözümleri Parti ve sosyalizm için belirleyici önemde olması gereken sorunlardır. Devlet aygıtımızın eksikliklerle dolu olduğuna, hantal ve pahalı, onda dokuz bürokrat olduğuna, devlet aygıtının bürokratizminin Parti ve onun örgütlerine baskı yaptığına ve devlet aygıtını iyileştirme mücadelesini zorlaştırdığına hiç kuşku yok. Oysa devlet aygıtımız hiç değilse belli başlı hatalarının bazılarından kurtulacak olsa, onun proletaryanın elinde geniş halk kitlelerini proletarya diktatörlüğü ve sosyalizm ruhuyla eğitmek ve yeniden eğitmekle güçlü bir araç olacağı açıktır. .... PARTİ Başka bir örnek. Bir “Parti Diktatörlüğü”ne sahip olduğumuz hiç de ender söylenen bir şey değildir. Birisi çıkıp, ben partinin diktatörlüğünden yanayım der. Kongremizin bir kararında, sanırım XII. Kongre’nin bir kararında, böyle mutlaka gözden kaçmış olan bir ifadenin yeraldığını hatırlıyorum. Şu ya da bu yoldaşın bizim işçi sınıfı diktatörlüğü değil de bir parti diktatörlüğüne sahip olduğumuz görüşünde olduğu açıktır. Fakat bu saçmalıktır, yoldaşlar. Eğer bu doğru olsaydı, bize, parti sovyetleri yönetirken, Sovyetlerin diktatörlüğü gerçekleştirdiğini öğreten Lenin, haksız olurdu. O zaman partinin diktatörlüğünden değil, proletarya diktatörlüğünden sözeden Lenin, haksız olurdu. Eğer bu doğru olsaydı, o zaman bizim Sovyetlere ihtiyacımız olmazdı, o zaman Lenin’in XI. Kongre’de “Parti ve Sovyet organlarının birbirinden ayrılması”nın gerekliliğinden söz etmesine gerek olmazdı....

REF:6

RKP (B) XIV. KONFERANSI ÇALIŞMALARININ SONUÇLARI ÜZERİNE, RKP (B) Moskova Örgütü Aktiflerinin bir Toplantısında Sunulan Rapor, 9 Mayıs 1925, J.V. Stalin, Eserler, 1925, Cilt 7, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s.99-104

IV. SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE SOSYALİZMİN KADERİ ÜZERİNE ... “Avrupa proletaryasının doğrudan devlet desteği olmadan, Rusya işçi sınıfı, iktidarı koruyacak ve geçici egemenliğini kalıcı bir sosyalist diktatörlüğe dönüştürecek durumda olmayacaktır. Bundan bir an bile kuşku duyulamaz. (Bkz. Troçki’nin “Devrimimiz”i, s.278.)

Başka bir deyişle, Batı Proletaryası iktidarı ele geçirmediği ve bize devlet desteği vermediği sürece biz, az buçuk uzun bir dönem için de olsa iktidarı korumayı hayal bile edemeyiz.

Devamla:

“Örneğin devrimci bir Rusya’nın tutucu bir Avrupa karşısında tutunabileceğini düşünmek umutsuz” (birşey olurdu—ÇN) (Bkz. Troçki’nin yazıları, cilt III, Bölüm I, s.90.)

Başka bir deyişle, biz, deniyor, sosyalizmi sadece kuramamakla kalmayacağız, bilakis “tutucu bir Avrupa karşısında” kısa bir zaman için de olsa tutunamayacağız, halbuki bizim sadece tutunmakla kalmayıp, bilakis tutucu Avrupa’nın ülkemize yaptığı bir dizi hırslı saldırıyı geri püskürttüğümüzü tüm dünya biliyor.

Ve sonunda:

“Rusya’da sosyalist iktisadın gerçek bir ilerlemesi”, diyor Troçki, “ancak Avrupa’nın en önemli ülkelerinde proletaryanın zaferinden sonra mümkün olacaktır” (aynı yerde, s.93).

Söylenenler açıktır.

Yoldaşlar, bu alıntıları, Lenin’in eserlerinden alıntılarla karşı karşıya koymak ve size bu şekilde, etrafı kapitalist devletlerle çevrili bir proletarya diktatörlüğü ülkesinde tam sosyalist toplumu kurma olanağı sorununun temel çekirdeğini kavrama imkânı sağlamak için yaptım. .... Sosyalizmin nihai zaferi, müdahale- ve dolayısıyla restorasyon denemelerine karşı tam garantidir, çünkü az buçuk ciddi bir restorasyon denemesi ancak dışardan ciddi bir destekle, ancak uluslararası sermayenin desteğiyle yapılabilir. Bu yüzden, devrimimizin tüm ülkelerin işçileri tarafında desteklenmesi, ve dahası, bu işçilerin en azından birkaç ülkede zaferi, ilk muzaffer ülkenin müdahale- ve restorasyon denemelerine karşı tam güvencelenmesi için vazgeçilmez ön şarttır.

“Bizim Sovyet Cumhuriyetimiz”, diyor Lenin, “tüm kapitalist dünyanın tecrit olmuş bir kenar bölgesi olarak kaldığı sürece şu ya da bu tehlikenin yok olacağını düşünmek büsbütün komik bir hayalperestlik ve ütopya olurdu. Bu temel karşıtlıklar varlığını koruduğu sürece, doğal olarak tehlikeler de varlığını koruyacaktır, onlardan kaçıp kurtulamayız.” (Bkz. 4. baskı, cilt 31, s.462, Rusça.)

Ve devamla:

“Biz sadece bir devlette değil, aynı zamanda bir devletler sisteminde yaşıyoruz ve emperyalist devletlerin yanında Sovyet Cumhuriyetinin varlığı, uzun müddet düşünülemez. Sonunda ya biri ya da diğeri zafer kazanacaktır.” (Bkz. 4. baskı, cilt 29, s.133, Rusça.)

Bu yüzden Lenin der ki:

“Nihai olarak zafer ancak dünya ölçüsünde ve ancak tüm ülkelerin işçilerinin ortak çabalarıyla kazanılabilir.” (Bkz. 4. baskı, cilt 27, s.336, Rusça.)

İkinci grup karşıtlıklarda durum şudur.

REF:7

SBKP (B) XIV. PARTİ KONGRESİ, 18-31 Aralık 1925, J.V. Stalin, Eserler, 1925, Cilt 7, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s.275

III. PARTİ

...Ama eğer Parti bu görevlerin hakkından gelemeseydi, kendisini geliştirip güçlendirmeseydi, bu başarılar olanaksız olurdu. Önder güç olarak Parti bu bakımdan sonsuz bir öneme sahiptir. Proletarya diktatörlüğünün gerçekleşmesi kendiliğinden değil, tersine herşeyden önce partinin güçleri sayesinde ve onun önderliği altında olur. Partinin önderliği olmaksızın, proletarya diktatörlüğü, bugünkü kapitalist kuşatma durumunda olanaksız olurdu. Partiyi biraz bocalatmak, zayıflatmak yeter, ve derhal proletarya diktatörlüğü de bocalayacak ve zayıflatılacaktır. Bütün ülkelerin burjuvalarının Partimizden zıvanadan çıkmışçasına bir öfkeyle söz etmeleri, işte bununla açıklanır.

Bununla asla, Partimizin devletle özdeş olduğunu söylemek istemiyorum. Hiç mi hiç değil. Parti, devletimizde önder güçtür. Ama bu sebepten dolayı bazı yoldaşların yaptığı gibi, Politbüronun devlet içinde en üst organ olduğunu iddia etmek aptallık olurdu. Bu doğru değildir. Bu, düşmanımızın değirmenine su taşıyan bir kafa karışıklığıdır. Politbüro, devletin değil, Partinin en üst organıdır, Parti ise devletin en üst önder gücüdür. MK ve Politbüro, Partinin organlarıdır. Devlet kademelerini Partiyle özdeştirmek istemiyorum. Yalnızca, iç ve dış politikamızın bütün temel sorunlarında önder rolün Partiye ait olduğunu söylemek istiyorum. Ve yalnızca bundan dolayı iç ve dış politikada başarılı olduk...

REF:8

LENİNİZMİN SORUNLARI ÜZERİNE, 25 Ocak 1926, J.V. Stalin, Eserler, 1926, Cilt 8, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s.39-76

V. PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ SİSTEMİNDE PARTİ VE İŞÇİ SINIFI ... Bu alıntılardan şu sonuçlar çıkıyor:

1- Proletarya diktatörlüğü için elzem olan Parti otoritesi ve işçi sınıfı içinde demir disiplin, korku ya da Partinin “sınırsız” hakları üzerinde değil; aksine sınıfının Partiye olan güveni, Partinin işçi sınıfı tarafında desteklenmesi üzerinde yükselir. 2- İşçi sınıfının Partiye güveni birdenbire ve işçi sınıfına karşı şiddet uygulayarak değil, aksine Partinin kitleler içinde uzun süreli çalışmasıyla, Partinin doğru politikasıyla, Partinin kitleleri, kitlelerin deneyimleri temelinde politikasının doğruluğuna ikna etme yeteneğiyle, Partinin, işçi sınıfının desteğini sağlama, işçi sınıfı kitlelerine önderlik etme yeteneğiyle kazanılır; 3- Kitlelerin mücadele deneyimiyle güçlenmiş doğru Parti politikası olmaksızın ve işçi sınıfının güveni olmaksızın, Partinin gerçek önderliği yoktur ve olamaz; 4- Parti ve onun önderliği – eğer Parti, sınıfın güvenine sahipse ve önderliği gerçek bir önderlikse- proletarya diktatörlüğünün karşısına konamaz, çünkü işçi sınıfının güvenine sahip Parti önderliği (Parti “diktatörlüğü”) olmaksızın, az buçuk sağlam bir proletarya diktatörlüğü imkânsızdır.

Bu koşullar olmaksızın Parti otoritesi ve işçi sınıfı içinde demir disiplin ya içi boş bir laftır ya da kendini beğenmişlik ve maceracılıktır. .... Ya Parti, sınıfla doğru karşılıklı ilişkilerin temellerini “karşılıklı güven”in temellerini zedeleyerek, kendisini şu ya da bu biçimde sınıfın karşısına koymaya başlarsa ne olacak?

Bu tür durumlar hiç mümkün mü?

Evet mümkündür.

Mümkündür:

1- eğer Parti, kitleler içinde otoritesini, çalışması ve kitlelerin güveni üzerine değil de kendi “sınırsız” yetkileri üzerine kurmaya başlarsa; 2- eğer Partinin politikası apaçık yanlışsa, ama o yanlışını gözden geçirip düzeltmek istemiyorsa; 3- eğer Partinin politikası genelde doğru olmasına rağmen, kitleler bunu benimsemeye henüz hazır değilse, ama Parti kitlelere, kendi deneyimleri temelinde Parti politikasının doğruluğuna kanaat getirme olanağını vermek için beklemek istemiyorsa ya da beklemeyi bilmiyorsa, aksine kitlelere bunu zorla dayatmak istiyorsa;

Parti tarihimiz böyle bir dizi olay bilir. Partimizdeki çeşitli gruplaşmalar ve fraksiyonlar, bu üç koşuldan birini ya da bazen hepsini birden ihlal ettikleri için tökezleyip darmadağın olmuşlardır.

VI. TEK ÜLKEDE SOSYALİZMİN ZAFERİ SORUNU ... Tek ülkede sosyalizmin zaferi imkânı ne anlama gelir?

Proletarya ile köylülük arasındaki çelişkileri, ülkemizin iç güçlerine dayanarak aşma imkânı anlamına gelir, proletaryanın iktidarı ele geçirip, bu iktidardan, ülkemizde tam sosyalist toplumu kurmak için yararlanabilmesi imkânı anlamına gelir, diğer ülke proleterlerinin sempati ve desteğine dayanarak, ama bu ülkelerde proleter devrimin önceden zaferi olmaksızın.

Bu imkân olmaksızın, sosyalizmin inşası, perspektifsiz bir inşadır, sosyalizmin tam olarak inşa edileceği inancı olmayan bir inşadır. Sosyalizm, onu tam olarak inşa etmenin mümkün olacağına inanılmadan, ülkemizin teknik geriliğinin, tam sosyalist toplumun kurulması için üstesinden gelinemez bir engel olmadığına inanılmadan inşa edilemez. Bu imkânın yadsınması, sosyalizmin inşası davasına inançsızlık demektir. Leninizmden yüz çevirmek demektir.

Diğer ülkelerde devrimin zaferi olmaksızın, tek ülkede sosyalizmin tam, nihai zaferinin imkânsızlığı ne demektir?

Bu, devrim en azından bir dizi ülkede zafere ulaşmadan, müdahaleye ve dolayısıyla da burjuva düzenin restorasyonuna karşı tam bir garantiye sahip olmanın imkânsız olduğu demektir. Bu tartışma götürmez tezin yadsıması, enternasyonalizmden yüz çevirmek, Leninizmden yüz çevirmek demektir.

“Biz”, diyor Lenin, “sadece bir devlette değil, aynı zamanda bir devletler sisteminde yaşıyoruz ve emperyalist devletlerin yanında Sovyet cumhuriyetinin varlığı uzun vadede düşünülemezdir. Sonunda ya biri ya da öteki zafer kazanacaktır. Ama bu son gelene dek, Sovyetler cumhuriyeti ile burjuva devletleri arasında bir dizi korkunç çatışmalar kaçınılmazdır. Bu demektir ki, egemen sınıf, proletarya, egemen olmak istiyorsa ve olacaksa, bunu askeri örgütüyle de kanıtlamak zorundadır.” (Bkz 4. baskı, cilt 29, s.133, Rusça)

“Önümüzde”, diyor Lenin bir başka yerde, “son derece kararsız, ama yine de hiç kuşkuya yer bırakmayan, tartışma götürmez belli bir denge var. Bunun uzun sürüp sürmeyeceğini bilmiyorum ve bunun bilinemeyeceğini sanıyorum. Ve bu yüzden, tarafımızdan en büyük dikkat gereklidir. Ve politikamızın ilk kuralı, bu yıl süresince hükümet faaliyetimizden çıkan ilk ders, tüm işçi ve köylülerin benimsemesi gereken ders şudur: dikkatli olmak, bize karşı en büyük nefreti açıkça ifade eden kişiler, sınıflar ve hükümetlerce çevrili olduğumuzu anımsamak. Bir istiladan daima sadece kılpayı uzakta olduğumuzu unutmamalıyız.” (Bkz. 4. baskı, cilt 33, s.122, Rusça.)

VII. SOSYALİST İNŞANIN ZAFERİ UĞRUNA MÜCADELE ... Ama: NEP kapitalizmdir, NEP esas olarak bir geri çekilmedir, tezinin anlamı nedir? Bu tez nereden yola çıkıyor?

Bizde şu sırada kapitalizmin basit bir restorasyonunun, kapitalizmin basit bir “geriye dönüşü”nün vuku bulduğu yanlış varsayımından yola çıkıyor. Muhalefetin, sanayimizin sosyalist niteliği üzerine kuşkusu ancak bu varsayımla açıklanabilir. Muhalefetin Kulaklardan duyduğu panik ancak bu varsayımla açıklanabilir. Muhalefetin, köylülüğün farklılaşmasıyla ilgili yanlış rakamları benimsemekteki aceleciliği ancak bu varsayımla açıklanabilir. Orta köylülüğün öneminin küçümsenmesi ve Lenin’in kooperatif planı üzerine kuşku ancak bu varsayımla açıklanabilir. “Yeni muhalefet”in, kırın yeni gelişme yoluna, kırın sosyalist inşaya çekilmesi yoluna inançsızlığı ancak bu varsayımla “gerekçe”lendirilebilir. Gerçekte şimdi bizde, kapitalizmin restorasyonu tek yanlı süreci değil, bilakis kapitalizmin gelişmesi ve sosyalizmin gelişmesi ikili süreci, sosyalist unsurların kapitalist unsurlara karşı mücadelesinin çelişkilerle dolu süreci vuku bulmaktadır. Bu gerek devlet sanayinin sosyalizmin temeli olduğu kent için, gerekse sosyalist sanayiye sıkıca bağlı kitle kooperatiflerinin, sosyalist gelişmenin temel bağlantı noktasını oluşturduğu köy için aynı ölçüde tartışma götürmezdir.

Bizde kapitalizmin basit bir restorasyonu, salt, devlet iktidarı proleter olduğu, büyük sanayi proletaryanın elinde bulunduğu ve ulaştırma- ve kredi sistemini proleter devlet elinde tuttuğu için bile imkânsızdır.

REF:9

ÜLKEMİZDE SOSYALİZMİ KURMA OLANAĞI ÜZERİNE, YOLDAŞ POKEYEV’E YANIT, 10 Şubat 1926, J.V. Stalin, Eserler, Ocak-Kasım 1926, Cilt 8, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s.91-93

..... Parti Kongresinde ayrıca, sosyalizmin nihai zaferi üzerine konuşulmuştur. Bu ne anlama gelir? Bu, yabancı kapitalistlerin müdahalesine karşı ve bu kapitalistlerin ülkemize karşı silahlı mücadelesiyle ülkemizde eski düzenin yeniden tesis edilmesine karşı tam garanti anlamına gelir. Kendi güçlerimizle bu garantiyi yaratabilirmiyiz, yani uluslararası sermayenin askeri müdahalesini imkânsız kılabilirmiyiz? Hayır, bunu yapamayız. Bu görevi sadece tüm Batı’nın proleterleriyle birlikte çözebiliriz. Uluslararası sermaye, ancak tüm ülkelerin ya da en azından Avrupa’nın tayin edici ülkelerinin işçi sınıfının güçleriyle nihai olarak dizginlenebilir. Bunun için, Avrupa’nın bazı ülkelerinde şimdiden devrimin zaferi gereklidir, bu olmadan sosyalizmin nihai zaferi olanaksızdır.

Ve en sonu, çıkan sonuç nedir?

Çıkan sonuç şudur ki, sosyalist toplumu, Batıda devrimin zaferi olmadan da kendi gücümüzle kurabiliriz ama uluslararası sermayenin darbelerine karşı ülkemiz için bir garanti yaratmak, ülkemiz bunu tek başına yapabilecek durumda değildir, - bunun için bazı Batı ülkelerinde devrimin zaferi gereklidir. Ülkemizde sosyalizmi kurma olanağı ile ülkemizi uluslararası sermayenin darbelerine karşı güvenceye alma olanağı iki farklı şeydir.

REF:10

SBKP(B) İÇİNDEKİ MUHALEFET BLOKU ÜZERİNE, SBKP(B)’nin XV. Birlik Konferansına tezler, konferans tarafından kabul edilmiş ve SBKP(B) MK tarafından onaylanmıştır, 26 Ekim 1926, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 8, Ocak-Kasım 1926, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s.185-189

II. MUHALEFET BLOKUNUN PRATİK PLATFORMU

.... c) Parti aygıtına karşı, Parti içinde bürokratizme karşı mücadele bayrağı altında yürütülen mücadele. Parti, Parti aygıtının ve Parti kitlelerinin yekpare bir bütün oluşturduğundan, Parti aygıtının (MK, MKK, Partinin bölge örgütleri, il-, ilçe- ve semt komiteleri, hücre büroları vs.) bir bütün olarak Partinin önder öğesini vücuda getirdiğinden, Parti aygıtının, hata işlediklerinde eleştirilebilecek olan ve eleştirilmesi gereken, “tazelenebilecek” olan ve “tazelenmesi” gereken, ama eğer Partiyi parçalamak ve silahsızlandırmak tehlikesine düşmek istenmiyorsa, onurları kırılmaması gereken, proletaryanın en iyi temsilcilerinden meydana geldiğinden yola çıkıyor.

Muhalefet bloku ise tersine, Parti kitlelerini Parti aygıtının karşısına koymaktan yola çıkıyor; Parti aygıtının önder rolünü azaltmaya ve onun rolünü bir sicil kâtibinin ve propagandistin fonksiyonlarına indirmeye çabalıyor; Parti kitlelerini Parti aygıtına karşı kışkırtıyor ve böylece Parti aygıtını gözden düşürüp, onun devlet yönetimindeki pozisyonlarını zayıflatıyor.

Konferans, muhalefet blokunun Leninizmle hiçbir ortak yanı olmayan bu politikasının ancak, devlet aygıtının bürokratizmine karşı mücadelesinde, bu aygıtın gerçekten dönüştürülmesi ve böylece proletarya diktatörlüğünün sağlamlaştırılması için mücadelesinde Partiyi silahsızlandırmaya yaradığı görüşündedir.

d) Parti-içi demokrasi uğruna mücadele bayrağı altında sürdürülen, Partideki “rejim”e karşı mücadele.

Parti, “proletarya partisinin demirden disiplini (özellikle onun diktatörlüğü sırasında) biraz da olsa zayıflatan herkes, fiilen proletaryaya karşı burjuvaziye yardım eder”den (Lenin, 4. baskı, cilt 31, s.27, Rusça) yola çıkıyor; Parti içi demokrasinin, Partide proleter disiplini zayıflatmak ve parçalamak için değil, bilakis onu sağlamlaştırıp güçlendirmek için zorunlu olduğundan, Partide, milyonlarca kitlenin sempati ve desteği ile payandalandırılmış demirden bir disiplin, sıkı bir rejim olmadan proletarya diktatörlüğünün imkânsız olduğundan yola çıkıyor.

III. MUHALEFET BLOKUNUN “DEVRİMCİ” SÖZLERİ VE OPORTÜNİST FİİLLERİ ...

 Muhalefet Partiyi, devlet aygıtındaki bürokratizme karşı mücadele etmek istememekle suçluyor ve aynı zamanda, besbelli ki, satış fiyatlarının artırılmasının devlet aygıtındaki bürokratizm sorunuyla hiçbir ilgisi bulunmadığı inancıyla, satış fiyatlarının artırılmasını öneriyor, gerçekte ise bu yalnızca devletin iktisat aygıtının tamamen bürokratikleşmesine yol açacaktır, çünkü yüksek satış fiyatları, sanayiyi dumura uğratmanın, onu bir sera bitkisine dönüştürmenin ve iktisat aygıtını bürokratikleştirmenin en emin yoludur. Lafta –bürokratizm karşıtı, ama fiiliyatta –devlet aygıtını bürokratikleştirmenin savunucusu ve tempo tutucusu. ... Muhalefet, Parti aygıtının yozlaştığını haykırıyor, ama gerçekte ise MK, gerçekten yozlaşmış komünistlerden birinin, Bay Ossovski’nin ihracı sorununu gündeme getirdiğinde, muhalefetin bu baya azami ölçüde vefa göstermesi ve ihracına karşı oy kullanması söz konusu oluyor. Lafta –yozlaşmaya karşı, ama fiiliyatta –yozlaşmanın yardakçısı ve savunucusu.

REF:11

PARTİMİZDEKİ SOSYAL-DEMOKRAT SAPMA ÜZERİNE, SBKP(B) XV. Tüm-Birlik Konferansında Rapor, 1 Kasım 1926, J.V. Stalin, Eserler, Ocak-Kasım 1926, Cilt 8, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s. 200-251

LENİNİZM Mİ TROÇKİZM Mİ ... “...Diğer Avrupa devletlerinde burjuvazi iktidarda olduğu sürece, iktisadi soyutlanmaya karşı mücadele içinde kapitalist dünyayla bir anlaşma aramak zorundayız; aynı zamanda şu kesinlikle söylenebilir ki, bu anlaşma bize en iyi halde şu ya da bu iktisadi yarayı sarmaya, ileriye doğru şu ya da bu adımı atmaya yardım edebilecektir, ama Rusya’da sosyalist ekonominin gerçek bir ilerlemesi ancak Avrupa’nın en önemli ülkelerinde proletaryanın zaferinden sonra mümkün olacaktır."" (Bkz. Troçki’nin yazıları, cilt III, bölüm 1, s.92/93.)

REF:12

ÇİN DEVRİMİNİN PERSPEKTİFLERİ ÜZERİNE, KEYK’nin Çin Komisyonunda Konuşma, 30 Kasım 1926, J.V. Stalin, Eserler, Ocak-Kasım 1926, Cilt 8, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s. 301-314

II. EMPERYALİZM VE ÇİN’E EMPERYALİST MÜDAHALE

Bu ağır bir yanılgıdır, yoldaşlar. Bir müdahale asla birliklerin girişinden ibaret değildir, ve birliklerin girişi asla müdahalenin özsel özelliğini oluşturmaz. Kapitalist ülkelerde devrimci hareketin şu anki koşulları altında, yabancı birliklerin doğrudan girişi bir dizi protestolara ve çatışmalara meydan verebileceğinden, müdahale daha elastiki karakter taşıyor ve daha maskeli biçime bürünüyor. Mevcut koşullar altında emperyalizm, bağımlı ülkenin içinde bir iç savaşı örgütleyerek, devrime karşı karşı-devrimci güçleri finanse ederek, devrime karşı Çinli ajanlarını manevi ve maddi bakımdan destekleyerek müdahale etmeyi tercih ediyor. Rusya’da devrime karşı Denikin ve Kolçak’ın, Yudeniç ve Vrangel’in mücadelesini emperyalistler salt bir iç mücadele olarak göstermek istediler. Ama biz hepimiz, ve yalnızca biz değil, bilakis tüm dünya, bu karşı devrimci Rus generallerinin ardında, İngiltere ve Amerika, Fransa ve Japonya emperyalistlerinin bulunduğunu biliyordu, ki bunların desteği olmadan Rusya’da ciddi bir iç savaş tamamen olanaksız olurdu. Ayni şey Çin için de geçerlidir.

REF:13

SBKP(B) XV. PARTİ KONGRESİ, 2-19 Aralık 1927, J.V. Stalin, Eserler, Ağustos-Aralık 1927, Cilt 10, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü,Türkçe Baskı, İnter Yayınları, s. 229-320

II. SOSYALİST İNŞANIN BAŞARILARI VE SSCB’NİN İÇ DURUMU
Sınıflar, Devlet Aygıtı, Ülkenin Kültürel Gelişmesi .... d) devlet aygıtı ve bürokratizme karşı mücadele. Bürokratizm üzerine o kadar çok konuşuluyor ki, benim bunu ayrıntılı olarak anlatmama gerek yok. Devlet aygıtımızda, kooperatif aygıtımızda ve Parti aygıtında bürokratizm öğelerinin bulunduğuna kuşku yoktur. Bürokratizm öğelerine karlı bir mücadelenin yürütülmesi gerektiği ve bir devlet iktidarına sahip olduğumuz, bir devlet var olduğu sürece bu görevin önümüzde duracağı da keza bir olgudur.

Ama burada sınırlar da bilinmelidir. Devlet aygıtı içindeki bürokratizme karşı mücadeleyi, devlet aygıtının tümüyle olanaksız bir hale getirildiği, onun kötülendiği yere kadar ileri götürmek, devlet aygıtını parçalama çabasına kadar ileri götürmek, Leninizme karşı çıkmak demektir, aygıtımızın bir sovyet aygıtı olduğunu, dünyada var olan diğer tüm devlet aygıtlarıyla karşılaştırıldığında onun devlet aygıtının en yüksek tipini oluşturduğunu unutmak demektir. Devlet aygıtımızın gücü nerede yatıyor? Onun devlet iktidarını sovyetler yoluyla milyonlarca işçi ve köylü kitlesiyle birleştirmesinde. Sovyetlerin onbinlerce, yüzbinlerce işçi ve köylü için bir yönetim okulu olmasında. Devlet aygıtının kendisini milyonlarca halk kitlesine kapatmaması, tam aksine sovyetleri kuşatan ve böylelikle devlet iktidarı organları için bir destek oluşturan sayısız kitle örgütü, mümkün olan meclisleri yoluyla onlarla kaynaşmasında.

Devlet aygıtımızın güçsüzlüğü nerede yatıyor? Çalışmasını bozan ve çarpıtan bürokratik unsurların var olmasında. Bürokratizmi devlet aygıtından kovmak için – onun bir-iki yıl içinde kovulması mümkün değildir – devlet aygıtının sistematik bir şekilde iyileştirilmesi, onun kitlelere yakınlaştırılması, onun yeni, işçi sınıfının davasına bağlı kişilerle tazelenmesi, komünizm ruhuyla dönüştürülmesi, ama parçalanmaması ve kötülenmemesi gerekmektedir. ‘“Aygıt’ olmasaydı, çoktan çökmüştük. Aygıtın düzeltilmesi için sistematik ve kararlı bir mücadele olmaksızın, sosyalizmin temellerini yaratmadan önce çökeriz.”

Devlet aygıtımızın, öylesine bakıldığında bile göze çarpan eksikliklerine ayrıntılı bir şekilde girmek istemiyorum. Herşeyden önce “eski dost kırtasiyecilik geliyor aklıma. Elimde, hukuk, yönetim, sigorta, kooperatif ve diğer alanlardaki bir dizi örgütün caniyane ihmalkarlığını açığa çıkaran kırtasiyeciliğe ilişkin tüm bir dosya malzeme var. ... Partinin görevi, bürokratizme karşı ve devlet aygıtının düzeltilmesi için mücadelede, biraz önce sözünü ettiğim rezaletleri kızgın demirle pratiğimizden dağlayıp atmaktır.

e) Leninist kültür devrimi sloganı üzerine. Bürokratizme karşı en güvenilir araç, işçilerin ve köylülerin kültür düzeyinin yükseltilmesidir. Devlet aygıtı içindeki bürokratizm, istendiği kadar ayıplansın ve yerin dibine batırılsın, pratiğimiz içindeki bürokratizm istendiği kadar damgalansın ve teşhir direğine asılsın, ama işçi kitleleri, devlet aygıtını aşağıdan ve bizzat işçi kitleleri tarafından denetleme olanak, istek ve yeteneği sağlayan belirli bir kültür düzeyinden yoksunlarsa, bürokratizm herşeye rağmen kalmaya devam edecektir. Bundan dolayı, okul eğitimi her türlü kültürlülüğün temelini oluştursa da, yalnızca okul eğitimi anlamında değil, aynı zamanda ülke yönetimini öğrenme beceri ve yeteneğini kazanma anlamında da, işçi sınıfının ve emekçi köylü kitlelerinin kültürel gelişmesi, devlet ve diğer her türlü aygıtın düzeltilmesinin ana kaldıracıdır.

Lenin, Mart 1922’de XI. Parti Kongremizin açılışından önce Molotov yoldaşa hitaben MK’ya yazısında buna ilişkin olarak şöyle diyordu:

“Eksikliğini duyduğumuz en önemli şey kültürlülüktür, yönetme sanatıdır... NEP, ekonomik ve pratik olarak, sosyalist ekonominin temellerini kurma olanaklarını bize tümüyle veriyor. Önemli olan, ‘yalnızca’ proletaryanın ve onun öncüsünün kültürel güçleridir.” Lenin yoldaşın bu sözlerini unutmamalıyız, yoldaşlar! (sesler: “Çok doğru”)

Bundan ötürü Partinin görevi: işçi sınıfının ve köylülüğün emekçi katmanlarının kalkınması için mücadeleyi güçlendirmek.

REF 14:

MK VE MKK BİRLEŞİK NİSAN PLENUMU’NUN ÇALIŞMALARI ÜZERİNE, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 11, 1928-Mart 1929, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Temmuz 1992, s. 36-44

I. ÖZELEŞTİRİ ÜZERİNE ... Nihayet bizi özeleştiriye zorlayan bir başka durum daha vardır. Kitleler ve liderler sorununu düşünüyorum. Son zamanlarda bizde, liderlerle kitleler arasında belli garip ilişkiler oluşmaya başladı. Bir yandan bizde, tarihsel olarak otoritesi gittikçe yükselen ve kitleler için neredeyse ulaşılmaz olan bir grup lider oluştu ve gelişti. Diğer yandan, özelde işçi sınıfı kitlelerinin ve genelde emekçi kitlelerin yükselişi olağanüstü yavaş gerçekleşiyor, bunlar liderlere alttan hayranlıkla bakmaya başlıyorlar, pırıltıdan neredeyse gözleri kamaşıyor ve çoğunlukla liderlerini eleştirmekten korkuyorlar.

Bizde çok yükselmiş olan ve büyük otoriteye sahip bir grup liderin oluşmuş olması gerçeği -bu gerçek aslında tabii ki partimizin büyük bir kazanımıdır. Böyle otorite sahibi bir lider grubu varolmaksızın, büyük ülkenin yönetiminin düşünülemeyeceği açıktır. Ama liderlerin yükselirken kitlelerden uzaklaşması ve kitlelerin onlara alttan hayranlıkla bakmaya başlaması, onları eleştirmeye cesaret edememesi gerçeği -bu gerçek liderlerin kitlelerden belirli bir kopma ve kitlelerin liderlerden uzaklaşma tehlikesine yol açmak zorundadır.

Bu tehlike liderlerin kendilerini beğenmelerine ve kendilerini yanılmaz görmelerine yol açabilir. Ama tepedeki yöneticilerin kendilerini beğenmesinde ve kitlelere tepeden bakmaya başlamasında iyi olan nedir? Bunun Partinin yokoluşundan başka hiçbir şeye yol açamayacağı açıktır. Ama biz ilerlemek ve çalışmamızı iyileştirmek istiyoruz, Partiyi mahvetmek değil. Ve tam da ilerlemek ve kitlelerle liderler arasındaki ilişkileri iyileştirmek için, özeleştiri sübabı sürekli açık tutulmalı, Sovyet insanına liderlerine “bindirme”, hataları nedeniyle onları eleştirme olanağı verilmelidir ki, liderler kendini beğenmiş olmasın ve kitleler liderlerden uzaklaşmasın.

Bazen kitleler ve liderler sorunu, yönetici fonksiyonlara yükselme sorunuyla karıştırılıyor. Bu yanlıştır yoldaşlar. Bu sorun Partinin en ciddi dikkatini hak etmesine rağmen, sözkonusu olan yeni liderlerin yükselmesi değildir. Yükselmiş olan ve büyük otoriteye sahip liderleri, onlarla kitleler arasında sürekli ve çözülmez bir bağ kurarak korumak sözkonusudur. Canlı ve uyanık moral denetim olarak, geniş, Parti kamuoyunu, geniş işçi sınıfı kamuoyunu, özeleştiri ve eksikliklerimizin eleştirisi biçiminde örgütlemek sözkonusudur; büyük otoriteye sahip liderler, eğer Parti’nin güvenini, işçi sınıfının güvenini korumak istiyorlarsa, bunların sesine dikkatle kulak vermek zorundadırlar. ... Bu ne anlama geliyor? Bu, inşamızın temel görevlerinden birinin işçi sınıfını, ülkeyi yönetmek, ekonomiyi yönetmek, sanayii yönetmek için gerekli olan beceri ve bilgiyle donatmak olduğu anlamına geliyor.

İşçi sınıfı içinde bu beceri ve bilgiler, işçilerin güçleri ve yetenekleri özgür kılınmadan, işçi sınıfının en iyi insanları içinde hatalarımızı eleştirme, eksiklerimize işaret etme ve çalışmamızı ilerletme güç ve yeteneği geliştirilmeden şekillendirilebilir mi? Bunun yapılamayacağı açıktır.

İşçi sınıfının ve genel olarak emekçilerin güç ve yeteneklerini özgür kılmak ve onlara, ülke yönetimi için gerekli becerileri kazanma olanağı vermek için ne gereklidir? Bunun için herşeyden önce özeleştiri sloganının dürüstçe ve bolşevikçe gerçekleştirilmesi, çalışmamızın hata ve eksikliklerinin alttan eleştirisi şiarının dürüstçe ve bolşevikçe gerçekleştirilmesi gereklidir. İşçilerin, çalışmadaki eksiklikleri açıkça ve doğrudan eleştirme, çalışmamızı iyileştirme ve ilerletme olanağını kullanmalarının anlamı nedir? Bunun anlamı, işçilerin ülkenin, ekonominin, sanayinin yönetimine aktif katılmalarıdır. Bu ise işçilerde ülkenin efendisi olma duygusunu güçlendirir, aktivitelerini, uyanıklıklarını ve kültürel düzeylerini yükseltir.

İşçi sınıfının kültürel güçleri sorunu, tayin edici sorunlardan biridir. Neden? Çünkü şimdiye kadar var olan egemen sınıflar içinde,egemen sınıf olarak işçi sınıfı, tarihte belirli -ve, pek elverişli olmayan­- özel bir konuma sahip olduğu için. Şimdiye kadar varolan tüm egemen sınıflar -köle sahipleri, toprak beyleri, kapitalistler-, aynı zamanda varlıklıların sınıflarıydı. Yönetim için gerekli bilgi ve becerileri çocuklarına sağlama olanağına sahiplerdi. İşçi sınıfı onlardan, başka şeylerin yanı sıra, varlıklı bir sınıf olmaması, yönetim için gerekli bilgi ve becerileri çocuklarına sağlama olanağına eskiden sahip olmaması ile ayrılır, bu olanağı ancak şimdi, iktidara geldikten sonra elde etmiştir.

Bizde başka şeylerin yanı sıra, kültür devrimi sorununa düşen aciliyet tam da buradan kaynaklanır. Gerçi SSCB işçi sınıfı, on yıllık egemenliği içinde bu bakımdan, toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin yüzyıllar içinde ulaştıklarından daha fazlasına ulaşabildi. Ama uluslararası ve iç durum öyledir ki, ulaşılan sonuçlar henüz yeterli olmaktan çok uzaktır. Bu nedenle işçi sınıfının kültürel güçlerinin gelişim düzeyini yükseltebilecek her türlü araç, ülkenin ve sanayinin yönetimi için gerekli olan beceri ve bilginin işçi sınıfı içinde eğitimini kolaylaştırabilecek her türlü araç -bu tür araçların her biri, bizim tarafımızdan eksiksiz kullanılmalıdır.

Ancak söylenenlerden, proletaryanın kültürel güçlerini geliştirmek ve işçi sınıfı içinde yönetim için gerekli becerileri şekillendirmek için, özeleştiri şiarının en önemli araçlardan biri olduğu sonucu çıkıyor. Buradan, özeleştiri şiarının pratikte gerçekleştirilmesinin, bizim için yaşamsal bir görev olduğunun lehinde, bir başka neden daha ortaya çıkıyor. ...

REF 15

MK VE MKK BİRLEŞİK NİSAN PLENUMU’NUN ÇALIŞMALARI ÜZERİNE, “Pravda” No. 90, 18 Nisan 1928, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 11, 1928-Mart 1929, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Temmuz 1992, s. 55-59

III. ŞAHTİ OLAYI

... Şahti Olayı üzerine gerçekler, materyaller neyi gösteriyor?

Gerçekler, Şahti Olayının, kömür sanayiinde eskiden egemen olan burjuva uzmanların bir bölümü tarafından düzenlenmiş ekonomik bir karşı-devrim olduğunu gösteriyor.

Gerçekler ayrıca, gizli bir grup içinde örgütlenmiş bu uzmanların, bugün sürgünde bulunan eski mülk sahipleri ve Batının karşı-devrimci Sovyet düşmanı kapitalist örgütlerinden, zararlı çalışmaları için para aldıklarını gösteriyor.

Gerçekler nihayet, bu burjuva uzmanlar grubunun, Batının kapitalist örgütlerinin direktifleriyle hareket ettiklerini ve sanayimizi mahvetmeye çalıştıklarını gösteriyor.

Bütün bunlar neyi kanıtlıyor?

Burada Batı Avrupalı Sovyet düşmanı kapitalist örgütlerin, sanayimizin meselelerine ekonomik bir müdahalesiyle karşı karşıya olduğunu kanıtlıyor. Bir zamanlar, iç savaştaki zaferimizle tasfiye etmeyi başardığımız bir askeri-politik müdahale vardı. Şimdi ekonomik bir müdahale denemesiyle karşı karşıyayız, bunun tasfiyesi için iç savaşa gereksinimimiz yok, ama buna rağmen onu tasfiye etmek zorundayız ve elimizdeki tüm olanaklarla tasfiye edeceğiz.

Uluslararası sermayenin bizi rahat bırakacağını varsaymak budalalık olurdu. Hayır yoldaşlar, böyle değildir. Sınıflar vardır, uluslararası sermaye vardır, ve bu, sosyalizmi inşa eden ülkenin gelişimini sükûnetle seyredemez. Uluslararası sermaye eskiden, Sovyet iktidarını doğrudan askeri müdahaleyle devirebileceğine inanıyordu. Bu deneme başarısızlığa uğradı. Bugün ise ekonomik gücümüzü, görünmeyen, her zaman farkedilmeyen, oldukça etkili ekonomik müdahaleyle -zararlı çalışma örgütleyerek şu ya da bu sanayi dalında her türlü “krizi” hazırlayarak ve böylece ileriki bir askeri müdahale olanağını kolaylaştırarak­ zayıflatmaya çalışıyor ve gelecekte de çalışacaktır. Burada her şey bir düğüm olmuştur, uluslararası sermayenin Sovyet iktidarına karşı sınıf mücadelesi düğümü; ve herhangi bir rastlantıdan hiç sözedilemez.

İkisinden biri:

Ya gelecekte de devrimci bir politika güdeceğiz ve tüm ülkelerin proleterlerini ve ezilenlerini Sovyetler Birliği işçi sınıfı etrafında toplayacağız -ve o zaman uluslararası sermaye ileriye yürüyüşümüzü her türlü araçla engellemeye çalışacaktır.

Ya da devrimci politikamızdan vazgeçeceğiz, uluslararası sermayeye bir dizi ilkesel tavizler vereceğiz -ve o zamanda uluslararası sermaye, sosyalist ülkemizi “iyi” bir burjuva cumhuriyete dönüştürmekte bize “yardım” etmeye herhalde isteksiz olmayacaktır.

Dışarıda kurtuluş politikası güdebileceğimize ve aynı zamanda Avrupalı ve Amerikalı kapitalistlerden bunun için övgü alabileceğimize inanan kişiler var. Bu tür saf kişilerin Partimizle hiçbir ortak yanı olmadığını ve olamayacağını kanıtlamama gerek yoktur. ... Stalin. Ama tam da bu ve benzeri tavizleri kendimizden vazgeçmeksizin veremeyeceğimiz için -tam da bu yüzden uluslararası sermayenin bize karşı gelecekte de her türlü adiliği yapmasına hazırlıklı olmalıyız, bunun, Şahti Olayı türünde ya da başka, benzer bir türde olması hiç farketmez.

Şahti Olayının sınıfsal kökleri burada yatıyor.

Bizde uluslararası sermayenin askeri bir müdahalesi neden başarılabildi? Ülkemizde, Sovyet iktidarının temellerini yıkmaya her zaman hazır olan askeri uzman grupları, generaller ve subaylar, burjuvaların ve toprak sahiplerinin oğulları olduğu için. Bu subaylar ve generaller, uluslararası sermayenin maddi, askeri ve başka her türlü desteği olmadan Sovyet iktidarına karşı ciddi bir savaş örgütleyebilirler miydi? Tabii ki hayır. Uluslararası sermaye, bu beyaz muhafız subay ve generaller grubunun yardımı olmadan ciddi bir müdahale örgütleyebilir miydi? Sanmıyorum.

Bizde o zamanlar, askeri müdahalenin bir rastlantı olduğuna, Kraznov, Mamontov vs.yi hapisten bırakmamış olsaydık, müdahale de olmayacağına inanan yoldaşlar vardı. Bu tabii ki doğru değildir. Mamontov’un, Kraznov’un ve diğer beyaz muhafız generallerin serbest bırakılmasının, iç savaşın gelişiminde bir rol oynadığı konusunda kuşku olamaz. Ama askeri müdahalenin köklerinin burada değil, bir yanda Sovyet iktidarı ve diğer yanda suç ortaklan Rusya’daki generallerle birlikte uluslararası sermaye arasında yattığı konusunda da kuşku olamaz.

Bazı burjuva uzmanlar, maden ocaklarının eski sahipleri, uluslararası sermayenin maddi ve manevi desteği olmaksızın, Sovyet iktidarının devrilmesinde uluslararası sermayenin kendilerine yardım edeceği perspektifi olmaksızın, bizde Şahti Olayını örgütleyebilirler miydi? Tabii ki hayır. Uluslararası sermaye, eğer bizde, ülkemizde bir burjuvazi ve bunlar arasında, Sovyet iktidarını akla gelebilecek her tarzda mahvetmeye hazır olan belirli bir grup burjuva uzmanlar olmasaydı, Şahti Olayı türünde bir ekonomik müdahale örgütleyebilir miydi? Bunu yapamayacakları açıktır. Bizde genelde ekonomik bir müdahaleye, Sovyet iktidarının altını oymaya hazır olan burjuva uzman grupları var mıdır? Olduklarını sanmıyorum. Çok olabileceklerine inanmıyorum. Ama bizde, sayılan askeri müdahale sırasındakinden çok daha az olan bazı önemsiz karşı-devrimci burjuva uzman grupları bulunduğu konusunda hiç kuşku yoktur. Bu iki gücün birleşmesi, tam da SSCB’de ekonomik müdahalenin zeminini oluşturur.

Şahti Olayının sınıfsal içyüzü işte budur.

Şimdi, Şahti Olayından çıkan pratik sonuçlar üzerine. ... Şimdi düşkünleşmiş olan bazı idarecilerimiz, eskiden içimizden birinden daha mı kötüydü? Bu ve benzeri yoldaşların yoldan çıkmaları ve bozmaya başlamaları, burjuva uzmanların yaşam tarzını benimsemeleri neyle açıklanır? Bu, yanlış ekonomik pratiğimizle, ekonomik fonksiyonerlerimizin seçim tarzıyla ve gelişimlerini zorlaştıran, onları burjuva uzmanların bir eklentisi haline getiren çalışma koşularıyla açıklanır. Böyle bir pratiğe son verilmelidir, yoldaşlar. ... Üçüncü sonuç, geniş işçi kitlelerinin, sanayiin yönetimine çekilmesi sorunuyla ilgilidir. Şahti materyallerine bakıldığında bu konu ne durumdadır? Çok kötü. Fevkalade kötü, yoldaşlar. İş hukuku yasasının çiğnendiği, yer altındaki çalışmada altı saatlik işgününe her zaman uyulmadığı, iş güvenliği hükümlerinin hiçe sayıldığı kanıtlanmıştır. Ve işçiler buna katlanıyor. Sendikalar susuyor. Ve Parti örgütleri bu inanılmaz duruma son vermek için hiçbir önlem almıyor. ...

REF 16:

SOVYETLER BİRLİĞİ LENİNİST KOMÜNİST GENÇLİK BİRLİĞİ VIII. KONGRESİNDE KONUŞMA, 16 Mayıs 1928, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 11, 1928-Mart 1929, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Temmuz 1992, s.66-74

I. İŞÇİ SINIFININ MÜCADELE AZMİNİ GÜÇLENDİRİN

... Alım krizinin ve Şahti Olayının muazzam eğitici önemi, tüm örgütlerimizi sarsmış, “kendiliğinden yürüme” teorisini yıkmış ve var olan, uyumayan ve bunlara karşı işçi sınıf güçlerinin uyanıklılığını, devrimci ruhunu, mücadele azmini güçlendirmek gereken sınıf düşmanlarının varlığını bir kez daha vurgulamış olmasıdır.

Partinin acil görevi, günlük çalışmasının politik çizgisi bu nedenle, İşçi sınıfının sınıf düşmanlarına karşı mücadele azminin yükseltilmesidir. ...

II. TABANDAN KİTLESEL ELEŞTİRİYİ ÖRGÜTLEYİN

İkinci sorun, bürokratizme karşı mücadele görevi, eksik1ik1erimizin kitlesel eleştirisinin örgütlenmesi görevi, tabandan kitlesel denetimin örgütlenmesi görevi ile ilgilidir:

İlerlememizin en kötü düşmanlarından biri bürokratizmdir. O bütün örgütlerimizin -gerek parti örgütlerinin gerek Komünist Gençlik Birliği örgütlerinin, gerek sendikal örgütlerin gerekse de ekonomik örgütlerin içinde yaşar. Bürokratlardan sözedildiğinde, kural olarak, karikatürlerimizde genellikle gözlüklü kişiler olarak temsil edilen, eski partisiz memurlar gösterilir. (Gülüşmeler.) Bu tam doğru değildir, yoldaşlar. Yalnızca eski bürokratlar sözkonusu olsaydı, o zaman bürokratizme karşı mücadele dünyanın en kolay işi olurdu. Kötü olan, eski bürokratların sözkonusu olmamasıdır. Yeni bürokratlar sözkonusudur, yoldaşlar, Sovyet iktidarına sempati duyan bürokratlar sözkonusudur, ve nihayet komünist saflardan bürokratlar sözkonusudur. Komünist bürokrat, bürokratın en tehlikeli tipidir. Neden? Bürokratizmini Parti üyeliğiyle maskelediği için. Ve bu tür komünist bürokratlar bizde ne yazık ki az değildir.

Parti örgütlerimizi alın. Smolensk Olayını, Artyomovsk Olayını vs. mutlaka okumuşsunuzdur. Acaba bu bir rastlantı mıdır? Parti örgütlerimizin bazı organlarındaki bu utanç verici ahlaki sarsıntı ve ahlaki çöküş örnekleri neyle açıklanır? Orada parti tekelinin abese vardırılması, kitlelerin sesinin boğulması, Parti-içi demokrasinin ortadan kaldırılması ve bürokratizmin beslenmesiyle. Bu kötülükle nasıl mücadele edilebilir? Bu kötülüğe karşı, Parti kitlelerinin tabandan denetiminin örgütlenmesinden, Parti-içi demokrasinin geliştirilmesinden başka bir araç olmadığı ve olamayacağı düşüncesindeyim. Bu demoralize unsurlara karşı Parti kitlelerinin öfkesinin körüklenmesine ve bu tür unsurları defetmeleri için onlara olanak verilmesine itiraz olabilir? Buna zor itiraz edilir.

Ya da örneğin Komünist Gençlik Birliği’ni alalım. Komünist Gençlik Birliği’nde şurda burda, tamamen demoralize olmuş unsurların bulunduğunu ve bunlara karşı mutlaka müsamahasız bir mücadele yürütülmesi gerektiğini elbette reddetmezsiniz. Fakat demoralize unsurları bırakalım. Komünist Gençlik Birliği içinde, odağında tek tek kişilerin bulunduğu ilkesiz bir grup mücadelesinin, Komünist Gençlik Birliği’nde atmosferi zehirleyen bir mücadelenin son örneğini ele alalım. Komünist Gençlik Birliği’nde Marksistler lambayla aranmak zorunda kalınırken, istenen sayıda “Kosarev’ci” ve Sobolev’ci''nin bulunabilmesi nasıl açıklanır? (Alkışlar.) Bu olgu, eğer Komünist Gençlik Birliği’nin tepedeki gruplarının bazı organlarında bir bürokratik kemikleşme süreci yaşandığını kanıtlamıyorsa ya neyi kanıtlıyor?

Ya sendikalar? Sendikalarda bürokratizmin fazlasıyla bulunduğunu kim inkar edebilir? Fabrikalarda üretim konferanslarımız var. Sendikalarda geçici denetim komisyonlarımız var. Bu örgütlerin görevi, kitleleri uyandırmak, eksikliklerimizi ortaya çıkarmak ve inşamızın iyileştirilmesinin yollarını göstermektir. Bu örgütler bizde neden gelişmiyor? Neden fıkır fıkır yaşamla dolu değiller? Sendikalardaki bürokratizme ilave olarak Parti örgütlerindeki bürokratizmin, işçi sınıfının bu önemli örgütlerinin gelişimini önledikleri açık değil midir?

Nihayet ekonomik örgütlerimiz. Ekonomik örgütlerimizin bürokratizmden mustarip olduğunu kim inkar edebilir? Yalnızca Şahti Olayını alın. Şahti Olayı, ekonomik organlarımızın ilerlemediğini, bilakis süründüğünü, kendisini zorla sürüklediğini kanıtlamıyor mu?

Bütün bu örgütlerde bürokratizme nasıl son verilebilir?

Bunun için yalnızca bir tek yol vardır -tabandan denetimin örgütlenmesi, kurumlarımızda bürokratizme karşı, bunların eksikliklerine karşı, hatalarına karşı işçi sınıfının milyonluk kitlelerinin eleştirisinin örgütlenmesi.

Örgütlerimizde bürokratik suiistimallere karşı emekçilerin öfkesini alevlendirdiğimizde, geçmişte liyakatleri bulunan, ama şimdi bürokratizm hastalığına yakalanmış bazı yoldaşlarımıza dokunmak zorunda kalacağımızı biliyorum. Ama bu bizi, tabandan denetimi örgütlemekten alıkoyabilir mi? Alıkoyamaz ve alıkoymamalı diye düşünüyorum. Eski liyakatler için onların önünde eğilinmeli, ama yeni hatalar ve bürokratizm için adamakıllı tepelerine binilmelidir (Gülüşmeler, alkışlar). Başka nasıl olabilir? Davanın çıkarları gerektiriyorsa, bu neden yapılmasın?

Üstten eleştiri üzerine, İşçi-Köylü Müfettişliği tarafından eleştiri, Partimiz MK'sı vs. tarafından eleştiri üzerine konuşuluyor. Bütün bun­lar tabii ki iyi. Ama yeterli olmaktan çok uzak. Dahası, esas mesele şimdi, hiç de bu değil. Şimdi esas mesele, genelde bürokratizme karşı, özelde çalışmamızdaki eksikliklere karşı, tabandan geniş bir eleştiri dalgasını harekete geçirmektir. Ancak baskının iki yandan -gerek üstten gerekse de alttan­ gelmesini sağlarsak, ağırlık tabandan eleştiriye kaydırılırsa, mücadelede başarılar ve bürokratizmin kökünün kazınması beklenebilir.

Yalnızca liderlerin inşa deneyimine sahip olduklarını sanmak yanlış olur. Bu doğru değildir, yoldaşlar. Sanayimizi inşa eden milyonluk işçi kitleleri inşada hergün, bizim için, liderlerin deneyimlerinden daha az değerli olmayan muazzam deneyimler biriktiriyorlar. Tabandan eleştiriye, tabandan denetime, başka şeylerin yanısıra, milyon1arca kitlenin bu deneyimlerinin yitip gitmemesi için, bunların gözönüne alınması ve hayata geçirilmesi için gereksinimimiz var.

Partinin acil görevi bundandır:: Bürokratizme karşı müsamahasız mücadele, tabandan kitlesel eleştirinin örgütlenmesi, eksikliklerimizin giderilmesi üzerine pratik kararlarda bu eleştirilerin gözönünde tutulması. ...

III. GENÇLİK BİLİME EGEMEN OLMALIDIR

... Gerek tarım gerekse de sanayi alanında inşayı seven ve inşayı yönetmek isteyen yeterince insanımız var. Ama inşa etmeyi ve yönetmeyi bilen insan inanılmaz derecede az. Tersine bu alanda karacahillik bizde çok fazladır. Dahası bizde, kültürel geriliğimizi yüceltmeye hazır kişiler var. Okuma-yazman yok mu, ya da yanlış mı yazıyorsun ve geriliğinle gururlanıyor musun, o zaman sen “tezgahtan” bir işçisin, o zaman saygı ve itibar görürsün. Ama kültürel geriliği aşmışsan, okuma-yazmayı öğrenmişsen, bilime egemen olmuşsan, o zaman bir yabancısın, o zaman kitlelerden “koptun”, işçi olmaktan çıktın.

Bu barbarlığı ve yabanıllığı, bilime ve kültürlü insana bu barbarca tavrı bertaraf etmedikçe bir adım ilerleyemeyeceğimizi düşünüyorum. İşçi sınıfı, kültürel geriliğini aşmayı bilmedikçe, kendi aydınlarını yetiştirmeyi bilmedikçe, bilime egemen olmadıkça ve ekonomiyi bilimsel temelde yönetmeyi bilmedikçe ülkenin gerçek efendisi haline gelemez.

Şimdi mücadele koşullarının iç savaş dönemindekilerden farklı olduğu kavranmalıdır, yoldaşlar, İç savaş döneminde düşman mevzileri, cesaretle, cüretkarlıkla, süvari saldırılarıyla ele geçirilebilirdi. Bugün ekonominin barışçıl inşası koşulları altında süvari saldırıları işi yalnızca bozabilir. Cesaret ve cüretkarlığa tıpkı eskiden olduğu gibi şimdi de gereksinim var. Ama yalnızca cesaret ve cüretkarlıkla fazla bir yere varılamaz. Şimdi düşmanı yenmek için, sanayii, tarımı, ulaşımı, ticareti inşa etmeyi bilmek gerekir , ticarette kibirli, burnu büyük yaklaşımdan vazgeçilmelidir.

İnşa etmek için bir şey bilmek gerekir, bilime egemen olmak gerekir. Bir şey bilmek için ise öğrenmek gerekir. İnatla, sabırla öğrenmek. Herkesten -gerek düşmandan gerekse de dosttan, özellikle düşmandan öğrenmek. Düşmanların bilgisizliğimize, geriliğimize güleceğinden korkmaksızın dişlerimizi sıkarak öğrenmek.

Önümüzde bir kale var. Onun adı, bu kalenin adı, sayısız bilgi dallarıyla bilimdir. Bu kaleyi ne pahasına olursa olsun almak zorundayız. Bu kaleyi, eğer yeni bir yaşamın kurucusu olmak, eski hassa alayının gerçekten yeni kuşağı olmak istiyorlarsa gençlik ele geçirmelidir.

Şimdi kendimizi her şey üzerine biraz laflamayı bilen genel olarak komünist kadroların, genel olarak bolşevik kadroların yetiştirilmesiyle sınırlayamayız. Amatörlük ve çokbilmişlik şimdi bizim için köstektir. Şimdi gereksinim duyduğumuz, meta1 sanayii, tekstil sanayii, yakıt sanayii, kimya, tarım, ulaşım, ticaret, kitapçılık vs. için Bolşevik uzmanlardır. Şimdi Bolşevik saflardan, çeşitli bilgi alanlarında, branşlarına egemen gruplara, yüzlerce, binlerce yeni kadroya gereksinimimiz var. Bu olmaksızın, ülkemizde, sosyalist inşanın hızlı bir temposundan hiç sözedilemez. Bu olmaksızın, ilerlemiş kapitalist ülkelere yetişmemizden ve onları geçebilmemizden hiç sözedilemez.

Bilime egemen olmak, tüm bilgi dallarında yeni Bolşevik uzman kadrolar yaratmak, öğrenmek, öğrenmek, büyük bir inatla öğrenmek -şimdi görev budur.

Bilim egemen olmak için devrimci gençliğin kitlesel bir seferi ­şimdi gereksinimimiz olan şey budur, yoldaşlar...

REF 17:

MK POLİTBÜRO ÜYELERİNE Frumkin’e Yanıt (Frumkin’in 15 Haziran 1928 tarihli mektubu vesilesiyle) J.V. Stalin, Eserler, Cilt 11, 1928-Mart 1929, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Temmuz 1992, s.105-106

Frumkin’in 15 Haziran 1928 tarihili mektubu dikkatli bir değerlendirmeyi hakediyor.

Nokta nokta inceleyelim.

1) Frumkin’in herşeyden önce SSCB’nin uluslararası durumunu “değerlendirişi yan1ıştır. SSCB ile kapita1ist çevresi arasındaki çelişkilerin artma nedeninin, kapitalist devletlerin SSCB’ye karşı saldırı nedeninin, SSCB’de sosyalist unsurların artmasında, SSCB’nin tüm ülke işçileri üzerinde artan etkisinde, dolayısıyla güçlenen SSCB’nin kapitalizm için temsil ettiği tehlikede yattığı yolundaki genel kabul gören görüş egemendir. MK’nın hesap verme raporuna ilişkin kararında şunları söylerken, Partimizin XV. Kongresi de bu aynı görüşü savunuyor: “Burjuva çevre ülkeleriyle, muzaffer gelişimiyle dünya kapitalizminin temel direklerini sarsan SSCB arasındaki çe1işkiler keskinleşti. SSCB’de de sosyalist unsurların artması, proletarya diktatörlüğünün yozlaşması üzerine burjuva umutların yıkılması ve aynı zamanda SSCB’nin uluslararası devrimci etkisinin güçlenmesi, bu keskinleşmenin en önemli faktörleridir.” (29) Altını ben çizdim. -J. St.)

Bilindiği gibi Parti bu görüşe kazara, tesadüfen ulaşmadı, bilakis SSCB’ye karşı saldırısının nedeninin, SSCB’nin yozlaşma sürecinden ileri gelen zayıflamasında yattığını açıkça iddia eden, muhalefete karşı amansız mücadelede ulaştı.

Ancak Frumkin Partinin bu görüşüyle kesinlikle hemfikir değil. Frumkin tersine, “kapitalist dünyanın SSCB’ye karşı saldırısı için temel ve tayin edici faktörün, güçlerimizin politik ve ekonomik olarak zayıflamasında yattığını” iddia ediyor. Biri Frumkin’e diğeri ise Partimizin XV. Kongresine ait olan bir­birine zıt bu iki değerlendirmenin birbiriyle hangi ortak yanı olabilir?

2) Frumkin’in, SSCB’nin iç durumunu değerlendirişi daha da yanlıştır. Frumkin’in mektubu okunduğunda, Sovyet iktidarının can çekiştiği, ülkenin uçurumun kenannda bulunduğu ve SSCB’nin çöküşünün, bir kaç günlük değilse bir kaç aylık bir iş olduğu sanılabilir. Yalnızca “baykuşların çoktan öttüğü” ilavesi eksik.

Muhaliflerin ağzından, SSCB’nin “çöküşü” üzerine aydın sızlanmaları dinlemeye alışığız. Ama muhalefeti örnek almak Frumkin'e yakışıyor mu?

REF 18:

ÖZELEŞTİRİ ŞİARININ BAYAĞILAŞTIRILMASINA KARŞI, “Pravda” No 146, 26 Haziran 1928, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 11, 1928-Mart 1929, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Temmuz 1992, s.117-119

... Ama özeleştiriyi geliştirebilmek için, herşeyden önce, Partinin önünde duran bir dizi engelin üstesinden gelmek gerekir. Kitlelerin kültürel geriliği, proleter öncünün kültür güçlerinin yetersizliği, hantallığımız, “komünistçe böbürlenmemiz” vs. bunlara dahildir. Ama eğer en ciddisi değilse, en ciddi engellerden biri, aygıtlarımızın bürokratizmidir. Burada sorun, Parti, devlet, sendika, kooperatif ve tüm diğer örgütlerimiz içinde bürokratik unsurların varlığıdır. Sorun, varlıklarını bizim zaaf ve hatalarımıza borçlu olan, kitlelerin eleştirisinden, kitlelerin denetiminden ateşten korkar gibi korkan ve bizim özeleştiriyi geliştirmemizi engelleyen, zaaflarımızdan, hatalarımızdan kurtulmamızı engelleyen bürokratik unsurların varlığıdır. Örgütlerimizdeki bürokratizm yalnızca kırtasiye ve yazışma bürokratizmi değildir. Bürokratizm, burjuva etkisinin örgütlerimize bir yansımasıdır. Lenin şöyle derken haklıydı:

“Bürokratizme karşı mücadelenin mutlak zorunlu bir mücadele olduğunu ve onun, küçük-burjuva unsura karşı mücadele gibi zor olduğunu kavramamız –zorunludur. Bürokratizm, devlet düzenimizde, Parti programımızda dahi kendinden sözettirecek kadar önemli bir çıban ha1ine gelmiştir. Çünkü bürokratizm, bu küçük-burjuva unsurla ve onun parçalanmasıyla bağıntılıdır.” (4. baskı. cilt XXXI, s. 167, Rusça.) Altını ben çizdim. -J.St.

Özeleştiriyi gerçekten geliştirmek ve inşamızdaki kusurlardan kendimizi arındırmak istiyorsak, örgütlerimizin bürokratizmine karşı mücadeleyi daha da büyük bir kararlılıkla yürütmeliyiz.

Milyonlarca işçi ve köylü kitlesini, bürokratizme karşı en önemli panzehir olan tabandan eleştiri, tabandan denetim için daha da büyük bir kararlılıkla harekete geçirmeliyiz.

Lenin şöyle derken haklıydı:

“Bürokratizme karşı mücadele vermek istiyorsak, o zaman geniş kitleleri [işin içine -ÇN] çekmek zorundayız”... Çünkü “'bürokratizm, işçileri ve köylüleri çekme dışında başka herhangi bir tarzda ortadan ka1dınlabilir mi?” (4. baskı, cilt XXXI, s. 398, Rusça.) Altını ben çizdim. -J.St.

Ama milyonlarca kitleyi “çekmek” için, işçi sınıfının bütün kitle örgütlerinde ve herşeyden önce de bizzat Parti içinde proleter demokrasiyi geliştirmek gerekir. Bu koşul olmaksızın özeleştiri bir sıfırdır, bir hiçtir, boş bir laftır.

Bizim herhangi bir özeleştiriye ihtiyacımız yok. Bizim, işçi sınıfının kültür düzeyini yükselten, mücadele ruhunu geliştiren, zafere inancını pekiştiren, gücünü artıran ve onun ülkenin gerçek efendisi olmasına yardım eden bir özeleştiriye ihtiyacımız var.

Bazıları, özeleştiri olunca, iş disiplinine gerek o1madığını, işlerin ortada bırakılabileceğini ve her türlü şey üzerine gevezelik1e iştigal edilebileceğini sanıyorlar. Bu bir özeleştiri değil, tam tersine işçi sınıfıyla alay etmek olurdu. Özeleştiri, iş disiplinini yok etmek için ­değil, tam tersine sağlamlaştırmak için, iş disiplinini, küçük-burjuva baştan savmacılığa göğüs germe yeteneğine sahip bilinçli bir disiplin yapmak için gereklidir.

Başka bazıları, özeleştiri olunca, artık önderliğe gerek olmadığını, o zaman dümenin başı boş ve herşeyin “kendi doğal akışına” bırakılabileceğini sanıyorlar. Bu bir özeleştiri değil, tam tersine bir rezalet olurdu. Özeleştiri, önderliği zayıflatmak için değil, tam tersine güçlendirmek için, kağıt üzerinde kalan ve pek otorite sahibi olmayan ; bir önderliği yaşama bağlı ve gerçekten otorite sahibi bir önderlik yapmak için gereklidir.

Ama başka türden bir “özeleştiri”, Parti ruhunun yıkılmasına, Sovyet iktidarının gözden düşürülmesine, inşamızın zayıflatılmasına, ekonomi kadrolarımızın harap edilmesine, işçi sınıfının silahsızlandırılmasına, yozlaşma üzerine lafazanlığa götüren bir “özeleştiri” de vardır. Troçkist muhalefet dün bizden tam da böyle bir “özeleştiri” talep etti. Söylemeye gerek yok ki, Partinin böyle bir “özeleştiri” ile hiçbir ortak yanı yoktur. Söylemeye gerek yok ki, Parti böyle bir “özeleştiri”ye karşı bütün gücüyle, bütün araçlarla mücadele edecektir.

Bize yabancı, yıkıcı, anti-Bolşevik bu “özeleştiri” ile, Parti ruhunu geliştirme, Sovyet iktidarını sağlamlaştırma inşamızı iyileştirme, ekonomi kadrolarımızı güçlendirme, işçi sınıfını silahlandırma hedefini güden bizim, Bolşevik “özeleştiri”miz arasında kesinlikle ayrım yapılmalıdır.

REF:19

SBKP(B)’DE SAĞ TEHLİKE ÜZERİNE, SBKP(B) Moskova Komitesi ve Moskova Kontrol Komisyonu’nun Plenumunda Konuşma, 19 Ekim 1928, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 11, 1928-Mart 1929, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Temmuz 1992, s.195-202

... Kapitalizmin devrilmiş ama henüz kökünden kazınmamış olduğu Sovyetik gelişme koşulları altında komünizmde sağ sapma, henüz şekillenmemiş ve belki de bilincine varılmamış da olsa yine de bir kısım komünistte varolan, Partimizin genel çizgisinden burjuva ideolojisine doğru çarketme eğilimi, tandansı anlamına gelir. Komünistlerimizin belli çevreleri Partiyi XV. Kongre kararlarından geri çekmeye çalışıyor ve köyün kapitalist unsurlarına karşı saldırının gerekliliğini inkar ediyorsa; ya da, şu anki hızlı gelişme temposunu ; ülke için zararlı gördüklerinden, sanayimizin sınırlanmasını talep ediyorsa; ya da kollektif ve Sovyet çiftliklerine devlet bağışlarının yararlılığını inkar ediyor ve bunlar (bağışları) dışarıya atılmış para olarak görüyorsa; ya da özeleştirinin aygıtımızı sarstığını varsaydıklarından, özeleştiri temelinde bürokratizme karşı mücadelenin yararlılığını inkar ediyorsa; ya da dış ticaret tekelinin gevşetilmesini talep ediyorsa vs. vs., o zaman bu, Partimiz saflarında, kendileri de farkında olmaksızın, sosyalist inşamızın davasını “Sovyet” burjuvazisinin zevkine ve gereksinimlerine uydurmaya çalışan kişilerin olduğu anlamına gelir.

Partimizde sağ sapmanın bir zaferi, ülkemizde kapitalist unsurların güçlenmesi anlamına gelecektir. Ülkemizde kapitalist unsurların güçlenmesi ise ne anlama gelir? Proletarya diktatörlüğünün zayıflaması ve kapitalizmin restorasyonu şansının yükselmesi anlamına gelir.

Dolayısıyla Partimizde sağ sapmanın zaferi, ülkemizde kapitalizmin restorasyonu için gerekli olan önkoşulların teşvik edilmesi anlamına gelecektir.

Bizde, Sovyet ülkemizde, kapitalizmin yeniden tesisini (restorasyon) olanaklı kılan önkoşullar var mıdır? Evet, vardır. Bu garip görünebilir, ama gerçektir yoldaşlar. Kapitalizmi devirdik, proletarya diktatörlüğünü kurduk ve artan tempoda sosyalist sanayimizi geliştiriyoruz, bu arada köylü ekonomisini onunla sıkıca birleştiriyoruz. Ama henüz kapitalizmi kökünden kazımadık. Kapitalizmin bu kökleri nerededir? Meta üretiminde, kentin ve özellikle köyün küçük üretimindedir.

Kapitalizmin gücü, Lenin’in dediği gibi, “küçük üretimin gücündedir. Çünkü küçük üretim dünyada ne yazık ki hala çok çok fazladır; küçük üretim ise hiç durmaksızın, her gün, her saat, kendiliğinden ve kitlesel çerçevede kapitalizmi ve burjuvaziyi üretir.” (Bkz. 4. baskı, cilt XXXI, s. 7-8 [Alm. İki Ciltte “Seçme Eserler”, cilt II, s. 672].)

Bizde küçük üretim kitlesel karakter taşıdığından ve hatta egemen durumda olduğundan ve özellikle NEP koşulları altında, hiç durmaksızın ve kitlesel çerçevede kapitalizmi ve burjuvaziyi ürettiğinden, bizde kapitalizmin restorasyonunu olanaklı kılan önkoşulların var olduğu açıktır.

Bizde, Sovyet ülkemizde, kapitalizmin restorasyonu olanağını yoketmek, ortadan kaldırmak için gerekli olan olanak ve güçler var mıdır? Evet, vardır. Lenin’in, SSCB’de tam sosyalist toplumu kurma olanağı tezinin doğruluğu tam da buna dayanır. Bunun için, proletarya diktatörlüğünün sağlamlaştırılması, işçi sınıfıyla köylülük arasındaki ittifakın güçlendirilmesi, yönetim kademelerimizin ülkenin sanayileşmesi bakış açısı altında geliştirilmesi, sanayinin hızlı bir gelişim -temposu, ülkenin elektriklendirilmesi, tüm ekonominin yeni bir teknik temel üzerinde reorganizasyonu, köylülüğün kitlesel olarak kooperatiflerde birleşmesi ve çiftliklerinin ürününün artırılması, bireysel köylü çiftliklerinin yavaş yavaş toplumsal, kollektif çiftliklerde birleşmesi, Sovyet çiftliklerinin gelişmesi kentte ve kırda kapitalist unsurların kısıtlanması ve yenilgiye uğratılması vs. vs. gereklidir.

Buna ilişkin Lenin şunları söylüyor:

“Bir küçük köylü ülkesinde yaşadığımız sürece, Rusya’da, kapitalizm için, komünizm için olduğundan daha sağlam bir ekonomik temel vardır. Bu unutulmamalıdır. Kır yaşamını dikkatle gözlemlemiş ve kentteki yaşamla karşılaştırış olan herkes, kapitalizmi kökünden kazımadığımızı ve iç düşmanın ayağının altından temeli, zemini çekip almadığımızı bilir. Bu düşman küçük işletme sayesinde kendisini koruyor ve onun ayağının altından zemini çekip almak için yalnızca tek bir çare vardır: ülke ekonomisini, tarımı da, yeni bir teknik temele, modern büyük üretimin teknik temeline oturtmak. Böyle bir temeli yalnızca elektrik oluşturur. Komünizm -bu, Sovyet iktidarı artı tüm ülkenin elektriklendirilmesidir .Aksi halde ülke, bir küçük köylü ülkesi olarak kalacaktır, ve bunu açıkça görmemiz gerekir. Kapitalizmden daha güçsüzüz, yalnızca dünya ölçüsünde değil, ülkemizin içinde de. Bu herkesçe biliniyor.

Bunu gördük, ve ekonomik temelin küçük köylü ekonomisinden büyük sanayiye dönüşmesini sağlayacağız. Ancak ülke elektriklendirildiğinde, sanayi, tarım ve ulaşım, modern bir büyük endüstriyel teknik temel kazandığında, ancak o zaman kesin kazanmış olacağız.” (4. baskı, cilt XXXI, s. 483-484, Rusça.)

Buradan, birinci olarak, bir küçük köylü ülkesinde yaşadığımız sürece, kapitalizmin köklerini henüz kazımadığımız sürece, kapitalizm için komünizm için olduğundan daha sağlam bir ekonomik temelin varolduğu sonucu çıkar. Bir ağacın kesildiği, ama güç yetmediği için köklerin temizlenemediği olur. İşte, ülkemizde kapitalizmin restorasyonu olanağı buradan çıkar.

Buradan, ikinci olarak, bizde kapitalizmin restorasyonu olanağının dışında, sosyalizmin zaferi olanağının da bulunduğu sonucu çıkar, çünkü eğer ülkenin elektriklendirilmesinde gayretle çalışırsak, eğer sanayiye, tarıma ve ulaşıma modern büyük sanayinin teknik temelini verirsek, kapitalizmin yeniden inşa olanağını ortadan kaldırabiliriz, kapitalizmin köklerini temizleyebiliriz ve ülkemizde kapitalizm rinde kesin zaferi kazanabiliriz. İşte ülkemizde sosyalizmin zaferi olanağı buradan çıkar.

Buradan son olarak, sosyalizmi yalnızca sanayide inşa etmenin ve köyün kenti “kendiliğinden izleyeceği” inancıyla tarımı kendiliğindenci gelişime bırakmanın olanaksız olduğu sonucu çıkar. Kentte sosyalist bir sanayinin varlığı, köyün sosyalist dönüşümünün temel faktörüdür. Ama bu, bu faktörün bütünüyle yeterli olduğu anlamına gelmez. Sosyalist kentin, köylü kırı sınırsız yönlendirebilmesi için, Lenin’in dediği gibi, “ülke ekonomisini, tarımı da*, yeni bir teknik temele, modern büyük üretimin teknik temeline oturtmak” gereklidir.

Lenin’den bu alıntı, Lenin’den bir başka alıntıyla, “NEP bize, sosyalist ekonominin temelini kurma olanağını* tümüyle garantiler” alıntısıyla çelişki içinde değil midir? -Hayır, bu sözkonusu değildir. Tersine, iki alıntı birbiriyle tamamen uyum içindedir. Lenin, NEP’in bize hazır sosyalizmi sunduğunu asla söylemiyor, Lenin yalnızca, NEP’in bize, sosyalist ekonominin temelini kurma olanağını garantilediğini söylüyor. Sosyalizmin kurulma olanağıyla, gerçekten kurulması arasında büyük bir fark vardır. Olanakla gerçeği birbirine karıştırmamak gerekir. Tam da bu olanağın gerçek olması için, tam da bunun için Lenin, ülkenin elektriklendirilmesini ve sanayi, tarım ve ulaşım için teknik temel olarak, ülkemizde sosyalizmin nihai zaferinin koşulu olarak, modern bir büyük sanayinin yaratılmasını öneriyor.

Fakat sosyalizmin kurulması için bu koşullar bir-iki yılda yaratılamaz. Bir-iki yıl içinde ülke sanayileştirilemez, güçlü bir sanayi kurulamaz, köylülüğün milyonluk kitleleri kooperatiflerde örgütlenemez, tarıma yeni bir teknik temel verilemez, bireysel köylü çiftlikleri büyük kollektif çiftliklerde birleştirilemez, Sovyet çiftlikleri, geliştirilemez, kentte ve kırda kapitalist unsurlar kısıtlanamaz ve yenilgiye uğratılamaz. Bunun için proletarya diktatörlüğünün yıllar süren yorucu inşa çalışması gereklidir. Bu yapılmadığı sürece -ve birdenbire yapılamaz-, küçük üretimin hiç durmaksızın ve kitlesel çerçevede hala kapitalizmi ve burjuvaziyi ürettiği ve kapitalizmin restorasyonu tehlikesinin varlığını sürdürdüğü bir küçük-köylü ülkesi olarak kalırız.

Ve proletaryamız boşlukta değil, bilakis tüm çeşitliliğiyle gerçek, reel yaşamın ortasında yaşamın ortasında yaşadığından, küçük üretim temelinde ortaya çıkan burjuva unsurlar “proletaryayı her yönden küçük burjuva bir atmosferle” çevreler, “onun içine kadar işler, demoralize eder, proletarya içine durmadan küçük burjuva karaktersizliğe, parçalanmaya, bireyciliğe, değişken coşku ve cesaretsizliğe yol açar” (Lenin, 4. baskı, cilt XXXI, , s. 27 [Alm. İki Ciltte “Seçme Eserler”, cilt II, s. 691].) ve bu biçimde proletaryanın ve onun partisinin içine belirli yalpalamalar, belirli bir sebatsızlık taşırlar. (* Altını ben çizdim. -J. St.)

Partimiz saflarındaki çeşitli yalpalamaların ve Leninist çizgiden sapmaların kökleri ve temeli buradadır.

Bu nedenle Partimizde sağ ya da “sol” sapma sorunu önemsiz bir sorun olarak değerlendirilmemelidir.

Partimizdeki sağ, açıkça oportünist sapmanın tehlikesi neden ibarettir? Düşmanlarımızın gücünü, kapitalizmin gücünü küçümsemesinden, kapitalizmin restorasyonu tehlikesini görmemesinden, proletarya diktatörlüğü koşulları altında sınıf mücadelesinin mekaniğini anlamamasından ve bu yüzden sanayimizin gelişme temposunu yavaşlatma, kentte ve kırda kapitalist unsurlara kolaylıklar tanıma, kollektif ve Sovyet çiftlikleri sorununu geri plana itme, dış ticaret tekelini gevşetme vs. vs. talep ederek, kapitalizme bu kadar kolayca tavizler vermesinden ibarettir.

Partimizde sağ sapmanın zaferinin, kapitalizmin güçlerini zincirlerinden boşandıracağından, proletaryanın devrimci pozisyonlarını sarsacağından ve ülkemizde kapitalizmin restorasyonu şansını yükselteceğinden hiç kuşku yoktur.

Partimizde “sol”, (Troçkist) sapmanın tehlikesi neden ibarettir? Düşmanlarımızın gücünü, kapitalizmin gücünü abartmasından, yalnızca kapitalizmin restorasyonu olanağını görmesinden, ama ülkemizin güçleriyle sosyalizmin kurulması olanağını görmemesinden, umutsuzluğa düşmesinden ve kendisini, Partimizde Termidorculuk gevezeliğiyle avutmak zorunda kalmasından ibarettir.

Lenin’in, “bir küçük köylü ülkesinde yaşadığımız sürece, Rusya’da ,kapitalizm için komünizm için olduğundan daha sağlam bir ekonomik “temel vardır” sözlerinden –Lenin’in bu sözlerinden “sol” sapmanın temsilcileri, yanlış sonuç çıkarıyorlar: SSCB’de sosyalizmi kurmanın “bütünüyle olanaksız olduğu, köylülükle hiç bir şey yapılamayacağı, işçi sınıfı ve köylülüğün ittifakı düşüncesinin eskimiş bir düşünce olduğu, eğer Batıda muzaffer devrim yardımımıza gelmezse, SSCB’de proletarya diktatörlüğünün devrilmek ya da yozlaşmak zorunda olduğu ve eğer köylülükle kopuşma pahasına da olsa gerçekleştirilmek zorunda olan aşırı sanayileşme fantastik planı kabul edilmezse SSCB'de sosyalizm davasının yitirilmiş sayılması gerektiği yanlış sonucunu çıkarıyorlar.

“Sol” sapmanın politikasındaki maceracılık bu yüzdendir. Politikada “insanüstü” sıçramalar bu yüzdendir. Partimizde “sol” sapmanın bir zaferinin, işçi sınıfının köylü tabanından kopmasına, işçi sınıfının öncüsünün diğer işçi kitlelerinden kopmasına ve dolayısıyla proletaryanın yenilgisine ve aynı zamanda kapitalizmin restorasyonu için önkoşulların teşvikine yolaçacağına hiç kuşku yoktur.

Gördüğümüz gibi, gerek “sol” gerekse sağ iki tehlikede, Leninist çizgiden gerek sağ gerekse “sol” iki sapma da farklı yönlerden de olsa bir ve aynı sonucu doğuruyorlar.

Bu tehlikelerden hangisi daha kötüdür? İkisinin de “daha kötü” olduğuna inanıyorum.

Bu iki sapma arasında, kendilerine karşı başarıyla mücadele edilmesi bakımından fark, şu anda Parti için “sol” sapma tehlikesinin sağ sapma tehlikesinden daha açık olmasından ibarettir. “Sol” sapmaya karşı birkaç yıldan beri güçlendirilmiş bir mücadele yürütmemiz, tabii ki Parti için sonuçsuz kalamazdı. Partinin “sol” Troçkist sapmaya karşı mücadele yıllarında çok şey öğrendiği açıktır ve onu “sol” gevezeliklerle aldatmak artık kolay değildir.

Eskiden de var olan ve şimdi, geçen yılki tahıl alımı kriziyle bağıntılı olarak küçük-burjuva elementar gücün güçlenmesi sonucunda daha göze batıcı şekilde ortaya çıkan sağ tehlikeye gelince, öyle sanıyorum ki bu, Partimizin belli kesimlerinde o kadar açık değildir. Bu nedenle, “sol”, Troçkist tehlikeye karşı mücadeleyi bir nebze bile zayıflatmaksızın, ağırlık noktasını sağ sapmaya karşı mücadeleye kaydırmak ve bu sapmanın tehlikesini Parti’nin Troçkist tehlikeyi bildiği gibi açıkça bilmesi için her türlü önlemi almak görevimizdir.

Eğer gelişmemizin zorlukları sorunuyla bağıntılı olmasa, sağ sapma sorunu bizde belki de şimdiki keskinlikte olmayacaktı. Ama tamda sağ sapmanın varlığı, gelişmemizin zorluklarını büyütüyor ve bu zorlukların aşılmasını engelliyor. Ve sağ tehlike tam da bu zorlukların aşılmasını güçleştirdiğinden, tam da bu yüzden sağ tehlikenin yenilgiye uğratılması sorunu bizim için özellikle büyük önem kazanıyor.

Zorluklarımızın karakteri üzerine bir kaç söz. Zorluklarımızın asla durgunluk ya da çöküş zorlukları olarak değerlendirilmemesi gerektiği gözönünde tutulmalıdır. Ekonominin çöküşünde ya da durgunluğunda ortaya çıkan zorluklar vardır; bu durumda durgunluk daha az sancılı hale getirilmeye ya da ekonominin çöküşü durdurulmaya çalışılır. Bizim zorluklarımızın bu tür zorluklarla ilgisi yoktur. Bizim zorluklarımızda karakteristik olan yükselişin getirdiği, büyümenin getirdiği zorluklar olmalarıdır. Bizde zorluklardan söz edildiğinde, normalde söz konusu olan, sanayi üretiminin yüzde kaç artırılacağı, ekim alanının yüzde kaç büyütüleceği, verimliliğin kaç pud çoğaltılacağı vs. vs.’dir. Ve tam da zorluklarımız çöküşün ya da durgunluğun değil yükselişin zorluklan olduğundan, tam da bu yüzden Parti için çok tehlikeli bir şey olarak görülmeleri gerekmez.

Ama zorluk yine de zorluktur. Ve zorlukların aşılması için tüm güçlerin toplanması gerektiğinden, dayanıklılık ve sebat gerektiğinden, ama dayanıklılık ve sebat herkeste -belki yorgunluğun ve gerginliğin sonucunda ya da olabildiğince sakin, mücadelesiz ve heyecansız yaşam yeğlendiği için-­ yeterince bulunmadığından, tam da burada her türlü yalpalamalar başlar, en az direniş doğrultusunda çarketmeler, sanayinin gelişme temposunun yavaşlatılması üzerine, kapitalist unsurlar için kolaylıklar üzerine, kollektif ve Sovyet çiftliklerinin reddi üzerine ve genel olarak günlük çalışmanın alışılmış ve sakin koşullarının çerçevesini aşan her şey üzerine söylentiler başlar.

Ancak karşı karşıya olduğumuz zorlukları aşmadan ilerleyemeyiz: Zorlukları aşmak için ise, herşeyden önce sağ tehlike altedilmeli, zorluklara karşı mücadeleyi engelleyen ve Partimizin zorlukları aşmak için mücadele isteğini dinamitlemeye çalışan sağ sapma herşeyden önce aşılmalıdır.

Kastedilen elbette gerçek bir mücadeledir, sağ sapmaya karşı yalnızca lafta kalan ve kağıt üzerinde duran bir mücadele değil. Partimizde, vicdanlarını rahatlatmak için, sağ tehlikeye karşı mücadele ilan etmekten kaçınmayan kişiler vardır, bunlar papazlar gibi zaman zaman “Halleluya, Halleluya” diye bağırırlar, ama sağ sapmaya karşı mücadeleyi gerektiği gibi harekete geçirmek ve bu sapmayı gerçekten yenilgiye uğratmak için hiçbir, en küçük -bir pratik önlem bile almazlar. Bu akım bizde, sağ, açık oportünist sapma karşısında uzlaşmacı bir akım olarak adlandırılır. Böyle bir uzlaşmacılığa karşı mücadelenin, sağ sapmaya karşı, sağ tehlikeye karşı genel mücadelenin bir parçası olduğunu kavramak zor değildir. Çünkü, oportünistleri kanatları altına alan uzlaşmacılığa karşı sistematik bir mücadele yürütülmezse, sağ oportünist sapmayı aşmak olanaksızdır. ...

REF:20

Ş. YOLDAŞA YANIT, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 11, 1928-Mart 1929, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Temmuz 1992, s.205

Yoldaş Ş.!

Mektubunuzu aldım ve size asla onay veremeyeceğimi söylemek zorundayım.

1) Lenin alıntısından, küçük köylü ülkesi olarak kaldığımız sürece, kapitalizmin restorasyonu tehlikesinin bizde varolacağı açıkça anlaşılıyor. Lenin’in bu düşüncesinin, “SSCB’de bugünkü dönem uygulanmaması gerektiği”ni söylüyorsunuz. Peki neden? Hala bir küçük köylü ülkesi değil miyiz?

Elbette, sosyalist sanayimiz geliştiği ve kırda kollektif çiftlikler kökleştiği ölçüde, kapitalizmin restorasyon şansı azalıyor. Bu bir gerçek. Ama bu, artık bir küçük köylü ülkesi olmaktan çıktığımız anlamına mı gelir? Bu, bizde sosyalist biçimlerin SSCB’nin artık küçük köylü ülkesi olarak görülmemesini sağlayacak kadar geliştiği anlamına mı gelir? Bu anlama gelmediği açıktır .

Ama bundan ne sonuç çıkar? Bundan bir tek sonuç çıkar -bizde kapitalizmin restorasyonu tehlikesinin varolduğu sonucu çıkar. Bu açık gerçek nasıl reddedilebilir? ...

REF: 21

SBKP(B)'DEKİ SAĞ SAPMA ÜZERİNE, SBKP (B) MK ve MKK Plenumu’nda Konuşma, J.V. Stalin, Nisan 1929, Eserler, Cilt 12, s. 19, Türkçe Baskı, İnter Yayınları

I. BİR ÇİZGİ Mİ YOKSA İKİ Mİ?

... Rikov konuşmasında tek genel çizgiye sahip olduğumuzu belirtirken, doğruyu söylemedi. 0, bununla, Parti çizgisine karşı fesatçılığını gizlice sürdürebilmek için Parti çizgisinden farklı olan kendi çizgisinin üstünü örtmek istiyor. Görüş ayrılıklarının üstünü örtmek, Parti içinde gerçek durumu örtbas etmek, kendi pozisyonunu gizlemek ve Partinin tam berraklık kazanmasını olanaksız kılmak tam da oportünizmin politikasıdır.

Oportünizm böyle bir politikaya neden ihtiyaç duyar? Çizginin birliğine ilişkin gevezeliklerin arkasına gizlenerek, gerçekte, parti çizgisinden farklı kendi çizgisini gütmek için, MK ve MKK'nın şimdiki Plenumu'nda Rikov bu oportünist tavrı takınmıştır.

REF: 22

SBKP (B)’DE SAĞ SAPMA ÜZERİNE SBKP (B) MK VE MKK PLENUMU’NDA KONUŞMA, NİSAN 1929, J.V. STALİN, Eserler Cilt 12, s 20-22, Türkçe Baskı, İnter Yayınları

II. SINIFSAL DEĞİŞİKLİKLER VE GÖRÜŞ AYRILIKLARIMIZ

Görüş ayrılıklarımız nelerdir, neyle bağıntılıdır?

Bunlar herşeyden önce, son zamanlarda ülkemizde ve kapitalist ülkelerde meydana gelen sınıfsal değişiklikler sorunuyla bağıntılıdır. Bazı yoldaşlar, Partimizdeki görüş ayrılıklarının te­sadüfi nitelik taşıdığına inanıyorlar. Bu yanlıştır, yoldaşlar. Partimizdeki görüş ayrılıkları, son zamanlarda meydana gelen ve gelişmede bir değişiklik ortaya çıkaran sınıfsal değişiklikler temelinde, sınıf mücadelesinin keskinleşmesi temelinde ortaya çıkmıştır.

Buharin grubunun esas hatası bu değişiklikleri ve dönüşümü görmemesidir; görmemesi ve anlamak istememesidir. Buharinci muhalefetin karakteristik belirtisini oluşturan, Partinin ve Komintern'in yeni görevleri konusundaki anlayışsızlık da zaten bununla açıklanır.

REF: 23

SBKP (B)’DE SAĞ SAPMA ÜZERİNE SBKP (B) MK VE MKK PLENUMU’NDA KONUŞMA, NİSAN 1929, J.V. STALİN, Eserler, Cilt 12, s. 22-24, Türkçe Baskı, İnter Yayınları

II. SINIFSAL DEĞİŞİKLİKLER VE GÖRÜŞ AYRILIKLARIMIZ ... Son olarak, Parti temizliği şiarı sorunu. Bizzat partiye gerekli keskinliği vermeden, Sovyet, ekonomi, sendikal ve kooperatif örgütlerinin sağlamlaştırılabileceğine, bunların bürokratizmin döküntülerinden temizlenebileceğine inanmak gülünç olurdu. Bürokratik unsurların, sadece ekonomi ve kooperatif örgütlerinde sendika ve Sovyet örgütlerinde değil, aynı zamanda bizzat Parti örgütlerinde de yaşadığına hiç kuşku yoktur. Eğer Parti bütün bu örgütlerin önder gücüyse, işçi sınıfının tüm diğer örgütlerinin eksiksiz canlandırılması ve iyileştirilmesi için, Parti temizliğinin önkoşul olduğu açıktır. Parti temizliği şiarı bundandır.

Bu şiarlar tesadüfi midir? Hayır, tesadüfi değildir. Tesadüfi olmadıklarını kendiniz görüyorsunuz. Bunlar, kapitalist unsurlara karşı sosyalizmin saldırısı denen parçalanamaz zincirin zorunlu halkalarıdır. ... ... Şahti Olayı diye bilinen olayı bir rastlantı olarak düşünmemek gerekir. ''Şahticiler'' bugün sanayimizin bütün dallarında bulunmaktadır. Bir çoğu ayıklandı, ama henüz hepsi değil. Burjuva entelektüellerinin zararlı çalışmaları, gelişen sosyalizme karşı direnişin en tehlikeli biçimlerinden biridir. Bu zararlı çalışmalar, uluslararası sermayeyle ilişkili olduğundan, daha da tehlikelidir. Burjuvazinin zararlı çalışması kapitalist unsurların hala teslim olmadığına, Sovyet iktidarına karşı yeni saldırılar için güç topladığına dair kuşku götürmez bir kanıttır.

REF: 24

SBKP (B)’DE SAĞ SAPMA ÜZERİNE SBKP (B) MK VE MKK PLENUMU’NDA KONUŞMA, NİSAN 1929, J.V. STALİN, Eserler Cilt 12, s.41-44, İnter Yayınları

IV. İÇ POLİTİKA SORUNLARINDA GÖRÜŞ AYRILIKLARI

b) Sınıf Mücadelesinin Şiddetlenmesi Üzerine .... Buharin ve arkadaşlarının hatası, bu basit ve açık gerçeği kavrayamamalarında, soruna, Marksistler gibi değil, dar kafalı insanlar gibi yaklaşmalarında, sınıf mücadelesinin şiddetlenmesini her türlü rastlantısal nedenlerle açıklamaya çalışmalarında yatmaktadır: Örneğin, Sovyet aygıtının ''işe yaramazlığı", taşradaki yoldaşların "ihtiyatsız" politikaları, "yetersiz" hareketlilik, "aşırılıklar" vs. vb. ... Buna göre sınıf mücadelesinin şiddetlenmesi aygıtla ilgili nedenlere bağlanmalı, alt örgütlerimizin işe yarayıp yaramadığıyla güçsüzlüğü ya da güçlülüğü ile açıklanmalıdır.

Buna göre örneğin, Şahti'de burjuva entelektüellerinin burjuva unsurların Sovyet iktidarına karşı direnişinin ve sınıf mücadelesinin şiddetlenmesinin bir biçimi olan sabotajları, sınıf güçlerinin karşılıklı ilişkisiyle, sosyalizmin büyümesiyle değil, aygıtımızın işe yaramazlığıyla açıklanmalıdır.

Buna göre, Şahti reyonundaki bozguncu faaliyet henüz kitlesel bir görüntü kazanmadığı sürece iyi olan aygıtımız, zararlı faaliyet kitlesel görüntü almaya başladığı anda aniden, herhangi bir nedenle işe yaramaz duruma -gelmiş olmalıdır.

Buna göre, geçen yıla kadar, tahıl temininin kendiliğinden gerçekleştiği ve ülkemizde sınıf mücadelesinin özel bir şiddetlenmesi gözlenmediği sürece iyi. hatta mükemmel olan yerel örgütlerimiz. Kulakların direnişinin özellikle sert biçimler aldığı geçen yıldan beri, aniden kötüleşmiş ve tamamen işe yaramaz hale gelmiş olmalıdır.

Bu bir açıklama değil, bir açıklama karikatürüdür. Bu bilim değil, bilim bozuntusudur.

Peki bu şiddetlenme gerçekte ne ile açıklanır?

İki nedenle açıklanır.

Birincisi, ilerlememizle, saldırımızla, kentte ve kırda belli kapitalist grupların geriletilmesiyle koşut gelişen, gerek sanayide, gerekse de tarımda sosyalist ekonomi biçimlerinin büyümesiyle açıklanır. Öyle ki, Lenin'in ''Kim -Kimi?'' formülüne uygun olarak yaşamaktayız: Biz mi kapitalistlerin sırtını yere getirip, Lenin'in söylediği gibi, son tayin edici savaşa girişeceğiz, yoksa onlar mı bizim sırtımızı yere getirecekler?

İkincisi. kapitalist unsurların gönüllü olarak sahneden çekilmek istememeleriyle açıklanır: Sosyalizme karşı direniyorlar ve direnecekler, çünkü son saatlerinin yaklaştığını görüyorlar. Şimdilik hala direnebiliyorlar, çünkü görece önemleri giderek azalmasına rağmen mutlak büyümeleri hala sürüyor: Kentte ve köyde küçük-burjuvazi, bağrından, Lenin'in ifade ettiği gibi, her gün, her saat küçük ve büyükçe kapitalistler çıkarmaktadır ve bu kapitalist unsurlar varlıklarını koruyabilmek için bütün çarelere başvurmaktadırlar.

Tarihte hiçbir zaman can çekişen sınıflar, gönüllü olarak sahneden çekilmemişlerdir. Tarihte hiçbir zaman can çekişen burjuvazi can havliyle varlığını korumayı denemeden çekilmemiştir. Alt Sovyet aygıtımız iyi de olsa kötü de olsa, ilerlememiz, saldırımız kapitalist unsurları budayıp püskürtecek, fakat can çekişen sınıflar herşeye rağmen direneceklerdir.

Ülkemizde sınıf mücadelesinin şiddetlenmesinin temeli budur. ...

REF: 25

BÜYÜK DÖNÜŞÜM YILI, Ekim’in 12. Yılı Dolayısıyla, 7 Kasım 1929, J.V. Stalin, Eserler Cilt 12, s.121-122, Türkçe Baskı, İnter Yayınları

III. TARIMIN İNŞASI ALANINDA ... “Kutsal özel mülkiyet ilkesi”, Sovyetler Birliği'nde kapitalizmin restorasyonunu düşleyen bütün ülkelerin kapitalistlerinin bu son umudu yıkılıp enkaz haline geliyor. Bunların, toprağı kapitalizm için gübreleme malzemesi olarak gördükleri köylüler, çok övülen “özel mülkiyet” bayrağını kitleler halinde terkedip kollektivizm yoluna, sosyalizm yoluna geçiyorlar. Kapitalizmin restorasyonu için son umut yıkılıyor.

Ülkemizin kapitalist unsurlarının, hücuma geçen sosyalizme karşı eski dünyanın bütün güçlerini çıkarmak yönündeki umutsuz girişimleri, sınıfların mücadelesinin şiddetlenmesine yol açan bu girişimler de bununla açıklanır. Sermaye sosyalizme “intibak etmek” istemiyor.

Struve ve Hessen, Milyukov ve Kerenski, Dan ve Abramoviç gibi sermayenin tüm bu bekçi köpeklerinin son zamanlarda Bolşevizme karşı öfkeli ulumalarını yükseltmeleri de bununla açıklanır. Ufak tefek bir şey değil: Kapitalizmin restorasyonu için son umut ortadan kayboluyor. ....

REF: 26

SSCB'de TARIM POLİTİKASININ SORUNLARINA İLİŞKİN, Marksist Tarım Bilimcileri Konferansında Konuşma 27 Aralık 1929, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 12, s.143-146, Türkçe Baskı, İnter Yayınları

V. KOLLEKTİF ÇİFTLİKLERİN NİTELİĞİ ÜZERİNE

İktisat tipi olarak kollektif çiftlikler, sosyalist iktisadın biçimlerinden biridir. Buna hiç kuşku olamaz.

Burada konuşanlardan biri, kollektif çiftliklerin itibarını kırmaya çalıştı. İktisadi örgütler olarak kollektif çiftliklerin sosyalist iktisat biçimiyle hiçbir ortak yanlarının bulunmadığını iddia etti. Kollektif çiftliklerin böyle karakterize edilmesinin temelden yanlış olduğunu söylemek zorundayım yoldaşlar. Bu karakterizasyonun gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığına kuşku olamaz.

Bir iktisat tipi neyle belirlenir? Besbelli ki üretim sürecindeki insanların ilişkileriyle. Bir iktisat tipi bundan başka neyle belirlenebilir? Kollektif çiftliklerde, üretim araçlarının sahibi olan bir sınıf insan ve ellerinden üretim araçları zorla alınmış bir başka sınıf insan mı var acaba? Kollektif çiftliklerde bir sömürücüler sınıfı ve bir sömürülenler sınıfı mı var acaba? Kollektif çiftlikler, tayin edici üretim araçlarının toplumsallaştırılması üzerinde, devlete ait toprak üzerinde yükselmiyor mu acaba? Kollektif çiftlikleri, iktisat tipi olarak sosyalist iktisat biçimlerinden birini oluşturmadığını iddia etmek için hangi neden var?

Kollektif çiftliklerde çelişkiler elbette mevcuttur. Kollektif çiftliklerde, henüz ortadan kaybolmamış, ama kollektif çiftliklerin sağlamlaşması ve makineleşmesiyle mutlaka ortadan kalkacak olan bireyci ve hatta Kulakçı kalıntılar elbette vardır. Fakat bir bütün olarak alındığında, çelişkilerine ve eksikliklerine rağmen, iktisadi bir olgu olarak kollektif çiftliklerin esas itibariyle, Kulakların kapitalist gelişme yolunun tersine, köyün yeni gelişim yolunu, sosyalist gelişme yolunu temsil ettiği inkar edilebilir mi? İçinde bulunduğumuz koşullarda kollektif çiftliklerin (kollektif çiftliklerden söz ediyorum, sahte kollektif çiftliklerden değil, köyde sosyalist inşanın temelini ve kapitalist unsurlara karşı acımasız mücadelelerde boy vermiş fideliğini oluşturduğu inkar edilebilir mi?

Bazı yoldaşların kollektif çiftliklerin itibarını sarsma ve onları burjuva iktisat biçimleri olarak damgalama girişimlerinin her türlü temelden yoksun olduğu açık değil mi?

.... Kollektif çiftliklerde sınıf mücadelesinin unsurları var mıdır? Evet, vardır. Kollektif çiftliklerde hala bireyci, hatta Kulak mentalitesinin kalıntıları var olduğuna, maddi durum itibariyle belli bir eşitsizlik hala bulunduğuna göre, sınıf mücadelesinin unsurları da var olmak zorundadır. Kollektif çiftlikler içindeki sınıf mücadelesiyle kollektif çiftlikler dışındaki sınıf mücadelesinin aynı anlama geldiği iddia edilebilir mi? Hayır, edilemez. “Sol” laf ebelerimizin hatası tam da burada, bu farkı görmemelerinde yatmaktadır.

Kollektif çiftlikler dışındaki, kollektif çiftliklerin kurulmasından önceki sınıf mücadelesi ne anlama gelir? Üretim aletlerini ve araçlarını elinde tutan ve bu üretim aletlerinin ve araçlarının yardımıyla, köy yoksulluğunu boyunduruk altında tutan Kulaklara karşı mücadele anlamına gelir. Bu mücadele bir ölüm kalım mücadelesidir.

Peki, kollektif çiftlikler temelinde sınıf mücadelesi ne anlama geliyor? Herşeyden önce, Kulakların yenilgiye uğratıldığı ve ellerinden üretim alet ve araçlarının alındığı anlamına geliyor. İkinci olarak, yoksul ve orta köylülerin belirleyici üretim aletleri ve araçlarının toplumsallaştırılması temelinde kollektif çiftliklerde birleşmiş olmaları anlamına geliyor. Son olarak, bu mücadelenin henüz bireyci ve Kulakçı kalıntılardan arınmamış olan ve kollektif çiftliklerde varlığını sürdüren belli bir eşitsizliği kendi yararlarına kullanmak isteyen kollektif çiftlik üyeleriyle, kollektif çiftliklerde bu kalıntıları ve eşitsizliği ortadan kaldırmaya uğraşan kollektif çiftlik üyeleri arasındaki bir mücadele olduğu anlamına geliyor. Kollektif çiftlikler temelindeki sınıf mücadelesiyle, kollektif çiftlikler dışındaki sınıf mücadelesi arasındaki farkı ancak körlerin göremeyeceği açık değil mi?..

REF: 27

KOLLEKTİF KÖYLÜ YOLDAŞLARA YANIT, 3 Nisan 1930, J.V. STALİN, ESERLER, CİLT 12, Nisan 1929-Haziran 1930, s. 185, Türkçe Baskı, İnter Yayınları ... Üçüncü soru. Bu hataların kaynakları nerededir ve Parti bunları nasıl düzeltmelidir?

Yanıt. Bu hataların kaynakları kollektif çiftlik hareketindeki hızlı başarılarımızda yatmaktadır. Başarılar bazen insanın başına vurur. Sık sık, aşın kibir ve kendini beğenmişliğe neden olur. Bu, iktidarda olan bir partinin temsilcilerinin başına özellikle kolayca gelebilir; hele bu parti, bizim Partimiz gibi, gücü ve otoritesi adeta ölçülemez bir parti ise. Burada, Lenin'in şiddetle mücadele ettiği komünist kibirlilik olayları gayet mümkündür. Burada, kararnamenin, kararın, emrin mutlak gücüne inanç gayet mümkündür. Burada, sonsuz büyüklükteki ülkemizin şu ya da bu köşesinde, Partimizin bazı temsilcilerinin, Partimizin devrimci önlemlerini birer boş, bürokratik kararname haline dönüştürme tehlikesi gayet gerçek bir tehlikedir. Burada, sadece yerel örgütlerin fonksiyonerlerini değil, aynı zamanda tek tek bölge fonksiyonerlerini ve tek tek MK üyelerini de kastediyorum.

“Komünist kibirlilik”, diyor Lenin, “Komünist Partisi mensubu olan ve ondan henüz atılmamış bir insanın, bütün görevlerini komünist kararnamelerle yerine getirebileceğini sanmasıdır.” (4. baskı, cilt XXXIII. s. 54, Rusça.) ...

REF: 28

KOLLEKTİF KÖYLÜ YOLDAŞLARA YANIT, 3 Nisan 1930, J.V. STALİN, ESERLER, CİLT 12, Nisan 1929-Haziran 1930, s. 189-190, İnter Yayınları

... Beşinci soru. Bizde esas tehlike hangisidir, sağ tehlike mi yoksa "sol" tehlike mi?

Yanıt. Şimdi esas tehlike sağ tehlikedir. Sağ tehlike bizde esas tehlikeydi ve halen de öyledir.

Bu cümle, MK'nın 15 Mart 1930 tarihli kararında "sol" aşırıların hata ve çarpıtmalarının, şimdi kollektif çiftlik hareketinde başlıca engel olduğundan sözeden ünlü teziyle çelişmez mi? Hayır, çelişmez. Mesele şudur ki, kollektif çiftlik hareketi alanında "sol" aşırıların hataları, Parti içinde sağ sapmanın güçlenmesi ve sağlamlaşması için uygun koşullar yaratan hatalardır. Neden? Çünkü bu hatalar Parti çizgisini kötü göstermekte -dolayısıyla Partinin itibarını sarsmayı kolaylaştırmakta­ ve böylece sağ unsurların Parti önderliğine karşı mücadelesini kolaylaştırmaktadır. Parti önderliğinin itibarının sarsılması, sağ sapmacıların Partiye karşı mücadelesinin gelişebileceği tek asli zemindir. Sağ sapmacılara bu zemini, "sol" aşırılar, onların hataların ve çarpıtmaları sağlamaktadır. Yani, sağ oportünizme karşı başarıyla mücadele edebilmek için, "sol" oportünistlerin hatalarının üstesinden gelinmelidir. "Sol" aşırılar objektif olarak sağ sapmacıların müttefikidir.

''Sol'' oportünizmle sağ sapma arasındaki garip bağıntı budur işte. ...

REF: 29

M. RAFAİL YOLDAŞA YANIT (Leningrad, Sendika Bölge Konseyi), Bir Kopyası SBKP(B) Bölge Komitesi Sekreteri Kirov Yoldaşa, 31 Mayıs 1930, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 12, s.202, İnter Yayınları ... 3) İktidardaki bir partinin, yaşamda cereyan eden yeni süreçleri derhal kavrayıp, yine derhal pratik politikasına yansıtması mümkün mü? Ben bunun imkansız olduğunu düşünüyorum. İmkansızdır, çünkü her zaman önce olgular vardır, sonra bu olgular , Partinin en ileri unsurlarının bilincine yansır ve ancak ondan sonra parti üyesi kitlelerin yeni sürecin bilincine vardığı an gelir. Hegel'i anımsıyor musunuz: “Minerva'nın baykuşu hep alacakaranlık çökünce uçmaya başlar”? Başka bir deyişle: Bilinç daima olayların biraz gerisinde kalır.

REF: 30

MERKEZ KOMİTESİ’NİN SBKP(B) XVI. PARTİ KONGRESİ’NE SİYASİ FAALİYET RAPORU, 27 Haziran 1930, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 12, s. 235, İnter Yayınları
Sosyalist Endüstrinin Anahtar Rolü ve Büyüme Temposu ... 4) Endüstrimizin gelişme temposunun yavaşlatılmasından sözedenler, sosyalizmin düşmanlarıdır, sınıf düşmanlarımızın ajanlarıdır. (Alkışlar.)

REF: 31

MERKEZ KOMİTESİ’NİN SBKP(B) XVI. PARTİ KONGRESİ’NE SİYASİ FAALİYET RAPORU, 27 Haziran 1930, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 12, s.254-255, İnter Yayınları

İşçi ve Köylülerin Maddi ve Kültürel Durumlarının İyileştirilmesi ... Elbette bu, gerçek ücretlerin ciddi bir yükselişi için gerekli olan her şeyin yapıldığı, gerçek ücretleri daha fazla yükseltmenin olanaksız olduğu anlamına gelmemektedir. Eğer bu yapılmadıysa, bunun suçlusu, genelde ikmal aygıtımızın bürokratizmi, özelde ve herşeyden önce de tüketim kooperatiflerinin bürokratizmidir. Devlet planlama Komisyonu'nun verilerine göre, 1929/30 yılında iç ticaret alanında toplumsallaştırılmış sektör, toptan ticaretin yüzde 99’dan fazlasını, perakende ticaretin yüzde 89'dan fazlasını kapsamaktadır. Bunun anlamı, kooperatiflerin özel sektörü sistematik olarak gerilettiği ve ticaret alanında tekel haline geldiğidir. Bu elbette iyidir. Kötü olan, bu tekelin, bir dizi durumda, tüketicilere zarar vermesidir. Ticarette neredeyse sınırsız tekel konumuna sahip olmalarına rağmen kooperatiflerin, işçilere, daha büyük kar bırakan "daha kazançlı" mallar (lüks eşya vs.) temin etmeyi tercih ettikleri ve işçilere daha az ''kazançlı" mallar temin etmekten -bunlara (tarım ürünleri) duydukları ihtiyaç daha fazla olmasına rağmen-­ kaçındıkları görülmektedir. Bunun sonucunda işçiler, tarım ürünlerine duydukları ihtiyacın yaklaşık yüzde 25'ini, yüksek fiyatlar ödedikleri özel pazardan karşılamak zorunda kalıyorlar. Kooperatif aygıtının ilk planda bilançoyla uğraşmasından ve dolayısıyla perakende fiyatları düşürme konusunda yönetici merkezlerin kategorik talimatlarına rağmen oldukça isteksiz davranmasından söz bile etmiyorum. Bu durumda kooperatif sisteminin sosyalist sektör olarak değil, bir tür NEP'çi ruhun bulaştığı tuhaf bir sektör olarak davrandığı anlaşılıyor. Böyle bir kooperatifçiliğe kimin ihtiyacı var, eğer işçilerin gerçek ücretlerini ciddi biçimde iyileştirme görevini yerine getirmiyorsa bu tekelin işçilere ne yararı var?

Ve buna rağmen ülkemizde gerçek ücretler yıldan yıla sürekli yükseliyorsa, bu, toplum düzenimizin, milli gelirin dağılımı sisteminin ve ücret sorunlarına yaklaşımın, kooperatiflerin yolaçtığı şu ya da bu olumsuz faktörü felce uğratacak ve telafi edebilecek türden olduğu anlamına gelmektedir.

REF: 32

MERKEZ KOMİTESİ’NİN SBKP(B) XVI. PARTİ KONGRESİ’NE SİYASİ FAALİYET RAPORU, 27 Haziran 1930, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 12, s.256, İnter Yayınları
İşçi ve Köylülerin Maddi ve Kültürel Durumlarının İyileştirilmesi ... Şimdi asıl mesele, genel ilköğrenim yükümlülüğüne geçmektir . “Asıl mesele” diyorum, çünkü böyle bir geçiş kültür devriminde tayin edici bir adım anlamına gelecektir. Buna geçmek için ise vakit çoktan gelmiştir, çünkü şimdi SSCB’nin bütün bölgelerinde genel ilköğrenim yükümlülüğünü başlatmak için gerekli herşeye sahibiz.

Şimdiye kadar, “herşeyden, hatta okuldan bile tasarruf etmek” zorundaydık, “ağır sanayii kurtarmak, yeniden tesis etmek” için (Lenin). Son zamanlarda ise ağır sanayi artık yeniden tesis etmiş bulunuyoruz ve onu daha da ilerletiyoruz. Dolayısıyla, genel ilköğrenim yükümlülüğünü eksiksiz başlatma işini ele almanın zamanı gelmiştir.

REF: 33

MERKEZ KOMİTESİ’NİN SBKP(B) XVI. PARTİ KONGRESİ’NE SİYASİ FAALİYET RAPORU, 27 Haziran 1930, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 12, s.258-261, İnter Yayınları
Büyüme Zorlukları, Sınıflar Mücadelesi ve Tüm Cephe Boyunca Sosyalizm Saldırısı ... Üçüncü olarak, kapitalizmin ekonomik ilişkilerini parçalayan ve eski dünyanın bütün güçlerini altüst eden, ekonominin sosyalist yeniden yapılandırılması çalışmamızın, bu güçlerin çılgınca denişine yol açacağı hususu gözönüne alınmalıdır. Bilindiği gibi gerçek durum da budur. Endüstrimizin bütün dallarında bir burjuva aydınlar üst tabakasının zararlı faaliyetleri; köyde kollektif çiftlik biçimlerine karşı Kulakların giriştiği canavarca mücadele; Sovyet iktidarı tarafından alınan önlemlerin, aygıtın sınıf düşmanının bir acentasını oluşturan bürokratik unsurlarınca sabote edilmesi -bunlar şimdilik, ülkemizde çöküşe doğru giden sınıfların direnişinin başlıca biçimleridir. Bu hususların ekonominin yeniden yapılanması çalışmamızda işimizi kolaylaştırmadığı açıktır.

Dördüncü olarak, ülkemizin çöküşe giden sınıflarının direnişlerinde dış dünyadan yalıtık olmadıkları, aksine bu direnişin kapitalist çevre tarafından desteklendiği hususu gözönüne alınmalıdır. Kapitalist çevre basit coğrafi bir kavram olarak değerlendirilmemelidir. Kapitalist çevre demek, SSCB 'nin, SSCB içindeki sınıf düşmanlarımızı gerek moral ve maddi açıdan, gerekse de mali ablukayla, hatta fırsat bulduğunda askeri bir müdahaleyle desteklemeye hazır düşman sınıfsal güçlerce kuşatılmış olması demektir. Uzmanlarımızın zararlı faaliyetlerinin, Kulakların Sovyet düşmanı eylemlerinin, işletmelerimizin ve binalarımızın kundaklanmasının ve bombalanmasının dışarıdan sübvanse edildiği ve esinlendirildiği kanıtlanmıştır. Emperyalist dünyanın, SSCB'nin sağlamca üzerinde durmasında ve başı çeken kapitalist ülkelere yetişip onları geçmesinde hiçbir çıkarı yoktur. O nedenle SSCB'deki eski dünyanın güçlerini desteklemektedir. Bu hususun da yeniden yapılanma çalışmamızı kolaylaştırmadığı anlaşılır.

Ne var ki bir hususu daha göz önüne almadan karşılaştığımız zorlukların karakterizasyonu tam olmayacaktır. Söz konusu olan, zorluklarımızın özel karakteridir. Mesele, karşılaştığımız zorlukların, gerileme ya da durgunluk zorlukları değil, büyüme zorluklan, yükseliş, ilerleme zorlukları oluşudur. Bu, karşılaştığımız zorlukların kapitalist ülkelerin zorluklarından temelden farklı olduğu anlamına gelir. ABD'de zorluklardan söz edildiğinde, kastedilen gerileme zorluklarıdır, çünkü ABD şu sıralarda bir krizden geçmektedir, yeni ekonomik gerileme sözkonusudur. İngiltere'de zorluklardan söz edildiğinde, kastedilen durgunluk zorluklarıdır, çünkü İngiltere yıllardan beri bir durgunluk yaşamaktadır, yani ilerleme durmuştur. Buna karşılık zorluklarımızdan söz ettiğimizde kastettiğimiz, gelişmede bir gerileme ya da durgunluk değil, güçlerimizin büyümesi, güçlerimizin kalkınması, ekonomimizin ilerlemesidir. Belli bir süre içinde kaç puan ilerliyoruz, yüzde kaç daha fazla ürün üretiyoruz, kaç milyon hektar; daha fazla işliyoruz, bir endüstri kuruluşunu, bir demiryolunu kaç ay daha erken inşa ediyoruz ­-bizde zorluklardan sözedildiğinde kastedilen sorunlar bunlardır. Dolayısıyla bizim karşılaştığımız zorluklar, diyelim ki Amerika ya da İngiltere'nin zorluklarından farklı olarak büyüme zorlukları, ilerleme zorluklandır.

Peki bu ne demektir? Bu, bizim önümüzdeki zorlukların, bizzat kendi içlerinde bunları aşma olanağını taşımaları demektir. Bu, bizim önümüzdeki zorlukların ayırdedici özelliğinin, bizzat bu zorlukların bize onları aşma zemini vermelerinde yatması demektir.

Peki, bütün bunlardan ne sonuç çıkar?

Her şeyden önce şu sonuç çıkar ki, bizim karşılaştığımız zorluklar küçük ve rastlantısal “yetersizlikler”in sonucu olan zorluklar değil, bilakis sınıf mücadelesinin getirdiği zorluklardır. İkinci olarak şu sonuç çıkar ki, karşılaştığımız zorlukların ardında sınıf düşmanlarımız durmaktadır, bu zorluklar , ülkemizde çöküşe doğru giden sınıfların umutsuzca direnişleri, bu sınıfların dışarıdan desteklenmesi, kendi kuruluşlarımızda bürokratik unsurların varlığı, Partimizin bazı kesimlerinde görülen güvensizlik ve dargörüşlülükle daha da karmaşık hale geldiğidir.

Üçüncü olarak şu sonuç çıkar ki, zorlukların üstesinden gelinmesi için, herşeyden önce, kapitalist unsurların saldırıların geri püskürtülmesi, direnişlerini kırmak ve böylece hızlı bir ilerleme için yolu açmak gereklidir.

Son olarak şu sonuç çıkar ki, karakterleri itibariyle tamamen büyüme zorlukları olan zorluklarımız, bize, sınıf düşmanlarının bastırılması için gerekli olanakları vermektedir.

Fakat bu olanaklardan yararlanmak ve onları gerçeklik haline getirmek, sınıf düşmanlarının direnişini bastırmak ve zorlukların üstesinden gelinmesini sağlamak için sadece tek bir çare vardır: Kapitalist unsurlara karşı tüm cephe boyunca saldırıyı örgütlemek ve saldırıyı engelleyen, panik içinde bir aşırılıktan diğerine yuvarlanan ve Parti içinde zafere olan inancı sarsmaya çalışan kendi saflarımızdaki oportünist unsurları tecrit etmek. (Alkışlar.)

Başka çare yoktur.

REF: 34

MERKEZ KOMİTESİ’NİN SBKP(B) XVI. PARTİ KONGRESİ’NE SİYASİ FAALİYET RAPORU, 27 Haziran 1930, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 12, s.266-269, Türkçe Baskı, İnter Yayınları
Büyüme Zorlukları, Sınıflar Mücadelesi ve Tüm Cephe Boyunca Sosyalizm Saldırısı ... c)­ İçinde bulunduğumuz bugünkü koşullar altında Bolşevik saldırının özü nedir?

Bolşevik saldırının özü, her şeyden önce, ülkemizdeki kapitalist unsurlara karşı kitlelerin sınıfsal uyanıklılığının ve devrimci aktivitesinin seferber edilmesi; toplumsal düzenimizin bağrında varolan muazzam rezervleri kullanmadan bir kenarda bırakan ve değerlendirilmesini engelleyen, kuruluş ve örgütlerimizdeki bürokratizme karşı kitlelerin yaratıcı inisiyatifinin ve kendi başına hareket etme yeteneğinin seferber edilmesi; emek üretkenliğinin yükselmesi için, gelişmiş sosyalist inşa için yarışmanın ve kitlelerin çalışma coşkusunun örgütlenmesidir.

Bolşevik saldırının özü, ikinci olarak, sendikaların, kooperatiflerin, Sovyetler ve tüm diğer kitle örgütlerinin bütün pratik çalışmalarının, yeniden yapılanma döneminin ihtiyaçlarına uygun olarak reorganizasyonunun örgütlenmesi; en aktif ve devrimci fonksiyonerlerden bir çekirdek oluşturarak buralardaki oportünist, trade-unioncu bürokrat unsurları bir kenara itmek ve tecrit etmek; yabancı ve yozlaşmış unsurları bu örgütlerden kovmak ve yeni, aşağıdan gelen güçleri bunların yerine terfi ettirmektir.

Bolşevik saldırının özü bundan başka, sanayimizin, sovyet çiftlikleri ve kollektif çiftliklerin finanse edilmesi için azami kaynakların seferber edilmesi ve partimizin en yetenekli insanlarının bu işle görevlendirilmesidir.

Bolşevik saldırının özü son olarak, bizzat partiyi bir bütün olarak saldırının örgütlenmesi için seferber etmek; parti örgütlerini sağlamlaştırmak ve içlerinden bürokratizm ve yozlaşma unsurlarını kovarak gerekli sertliği kazandırmak; sağ ve "sol'' sapmanın, Leninist çizgiden sapmanın taşıyıcılarını tecrit etmek ve bir kenara atmak, sağlam ve gerçek Leninistleri ilerletmektir.

Şu an Bolşevik saldırının esasları bunlardır. ... Devamla Parti, bürokratizme karşı büyük bir kampanya örgütledi. Parti, sendika, kooperatif ve Sovyet örgütlerinin yabancı ve bürokratlaşmış unsurlardan temizlenmesi şiarını ortaya attı: MK ve MKK'nın 16 Mart 1 930 tarihli, devlet aygıtında işçilerin girmesi ve Sovyet aygıtı üzerinde işçilerin kitlesel denetimi (işletmelerin manevi sorumluluğunu üstlenme) üzerine ünlü kararı bu kampanyanın devamı olmuştur. Bu kampanyanın işçi kitleler arasında son derece büyük coşku ve aktiviteye yolaçtığı biliniyor. Bu kampanya emekçi kitleler arasında Partinin otoritesinin muazzam ölçüde artması, işçi sınıfının Partiye duyduğu güvenin büyümesi, yüzbinlerce yeni işçinin Partiye girmesi, işçilerin işletme bölümleri ve işletmelerde toplu halde Partiye üyelik için başvuru yapma kararı alması sonucunu yarattı. Son olarak, örgütlerimizin bir dizi darkafalı ve bürokratik unsurdan kurtulması, Sendikalar Merkez Konseyi'nin eski, oportünist yönetimden kurtulması da bu kampanyanın bir sonucudur. ... Kitlelerin düşünme tarzında ve çalışmaya yaklaşımlarında muazzam bir değişiklik meydana geldiğini, bunu, sanayi kuruluşlarımızın çehresinin temelden değiştiğini ancak körler farketmiyorlar. Daha kısa süre önce ülkemizde, yarışmanın ve hücum işçisi hareketinin "icat edilmiş'' ve ''dayanıksız'' birşey olduğunu söyleyen sesler duyulmaktaydı. Bugün artık bu "aklıevveller" alay edilmeye bile değer görülmüyor, elden ayaktan düşmüş "akıl kumkumaları" olarak değerlendiriliyorlar. Bugün artık yarışma ve hücum işçisi hareketi başarıya ulaşmış ve sağlamlaşmış durumdadır. Sosyalist yarışmanın ülkemizde 2 milyondan fazla işçiyi kapsadığı ve hücum tugaylarına en az 1 milyon işçinin çekildiği bir gerçektir.

Yarışmanın en dikkat çekici yanı, insanların çalışma üzerine düşüncelerinde köklü bir devrime yol açmasıdır; çünkü yarışma, çalışmayı, eskiden değerlendirildiği gibi 'onur kırıcı ve ağır bir yük olmaktan çıkarıp, bir onur meselesi, bir şeref meselesi, bir cesaret ve kahramanlık meselesine dönüştürmüştür. Kapitalist ülkelerde böyle bir şey yoktur, olamaz da. Orada, kapitalist ülkelerde ulaşılmaya en değer görülen, genel onay gören şey , bir gelire sahip olmak, faizle yaşamak, onur kırıcı bir uğraş olarak değerlendirilen bir işte çalışmak zorunda olmamaktır. Bizde, SSCB'de bunun aksine, ulaşılmaya en değer görülen şey, genel onay bulan şey, bir emek kahramanı olma, milyonlarca emekçi arasında şeref halesiyle kuşatılmış olan bir hücum işçisi hareketi kahramanı olma olanağıdır.

Yarışmada daha az önemli olmayan bir başka husus da, yarışmanın kıra da yayılmaya başlaması ve şimdiden kollektif çiftliklerimizi ve sovyet çiftliklerimizi kapsamına alması gerçeğidir. Sovyet çiftlikleri ve kollektif çiftliklerin milyonlarca emekçi kitlesi arasında, gerçek bir çalışma coşkusunu gösteren sayısız gerçekler herkesin malumudur.

İki yıl önce yarışmanın ve hücum işçisi hareketinin böylesine büyük başarılar elde edeceğini kim hayale edebilirdi? ...

REF: 35

MERKEZ KOMİTESİ’NİN SBKP(B) XVI. PARTİ KONGRESİ’NE SİYASİ FAALİYET RAPORU, 27 Haziran 1930, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 12, s.279-280, Türkçe Baskı, İnter Yayınları
Önümüzdeki Görevler

a) Genel ... 4) Bürokratizme karşı mücadele sorunu. Bürokratizm herşeyden önce toplumsal sistemimizin bağrında bulunan fevkalade büyük rezervleri yararlanmadan bir kenarda bıraktığı, bunların değerlendirilmesini engellediği, kitlelerin yaratıcı inisiyatiflerini felce uğratmaya çalıştığı, bu inisiyatifi bir kağıt kalabalığı içinde boğduğu ve Partinin her yeni atılımını bayağı ve yararsız bir müşkülpesentliğe dönüştürme peşinde koştuğu için tehlikelidir. Bürokratizm ikinci olarak, uygulamanın denetlenmesine tahammül etmediği ve yönetici örgütlerin temel talimatlarını, hayatın canlılığıyla ilgisi olmayan boş paçavralara dönüştürdüğü için tehlikelidir. Tehlikeli olan sadece kuruluşlarımızda takılıp kalmış eski bürokratlar değildir, aynı zamanda -ve özellikle­ aralarında “komünist” bürokratların hiç de önemsiz bir rol oynamadığı yeni bürokratlar, Sovyet bürokratlarıdır da. Bunu söylerken, işçi sınıfı ve köylülüğün milyonlarca kitlesinin yaratıcı inisiyatifi ve bağımsız faaliyeti yerine, sanki bir fetişe inanır gibi inandıkları resmi emirleri ve “kararname”leri koymaya çalışan “komünist”leri düşünüyorum.

Görev, kuruluş ve örgütlerimizdeki bürokratizmi yok etmek, bürokratik “gelenek” ve “görenek”leri tasfiye etmek ve toplumsal düzenimizin rezervlerinden yararlanmanın, kitlelerin yaratıcı inisiyatifini ve bağımsız faaliyetini geliştirmenin yolunu açmaktır.

Bu kolay bir görev değildir. Bu görevi “kaşla göz arasında” çözmek imkansızdır. Ne var ki, eğer ülkemizi sosyalizmin temel ilkeleri doğrultusunda reorganize etmek istiyorsak, ne pahasına olursa olsun, bu görevi çözmek zorundayız.

REF 36:

MERKEZ KOMİTESİ’NİN SBKP(B) XVI. PARTİ KONGRESİ’NE SİYASİ FAALİYET RAPORU, 27 Haziran 1930, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 12, s.291-292, Türkçe Baskı, İnter Yayınları

I. PARTİ
Sosyalist İnşayı Yönetme Sorunları ... Bunu, şimdi herkesçe bilinen Troçkizmin kaderi kanıtlıyor. Troçkistlerin kampından baylar ve bayanlar, Sovyet iktidarının bir “yozlaşması”ndan, bir “Termidor”dan, Troçkizmin “kaçınılmaz zaferi”nden vs. söz edip duruyorlardı. Ama gerçekte ne oldu? Troçkizmin çöküşü, sonu geldi. Troçkistlerin bir kısmı bilindiği gibi Troçkizmden koptu, temsilcilerinin sayısız açıklamalarında Parti'nin haklı olduğunu kabul ve itiraf ettiler ve Troçkizmin karşı-devrimci karakterini belgelediler. Troçkistlerin diğer kısmı gerçekten tipik küçük-burjuva karşı-devrimcilere yozlaştılar ve pratikte kapitalist basına SBKP(B) üzerine muhbir bilgileri veren bir büroya dönüştüler. Buna karşılık “yozlaşacak” olan (ya da “artık yozlaşmış olan”) Sovyet iktidarı önceden olduğu gibi en sıhhatli durumdadır, önceden olduğu gibi sosyalizmin inşasına çalışıyor ve ülkemizin kapitalist unsurlarının ve onların küçük-burjuva taklitçilerinin belkemiğini kırıyor.

REF: 37-1

SBKP(B) MK VE MKK ORTAK PLENUMU, 7-12 Ocak 1933, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 13, s. 187-191, İnter Yayınları, Baskı Tarihi: Aralık 1992

VII. DÜŞMAN SINIFLARIN KALINTILARINA KARŞI MÜCADELE ALANINDA DÖRT YILDA BEŞ YILLIK PLAN'IN SONUÇLARI

Beş Yıllık Plan'ın sanayi, tarım ve ticaret alanında gerçekleştirilmesinin sonucu olarak, ekonominin bütün alanlarında sosyalizm prensibini yerleştirdik ve bu alanlardan kapitalist unsurları sürdük.

Bu durum, kapitalist unsurlar açısından neye yol açmak zorundaydı ve gerçekten de neye yol açmıştır?

Bu, can çekişen sınıfların son artıklarının, yani özel sanayiciler ve yandaşları, özel tüccarlar ve yardakçıları, eski soylular ve ‘ortodoks papazlar, Kulaklar ve suç ortaklan, eski beyaz subaylar ve kır polisleri, eski polisler ve jandarmalar, şovenist eğilimli çeşitli burjuva entelektüelleri ve bütün diğer anti-sovyet unsurların yerlerinden atılmasına yol açmıştır.

Yerlerinden olan ve SSCB’nin bütün bölgelerine yayılan bu “eskiler”, fabrika ve işletmelerimizde, kurumlarımız ve ticaret örgütlerimizde, demir ve deniz yolları işletmelerinde ve esas olarak da kollektif çiftliklerde ve Sovyet çiftliklerinde kendilerini gizlemişlerdir. Buralarda “işçi” ve “köylü” maskesi altında gizlenmişlerdir, hatta bunlardan bazıları partiye bile sızmışlardır.

Oralara beraberlerinde neyi getirdiler? Elbette Sovyet iktidarına karşı nefret duygusunu, yeni ekonomi, yaşam ve kültür biçimlerine karşı şiddetli bir düşmanlık duygusunu.

Bu baylar artık Sovyet iktidarına karşı doğrudan saldırıya geçecek durumda değiller. Bu baylar ve mensup oldukları sınıflar, birkaç kez böyle saldırılara kalkıştılar, ama yenilgiye uğratılıp dağıtıldılar. O nedenle şimdi yapabilecekleri tek şey, işçilere, kollektif köylülere, Sovyet iktidarına ve partiye zarar vermektir. Ve mümkün olan her yerde gizli bozgunculuk yaparak zarar veriyorlar. Depo binalarını kundaklıyor, makineleri bozuyorlar. Sabotajlar örgütlüyorlar. Aralarında bazı profesörlerin de bulunduğu bu kişiler, kollektif çiftliklerde ve Sovyet çiftliklerinde yürüttükleri zararlı faaliyetleri öylesine ileri götürüyorlar ki, çiftliklerdeki hayvanlara veba, Sibirya salgını aşılıyorlar, atlar arasında görülen menenjit hastalığını yaygınlaştırıyorlar vs.

Fakat asıl mesele bu değil. Bu eskilerin “faaliyet”lerinde esas olan, devlet ve kooperatif mallarına, kollektif çiftlik mülkiyetine karşı yığınsal hırsızlık ve yolsuzluk örgütlemeleridir. İşletme ve fabrikalarda, demiryollarında, depo ve ticarethanelerde hırsızlık ve yolsuzluk, ama özellikle de kollektif çiftliklerde ve Sovyet çiftliklerinde hırsızlık ve yolsuzluk -bu eskilerin “faaliyet”lerinin temel biçimi budur. Deyim yerindeyse, sınıf içgüdüleriyle, toplumsal mülkiyetin Sovyet ekonomisinin temelini oluşturduğunu, Sovyet iktidarına zarar vermek için bu temeli sarsmanın gerekli olduğunu hissediyorlar -ve gerçekten de yığınlar halinde hırsızlık ve yolsuzluk örgütleyerek toplumsal mülkiyeti sarsmaya uğraşıyorlar.

Hırsızlıkları örgütlerken, daha düne kadar bireysel köylü iken şimdi kollektif çitliklerin üyesi olan kollektif köylülerin özel mülkiyet kaynaklı alışkanlıklarından ve hatıra kırıntılarından faydalanıyorlar. Marksist olarak sizler, insanın bilincinin gerçek yaşam durumunun gerisinde kaldığını bilirsiniz. Kollektif köylüler, içinde bulundukları durum itibariyle artık bireysel köylü değil kollektivistler, fakat bilinçleri henüz o eski bilinçtir, özel mülk sahibinin bilincidir. Ve sömürücü sınıflara mensup eskiler, kollektif köylülerin özel mülkiyet kaynaklı alışkanlıklarını, Sovyet toplumsal düzeninin temeli olan toplumsal mülkiyeti sarsmak için toplumsal mala karşı hırsızlık örgütlemekte kullanıyorlar.

Yoldaşlarımızın çoğu bu olgulara karşı kayıtsız kalıyor ve yığınsal hırsızlık ve yolsuzluğun anlam ve önemini kavramıyorlar. “Önemli olmadığı” yargısıyla bu olayların yanından gözleri kapalı geçip gidiyorlar. Ne var ki bu yoldaşlar ağır bir yanılgı içindeler. Tıpkı özel mülkiyetin kapitalizmin temeli olması gibi, toplumsal mülkiyet de bizim toplumsal sistemimizin temelidir. Kapitalistler özel mülkiyetin kutsal ve dokunulmaz olduğunu ilan ederek, vaktiyle, kapitalist toplumsal sistemin sağlamlaşmasını sağladılar. Biz komünistler de, üretimin ve ticaretin bütün alanlarında yeni, sosyalist ekonomi biçimlerini sağlamlaştırabilmek için toplumsal mülkiyeti, kutsal ve dokunulmaz ilan etmeliyiz. Toplumsal mülkiyete –ister devlet mülkiyeti, ister kooperatif mülkiyeti, ya da kollektif çiftlik mülkiyeti olsun- karşı işlenen hırsızlık ve yolsuzluklara göz yummak ve bu tür karşı-devrimci kepazeliklerin yanından geçip gitmek, temelinde toplumsal mülkiyet yatan Sovyet toplum düzenini yıkmayı teşvik etmektir. Sovyet hükümeti, kısa süre önce, toplumsal mülkiyetin korunması yasasını çıkarırken buradan hareket etmiştir. Bu yasa, şu an devrimci yasallığın temelidir. Bu yasayı en sıkı biçimde uygulamak her komünistin, her işçinin, her kollektif köylünün ilk görevidir.

Günümüz devrimci yasallığının, NEP döneminin ilk aşamasının devrimci yasallığından hiçbir farkı olmadığı, bugünün devrimci yasallığının NEP’in ilk aşamasının devrimci yasallığına geri dönüş olduğu söyleniyor. Bu kesinlikle yanlıştır. NEP’in ilk döneminde devrimci yasallık, mızrağın sivri ucunu esas itibarıyla, savaş komünizminin aşırılıklarına karşı, “yasal olmayan” mülksüzleştirmeler ve tahsilatlara karşı yönelmişti. Özel mülk sahibine, bireysel mülk sahibine, kapitaliste, Sovyet yasalarına titizlikle uyduğu koşullarda mülküne zarar gelmeyeceğini garanti ediyordu. Oysa günümüzdeki devrimci yasallık çok farklıdır. Günümüzün devrimci yasallığı, mızrağın sivri ucunu, artık çoktan beri varolmayan savaş komünizminin aşırılıklarına karşı değil, toplumsal ekonomi içindeki hırsızlara ve bozgunculara, kabadayılara ve toplumsal mülkiyeti zarar veren kişilere yönelmiştir. Dolayısıyla günümüzde devrimci yasallığın en büyük kaygısı toplumsal mülkiyeti korumaya yöneliktir, başa birşey değil.

Bu nedenle, Sovyet iktidarının hizmetimize sunduğu bütün araçlarla yürütülen toplumsal mülkiyeti koruma mücadelesi, partinin ana görevlerinden birini oluşturmaktadır.

Güçlü ve kudretli bir proletarya diktatörlüğü, can çekişen sınıfların son artıklarını yok etmek ve hırsızlıklarını boşa çıkarmak için ihtiyaç duyduğumuz şey, işte budur.

Bazı yoldaşlar, sınıfların ortadan kaldırılması, sınıfsız bir toplumun yaratılması ve devletin sönüp gitmesi tezini atalet ve kaygısızlığın mazereti olarak, sınıf mücadelesinin sönmesi ve siyasi iktidarın güçsüzleşmesi karşı-devrimci teorisinin mazereti olarak kavradılar. Söylemeye gerek yok ki, böyle insanların partimizle hiçbir ortak yanı bulunamaz. Bu insanlar partiden kovulması gereken soysuzlar ya da ikiyüzlülerdir. Sınıfların ortadan kaldırılmasına sınıf mücadelesinin söndürülmesiyle değil şiddetlenmesiyle ulaşılacaktır. Devletin sönüp gitmesi onun zayıflatılmasıyla değil, can çekişen sınıfların kalıntılarını yoketmek ve henüz bertaraf edilmekten çok uzak olan ve yakın zamanda da edilemeyecek olan kapitalist kuşatmaya karşı savunmayı örgütlemek için zorunlu olan azami ölçüde güçlendirilmesiyle olacaktır.

Beş Yıllık Plan'ın gerçekleştirilmesi sayesinde düşman sınıfların son artıklarını üretimdeki yerlerinden kesin olarak atmayı, Kulakları yenmeyi ve yok edilmelerinin zeminini yaratmayı başardık. Beş Yıllık Plan'ın, burjuvazinin son müfrezelerine karşı mücadele alanında ortaya çıkardığı sonuç budur. Fakat bu yeterli değil. Şimdi görev, bu eskileri işletme ve kurumlarımızdan atmak ve onları kesin zararsız hale getirmektir.

Bu eskilerin zararlı faaliyetleri ve hırsızlıklarıyla, SSCB’nin bugün içinde bulunduğu durumu her hangi bir biçimde değiştirebilecekleri söylenemez. Sovyet iktidarının önlemlerine karşı koymak için çok güçsüz ve etkisizler. Fakat yoldaşlarımız, kendilerini devrimci uyanıklıkla donatmazlar, toplumsal mülkiyete karşı işlenen hırsızlık ve yolsuzluklar karşısında küçük-burjuva kayıtsızlığını kendi pratiklerinden söküp atmazlarsa, eskiler epeyce zarar verebilirler.

Sovyet devletinin büyüyen gücünün, can çekişen sınıfların son artıklarının direnişini güçlendireceği gözönünde bulundurulmalıdır. Tam da ölüm döşeğinde yattıkları, günleri sayılı olduğu için bir saldırı biçiminden ötekine, daha sert biçimlere geçecekler, halkın geri kesimlerine seslenip, onları Sovyet iktidarına karşı seferber etmeye çalışacaklardır. Bu eskilerin, Sovyet iktidarına karşı mücadelede kullanmayacakları ve bunlar yoluyla geri unsurları seferber etmeye çalışmayacakları hiçbir iftira ve alçaklık yoktur. Sosyal-Devrimcilerin, Menşeviklerin, burjuva milliyetçilerinin dağıtılmış eski karşı-devrimci partileri ülke merkezinde ve kenar bölgelerde, bu zemin üzerinde yeniden canlanabilir ve harekete geçebilirler. Troçkistlerin ve sağ sapmacıların saflarından karşı-devrimci unsurların kırıntıları yeniden canlanabilir ve kımıldanmaya başlayabilirler. Bu elbette çok korkunç bir şey değil. Ne var ki, bu unsurların işini hızla ve özel fedakarlıklar yapmadan bitirmek istiyorsak, tüm bunları gözönünde bulundurmamız gerekiyor.

Bu yüzden devrimci uyanıklık, Bolşeviklerin şimdi özellikle ihtiyaç duydukları vasıftır.

REF: 38-2

KIRDA ÇALIŞMA ÜZERİNE, 11 Ocak 1993’teki Konuşma, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 13, Temmuz 1930-Ocak 1934, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, 1. Basım, 1992, s. 202-208

Tıpkı Sovyetlerin, politik örgütlenmenin sosyalist bir biçimi olması gibi, kollektif çiftlikler de ekonomik örgütlenmenin sosyalist bir biçimidir. Kollektif çiftlikler de tıpkı Sovyetler gibi, devrimimizin dev kazanımlarından biri, işçi sınıfının dev kazanımlarından biridir. Ne var ki kollektif çiftlikler ve Sovyetler, sadece örgütlenme biçimidirler, gerçi sosyalist, ama buna rağmen sadece örgütlenme biçimidirler. Her şey, bu biçimin içine hangi içeriğin döküleceğine bağlıdır.

Öyle durumlar biliyoruz ki, işçi ve asker temsilcileri Sovyetleri, belli bir dönem boyunca, devrime karşı, karşı-devrimi desteklemişlerdir. Örneğin, bizde SSCB'de, Sovyetlerin Menşevikler ve Sosyal-Devrimciler tarafından yönetildiği ve devrime karşı, karşı-devrime arka çıktığı Temmuz 1917'de böyle olmuştur. Almanya'da sosyal-demokratların konseyleri yönettiği ve bunların devrime karşı karşı-devrime arka çıktığı 1918'de böyle olmuştur. Dernek ki, önemli olan yalnızca örgütlenme biçimi olarak Sovyetler değildir, her ne kadar bu biçim başlı başına muazzam bir devrimci kazanım olsa da. Önemli olan, herşeyden önce, Sovyetlerin çalışmasının içeriğidir, Sovyetlerin çalışmasının karakteridir, Sovyetleri kimin yönettiğidir -devrimciler mi, yoksa karşı -devrimciler mi ? Karşı devrimcilerin Sovyetlere karşı her zaman karşı tavır almama olgusu da aslında bununla açıklanır. Örneğin, Rus karşı-devriminin başı Milyukov'un, Kronstadt ayaklanması (63) sırasında Sovyetlerden yana, ama komünistlerin olmadığı Sovyetlerden yana olduğunu söylediği bilinir. “Komünistlerin olmadığı Sovyetler” -o sıralar, Rus karşı-devriminin başı Milyukov'un sloganı buydu. Karşı­-devrimciler, önemli olanın bizzat Sovyetler değil, bilakis her şeyden önce onları kimin yöneteceği olduğunu anlamışlardı.

Kollektif çiftlikler için de aynı şey söylenmelidir. İktisat örgütlenmesinin sosyalist örgütlenme biçimi olarak kollektif çiftlikler, 'eğer başlarında gerçek devrimciler, Bolşevikler, komünistler bulunursa, ekonomik inşa harikaları gerçekleştirebilirler. Ve tersine, eğer kollektif çiftliklerde Sosyal-Devrimciler ve Menşevikler, Petlyura'nın subayları ve öteki beyaz muhafızlar, Denikin'in ve Kolçak'ın eski ajanları at koştururlarsa, kollektif çiftlikler belli bir dönem için her türlü karşı-devrimci entrikalara paravana hizmeti görebilirler. Ve, örgütlenme biçimi olarak kollektif çiftliklerin, Sovyet düşmanı unsurların sızmasından sadece muaf olmamakla kalmayıp, bilakis ilk zamanlarda karşı-devrimcilerin geçici olarak yararlanacakları belli kolaylıklar bile sunduklarını unutmamak gerekir. Köylüler bireysel olarak kendi işletmelerini yönettikleri sürece, dağınık ve birbirinden ayrı durumda idiler; bu yüzden Sovyet düşmanı unsurların köylüler arasındaki karşı-devrimci entrikaları büyük bir etkiye sahip olamıyordu. Köylülerin kollektif işletmeye geçmesiyle bambaşka bir tablo ortaya çıkmaktadır. Burada köylülerin daha şimdiden, kollektif çiftlik şahsında hazır bir kitle örgütlenmesi biçimi vardır. Bundan dolayı Sovyet düşmanı unsurların kollektif çiftliklere sızması ve onların Sovyet düşmanı faaliyeti çok daha büyük bir etkiye sahip olabilir. Sovyet düşmanı unsurların bütün bunları hesaba kattıkları varsayılmalıdır. Karşı-devrimcilerin bir bölümünün, örneğin Kuzey Kafkasya'da, kollektif çiftlik türü birşeyler kurmaya ve bunları kendi yeraltı örgütleri için legal bir paravana olarak yararlanmaya çalıştıkları bilinmektedir; Yine, Sovyet düşmanı unsurların, henüz teşhir edilip ezilmemiş oldukları bir dizi bölgede, kollektif çiftlikler içinde karşı-devrimci entrika yuvaları kurmak için severek kollektif çiftliklere katıldıkları ve kollektif çiftlikleri övdükleri de bilinmektedir. Yine Sovyet düşmanı unsurlardan bir bölümünün, bugün bizzat kollektif çiftliklerden yana, ama kollektif çiftliklerde komünistler olmaması koşuluyla kollektif çiftliklerden yana olduklarını ileri sürdükleri bilinir. “Komünistlerin olmadığı kollektif çiftlikler” -şimdilerde Sovyet düşmanı unsurlar tarafından kotarılan slogan budur işte. Demek ki, önemli olan sadece sosyalist örgütlenme biçimi olarak kollektif çiftliklerin kendisi değildir, bilakis herşeyden önce, bu biçimin içine hangi içeriğin döküldüğüdür, önemli olan; herşeyden önce, kollektif çiftliklerin başında kimin olduğu ve onları kimin yönettiğidir.

Leninizm açısından, örgütlenme biçimi olarak alındığında, kollektif çiftlikler olsun, Sovyetler olsun, birer silahtırlar , yalnızca birer silah. Bu silah, bazı koşullar altında, devrime karşı yöneltilebilir. Karşı-devrime karşı yöneltilebilir. İşçi sınıfına, köylülüğe hizmet edebilir. Bazı koşullarda işçi sınıfının ve köylülüğün düşmanlarına hizmet edebilir. Herşey, bu silahın hangi ellerde olduğu ve kime karşı yöneltildiğine bağlıdır.

Sınıf içgüdüleriyle, işçi ve köylülerin düşmanlarının anlamaya başladıkları budur. Ne yazık ki, bizim komünistlerimizden bazıları bunu anlamamaktadırlar.

Ve tam da komünistlerimizden bazıları bu basit şeyi henüz kavramadıkları için -tam da bu yüzden şimdi biz, iyi kamufle olmuş Sovyet düşmanı unsurların bir dizi kollektif çiftlikte at koşturduklarını ve kollektif çiftliklerde; baltalama faaliyeti ve sabotaj yürüttüklerini görüyoruz.

4) Kırdaki çalışmamızın yetersizliklerinin dördüncü nedeni, yerel örgütlerdeki bir dizi yoldaşımızın Kulaklara karşı mücadele tarzını yeniden örgütlemeyi bilmemeleridir, ve son zamanlarda sınıf düşmanının başka bir çehreye büründüğünü, sınıf düşmanının kırdaki taktiğinin değiştiğini, ve bir başarı elde etmek için bizim de buna uygun olarak kendi taktiğimizi , değiştirmemiz gerektiğini kavramamalarıdır. Düşman, değişmiş olan durumu kavradı, kırdaki yeni düzenin gücünü ve kudretini anladı ve kendine buna uygun olarak çekidüzen verdi, taktiğini değiştirdi, kollektif çiftliklere karşı doğrudan saldırıdan, sinsice onun kuyusunu kazmaya geçti. Oysa biz, bunu kavramadık; yeni durumu idrak etmedik ve sınıf düşmanını artık bulunmadığı yerde aramaya devam ediyoruz, çoktan beri artık geçersiz olduğu halde, Kulağa karşı hala eski, daha az komplike mücadele taktiğimizi izliyoruz.

Sınıf düşmanı, kollektif çiftliklerin dışında aranıyor; onu yırtıcı çehreli, koskoca sivri dişli, kalın enseli, elinde bir filinta olan kişi kılığında arıyorlar. Kulağı afişlerden tanıdığımız gibi arıyoruz. Ama böylesi Kulaklar artık uzun zamandan beri ortalıktan kayboldular. Bugünün Kulakları ve onların çanak yalayıcıları, bugünün kırdaki Sovyet düşmanı unsurları -bunlar çoğu “sessiz”, “ağzından bal akan” adamlar, neredeyse birer “ermiş”. Onları, kollektif çiftliklerin uzağında aramamak gerekir, onlar kollektif çiftliğin ta içindeler ve orada ambarcılık, vekil-­harçlık, saymanlık, sekreterlik vb. gibi mevkileri işgal ediyorlar. Onlar hiçbir zaman “Kahrolsun kollektif çiftlikler!” demeyeceklerdir. Kollektif çiftliklerden “yana”dırlar. Ama kollektif çiftliklerde öyle bir sabotaj ve yıkma çalışması yapıyorlar ki, kollektif çiftliklerin hali harap olacaktır. Hiç bir zaman “Kahrol,sun tahıl stokları!” demeyeceklerdir. Onlar tahıl stokundan “yana”dırlar. “Yalnız” demagojiye bulaşırlar, kollektif çiftliğin hayvancılık için gerekli olandan üç kez daha büyük bir tahıl stoku kurmasını talep ederler, kollektif çiftliğin gerekli olandan üç kez daha büyük bir rezerv fonu kurması için, kollektif çiftliğin, ortak mutfak için işgücü başına günde 3-5 kilo tahıl vermesini talep ederler. Böyle “rezerv”lerden ve ortak mutfak harcamalarından sonra, böyle düzenbaz demagojilerden sonra, kollektif çiftliğin ekonomik gücünün altının oyulacağı ve tahıl stoku için geriye birşey kalmayacağı açıktır.

Bu kadar usta bir düşmanın gizli maksatlarını anlamak ve demagojiye kapılmamak için, devrimci uyanıklığa sahip olmak gerekir, düşmanın maskesini indirecek ve kollektif çiftlik üyelerine bu düşmanın gerçek yüzünü, karşı-devrimci yüzünü gösterecek yetenekte olmak gerekir. Peki ama, kırda bu niteliklere sahip çok sayıda komünistlerimiz var mıdır? Çok kez, komünistler, bu sınıf düşmanlarının maskesini düşürmek şöyle dursun, tersine, onların düzenbaz demagojilerine kendilerini kaptırıyorlar ve onların kuyruğuna takılıyorlar.

Sınıf düşmanını yeni maskesi ardında seçemeyen ve onun kalleşçe dalaverelerini açığa çıkaracak durumda olmayan bazı yoldaşlarımız, çok kez, artık Kulak kalmadığı, Kulakların sınıf olarak tasfiyesi politikası sonucunda kırda Sovyet düşmanı unsurların daha şimdiden yokedildikleri ve bu yüzden, ne Bolşevik ne de Sovyet düşmanı olan, ama kendiliklerinden, adeta otomatikman Sovyet iktidarının yanına geçecek olan “tarafsız” kollektif çiftliklerin hoş karşılanabileceği düşüncesiyle müsterih oluyorlar. Oysa bu, büyük bir yanılgıdır yoldaşlar. Kulaklar yenildiler, ama henüz bütünüyle yokedilmiş olmuş olmaktan uzaktırlar. Üstelik -eğer komünistler; Kulakların kendiliklerinden, deyim yerindeyse, otomatik gelişmeleri sonucu mezara girecekleri düşüncesiyle, ağzı açık aval aval bakar ve kayıtsızlık gösterirlerse, öyle pek yakın bir zamanda da yok edilmiş olmayacaklardır. “Tarafsız” kollektif çiftliklere gelince, genelde böyle birşey yoktur, olamazda. “Tarafsız” kollektif çiftlikler ­bu, gözleri hiçbir şey görmemek için varolan kişilerin bir hayal ürünüdür. Şu anda bizim Sovyet ülkemizde geçmekte olan bu kadar keskin bir sınıf mücadelesi sırasında, “tarafsız” kollektif çiftliklere yer yoktur; bu koşullar altında kollektif çiftlikler ancak ya Bolşevik ya da Sovyet düşmanı olabilirler. Ve eğer falan ya da filan kollektif çiftliği biz yönetmiyorsak, o zaman bu, bu kollektif çiftlikler Sovyet düşmanları tarafından yönetiliyorlar demektir. Bundan hiç kuşkunuz olmasın.

5) Son olarak, kırdaki çalışmamızın yetersizliklerinin bir başka nedeni daha. Bu neden, kollektif çiftliklerin kuruluşunda komünistlerin rolünün ve sorumluluğunun azımsanması, tahıl stoklama işinde komünistlerin rolünün ve sorumluluğun azımsanmasıdır. Tahıl stoklamanın güçlüklerinden sözedildiğinde, komünistler genellikle sorumluluğu köylülerin üstüne atıp, herşeyde köylülerin suçlu olduğunu iddia ediyorlar. Ama bu baştan sona yanlış ve kesinlikle haksız birşeydir. Köylülerin bunda hiçbir payı yok. Eğer sorun, suç ve sorumluluk ise, sorumluluk tümüyle ve bütünüyle komünistlere düşer; ve herşeyde suçlu olanlar biziz, yalnızca biz komünistleriz.

Dünyada bizim iktidarımız kadar, Sovyet iktidarı kadar güçlü ve otorite sahibi bir iktidar yoktur ve hiçbir zaman da olmamıştır. Dünyada bizim Komünist Partimiz kadar güçlü ve otorite sahibi bir parti yoktur ve hiçbir zaman da olmamıştır. Hiç kimse, kollektif çiftlikler meselesini, kollektif çiftliklerin çıkarlarının, devletin çıkarlarının gerektirdiği gibi yürütmemize engel olmuyor ve olamaz. V e eğer biz, kollektif çiftlikleri her zaman Leninizmin gerektirdiği gibi yürütmeyi başaramıyorsak, sık sık, diyelim ki tahıl stoklamada, bağışlanmaz büyük yanlışlar yapıyorsak, bunun suçlusu biziz, ve yalnızca biziz.

Kollektif çiftlik tahıl ticaretinin olumsuz yanlarını görmemiş olmamızda ve en kocamanlarından bir sürü yanlışlar yapmamızda suç bizdedir.

Bir dizi örgütlerimizin kollektif çiftliklere yabancılaşmasında, başarılar üzerine yan gelip yatmalarında ve kendilerini işin oluruna bırakmalarında suç bizdedir.

Bir dizi yoldaşımızın, kitle örgütlenmesi biçimi olarak, (önemli olanın biçim değil, kollektif çiftliklerin yönetiminin kendi elimize alınması ve bu yönetimden Sovyet düşmanı unsurların uzaklaştırılması olduğunu kavramadan, kollektif çiftliklerin önemini abartmalarında suç bizdedir.

Yeni durumu idrak etmemede ve sinsice kollektif çiftliklerin kuyusunu kazan sınıf düşmanının yeni taktiği konusunda açıklığa kavuşmamada suç bizdedir.

İnsan soruyor: Köylülerin bununla ne ilgisi var?

Gelişen, yükselen, devletin koyduğu görevleri tam zamanında yerine getiren ve ekonomik bakımdan günden güne güçlenen birçok kollektif çiftlik biliyorum. Öte yandan, bu birincilere komşu olan, ama aynı rekolteye ve aynı nesnel koşullara rağmen eriyip giden ve yıkılan kollektif çiftlikler de biliyorum. Bunun nedeni nedir? Nedeni şu: birinci gruptaki kollektif çiftlikler, gerçek komünistler tarafından yönetiliyor, ikinci gruptakiler ise ayakta uyuyanlar tarafından; evet, bu ayakta uyuyanların ceplerinde Parti kartı var, doğru, ama yine de ayakta uyuyorlar.

İnsan soruyor: Köylülerin bununla ne ilgisi var? Komünistlerin rolünün ve sorumluluklarının azımsanmasının sonucu, kırdaki çalışmamızda görülen yetersizliklerin nedeninin, aranması gereken yerde aranmaması, ve bundan dolayı bu yetersizliklerin ortadan kaldırılmamasıdır.

Tahıl stoklamadaki güçlüklerin nedeni köylülerde değil, kendimizde, kendi saflarımızda aranmalıdır. Çünkü iktidarda olan biziz, devletin araçları bizim elimizde, kollektif çiftlikleri yönetme görevi bizdedir, ve kırsal alandaki çalışmanın tüm sorumluluğunu biz taşımak zorundayız.

İşte kırdaki çalışmamızda görülen yetersizliklere sebebiyet veren başlıca nedenler bunlardır.

REF: 39-3

SBKP(B) MK’NIN ÇALIŞMASI ÜZERİNE XVII. PARTİ KONGRESİ’NE SİYASİ FAALİYET RAPORU, 26 Ocak 1934, J.V. STALİN, ESERLER, CİLT 13, Türkçe Baskı, İnter yayınları, Birinci Basım: 1992, S.303-304

III. PARTİ ...
İDEOLOJİK POLİTİK ÖNDERLİK SORUNLARI

Ancak bu, mücadelenin sona erdiği ve sosyalizmin saldırıya devam etmesinin gereksiz bir şey olduğu anlamına mı geliyor?

Hayır, bu anlama gelmiyor.

Bu, bizde Parti’de her şeyin çok iyi durumda olduğu, artık onun içinde hiç sapma çıkamayacağı ve dolayısıyla şimdi yan­ gelip yatabileceğimiz anlamına mı geliyor?

Hayır, bu anlama gelmiyor.

Parti düşmanları, her renkten oportünistler, her türden milliyetçi sapmacılar yenildi. Ama bunların ideolojilerinin kalıntıları, bazı Parti üyelerinin kafalarında hala yaşamaya devam ediyor ve kendisini hissettirmesi ender değildir. Partiyi, onu çevreleyen insanlardan kopuk birşey olarak görmemek gerekir. Parti onu çevreleyen çevrenin içinde yaşar ve etkinlik gösterir. Dıştan sağlıksız ruh hallerinin Parti'ye sızmasının ender olmaması şaşırtıcı değildir. Bu tür ruh halleri için zemin ülkemizde hiç kuşkusuz mevcuttur, salt bizde hala, gerek kentte gerekse köyde bu tür ruh halleri iç(in verimli bir toprak oluşturan, nüfusun belli ara tabakaları bulunduğu için bile bu böyledir.

Partimizin XVII. Konferansı, (79) ikinci Beş Yıllık Plan’ın gerçekleştirilmesinde temel politik görevlerden birinin, “Ekonomide ve insanların bilincinde kapitalizmin kalıntılarının aşılması” olduğunu açıkladı. Bu, tümüyle doğru bir düşüncedir. Fakat ekonomide kapitalizmin tüm kalıntılarını artık aşmış olduğumuz söylenebilir mi? Hayır, bu söylenemez. İnsanların bilincinde kapitalizmin kalıntılarını aşmış olduğumuz ise hiç mi hiç söylenemez. Bu yalnızca, insan bilincinin gelişimi ekonomik durumunun gerisinde kaldığı için değil, SSCB’de ekonomide ve insanların bilincinde kapitalizmin kalıntılarını canlandırmaya ve korumaya çalışan ve biz Bolşeviklerin onun karşısında barutumuzu kuru tutmak zorunda olduğumuz, kapitalist çevre hala mevcut olduğu için de söylenemez.

Yenilen anti-Leninist grupların ideolojisini Partimizin bazı üyelerinin kafasında yeniden canlandırmak için, bu kalıntıların kaçınılmaz olarak elverişli bir zemin oluşturdukları kavranılırdır. Parti üyelerimizin çoğunluğunun pek yüksek olmayan teorik düzeyi, Parti organlarının zayıf ideolojik çalışması, Parti fonksiyonerlerimizin, teorik bilgilerini mükemmelleştirme olanağını ellerinden çalan, salt pratik çalışmayla aşırı yüklü olması da buna ilave edilirse, o zaman, sıkça basına sızan ve yenilmiş anti-Leninist grupların ideoloji kalıntılarının canlanmasını kolaylaştıran, Leninizmin bir dizi sorununda Parti üyelerinin kafasındaki karışıklığın nereden geldiği anlaşılır.

Bu nedenle mücadelenin sona erdiği ve artık sosyalizmin bir saldırı politikasına gerek olmadığı söylenemez.

Leninizmin bir dizi sorunu ele alınıp, bunlar üzerinde, yenilmiş anti-Leninist grupların ideoloji kalıntılarının bazı Parti üyelerinde ne kadar yedicanlı olduğu sergilenebilir. ...

REF: 40-4

SBKP(B) MK’NIN ÇALIŞMASI ÜZERİNE XVII. PARTİ KONGRESİ’NE SİYASİ FAALİYET RAPORU, 26 Ocak 1934, J.V. STALİN, ESERLER, CİLT 13, Türkçe Baskı, İnter yayınları, Birinci Basım: 1992, s.315

III. PARTİ ...
İDEOLOJİK POLİTİK ÖNDERLİK SORUNLARI ... Biz her zaman, “solcuların” sağcılarla aynı olduğunu, yalnızca sağ politikalarını sol lafazanlıklarla maskelediklerini söyledik. Şimdi bizzat “solcular” bizim bu iddiamızı doğruluyorlar. Troçkist “Bülten”in geçen yılki sayılarını alın. Troçkist baylar orada ne talep ediyor ve ne hakkında yazıyorlar, “sol”! programları neden ibarettir? Rantabl olmadıkları gerekçesiyle Sovyet çiftliklerinin dağıtılmasını, yapay oluşumlar oldukları gerekçesiyle Kollektif çiftliklerin büyük bölümünün dağıtılmasını, Kulaklığın tasfiyesi politikasından vazgeçilmesini, konsesyon politikasına geri dönülmesini ve rantabl olmadıkları için bir dizi sanayi işletmesinin imtiyaz sahiplerine devredilmesini talep ediyorlar. ....

REF:41-5

SBKP(B) MK’NIN ÇALIŞMASI ÜZERİNE XVII. PARTİ KONGRESİ’NE SİYASİ FAALİYET RAPORU, 26 Ocak 1934, J.V. STALİN, ESERLER, CİLT 13, Türkçe Baskı, İnter yayınları, Birinci Basım: 1992, s.317-318

III. PARTİ ...

2.­ Örgütsel Önderlik Sorunları ... Parti, Sovyet, Ekonomi ve başka diğer örgütlerimizin ve onların önderlerinin güç ve otoritesinin çok olağanüstü büyüdüğü anlaşılmalıdır. Ve tam da bunların güç ve otoritesi çok olağanüstü büyüdüğü için, şimdi herşey ya da neredeyse her şey bunların çalışmasına bağlıdır. Sözümona objektif koşullara yaslanmanın temeli yoktur. Partinin politik çizgisinin doğruluğu, bir dizi yılın deneyimiyle doğrulandıktan sonra ve işçilerle köylülerin bu çizgiyi desteklemeye hazır olduklarından hiçbir kuşku duyulmadığına göre, sözümona objektif koşulların rolü minimuma gerilemiştir , buna karşılık örgütlerimizin ve yöneticilerinin rolü tayin edici, üstün hale gelmiştir. Ama bu ne anlama geliyor? Bu, çalışmada başarısızlıklar ve eksiklikler için sorumluluğun bundan böyle onda dokuzunun “objektif” koşullara değil, bizzat bize, yalnızca bize düştüğü anlamına geliyor. ...

REF: 42-6

SSCB ANAYASA TASLAĞI ÜZERİNE, SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ VIII. OLAĞANÜSTÜ SOVYET KONGRESİ’NE SUNULAN RAPOR, 25 KASIM 1936, J.V. STALİN, Eserler, Cilt 14, , Şubat 1934-Nisan 1945, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Aralık 1993, s.74-76

II. SOVYETLER BİRLİĞİ’NİN HAYATINDA 1924-1936 ARASI DÖNEMDE GÖRÜLEN DEĞİŞİKLİKLER ... Sovyetler Birliği’nde ekonomisinde meydana gelen bu değişimlere uygun olarak toplumumuzun sınıfsal yapısı da değişmiştir.

Toprak sahipleri sınıfı, bilindiği gibi, iç savaşın zaferle sonuçlanmasıyla birlikte tasfiye edilmişti. Öteki sömürücü sınıflara gelince, onlar da toprak sahipleri sınıfının kaderini paylaşmışlardır. Endüstride kapitalist sınıf kayboldu. Tarımda Kulak sınıfı kayboldu. Ticaret alanında tüccar ve spekülatörler kayboldu. Böylece, bütün sömürücü sınıflar tasfiye edilmiştir.

Kalan işçi sınıfıdır.

Kalan köylülerin sınıfıdır.

Kalan aydınlardır.

Fakat bu sosyal grupların bu süre içinde değişikliğe uğramadıklarına diyelim ki kapitalizm döneminde oldukları gibi kaldıklarına inanmak yanlış olur.

Örneğin, Sovyetler Birliği işçi sınıfını ele alalım. Çoğu kez bu sınıfa, eski alışkanlıkla proletarya deniyor. Nedir proletarya? Proletarya, üretim araç ve gereçleri elinden alınmış üretim araç ve gereçlerine kapitalistlerin sahip olduğu ve kapitalist sınıfın proletaryayı sömürdüğü bir ekonomik sistemde var olan bir sınıftır. Proletarya, kapitalistler tarafından sömürülen bir sınıftır. Fakat bizim ülkemizde, bilindiği gibi, kapitalist sınıf artık tasfiye edilmiş, üretim araç ve gereçleri kapitalistlerin elinden alınmış ve önder gücü işçi sınıfı olan devlete verilmiştir. Yani artık işçi sınıfını sömürebilecek kapitalistler yoktur. Yani, yalnızca işçi sınıfımızın elinden üretim araçlarının alınmamasıyla kalınmamış, tersine işçi sınıfı, bütün halkla birlikte, bunların sahibi olmuştur. İşçi sınıfı üre tim araçlarına sahip olduğu kapitalist sınıf ise tasfiye edildiği için, işçi sınıfını sömürmenin her türlü olanağı ortadan kalkmıştır. Buna göre işçi sınıfımıza proletarya denebilir mi? Denemeyeceği açıktır. Marks şöyle demişti: Proletarya kendisini kurtarmak için kapitalist sınıfı ezmek, kapitalistlerin elin den üretim araç ve gereçlerini almak ve proletaryayı yaratan üretim ilişkilerini ortadan kaldırmak zorundadır. Sovyetler Birliği işçi sınıfının, kurtuluşun bu koşullarını yerine getirdiği söylenebilir mi? Evet söylenebilir, mutlaka söylenmelidir. Nedir bunun anlamı? Bunun anlamı, Sovyetler Birliği proletaryasının, kapitalist ekonomik sistemi ortadan kaldıran, üretim araç ve gereçlerinde sosyalist mülkiyeti pekiştiren Sovyet toplumunu komünizm yolunda ilerleten tamamen yeni bir sınıfa, Sovyetler Birliği işçi sınıfına dönüştüğüdür.

Gördüğünüz gibi Sovyetler Birliği işçi sınıfı tamamen yeni, sömürüden kurtulmuş, benzeri insanlık tarihinin hiçbir zaman görmediği bir işçi sınıfıdır.

Köylülük sorununa geçelim. Genelde köylülüğün bir küçük üreticiler sınıfı olduğu, bu sınıfa mensup olanların parçalanmış biçimde bütün ülkeye dağılmış oldukları, tek tek küçük çiftliklerde, geri teknikle kendilerini paraladıkları özel mülkiyetin kölesi oldukları, toprak sahipleri, Kulaklar, tüccarlar, spekülatörler ve tefeciler vb. tarafından serbestçe sömürüldüğü söylenir. Gerçekten de ana kitlesi gözününe alınacak olursa, kapitalist ülkelerde köylülük tam da böyle bir sınıftır. Bugün köylülüğümüzün Sovyet köylülüğünün, yığınsal olarak bu köylülüğe benzediği söylenebilir mi? Hayır söylenemez. Artık bizim ülkemizde böyle bir köylülük yok. Bizi Sovyet köylülüğümüz tamamen yeni bir köylülüktür. Bizde köylülüğü sömürebilecek toprak sahipleri, Kulaklar, tüccarlar ve tefeciler yok. Demek ki bizim köylülüğümüz sömürüde kurtulmuş bir köylülüktür. Devamla, Sovyet köylülüğümü ezici çoğunluğuyla bir kollektif köylülüktür, yani beceri ve yeteneklerinin, bireysel emek ve geri teknik temelinde değil kollektif emek ve modem teknik temelinde kuruyorlar. Son olarak köylülüğümüzün ekonomisinin temelinde, özel mülkiyet değil, kollektif çalışma zemininde gelişmiş olan kollektif mülkiyet vardır.

Gördüğünüz gibi Sovyet köylülüğü, insanlık tarihinin benzerini hiç bir zaman görmediği tamamen yeni bir köylülüktür.

Son olarak aydınlar sorununa, mühendisler ve teknisyenler, kültür cephesi çalışanları ve genel olarak görevliler sorununa geçelim. Aydınlar, geçtiğimiz dönemde büyük değişikliklere uğradılar. Kendisini sınıflar üstünde konumlandırmaya çalışan ama gerçekte toprak sahipleri ve kapitalistlerin hizmetinde olan o kemikleşmiş eski aydınlar yok artık. Sovyet aydınlarımız, bütün damarlarıyla işçi sınıfına ve köylülüğe bağlı olan tamamen yeni aydınlardır. Değişen şey, birincisi, aydınların bileşimidir. Sovyet aydınları içinde soylu ya da burjuva kökenli entelektüellerin sayısı çok azdır. Sovyet aydınlarının yüzde 80-90'ı işçi sınıfından, köylülükten ve öteki emekçi kesimlerden gelmektedir. Aydınların faaliyetlerinin karakteri de değişmiştir. Eskiden zengin sınıflara hizmet etmek zorundaydı, çünkü başka çaresi yoktu. Şimdi artık halka hizmet etmek zorunda, çünkü artık sömürücü sınıflar yok. Tam da bunun için, şimdi onlar, işçiler ve köylülerle birlikte aynı hedef doğrultusunda yeni, sınıfsız, sosyalist toplumu inşa eden Sovyet toplumunun aynı haklara sahip üyeleridir.

Gördüğünüz gibi bu, dünyada bir benzeri olmayan tamamen yeni, emekçi aydınlardır. Geride bırakılan zaman içerisinde Sovyet toplumunun sınıfsal yapısında meydana gelen değişiklikler bunlardır.

Bu değişiklikler neyi göstermektedir?

Bu değişiklikler birinci olarak, işçi sınıfı ile köylülük arasında, aynı zamanda bu sınıflarla aydınlar arasındaki sınır çizgilerinin kaybolmakta olduğunu, eski sınıf kapalılığının kaybolmakta olduğunu göstermektedir. Bu, sosyal gruplar arasında mesafelerin giderek azaldığı anlamına gelir.

Bu değişiklikler ikinci olarak, bu sosyal gruplar arasındaki ekonomik zıtlıkların ortadan kaybolmakta olduğunu, silinmekte olduğunu göstermektedir.

Son olarak bu değişiklikler, söz konusu sosyal gruplar arasındaki politik zıtlıkların ortadan kalkmakta, silinmekte olduğunu göstermektedir.

Sovyetler Birliği’nin sınıfsal yapısında meydana gelen değişimlerin durumu budur.

REF 43-7

PARTİ ÇALIŞMASININ EKSİKLİĞİ VE TROÇKİSTLER VE DİĞER İKİ YÜZLÜLERİN TASFİYESİ İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER ÜZERİNE, SBKP (B) MK Plenumu’unda Sunulan rapor ve Kapanış Konuşması, 3-5 Mart 1937, J.V. STALİN, Eserler, Cilt 14, , Şubat 1934-Nisan 1945, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Aralık 1993, s. 135-141

Plenuma sunulan raporlardan ve tartışmalardan burada üç temel olguyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.

Birincisi, yabancı devletlerin ajanları tarafından yürütülen Troçkistlerin oldukça önemli bir rol oynadıkları, zarar verici, bölücü eylemlerle casusluk faaliyetleri, gerek ekonomik örgütlerimiz, gerekse de idari ve parti örgütlerimiz olmak üzere bütün örgütlerimize en azından bütününe yakınına, şu ya da bu ölçüde zarar vermiştir.

İkincisi, içlerinde Troçkistlerin de bulunduğu yabancı devletlerin ajanları sadece alt örgütlerimize sızmakla kalmamış, aynı zamanda bazı sorumlu görevlere gelmişlerdir.

Üçüncüsü, gerek merkezde, gerekse de kırsal kesimde bazı yönetici yoldaşlarımız, bu zarar verici, saptırıcı unsurların, bu casus ve katillerin sadece gerçek yüzünü görmemekle kalmamış, aynı zamanda bu yabancı ülke ajanlarının, şu ya da bu sorumlu görevlere gelmelerine bizzat katkıda bulunacak kadar kayıtsız, körü körüne itimat eden ve naif kişiler olduklarını göstermişlerdir. Sunulan raporlardan ve tartışmalardan çıkan tartışmasız üç sonuç budur işte.

I. POLİTİK KAYITSIZLIK

Her türlü parti ve Sovyet düşman akımla mücadele deneyine sahip yönetici yoldaşlarımızın, bu konuda halk düşmanlarının gerçek yüzünü göremeyecek, kuzu postuna bürünmüş kurtları tanıyamayacak, yüzlerinden maskeyi indiremeyecek naiflik ve körlük içinde bulunmaları nasıl açıklanmalıdır?

SSCB sınırlan içinde yabancı ülkelerin ajanlarının yıkıcılık, bölücülük ve casusluk faaliyetlerinin bizim için beklenmedik bir şey olduğu, daha önce hiç karşılaşmadığımız bir şey olduğu iddia edilebilir mi? Hayır edilemez. Son on yıl içinde Şahti-dönemiyle başlayan, zararlı faaliyetlerin, ekonominin çeşitli dallarında kendini göstermesi ve resmi belgelerle saptanmış olması bunun kanıtıdır.

Son dönemlerde ülkemizde, faşizmin Troçkist-Zinovyevist ajanlarının zararlı faaliyetleri, casusluk ve terör eylemlerine yönelik tehlike işaretleri ve uyarıcı belirtilerinin hiç mi hiç olmadığı iddia edilebilir mi? Hayır iddia edilemez. Bu tür işaretler vardı ve Bolşevikler bu işaretleri görmezden gelme hakkına sahip değildir.

Kirov yoldaşın haince katledilmesi, halk düşmanlarının ikiyüzlülüğüne ikiyüzlü faaliyetleri sırasında güven sağlamak, örgütlerimize girebilmek için yüzlerine Bolşevik maskesi, parti üyesi maskesi taktıklarına ilişkin ilk uyarıydı. “Leningrad Merkezi” gibi “Zinovyev-Kamenev” Davası da, Kirov yoldaşın haince katledilmesinden çıkarılacak dersleri güçlendirmişti.

“Zinovyevist- Troçkist Blok” Davası, daha önceki davaların sunduğu dersleri genişletti ve Zinovyevcilerle Troçkistlerin, bütün düşman burjuva unsurları etraflarında topladıklarını, Alman gizli polisinin bir terörist casusluk ve bölme acentası haline dönüştüklerini Zinovyevcilerle Troçkistlerin örgütlerimize sızmalarının tek çaresinin, ikiyüzlülük ve kendini gizleme olduğunu, bu tür sızmalara karşı korunmak ve Zinovyevist­ Troçkist çeteyi tasfiye etmenin en emin yolunun uyanıklılık ve politik öngörü olduğunu açıkça gösterdi.

SBKP(B) Merkez Komitesi, Kirov yoldaşın haince katledilmesi vesilesiyle 18 Ocak 1935’te gönderdiği bir genelgeyle, parti örgütlerini politik saflık ve dar kafalılara özgü tembelliğe karşı uyarmıştır. Genelge şöyledir:

“Söz konusu olan, güçlendiğimiz oranda düşmanın uysal ve zararsız olacağı gibi yanlış bir varsayımdan hareket eden oportünist körü körüne inanmaya son vermektir. Bu varsayım temelden yanlıştır. Bu varsayım, sözcülerinin, bütün dünyaya, düşmanların giderek sosyalizme entegre olarak nihayetinde gerçek sosyalistler haline geleceklerini kanıtlamaya çalışan sağ sapmanın sonuçlarından biridir. Başarılar üzerine yan gelip yatmak, boş durmak Bolşeviklerin işi değildir. Bize gerekli olan körü körüne inanma değil, uyanıklık, gerçek, Bolşevik devrimci uyanıklılıktır. Düşmanın içinde bulunduğu durum umutsuzlaştıkça, Sovyet iktidarına karşı, mücadelede yokolmaya mahkum olanların tek çaresi olan ‘en aşırı araçlara’ başvuracağı düşünülmelidir. Bu unutulmamalı ve uyanık olunmalıdır.”

Troçkist-Zinovyevist Blok’un casusluk faaliyetleri ve terör eylemleri vesilesiyle 29 Temmuz 1936’da gönderdiği genelgede SBKP(B) Merkez Komitesi, parti örgütlerini bir kez daha uyanık olmaya, halk düşmanlarını, ne kadar iyi maskelenmiş olurlarsa olsunlar, tanımayı öğrenmeye çağırmıştır. Genelge şöyledir:

“Troçkist-Zinovyevist canavarların Sovyet iktidarına karşı mücadelede emekçilerin bütün kudurmuş ve amansız düşmanlarını casusları, provokatörleri, bölücüleri, beyaz muhafızları, Kulakları vs. etraflarında topladıklarının kanıtlandığı, bu unsurlarla Troçkistler ve Zinovyevciler arasındaki bütün sınırların kalktığı bugün, bütün parti örgütlerimiz, bütün parti üyelerimiz, her bölgede, her durumda komünistlerden uyanıklık beklendiğini kavramalıdırlar. Şimdiki koşullar altında her Bolşeviğin vazgeçilmez özelliği, ne kadar iyi maskelenmiş olursa olsun, parti düşmanlarını tanıma yeteneği olmak zorundadır.

Demek ki işaretler ve uyarılar vardı.

Bu işaretler ve uyarıların anlamı neydi?

Bunların anlamı partinin örgütlenme çalışmalarındaki zaafını ortadan kaldırmak ve partiyi, içine tek bir ikiyüzlünün bile sızamadığı ele geçirilemez bir kale haline getirmek için bir çağrı olmasıydı.

Bu işaretler ve uyarılar, partinin politik çalışmasının küçümsenmesine son vermek ve bu çalışmayı, olası en büyük ölçüde güçlendirme yönünde, politik uyanıklılığın güçlenmesi yönünde kesin bir dönüşüme uğratmak anlamına gelmekte. Peki olan neydi? Gerçekler, yoldaşlarımızın bu işaret ve uyarılara karşı sağırlardan daha ağır davrandığını göstermiştir.

Bunu, parti dokümanlarının gözden geçirilmesi ve (parti dokümanlarının-ÇN.) değiş-tokuşu kampanyasının herkesçe bilinen gerçekleri canlı biçimde kanıtlamaktadır. Bu işaret ve uyarıların hak ettikleri etkiyi yaratmamaları neyle açıklanır?

Sovyet düşmanı unsurlara karşı mücadele deneylerine, bir dizi tehlike işaretine, uyarıcı belirtilere rağmen, partili yoldaşlarımızın, halk düşmanlarının yıkıcılık, bölücülük ve casusluk faaliyetleri karşısında politik basiretsizlik göstermeleri neyle açıklanır?

Belki de yoldaşları, eskisine göre daha kötü oldular, bugün daha az bilinçli ve daha az disiplinliler? Hayır, elbette de­ğil!

Belki yoldaşlarımız yozlaşmaya başladılar? Hayır bu da doğru değil! Bu varsayım her türlü temelden yoksundur. Bütün bunların açıklaması ne? Boş durma, kayıtsızlık, körü körüne inanç, körlük nereden kaynaklanıyor?

Ekonomik kampanyalarla uğraşan ve ekonomik inşa cephesinde elde edilen devasa başarılara kapılmış partili yoldaşlarımız, Bolşeviklerin unutma hakkına sahip olmadıkları bazı önemli gerçekleri unutmuşlardır; işte bütün bunların açıklaması budur. Bu yoldaşlar, SSCB’nin uluslararası durumuyla ilgili temel bir gerçeği unutmuşlar ve parti üyeliği arkasına gizlenen ve Bolşevik maskesi takan bugünkü yıkıcı, bölücü unsurlar, casuslar ve katillerle doğrudan ilgili iki önemli gerçeği farketmemişlerdir.

II. KAPİTALİST KUŞATMA

Partili yoldaşlarımızın unuttukları ya da farkedemedikleri gerçekler nelerdir?

Sovyet iktidarının sadece dünyanın altıda birinde zafere ulaştığını, dünyanın geri kalan altıda beşinde kapitalist devletlerin egemen olduğunu bu yoldaşlarımız unutmuşlardır. Bu yoldaşlarımız, Sovyetler Birliği’nin kapitalist kuşatma altında bulunduğunu unutmuşlardır. Bizde kapitalist kuşatma üzerine gevezelik edilir sık sık, ama kapitalist kuşatmanın ne demek olduğu konusunda kimse fazla düşünmek istemez. Kapitalist kuşatma bu boş bir söz değil, son derece gerçek ve cansıkıcı bir olgudur. Kapitalist kuşatma, bir yanda toprakları üzerinde sosyalist düzeni kurmuş bir ülkenin, Sovyetler Birliği’nin varlığını, öte yandan ise bu ülkenin dışında, Sovyetler Birliği'ni çevrelemiş, ona saldırmak, ezmek, en azından iktidarını yıkmak ve onu güçsüzleştirmek için fırsat bekleyen bir çok burjuva ülkesinin varlığı anlatmaktadır.

Yoldaşlarımız bu temel gerçekliği unutmuşlardır. Fakat tam da bu gerçek, kapitalist çevreyle Sovyetler Birliği arasındaki karşılıklı ilişkilerin temelini belirlemektedir.

Örneğin burjuva devletlerini ele alalım. Aynı tip devletler olarak bunlar arasında sadece iyi ilişkiler olduğuna naif insanlar inanabilirler. Bunu sadece naif insanlar düşünebilir. Gerçekte bu devletler arasında ilişkiler iyi komşuluk ilişkilerinden çok uzaktır. Burjuva devletlerin birbirlerinin cephe gerisine casuslar, bozguncular, bölücüler ve zaman zaman da katiller yolladıkları ve bu unsurları, sözkonusu devletin kurum ve işletmelerine sızma, oralarda kendi ağını yaygınlaştırma ve “gerektiğinde”, sözkonusu devleti güçsüzleştirmek ve yıkmak için cephe gerisini yoketmekle görevlendirdikleri, iki kere ikinin dört ettiği kadar kesindir. Bugün durum budur. Geçmişte de durum aynıydı. Örneğin, I. Napolyon döneminde, Avrupa devletlerini alalım. O dönemde Fransa’da Rus, Alman, Avusturya, İngiliz kampından gönderilmiş casus ve bozguncu kaynıyordu. Buna karşın İngiltere, Alman devletleri, Avusturya ve Rusya'nın cephe gerisinde Fransız Kampından gönderilmiş az casus ve bozguncu yoktu. İngiltere ajanları, Napolyon'a iki kez suikast düzenlemişler ve bir çok kez Fransa'da Vendee köylülerinin Napolyon Hükümetine karşı ayaklanmasını kışkırtmışlardı. Napolyon Hükümeti nasıl bir hükümetti? Bu hükümet Fransız Devrimi’ni boğan ve sadece devrimin büyük burjuvazi için yararlı olan sonuçlarım ayakta bırakan bir burjuva hükümetiydi. Napolyon Hükümeti’nin de komşularına borçlu kalmadığı ve hemen bozgunculuk önlemlerine başvurduğunu söylemeye bile gerek yok. Geçmişte, günümüzden 130 yıl önce durum böyleydi. Bugün I. Napolyon döneminden 130 yıl sonra durum yine böyledir. Bugün Fransa ve İngiltere’de Alman casusları ve bozguncuları, aynı şekilde Almanya’da da İngiliz-Fransız casus ve bozguncuları kol gezmektedir. Öte yandan, Amerika, Japon casus ve bozguncularıyla, Japonya da, Amerikalı casus ve bozguncularıyla kaynıyor.

Burjuva devletler arasındaki karşılıklı ilişkilerin yasası budur.

Şu soru sorulmalıdır; burjuva devletler, bir sosyalist Sovyet devletine karşı, neden daha ılımlı davransınlar ve aynı tip devletler olarak burjuva devletlerine sundukları komşuluk ilişkilerinden daha iyi komşuluk ilişkileri sunsunlar? Neden bu devletler, Sovyetler Birliği cephe gerisine kendilerine daha yakın olan burjuva devletlerin cephe gerisine gönderdiklerinden daha az casus, zararlı unsur, bozguncu ve katil göndersinler? Bunu nasıl düşünebilirsiniz? Marksizmin bakış açısından, burjuva devletlerin, Sovyetler Birliği Cephe gerisine herhangi bir burjuva devletinin cephe gerisine gönderdiklerinden iki kat, üç kat daha fazla zararlı unsur, casus, bozguncu ve katil gönderdiklerini kabul etmek daha doğru değil mi?

Kapitalist kuşatma sürdüğü müddetçe yabancı devletlerin ajanlarının cephe gerimize gönderdiği zararlı unsurların, casusların, bozguncuların ve katillerin var olmaya devam edeceği açık değil mi?

Partili yoldaşlarımız bütün bunları unuttular ve unuttukları için de gafil avlandılar. O nedenle, Japon-Alman gizli polisinin Troçkist ajanlarının casusluk ve bozgunculuk faaliyetleri, bazı yoldaşlarımız için tamamen sürpriz olmuştur.

REF 44-8

PARTİ ÇALIŞMASININ EKSİKLİĞİ VE TROÇKİSTLER VE DİĞER İKİ YÜZLÜLERİN TASFİYESİ İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER ÜZERİNE, SBKP (B) MK Plenumu’unda Sunulan Rapor ve Kapanış Konuşması, 3-5 Mart 1937, J.V. STALİN, Eserler, Cilt 14, , Şubat 1934-Nisan 1945, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Aralık 1993, s. 142-145

III. BUGÜNKÜ TROÇKİZM

Devamla. Troçkist ajanlara karşı mücadelede partili yoldaşlarımız, bugünkü Troçkizmin, diyelim ki 7-8 yıl önceki Troçkizm olmadığını, Troçkizmin ve Troçkistlerin bu süre içerisinde, Troçkizmin çehresini temelden değiştiren ciddi bir evrim geçirdiğini, bunun sonucunda, Troçkizme karşı mücadelenin, Troçkizme karşı mücadele yöntemlerinin de temelden değişmek zorunda olduğunu unutmuşlar, farketmemişlerdir. Partili yoldaşlarımız Troçkizmin işçi sınıfı içinde politik bir akım olmaktan çıktığını, Troçkizmin 7-8 yıl önce işçi sınıfı içinde politik bir akım olma niteliğinden çıkıp, yabancı devletlerin casusluk organlarının emriyle hareket eden zararlı unsurlar, bozguncular casuslar ve katillerden oluşan azgın ve ilkesiz bir çeteye dönüştüğünü farketmemişlerdir.

İşçi sınıfı içinde bir politik akım nedir? İşçi sınıfı içinde politik akım demek, belli bir politik fizyonomiye, kendi platformuna, kendi programına sahip, görüşlerini işçi sınıfından gizlemeyen, gizlemesi mümkün olmayan, tam tersine, işçi sınıfının önünde görüşlerinin açıkça ve dürüstçe propagandasını yapan bir grup ya da parti demektir; işçi sınıfına politik yüzünü göstermekten korkmayan, gerçek amaç ve görevlerini işçi sınıfının önünde açıkça ortaya sermekten korkmayan, tersine, işçi sınıfını kendi görüşleri doğrultusunda ikna etmek için açıkça ortaya çıkan bir grup ya da parti demektir. Geçtiğimiz yıllarda, 7-8 yıl önce Troçkizm, anti-Leninist, o nedenle temelden yanlış da olsa, işçi sınıfı içinde böyle bir politik akımdı.

Bugünkü Troçkizmin, diyelim ki 1936 yılının Troçkizminin işçi sınıfı içinde bir akım olduğu söylenebilir mi? Hayır söylenemez. Neden? Çünkü bugünkü Troçkistler, işçi sınıfına gerçek yüzlerini göstermekten korkuyorlar, çünkü işçi sınıfına hedef ve görevlerini açmaya korkuyorlar, çünkü işçi sınıfından politik fizyonomilerini isteyerek gizliyorlar; çünkü gerçek amaçlarını öğrenirse işçi sınıfının kendilerini, ona yabancı insanlar olarak lanetleyip kendisinden uzaklaştırmasından korkuyorlar. Troçkistlerin bugünkü çalışmalarında temel yöntemin, görüşlerini işçi sınıfı içinde açıkça ve dürüstçe savunmak değil, görüşlerini gizlemek, hasımlarının görüşlerini kölece bir boyun eğiş ve dalkavuklukla övmek, kendi görüşlerine ise ikiyüzlü ve sinsi bir biçimde çamur atmak olması da bununla açıklanır.

1936 Davasında Kamenev ve Zinovyev, anımsarsanız, herhangi bir politik platforma sahip olduklarını kesinlikle inkar etmişlerdi. Duruşmalarda politik platformlarını geliştirme olanağına kesinlikle sahiptiler. Ne var ki bunu yapmadılar ve politik platforma sahip olmadıklarım açıkladılar. Politik bir platformları olmadığını açıklarken her ikisi de, kuşkusuz, yalan söylüyordu. Bugün körler bile politik platformları olduğunu görüyor. Peki neden bir politik platforma sahip olduklarını inkar ettiler? Çünkü gerçek politik yüzlerini göstermekten korkuyorlardı, çünkü gerçek platformlarıyla, SSCB’de kapitalizmin restorasyonu platformuyla ortaya çıkmaktan korkuyorlardı; zira böyle bir platformun işçi sınıfı içinde nefret uyandıracağından korkuyorlardı.

1937 Davasında ise, Pyatakov, Radek ve Sokolnikov başka bir yol izlediler. Troçkistlerle Zinovyevcilerin politik bir platformu olduğunu inkar etmediler. Belli bir politik platformu olduğunu kabul ettiler ve ifadelerini bunun üzerinde geliştirdiler. Fakat ifadelerini, işçi sınıfına, halka, Troçkist platformun desteklenmesi çağrısında bulunmak için değil, bu platformu halk düşmanı ve proletarya karşıtı bir platform olarak lanetlemek ve damgalamak için geliştirdiler. Kapitalizmin restorasyonu, Kollektif çiftliklerle Sovyet çiftliklerinin tasfiyesi, sömürü düzeninin yeniden kurulması, Sovyetler Birliği’ne karşı savaşı hızlandırmak için Almanya ve Japonya'nın faşist güçleriyle ittifak, savaş lehinde, barışçıl politika aleyhinde mücadele, Sovyetler Birliği’nin toprak bütünlüğünün parçalanması, bu arada Ukrayna’nın Almanlara, Uzak Doğu kıyı bölgesinin Japonlara verilmesi, düşman bir devletin saldırısı durumunda Sovyetler Birliği’nin askeri yenilgisini hazırlamak, ve bu hedeflere ulaşmak için zararlı faaliyetler yürütmek, yıkıcı eylemlere girişmek ve Sovyet iktidarı önderlerine karşı bireysel terör eylemleri yapmak, Japon-Alman faşist güçleri yararına casusluk faaliyeti yürütmek -bugünkü Troçkizmin Pyatakov, Radek ve Sokolnikov tarafından geliştirilmiş politik platformu işte budur. Troçkistlerin böyle bir platformu halktan, işçi sınıfından saklamak zorunda oldukları çok açık. Ve bu sadece işçi sınıfından değil, Troçkist taraftarlardan, hatta 30-40 kişiden oluşan bir avuç Troçkist, önderlikten bile saklanmıştır. Radek ve Pyatakov, platformun niteliği üzerine bilgi vermek amacıyla 30-40 Troçkistin katılacağı bir konferans toplanması için Troçki’den izin istediklerinde, Troçki bunu yasaklamış ve böyle bir “operasyon”un bölünmeye yol açabileceği gerekçesiyle, platformun gerçek niteliği üzerine bir avuç Troçkistin önünde konuşmanın bile amaca uygun olmadığını söylemiştir.

Görüşlerini, platformlarını işçi sınıfından değil, aynı zamanda Troçkist taraftarlardan, hatta Troçkist önderlerden saklayan “politikacılar” -Troçkizmin bugünkü fizyonomisi budur.

Bundan çıkan sonuç ise, bugünkü Troçkizmin artık işçi sınıfı içinde politik bir akım olarak tanımlanamayacağıdır.

Bugünkü Troçkizm işçi sınıfı içinde politik bir akım değil, yabancı devletlerin casusluk organlarının hizmetinde çalışan zararlı unsurlar, bölücüler, casus ve katillerden oluşan ilkeden ve düşünceden yoksun bir çete, işçi sınıfının yeminli düşmanı olan bir çetedir.

Bu, son 7-8 yıl içinde Troçkizmin geçirdiği evrimin tartışılmaz sonucudur.

Geçmişteki Troçkizmle bugünkü Troçkizm arasındaki fark budur.

Partili yoldaşlarımızın hatası, geçmişteki Troçkizmle bugünkü Troçkizm arasındaki belirleyici farkı görememelerinde yatmaktadır. Troçkistlerin uzun zamandan beri bir düşüncenin savunucusu olmaktan çıktıklarını çoktandır sadece Sovyet devletine ve Sovyet iktidarına zarar vermek için, casusluk ve vatana ihanet de dahil olmak üzere, her türlü iğrençliği, her türlü alçaklığı yapabilecek haydutlara dönüştüklerini farketmediler. Bunu farketmediler, dolayısıyla da, Troçkistlere karşı yeni tarz mücadeleyi kararlılıkla sürdürmek için zamanında değişiklik yapmayı beceremediler. ...

REF: 45-9

PARTİ ÇALIŞMASININ EKSİKLİĞİ VE TROÇKİSTLER VE DİĞER İKİ YÜZLÜLERİN TASFİYESİ İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER ÜZERİNE, SBKP (B) MK Plenumu’unda Sunulan rapor ve Kapanış Konuşması, 3-5 Mart 1937, J.V. STALİN, Eserler, Cilt 14, , Şubat 1934-Nisan 1945, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Aralık 1993, s. 150-158

V. GÖREVLERİMİZ ... Ekonomik başarıların sürekliliği ve sağlamlığının, tamamen partinin örgütsel ve politik çalışmasının başarılarına bağlı olduğu, bu koşul olmaksızın ekonomik başarıların temelden yoksun olduğu açıkça ortaya konmalıdır.

4) Kapitalist kuşatmanın, Sovyetler Birliği’nin uluslararası durumunu belirleyen temel olgu olduğu hiç unutulmamalı, her zaman anımsanmalıdır.

Kapitalist kuşatma sürdükçe, yabancı devletlerin casusluk organlarının Sovyetler Birliği cephe gerisine zararlı unsurlar, bozguncular casuslar ve teröristler göndermeyi sürdüreceği düşünülmeli; bu düşünülmeli ve kapitalist kuşatmanın, zararlı unsurların gücünü ve önemini küçümseyen yoldaşlarla mücadele edilmelidir.

Yoldaşlarımıza, ne kadar büyük olursa olsun hiç bir ekonomik başarının, kapitalist kuşatma olgusunu ve bu olgunun sonuçlarını dünya yüzünden kaldıramayacağı kavratılmalıdır.

Yoldaşlarımıza, partili ve partisiz Bolşeviklere, yabancı casusluk organlarının, zararlı, bozguncu ve casusluk faaliyetlerinin amaç ve görevleriyle, pratik ve tekniğiyle tanışma olanağı verecek gerekli önlemler alınmalıdır.

5) Yabancı casusluk organlarının bozguncu, zararlı ve casusluk faaliyetlerinin en aktif unsurları olan Troçkistlerin, işçi sınıfı içinde bir politik akım olma niteliklerini çoktan yitirdiklerinin, uzun zamandan beri işçi sınıfının çıkarlarıyla uyuşan herhangi bir düşünceye hizmet etmedikleri, yabancı casusluk organlarının hizmetinde çalışan zararlı unsurlar, bozguncular, casuslar ve katillerden oluşan, düşüncesiz ve ilkesiz bir çeteye dönüştüklerinin yoldaşlarımıza gösterilmesi gerekmektedir.

Bugünkü Troçkizme karşı mücadelede artık eski yöntemlerin, tartışma yöntemlerinin değil, yeni yöntemlerin, kökünü kazıma ve ezme yöntemlerinin uygulanması gerektiği gösterilmelidir.

6) Bugünkü zararlı unsurlarla Şahti-dönemindeki zararlı unsurlar arasındaki fark; Şahti-dönemi zararlılarının teknik geriliklerinden yararlanarak yoldaşlarımızı teknik alanda aldatırken, parti üyelik kartına sahip olan bugünkü zararlıların, parti üyeleri olarak kendilerine duyulan güven sayesinde, insanlarımızı politik kayıtsızlıklarından yararlanarak aldattıkları, yoldaşlarımıza anlatılmalıdır. ... O nedenle eski şiar, tekniğin kotarılması şiarı, Bolşevizmin kavranması kadroların politik eğitimi ve politik kayıtsızlığın tasfiye şiarıyla tamamlanmalıdır.

7) Ülkemizde sınıf mücadelesinin, ileriye doğru attığımız her adımla, giderek sönmek zorunda olduğu, sınıf düşmanının, elde ettiğimiz her zaferle uysallaşacağı yolundaki sakat teori parçalanmalı ve bir yana atılmalıdır.

Bu sadece sakat bir teori değil, aynı zamanda tehlikeli bir teoridir; çünkü insanlarımızı uyuşturmakta; tuzağa düşürmekte, bu arada sınıf düşmanına, Sovyet iktidarına karşı mücadele için güç toplama olanağı vermektedir.

Tam tersine ne kadar ilerlersek, ne kadar başarılı olursak yenilmiş sömürücü sınıfların artıkları o kadar öfkeye kapılacak, o kadar çabuk daha sert mücadele biçimlerine geçecek, Sovyetler Birliği'ne karşı o kadar çok alçaklığa girişecek ve yok olmaya mahkum edilenlerin son çaresi olarak, en umutsuz mücadele yollarına başvuracaklardır.

Sovyetler Birliği’nde yenilmiş sınıfların artıklarının yalnız olmadıkları gözönüne alınmalıdır. Bunlar, sınır ötesindeki düşmanlarımızın doğrudan desteğine sahiptirler. Sınıf mücadelesi alanının SSCB topraklarıyla sınırlı olduğunu düşünmek yanlış olur. Sınıf mücadelesinin bir ucu SSCB sınırlan içindeyse, öteki ucu da çevremizdeki burjuva devletlerine uzanmaktadır. Bu, yenilmiş sınıfların artıklarının bilmediği bir şey değildir. İşte bunu bildikleri için gelecekte de umutsuz saldırılarını sürdüreceklerdir.

Bunu bize tarih öğretiyor. Bunu bize Leninizm öğretiyor. Bütün bunlar gözönünde tutulmalı ve uyanık olunmalıdır.

8) Sürekli olarak zarar vermeyen, çalışmalarında hiç olmazsa zaman zaman başarılar kaydedenlerin zararlı unsurlar olarak değerlendirilemeyeceğini ifade eden bir diğer sakat teori de un ufak edilip bir kenara atılmalıdır.

Bu tuhaf teori, yaratıcılarının saflığını gösterir. Hiç bir zararlı unsur, kısa süre içinde yüzünün açığa çıkmasını istemiyorsa sürekli zarar vermeyecektir. Tam tersine, gerçek zararlı unsur, çalışmalarında zaman zaman başarılar da kaydetmelidir, zira zararlı unsur olarak varlığını koruması, kendisine güven duyulmasını sağlaması ve zararlı faaliyetlerini devam ettirebilmesinin tek yolu budur.

Bu sorunun çok açık olduğuna, daha fazla açıklama gerektirmediğine inanıyorum.

9) Ekonomik planların sistemli bir şekilde gerçekleşmesinin zararlı faaliyetleri ve zararlı faaliyetlerin sonuçlarını ortadan kaldırdığını ifade eden üçüncü sakat teori de parçalanmalı ve bir kenara atılmalıdır.

Bu teori sadece şu hedefi güdebilir: Sadece kendi alanlarını gözönüne alan fonksiyonerlerimizin kendini beğenmişliğini okşama, onları sakinleştirme ve zararlı faaliyetlere karşı mücadelelerini güçsüzleştirme. ... Dördüncüsü: zararlı unsurlar zararlı faaliyetlerini en geniş biçimiyle genel olarak barış dönemlerinde değil, savaş öncesi dönemlerde, ya da bizzat savaş esnasında uygularlar. Varsayalım ki “ekonomik planların sistemli bir biçimde gerçekleşmesi”ni ifade eden bu sakat teoriyle uyutulduk ve zararlı unsurlara dokunmadık. Bu sakat teorinin sahipleri, bu zararlı unsurları ekonomimizin bağrında “ekonomik planların sistemli bir biçimde gerçekleşmesi”, sakat teorisinin kanatları altında rahat bırakırsak, herhangi bir savaş durumunda devletimize ne büyük zararlar verebileceklerini düşünebiliyorlar mı acaba?

“Ekonomik planların sistemli bir biçimde gerçekleştirilmesi” teorisinin sadece zararlı unsurlara yarayan bir teori olduğu açık değil midir?

10) Zararlı unsurları tasfiye etmek için Stahanov hareketinin ana aracı olduğunu ifade eden dördüncü teori de parçalanmalı ve bir kenara atılmalıdır.

Sözkonusu teorinin amacı! Stahanovcular ve Stahanov Hareketi üzerine gevezelik ederek, farkettirmeden zararlı unsurları darbelerden korumaktır. ...

11) Troçkist yıkıcıların artık yedekleri kalmadığını, son kadrolarını kullandığını ifade eden beşinci sakat teori de parçalanmalı ve bir yana atılmalıdır.

Bu doğru değil yoldaşlar, Böyle bir teoriyi sadece naif insanlar düşünebilir. Troçkist zararlılar yedeklere sahiptir. Troçkizmin yedeklerini herşeyden önce, SSCB’de yenilmiş sömürücü sınıfların artıkları oluşturur. Ayrıca, Sovyetler Birliği’ne karşı düşmanca tavır içinde olan SSCB sınırları dışındaki bir dizi grup ve örgütler de Troçkizmin yedekleridir.

Örneğin, üçte ikisi casuslar ve bozgunculardan oluşan karşı devrimci Troçkist IV. Enternasyonali ele alalım. Bu yedek sayılmaz mı yoksa? Bu casus enternasyonalinin, Troçkistlerin casusluk ve zararlı faaliyetleri için kadro devşireceği açık değil mi?

Ya da, baş casus Troçki’ye Norveç’de sığınarak temin eden ve Sovyetler Birliği’ne karşı her türlü alçaklığı yapmasına yardımcı olan Şeflo alçağının grubunu ele alalım. Bu grup yedek sayılmaz mı yoksa? Bu karşı devrimci grubun Troçkist casuslara ve zararlılara bundan sonra da hizmet sunacağından kim kuşku duyabilir?

Ya da bir başka grubu, Şeflo gibi bir alçağın grubunu Fransa'daki Souvarine’in grubunu ele alalım. Bu bir yedek, değil mi? Bu alçaklar grubunun, Troçkistleri, Sovyetler Birliği’ne karşı giriştikleri, casusluk ve zararlı faaliyetlerinde destekleyeceğinden kim kuşku duyabilir?

Ve kendilerini tümüyle faşizme adayan Almanya’daki bütün bu efendiler, bütün bu Ruth Fischer’ler, Maslow’lar, Urbahn’lar, Troçkistlerin casusluk ve zararlı faaliyetleri için yedek değil midir yoksa?

Ya da örneğin başlarında ünlü lümpen Eastman’ın bulunduğu Amerika’daki yazarlar çetesi; SSCB işçi sınıfını karalamakla geçinen bütün bu kalem korsanları Troçkizmin yedeği değil midir acaba?

Hayır Troçkizmin son kadrolarını kullandığını söyleyen bu sakat teori bir yana atılmalıdır.

12) Son olarak, biz Bolşeviklerin çoğunluğu oluşturduğu, zararlı unsurların ise azınlıkta kaldıkları için; biz Bolşeviklerin onlarca milyon insanın desteğine sahip olduğu, Troçkist zararlıların ise tek tük ya da düzinelerle insanın desteğine sahip olduğu gerekçesiyle, biz Bolşeviklerin bir avuç zararlı unsuru dikkate almaması gerektiğini söyleyen bir sakat teorinin de parçalanması ve bir kenara atılması gerekmektedir.

Bu, yanlıştır yoldaşlar. Bu tuhaftan da öte teori, zararlı unsurlara karşı mücadelede beceriksizlikleri nedeniyle çalışmalarında fiyaskoya uğramış bazı yönetici yoldaşlarımızı teselli etmek, uyanıklıklarını yoketmek ve rahatça uyumalarını sağlamak için bulunmuştur.

Troçkist zararlıların tek tük insanlar tarafından, Bolşeviklerin ise onlarca milyon insan tarafından desteklendiği doğrudur. Fakat bundan, zararlı unsurların davamıza ciddi zararlar veremeyecekleri sonucu çıkmaz. Fesat çıkarmak ve zarar vermek için çok sayıda insana ihtiyaç yoktur. Bir Dinyeper Elektrik Santralı yapmak için onbinlerce işçi harekete geçirilmek zorundadır, ama aynı santralı havaya uçurmak için belki bir kaç düzine insan yeter, daha fazla değil. Savaşta bir muharebeyi kazanmak için belki bir kaç kızıl kolorduya gereksinme duyulur. Ne var ki cephede kazanılmış bu zaferi yerle bir etmek için, ordu karargahında, hatta bir bölükte bir kaç casusun varlığı ve bunların harekat planlarını temin edip düşmana vermesi yeterlidir. Büyük bir demiryolu köprüsü kurmak için binlerce insan gerekir. Ama aynı köprüyü havaya uçurmak için bir kaç kişi yeterlidir. Böyle düzinelerce yüzlerce örnek verilebilir.

Dolayısıyla bizim çoğunlukta oluşumuz, Troçkist zararlıların ise azınlıkta oluşu teselli nedeni olmamalıdır. Ulaşılması gereken nokta, saflarımızda hiç Troçkist zararlı unsurun kalmamasıdır. ...

REF: 46-10

(SSCB’DE SOSYALİZMİN NİHAİ ZAFERİ ÜZERİNE - İngilizce Baskıda makalenin ana başlığı-Editörün Notu) - İVANOV İVAN FİLİPOVİÇ YOLDAŞA YANIT, 12 Şubat 1938, J.V. STALİN, Eserler, Cilt 14, , Şubat 1934-Nisan 1945, Türkçe Baskı, İnter Yayınları, Aralık 1993, s. 185-192

... Elbette siz haklısınız, İvanov yoldaş, ideolojik karşıtlarınız, yani Uroşenko ve Kaselkov yoldaşlar haksızdır.

Şundan dolayı:

Bir ülkede, bu durumda bizim ülkemizde, sosyalizmin nihai zaferi sorununun iki farklı yanı olduğu kuşku götürmez.

Ülkemizde sosyalizmin nihai zaferi sorununun birinci yanı, ülkemizdeki sınıfların karşılıklı ilişkileri sorununu kapsamaktadır. Bu iç ilişkiler alanıdır. Ülkemizin işçi sınıfı, köylülüğümüzle çelişkilerini aşabilir, onunla bir ittifak kurabilir, işbirliği yapabilir mi? Ülkemizin işçi sınıfı, köylülükle ittifak halinde ülkemizin burjuvazisini yenebilir, elinden toprağı, fabrikaları, maden ocaklarını vs. alabilir ve kendi güçleriyle yeni, sınıfsız toplumu, tam sosyalist toplumu kurabilir mi?

Ülkemizde sosyalizmin zaferine ilişkin sorunun birinci yanıyla bağıntılı olan sorunlar bunlardır.

Leninizm bu sorulara evet yanıtı vermektedir. Lenin, “tam sosyalist toplumu kurmak için gerekli her şeye sahip olduğumuz”u öğretiyor. Demek ki, kendi güçlerimizle burjuvazinin üstesinden gelmek ve sosyalist toplumu kurmak zorundayız, bunu yapabiliriz, Daha sonraları faşizmin casus ve ajanları haline gelen Troçki, Zinovyev, Kamenev ve diğer baylar ise, diğer ülkelerde, kapitalist ülkelerde sosyalist devrimin zaferi olmaksızın ülkemizde sosyalizmin inşası olanağını yadsıyorlardı. Bu baylar, ricatlarını diğer ülkelerde “devrimin zaferi” sahte dayanağıyla gizleyerek, meselenin özü itibariyle ülkemizi burjuva gelişme yoluna geri çekmek istiyorlardı. Partimizin bu baylarla çatışmasının nedeni işte buydu. Ülkemizin daha sonraki gelişme süreci partimizin tamamen haklı olduğunu, oysa Troçki ve kumpanyasının haksız olduğunu göstermiştir. Çünkü bu dönemde burjuvaziyi tasfiye ettik, köylülükle kardeşçe işbirliğini sağladık, diğer ülkelerde sosyalist devrimin zaferinin olmamasından bağımsız olarak, ana hatlarıyla sosyalist toplumu kurduk.

Ülkemizde sosyalizmin zaferine ilişkin sorunun birinci yanıyla ilgili durum budur. İvanov yoldaş, Uroşenko ve Kaselkov yoldaşlarla tartışmamız, sanırım, sorunun bu yanıyla ilgili değil. Ülkemizde sosyalizmin zaferi sorununun ikinci yanını ülkemizle, öteki ülkelerin, kapitalist ülkelerin karşılıklı ilişkileri sorunu, ülkemizin işçi sınıfıyla, öteki ülkelerin burjuvazileri arasındaki karşılıklı ilişkiler sorunu oluşturur. Bu dış, uluslararası ilişkiler alanıdır. Bir dizi güçlü kapitalist ülkenin kuşatması altında bulunan bir ülkenin muzaffer sosyalizmi, kendisini, bir askeri saldırı (müdahale) tehlikesine karşı ve dolayısıyla da ülkemizde kapitalizmin yeniden kurulması girişimine karşı güvence altında olduğunu düşünebilir mi? İşçi sınıfımız ve köylülüğümüz, öteki ülkelerin burjuvazilerini kendi güçleriyle, kapitalist ülkelerin işçi sınıflarının ciddi yardımları olmaksızın, kendi burjuvazisini yıktığı gibi yıkabilir mi? Başka türlü söylendiğinde: Ülkemizde sosyalizmin zaferinin nihai olduğu. yani sosyalizmin tek ülkede muzaffer olduğu ve kapitalist kuşatmanın sürdüğü koşullar altında, bu tek ülkede sosyalizmin, askeri saldırılardan ve kapitalizmi yeniden kurma çabalarından tamamen uzak olduğu söylenebilir mi?

Ülkemizde sosyalizmin zaferi sorununun ikinci yanıyla bağıntılı olan sorunlar bunlardır.

Leninizm bu soruları hayır diye yanıtlamaktadır. Leninizm, “burjuva ilişkilerin restorasyonuna karşı güvence anlamında sosyalizmin nihai zaferi, sadece uluslararası ölçekte olanaklıdır” demektedir. (Bkz. SBKP(B) XIV. Konferansı bilinen kararı). Bu, uluslararası proletaryanın ciddi yardımının, olmaksızın sosyalizmin bir ülkede nihai zaferi görevinin çözülemeyeceği güç olduğu anlamına gelir. Bu, elbette, elimizi kolumuzu bağlayıp, dışardan yardım beklentisiyle, oturmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, uluslararası proletaryanın yardımı, ülkemizin savunma gücünün artırılması, Kızıl Ordu ve Kızıl Donanma’nın güçlendirilmesi, bütün ülkenin askeri bir saldırı ve burjuva ilişkilerin restorasyonu girişimine karşı mücadele için seferber edilmesi çalışmasıyla birleştirilmelidir.

Lenin konuya ilişkin şöyle diyor:

“Sadece bir devlet içinde değil, bir devletler sistemi için­ de yaşıyoruz ve Sovyet Cumhuriyetinin emperyalist devletlerle yanyana uzun süre varlığını sürdürmesi düşünülemez. Sonunda ya biri, ya öteki zafere ulaşacaktır. Bu sona kadar da, Sovyetler Birliği ile bu burjuva devletler arasında bir dizi korkunç çatışma kaçınılmazdır. Bunun anlamı, egemen sınıfın, proletaryanın, eğer egemenliğini sürdürmek istiyorsa, sürdürecekse, bunu askeri örgütleriyle de kanıtlamak zorunda olduğudur.” (Lenin, SE, Cilt VIII., Almanca baskı, s. 35, 36).

Ve devamla:

“Bize karşı kinlerini açıkça ifade eden insanlar, sınıflar, hükümetler tarafından kuşatılmış bulunuyoruz. Bir saldırıyla aramızda her zaman kıldan ince bir sınır olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.” (Cilt XXVII., s. 117, Rusça).

Bu sözler, Lenin’in her zaman yaptığı gibi, süslenmeden, acı, ama dürüst ve gerçeklere uygun sert ve acı söylenmiş sözlerdir.

Bu koşullar temelinde Stalin’in “Leninizmin Sorunları” yazısında şöyle denmektedir:

“Sosyalizmin nihai zaferi, müdahale girişimleri ve dolayısıyla restorasyona karşı tam bir güvencedir; çünkü bir ölçüde ciddiye alınacak bir restorasyon girişimi, sadece dış destekle, sadece uluslararası sermayenin desteğiyle gerçekleşebilir. O nedenle, devrimimizin bütün ülkelerin işçileri tarafından desteklenmesi, ve daha da ötesi, bu işçilerin, en azından bazı ülkelerde zafere ulaşması, ilk muzaffer ülkenin müdahale ve restorasyon girişimlerine karşı tamamen güvence altında olması için, sosyalizmin nihai zaferi için, zorunlu koşuldur.” (Leninizmin Sorunları, 1932 İlk Dizisi, Alm. Baskı, s. 347).

Gerçekten de, kapitalist kuşatma gerçeğine gözlerini kapamak ve dış düşmanlarımızın, örneğin faşistlerin, uygun fırsatta SSCB’ye askeri saldırı gerçekleştirmeyeceğini düşünmek gülünç ve aptalcadır. Bunu sadece gözü hiç bir şey görmeyen palavracılar, ya da halkı uyutmak isteyen gizli halk düşmanları düşünebilir. Müdahale en ufak bir başarı kaydettiğinde müdahalecilerin ele geçirdikleri reyonlarda, Sovyet sistemini yıkıp yerine yeniden burjuva sistemi kurmayacaklarını düşünmek, bundan daha az gülünç değildir. Denikin ve Kolçak, işgal ettikleri bölgelerde burjuva sistemi yeniden kurmadılar mı? Faşistler, Denikin ve Kolçak’tan daha mı iyiler? Kapitalist kuşatma varolduğu müddetçe, askeri müdahale ve restorasyon girişimi tehlikesini sadece aptallar ya da çalım satarak düşmanlıklarını saklamaya çalışan ve halkı demobilize etmeyi amaçlayan gizli düşmanlar reddedebilir. Eğer bir ülke kapitalist kuşatma altındaysa, müdahale ve restorasyon tehlikesine karşı tamamen güvence altında değilse, o ülkede sosyalizmin zaferi nihai olarak görülebilinir mi? Bunun yapılamayacağı açıktır.

Tek ülkede sosyalizmin zaferi sorununun durumu budur.

Bu sorunun iki farklı soru içerdiği ortaya çıkıyor: a) Ülkemizde iç ilişkiler, yani burjuvazimizin yenilmesi ve sosyalizmin eksiksiz kurulması sorunu ve b) Ülkemizin dış ilişkileri, yani ülkemizin askeri müdahale ve restorasyon tehlikesine karşı tam güvenliğinin sağlanması sorunu. Birinci sorunu çözmüş bulunuyoruz; burjuvazi ülkemizde tasfiye edilmiş ve sosyalizm esas itibariyle kurulmuştur. Buna bizde, sosyalizmin zaferi, ya da daha doğru söylendiğinde, tek ülkede sosyalist inşanın zaferi deniyor.

Eğer ülkemiz, çevresi bir dizi kapitalist ülkeyle kuşatılmış bir durumda değil de, bir adada bulunsaydı, bu zaferin nihai bir zafer olduğunu söyleyebilirdik. Fakat bir adada değil, önemli bir kısmı sosyalizmin ülkesine karşı düşmanca tavırlar içinde olan, müdahale ve restorasyon tehlikesi yaratan bir “devletler sistemi”nde yaşadığımıza göre, açıkça ve dürüstçe ülkemizde sosyalizmin zaferinin nihai olmadığını söylüyoruz. Bundan da, ikinci sorunun henüz çözümlenmediği, henüz çözümlenmek zorunda olduğu sonucu çıkar. Daha da ötesi: İkinci sorun, birinci sorunun çözüldüğü biçimde, yani ülkemizin yalnızca kendi çabalarıyla çözdüğü gibi çözülemez. İkinci sorunu çözmek, uluslararası proletaryanın ciddi çabalarının, bütün Sovyet halkının daha ciddi çabalarıyla birleştirilmesi sayesinde mümkün olacaktır. SSCB işçi sınıfının burjuva ülkelerin işçi sınıflarıyla uluslararası proleter ilişkileri güçlendirilmeli ve sağlamlaştırılmalıdır. Ülkemize karşı girişilen herhangi bir askeri saldırı durumunda, burjuva ülkelerin işçi sınıflarının işçi sınıfımıza yapacağı politik yardımlar, ayrı şekilde işçi sınıfımızın burjuva ülkelerin işçi sınıflarına her türlü yardımı örgütlenmelidir; her tarafta Kızıl Ordu, Kızıl Donanma, Kızıl Hava Filosu, Ossoaviahim güçlendirilmeli ve sağlamlaştırılmalıdır. Dış düşmanlarımız tarafından gelecek herhangi bir “kaza” ya da “marifet”in bizi gafil avlamaması için, askeri saldırı tehlikesi karşısında, bütün halk seferberlik durumunda tutulmalıdır...

Mektubunuzdan, Uroşenko yoldaşın başka düşüncelere, pek Leninist olmayan düşüncelere sahip olduğu anlaşılıyor. Anlaşıldığına göre, bu yoldaş, “bugün sosyalizmin nihai zaferine ulaştığımızı, müdahale ve kapitalizmin restorasyonuna karşı tamamen güvence içinde olduğumuzu” iddia ediyor. Uroşenko yoldaşın temelde haksız olduğu kuşku götürmez. Uroşenko yoldaşın böyle bir iddiası sadece, çevremizdeki gerçekliği kavramamak ve Leninizmin en temel ilkelerini anlamamakla, ya da burnu büyümüş genç bir bürokratın boş caka satmasıyla açıklanabilir. Eğer gerçekten “müdahaleye ve kapitalist restorasyona karşı tam güvence”ye sahipsek, güçlü bir Kızıl Ordu’ya, Kızıl Donanma'ya, Kızıl Hava Filosuna, güçlü bir Ossoviahim'e, uluslararası proleter ilişkilerin güçlendirilmesine ve pekiştirilmesine neden ihtiyacımız olsun?

Kızıl Ordu'nun güçlendirilmesi için harcanan milyarlarca rublenin başka ihtiyaçlar için kullanılması ve Kızıl Ordu’nun asgari düzeyde tutulması, hatta dağıtılması daha iyi olmaz mı? Uroşenko yoldaş gibi insanlar, subjektif olarak davamıza bağlı olsalar bile, objektif olarak davamız için tehlike oluşturuyorlar, çünkü caka satmaları sayesinde, isteyerek ya da istemeyerek (hiç farketmez) halkımızı uyutuyor, işçi ve köylüleri demobilize ediyor, herhangi bir uluslararası karışıklık durumunda, bizi gafil avlaması için, düşmana yardım ediyorlar.

Anlaşıldığına göre, “propaganda çalışmalarından alındığınız ve Komsomol’de kalıp kalmamanızın tartışılması”na gelince yoldaş İvanov, korku duymanıza gerek yok. SBLKGB Bölge Komitesi’ndekiler, gerçekten Çehov’un Astsubay Prişibeyev’ine benzemek istiyorlarsa, bu oyunu kaybedeceklerinden kimse kuşku duymasın. Bizim ülkemizde Prişibeyev’1er hiç sevilmez.

Şimdi artık, “Leninizmin Sorunları” kitabındaki tek ülkede sosyalizmin zaferi sorunuyla ilgili bölümün eskiyip eskimediğine kendiniz karar verebilirsiniz. Şahsen ben, bunların eskimesini, dünyada kapitalist kuşatma, askeri saldırı tehlikesi, kapitalizmin restorasyon tehlikesi vs. gibi can sıkıcı şeylerin olmamasını çok istiyorum. Fakat ne yazık ki, bu can sıkıcı şeyler varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar.

12 Şubat 1938

J. Stalin

REF 47-11

SBKP(B) MERKEZ KOMİTESİ’NİN ÇALIŞMALARI ÜZERİNE XVIII. PARTİ KONGRESİ’NE SUNULAN RAPOR, 10 Mart 1939, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 14, Şubat 1934-Nisan 1945, Türkçe Baskı İnter Yayınları, Aralık 1993, s.231-251

I. SOVYETLER BİRLİĞİNİN İÇ DURUMU ...
Sovyet Sisteminin Daha Çok Sağlamlaştırılması ... Yabancı basının bazı sözcüleri, Sovyet örgütlerinin, Troçki, Zinovyev, Kamenev, Yakir, Tuhaçevski, Rosenholz, Buharin ve öteki canavarlar gibi casus katil ve zararlılardan temizlenmesinin Sovyet sistemini “sarstığının”, onun içine “bölünmeyi” taşıdığının gevezeliğini yapmaktadırlar. Bu ahmakça gevezelik sadece insanı eğlendirmeye yarar. Sovyet örgütlerinin zararlı ve düşman unsurlardan temizlenmesi, nasıl olur da Sovyet sistemini sarsar ve parçalar? Yabancılar karşısında el pençe duran her yabancı memur yaratığı karşısında dalkavuk sadakatinin kölece duygularıyla dolu, onlar için casusluk yapmaya hazır bir avuç Troçkist-Buharinci casus, katil ve zararlıyı, sermayenin zincirlerinden kurtulmuş herhangi bir Sovyet vatandaşının kapitalist kölelik boyunduruğunu hala omuzlarında taşıyan yüksek mevki sahibi herhangi bir yabancı memurdan çok daha üst seviyede olduğunu anlamayan bu bir avuç insanı, bu zavallı satılık köleler çetesini kim ne yapsın, bunların halk için ne değeri olabilir, bunlar kimi “parçalayabilir”ler? 1937 yılında Tuhaçevski, Yakir, Uboreviç ve diğer canavarlar idama mahkum edildi. SSCB Yüksek Sovyeti seçimleri bu olaydan sonra gerçekleşti. Seçimler, Sovyet iktidarına seçime katılanların yüzde 98.6’sının oyunu getirdi. 1938 yılının başlarında Rosenholz, Rikov, Buharin ve diğer canavarlar idama mahkum edildi. Birlik Cumhuriyetleri Yüksek Sovyeti seçimleri bu olaydan sonra gerçekleşti ve seçime katılanların yüzde 99.4 'ü oyunu Sovyet iktidarına verdi. Sormak gerekir, “parçalanma” belirtileri nerede, bu “parçalanma” neden seçim sonuçlarında ifadesini bulmadı?

Bu yabancı gevezelere kulak verilecek olsa, casusları, katilleri, zararlıları serbest bıraksaydık, zararlı faaliyetlerine, cinayetlerine, casusluklarına devam etmelerini sağlasaydık, Sovyet örgütlerinin şimdikinden daha sağlam, daha istikrarlı olacakları sonucuna varılabilir. (Gülüşmeler). Katilleri, casusları, zararlı unsurları bu kadar yüzsüzce savunan bu baylar kendilerini çok erken ele vermiyorlar mı?

Sovyet örgütlerinin, casuslar, katiller ve zararlılardan temizlenmesinin, bu örgütlerin sağlamlaşmasına yolaçması gerektiğinden gerçekte de buna yolaçtığından sözetmek daha doğru olmaz mıydı?

Örneğin Hassan Gölü’nde meydana gelen olaylar, Sovyet örgütlerinin casus ve zararlılardan temizlenmesinin bu örgütlerin sağlamlaştırılmasının en emin yolu olduğundan başka neyi ifade ediyor?

İç politika alanında partinin görevleri şunlardı: ... 5.­ kapitalist dünyayı unutmamak, yabancı casusluk örgütlerinin ülkemize casuslar, katiller ve zararlı unsurlar göndereceğini akıldan çıkarmamak, halk düşmanlarını yerle bir etmek, köklerini kazımak için sosyalist güvenlik organımıza sistemli olarak yardım ederek onu sağlamlaştırmak. ...

III. SBKP (B)’NİN DAHA DA PEKİŞTİRİLMESİ ... Bu parlak kazanımlar karşısında, partimizin genel çizgisinin düşmanları -Troçkist, Pyatakovcu, Buharinci ve Rikovcular türünden çeşitli “sol” ve sağ akımlar -her türlü soysuzlaşmış unsur sinmek, aşınmış “platformlar”ını gizlemek ve illegaliteye geçmek zorunda kalmışlardır. Halkın iradesine tabi olmaya cesaretleri olmadığı için, bunlar Menşeviklerle, Sosyal-Devrimcilerle ve faşistlerle birleşmeyi, yabancı casusluk organlarının hizmetine girmeyi, casus olarak onlara kapılanmayı, ülkemizi parçalamak ve kapitalist köleliği yeniden kurmak için Sovyetler Birliği’nin düşmanlarına yardım etmeyi yeğlediler. ...
Parti Bileşiminin İyileştirilmesi İçin Önlemler gereğinden Fazla Büyük Örgütlerin Bölünmesi. Yönetici Organların Alt Örgütlerin Çalışmalarına Yakınlaştırılması

... Parti, 1930-1933 koşullan altında, partiye böylesine bir kitle akımının sağlıksız ve istenmeyen bir üye genişlemesine yol açacağını çok iyi hissediyordu. Parti, saflarına sadece dürüst ve bağlı insanlarını değil, aynı zamanda tesadüfi üyelerin de parti bayrağını kişisel amaçlan için kullanmak isteyen kariyerist unsurların da katıldığını biliyordu. Parti, gücünün sadece sayıda değil; öncelikle parti üyelerinin niteliğinde yattığını pekala biliyordu. Bu durumla bağlantılı olarak parti bileşiminin düzenlenmesi sorunu ortaya çıktı. Böylece, daha 1933’te başlamış bulunan parti üyeleriyle aday üyelerini kapsamına alan temizleme faaliyetinin sürdürülmesi kararı alındı, ve gerçekten de 1935’e kadar sürdürüldü. Ayrıca, partiye yeni üye alımlarının durdurulması kararlaştırılmış ve gerçekten de Eylül 1936’ya kadar üye kaydı durdurulmuştu; yeni üye kaydı ancak 1 Kasım 1936’da serbest bırakıldı. Parti içinde hiç de az kuşkulu unsurun olmadığını kanıtlayan Kirov yoldaşın haince katledilmesinden sonra, parti belgelerinin denetlenmesi ve değiş-tokuş edilmesi kararı alındı; ve bunlar ancak 1936 Eylülü’nde bitirilebildi. Partiye üye ve aday üye kaydı ancak bundan sonra serbest bırakıldı. Bütün bu önlemler sonucunda parti, saflarına tesadüfen katılmış pasif, kariyerist ve doğrudan düşman unsurlardan temizlenmiş ve aynı zamanda en kararlı, en bağlı unsurları seçmiştir. Bu temizleme harekatının ciddi hatalar yapılmaksızın gerçekleştiği iddia edilemez. Ne yazık ki tahmin edilenden daha çok hata yapıldı. Artık kitlesel ölçüde temizleme harekatına ihtiyacımız kalmadığı kuşku götürmez. Fakat 1933-1936 yılları arasında temizleme harekatı kaçınılmazdı ve esas olarak olumlu sonuçlar verdi. Şimdiki, yani XVIII. Parti Kongresi’nde yaklaşık 1,600,000 parti üyesi temsil ediliyor, bu XVII. Parti Kongresi’yle karşılaştırıldığında 270,000 üye daha az demektir. Bu kötü birşey değil. Tam tersine böyle olması iyi, çünkü parti pisliklerinden temizlenerek sağlamlaşıyor. Bugün partimiz, üye sayısı itibariyle biraz küçülmüştür, ama buna karşılık niteliği yükselmiştir.

Bu büyük bir kazanımdır.

2.­ Kadroların Seçimi, Teşviki ve Dağılımı ... Parti kadroları partinin komutan mevcududur ve Partimiz iktidarda olduğu için, bunlar aynı zamanda yönetici devlet organlarının komutanlarını oluştururlar. Doğru politik çizgi oluşturulup pratikte denendikten sonra parti kadroları, Partinin ve devlet yönetiminin tayin edici güçleridirler. Doğru politik çizgiye sahip olmak -bu elbette birinci ve en önemli meseledir. Fakat yine de yetersizdir. Doğru politik çizgi ilan edilmek için değil, hayata geçirilmek için gereklidir. Doğru Politik çizgiyi hayata geçirmek için, partinin politik çizgisini anlayan, bu çizgiyi kendi çizgisi olarak benimseyen, bu çizgiyi hayata geçirmeye hazır, pratikte gerçekleştirmeye hazır, bu çizginin sorumluluğunu alabilecek, savunabilecek, bu çizgi için mücadele edebilecek kadrolara, insanlara ihtiyaç vardır. Aksi halde doğru politik çizgi kağıt üzerinde kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. İşte tam da bu noktada, doğru kadro seçimi; kadroların eğitimi, yeni insanların yükselmesi kadroların doğru dağılımı, yaptıkları çalışma temelinde denetlenmeleri sorunu gündeme gelmektedir. ...

3 -Parti Propagandası. Parti Üyesi ve Parti Kadrolarının Marksist-Leninist Eğitimi ... ... Parti bileşiminin düzenlenmesi ve yönetici organların, alt örgütlerin çalışmasına daha yakınlaştırılması doyurucu bir şekilde sağlanabilir; kadroların terfi ettirilmesi, seçimi ve dağılımı doyurucu bir şekilde örgütlenebilir; ama, herhangi bir nedenden dolayı parti propagandamız aksamaya başlarsa, kadrolarımızın Marksist-­Leninist eğitimi dumura uğramaya başlarsa, bu kadroların politik ve teorik seviyesini yükseltme çalışmamız gevşerse ve kadrolarımız, bununla bağlantılı olarak, yürüyüşümüzün perspektifleriyle ilgilenmeyi bırakırlarsa, davamızın tek haklı dava olduğunu kavramayı bırakıp, gelen emirleri körü körüne ve mekanik biçimde uygulayan herhangi bir perspektife sahip olmayan dar kafalı pratikçilere dönüşürlerse, bu durumda bütün devlet ve parti çalışmamız dumura uğrayacaktır. Şu, bir aksiyom olarak kavranmalıdır: politik seviye ne kadar yüksek, devlet ve parti çalışmasının ilgili alanlarındaki fonksiyonerler ne kadar Marksist-Leninist bilince sahipse, çalışmanın seviyesi o kadar yüksek, çalışma o kadar verimli, sonuçları o kadar etkilidir; ve tersine: politik seviye ne kadar düşük, fonksiyonerler ne kadar az Marksist-Leninist bilince sahipse, çalışmada başarısızlık ve yenilgi o kadar büyük ihtimal, yöneticilerin bayağılaşmaları, hırslı palavracılara dönüşmeleri, soysuzlaşmaları o kadar büyük ihtimaldir. Kesinlikle şu söylenebilir: Eğer bütün çalışma dallarında kadrolarımızı ideolojik olarak donatmayı, ulusal ve uluslararası durumlarda kendi kendilerini yönlendirebilecek ölçüde politik çelikleşmelerini sağlamayı başarabilirsek, eğer onlar ülke yönetimiyle ilgili sorunlarda ciddi yanlışlara düşmeden karar verebilecek yetenekte tamamen olgun Marksist-Leninistler­ haline getirmeyi başarabilirsek, görevlerimizin onda dokuzunu çözmüş olduğumuzu düşünmekte tamamen haklı olacağız. Bu görevi mutlaka yerine getirebiliriz, bu görevin yerine getirilmesi için gerekli olan herşeye sahibiz çünkü.

Ülkemizde genç kadroların yetiştirilmesi, ve biçimlenmesi, genel olarak bilim ve tekniğin tek tek dallarına, uzmanlık alanlarına göre olmaktadır. Bu gerekli ve amaca uygun. Bir tıp uzmanı aynı zamanda fizik ya da botanik uzmanı olmak zorunda değil, ya da tersine. Fakat, bilimin bir dalı vardır ki ona egemen olmak bütün bilim dallarında görevli Bolşevikler için zorunludur. Bu, toplum, toplumsal gelişim yasaları. proleter devriminin gelişim yasaları, sosyalist insanın gelişim yasaları, komünizmin zaferiyle ilgili Marksist-Leninist bilimdir... ...

4 -Teorinin Bazı Sorunları ... Bu sorular, soru soranların Marks ve Engels’in devlet öğretisini cümle cümle ezberlediklerini kanıtlıyor. Ama, bu yoldaşların öğretinin özünü kavramadıklarını, bunların hangi tarihsel koşullar altında kaleme alındıklarını bilmediklerini, özellikle içinde bulunduğumuz şimdiki uluslararası durumu anlamadıklarını, kapitalist kuşatmanın var olduğunu ve bunun ‘sosyalizmin ülkesi için doğurduğu tehlikeler olgusunu farketmediklerini de kanıtlamakta. Bu sorularda sadece kapitalist çevrenin küçümsenmesi dile getirilmiyor, aynı zamanda, burjuva devletlerinin ve organlarının ülkemizde casuslar, katiller, zararlı unsurlar yollamalarının ülkemize karşı bir askeri saldırı düzenlemek için fırsat kollamalarının küçümsenmesi dile geliyor; bu sorularda aynı zamanda sosyalist devletimizin ve sosyalizmin ülkesini dışarıdan gelecek saldırılara karşı korumak için gerekli olan askeri-ceza ve güvenlik organlarının öneminin küçümsenmesi dile geliyor. Bu küçümseme hatasını işleyenlerin sadece sözünü ettiğim yoldaşlar olmadığı saptanmalıdır. Belli ölçülerde hepimiz, bütün Bolşevikler aynı hatayı işliyoruz. Troçkist ve Buharinci elebaşıların, casusluk ve komplo faaliyetlerinden son zamanlarda, 1937/38 yıllarında haberdar olmamız şaşırtıcı değil mi? Oysa bu baylar, belgelerden görülebileceği gibi, Ekim Devrimi’nin ilk günlerinden bu yana yabancı casusluk organlarının hizmetinde casus olarak çalışmış ve komploculuk yapmışlardır. Bu ciddi olguyu nasıl farkedemedik? Bu başarısızlık neyle açıklanır? Bu soruya genellikle şu yanıt veriliyor: Bu insanların bu kadar alçalacaklarını tahmin edemezdik. Fakat bu bir açıklama değildir, böyle savunma da olmaz. Zira başarısızlık olgusu, başarısızlık olarak kalır. Bu başarısızlığın nedeni nedir öyleyse? Bu başarısızlığın nedeni, insanların kibirini, karaktersizliklerini, onları casusluk ağlarına düşürmek ve bu ağı Sovyet devletinin organlarına kadar yaymak için kullanmaya hazır bizi çevreleyen burjuva devletlerin ve onların casusluk organlarının gücü ve öneminin küçümsenmesidir. Bunun nedeni, sosyalist devlet ve onun karşı savunma aygıtının rolü ve öneminin küçümsenmesidir; bu karşı savunmanın küçümsenmesi, karşı savunmanın Sovyet Devleti’nde önemsiz olduğu, Sovyet Devleti gibi Sovyet karşı savunmasının da yakın zamanda antik çağ müzesine tıkılacağı yönündeki saçmalık, küçümsemeye yolaçmıştır. ... Ekim Devrimi’nden bu yana sosyalist devletimiz gelişim sürecinde iki ana safhadan geçmiştir.

Birinci aşama, Ekim Devrimi’nden sömürücü sınıfların tasfiye edilmesine kadarki dönemdir. Bu dönemin esas görevi, yıkılmış sınıfların direnişini ezmek, müdahalecilerin saldırılarına karşı ülkenin savunmasını örgütlemek, endüstri ve tarımı yeniden kurmak, kapitalist unsurların tasfiyesi için koşulları hazırlamaktan oluşuyordu. Devletimiz, bu dönemde, bu göreve uygun olarak iki ana işlev yerine getirdi. Birinci işlev, ülke içinde yıkılmış sınıfları baskı altına almaktı. Bu noktada devletimiz şeklen, karşı olanları bastırma işlevine sahip eski devletleri andırıyordu. Ama eski devletlerle arasında şu temel fark vardı: Onlar sömüren azınlık yararına sömürülen çoğunluğu baskı altında tutarken, devletimiz emekçi çoğunluk yararına sömürücü azınlığı baskı altında tutmaktadır. İkinci işlev, dışarıdan gelecek saldırılara karşı ülkeyi savunmaktı. Bu noktada da şeklen, ülkelerinin savunmasını silahlı biçimlerde de yapan eski devletlere benziyordu. Ama eski devletlerle arasında şu temel fark vardı. Eski devletler böyle durumlarda sömürücü azınlığın servetini ve ayrıcalıklarını korurken, bizim devletimiz dışarıdan gelecek saldırılara karşı emekçi çoğunluğun kazanımlarını korumaktadır. Bunlardan başka devlet organlarımızın yeni, sosyalist ekonominin ve insanların sosyalizm ruhuyla eğitilmesinin tohumlarını geliştirmeyi amaçlayan, ekonomik-örgütsel ve kültürel –eğitsel çalışması olmak üzere bir üçüncü işlevi daha olmuştur. Ne var ki bu üçüncü işlev sözkonusu dönemde, önemli bir gelişim gösterememiştir.

İkinci aşama, kentte ve kırda kapitalist unsurların tasfiyesinden sosyalist ekonomik sistemin tam zaferine ve yeni anayasanın kabulüne kadar olan dönemdir. Bu safhanın temel görevi, bütün ülkede sosyalist ekonomiyi örgütlemek ve kapitalist unsur artıklarını tasfiye etmek, kültür devrimini örgütlemek ve ülke savunması için tamamen modem bir ordu kurmaktı. Sosyalist devletimizin işlevi bu görevlere uygun olarak değişmişti. Ülke içinde askeri baskı işlevi ortadan kalktı -kendiliğinden söndü-, çünkü sömürücüler yokedilmiş, sömüren kalmamış, o nedenle de baskı altında tutulacak kimse yoktur. Devlet baskı işlevi yerine, sosyalist mülkiyeti hırsızlardan ve halkın malını yağmacılardan korumak işlevi edinmişti. Ülkenin dış askeri saldırılara karşı koruma işlevi ise, bütünüyle muhafaza edildi, dolayısıyla yabancı casusluk örgütleri tarafından ülkemize gönderilen casus, katil ve zararlıların ortaya çıkarılması ve cezalandırılması için gerekli olan Kızıl Ordu, Kızıl Donanma, yargı ve karşı savunma organları da varlığını korudu. Devlet organlarının ekonomik-örgütsel ve kültürel-eğitsel çalışmasının işlevi de sürdü ve büyük gelişme gösterdi. Şimdi devletimizin ana görevi, ülke içinde, barışçıl ekonomik-örgütsel ve kültürel-eğitsel çalışmada yatmaktadır. Ordumuza, yargı organlarına, karşı savunmaya gelince, bunların hedefi artık ülke içine değil, ülke dışına, dış düşmanlara yönelmiştir.

Gördüğünüz gibi artık şeklen ve işlevleri itibariyle birinci safhadaki sosyalist devletten önemli ölçüde farklılaşmış tarihin şimdiye kadar tanık olmadığı tamamen yeni, sosyalist bir devlete sahibiz.

Ne var ki, gelişme bu noktada duramaz. İlerlemeye, komünizme doğru yürümeye devam ediyoruz. Ülkemizde komünizm döneminde de devlet korunacak mıdır?

Evet, kapitalist kuşatma ortadan kaldırılmadıkça, dış saldırı tehlikesi kalkmadıkça korunacaktır; bu arada devletimizin değişen iç ve dış durumlara göre değişik biçimler alacağı açıktır.

Hayır, kapitalist kuşatma ortadan kaldırılır, kapitalist çevrenin yerini sosyalist bir çevre alırsa, korunmayacak, sönecektir.

Sosyalist devlet sorunu böyledir.

REF: 48-12

SOVYETLER BİRLİĞİ KOMÜNİST PARTİSİ (BOLŞEVİK) TARİHİ KISA DERS, J.V. Stalin, Eserler, Cilt 15, 1938, SBKP(B) MK Marx-Engels-Lenin Enstitüsü, Türkçe baskı, İnter Yayınları, s. 406-409

SONUÇLAR ... 3) Parti tarihi bunlardan başka bize, işçi sınıfı saflarında faaliyet gösteren ve işçi sınıfının geri kesimlerini burjuvazinin kollarına iterek işçi sınıfının birliğini bozan küçük-burjuva partileri ezilmediği takdirde, proleter devrimin zafere ulaşmasının imkansız olduğunu öğretir.

Partimizin tarihi, küçük-burjuva partilere, Sosyal-Devrimcilere, Menşeviklere, Anarşistlere ve milliyetçilere karşı mücadele ve bu partilerin kesin olarak yenilgiye uğratılması tarihidir. Eğer bu partiler yenilgiye uğratılmamış ve işçi sınıfı saflarından sürülüp atılmamış olsalardı, işçi sınıfının birliği sağlanamazdı. V e eğer işçi sınıfının birliği sağlanmasaydı, proleter devrimin zaferini sağlamak imkansız olurdu.

İlk başta kapitalizmin muhafazasından ve Ekim Devriminden sonra ise kapitalizmin restorasyonundan yana olan bu partiler tam olarak yenilgiye uğratılmamış olsaydı, proletarya diktatörlüğünü korumak, dış askeri müdahaleyi altetmek ve sosyalizmi kurmak mümkün olmazdı.

Halkı aldatmak için hepsi de kendilerine “devrimci” ve “sosyalist” süsü veren küçük-burjuva partilerinin, Sosyal-Devrimcilerin, Menşeviklerin, Anarşistlerin ve milliyetçilerin, daha Ekim Sosyalist Devriminden önce karşı-devrimci partiler haline gelmeleri ve daha sonra yabancı burjuva casusluk örgütlerinin ajanları; casuslardan, yıkıcılardan, saptırmacılardan, katillerden ve vatan hainlerinden meydana gelen bir çete halini almaları bir rastlantı sayılamaz.

“Sosyal devrim çağında proletaryanın m birliği”, der Lenin, “ancak Marksizmin tam devrimci partisiyle ve ancak bütün diğer partilere karşı verilen amansız bir mücadeleyle sağlanabilir.” (Lenin, Tüm Eserler, cilt XX, II, s. 62.)

4) Parti tarihi bunlardan başka bize, işçi sınıfı partisinin, kendi saflarındaki oportünistlere karşı uzlaşmaz bir mücadele vermezse, kendi içindeki teslimiyetçileri ezmezse, kendi saflarının birliğini ve disiplinini koruyamayacağı; ne proleter devrimin örgütleyicisi ve önderi rolünü, ne de yeni sosyalist toplumun kurucusu rolünü oynayamayacağını öğretiyor.

Partimizin iç yaşantısının gelişme tarihi, Parti içindeki oportünist gruplara -“Ekonomistler”e, Menşeviklere, Troçkistlere, Buharincilere ve milliyetçi sapmacılara karşı mücadele ve bu grupların tam bir yenilgiye uğratılması tarihidir.

Parti tarihi bize, bütün bu teslimiyetçi grupların aslında, partimiz içinde Menşevizmin ajanları, onun tortusu, onun sürdürücüleri olduklarını öğretir. Bunlar tıpkı Menşevikler gibi, partide ve işçi sınıfı saflarında burjuva nüfuzunun araçlarıydı. Bunun için, Partideki bu grupların tasfiyesi mücadelesi, Menşevizmin tasfiyesi mücadelesinin sürdürülmesiydi.

Eğer “Ekonomistler”i ve Menşevikleri altetmeseydik, Partiyi inşa edemez ve işçi sınıfını proleter devrime götüremezdik.

Eğer Troçkistleri ve Buharincileri altetmeseydik, sosyalizmin kuruluşu için gerekli şartları yerine getiremezdik.

Her türden ve renkten milliyetçi sapmaların temsilcilerini altetmeseydik, halkı enternasyonalizm ruhuyla eğitemez, SSCB halkları arasındaki büyük dostluk bayrağını koruyamaz ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kuramazdık.

Bazı kimseler, Bolşeviklerin, Parti içindeki oportünist unsurlara karşı mücadeleye çok fazla zaman harcadıklarını, bunların önemini abarttıklarını düşünebilirler. Ama bu tamamen yanlıştır. Saflarımızdaki oportünizm, sağlıklı bir organizmadaki ülser gibidir ve asla hoşgörüyle karşılanmamalıdır, Parti, işçi sınıfının öncü müfrezesi, ileri kalesi ve genel kurmayıdır. İşçi sınıfının yönetici kurmayında, şüphecilere, oportünistlere, teslimiyetçilere ve hainlere yer yoktur. Burjuvaziye karşı bir ölüm-kalım savaşı verildiği sırada, kendi kurmayında, kendi kalesi içinde teslimiyetçiler ve hainler varsa, işçi sınıfı cepheden ve cephe gerisinden iki ateş arasında kalacaktır. Böyle bir mücadelenin ancak yenilgiyle sonuçlanacağı açıktır. Bir kaleyi zaptetmenin en kolay yolu, onu içeriden teslim almaktır. Zafer kazanmak için, işçi sınıfının partisi, işçi sınıfının yönetici kurmayı, ileri kalesi, önce teslimiyetçilerden, kaçaklardan, grev kırıcılarından ve hainlerden temizlenmelidir.

Lenin’e ve Partiye karşı mücadele eden Troçkistlerin, Buharinci­lerin ve milliyetçi sapmaların temsilcilerinin sonunun, tıpkı Menşevik ve Sosyal-Devrimci partilerinki gibi olması, faşist casusluk örgütlerinin ajanları, casuslar, yıkıcılar, katiller , saptırmacılar ve vatan hainleri haline gelmeleri bir rastlantı sayılamaz.

“Saflarımızda reformistler, Menşevikler olduğu sürece”, diyordu Lenin, “proleter devrimin zafer kazanmak, bu zaferi muhafaza etmek imkansızdır. Bu, ilke olarak son derece açıktır ve hem Rusya'nın, hem de Macaristan'ın deneyimleriyle kesin bir şekilde doğrulanmıştır... Rusya’da, birçok kere ortaya çıkan zor durumlar, eğer Menşevikler,reformistler ve küçük-burjuva demokratları Partimizde kalmış olsalardı, mutlaka Sovyet rejiminin devrilmesiyle sonuçlanırdı...” (Lenin, Tüm Eserler, cilt XXV, s. 462/63, Rusça.)

“Eğer Partimiz iç birliğini ve saflarının eşsiz birliğini sağlayabildiyse, bu herşeyden önce oportünizm pisliğinden kendini zamanında arındırması, saflarından tasfiyecileri ve Menşevikleri kovmayı bilmesinden ötürüdür.

Proletarya partilerinin gelişme ve güçlenme yolu, saflarını oportünistlerden ,ve sosyal şovenlerden, sosyal-yurtseverlerden ve sosyal­ pasifistlerden arındırmaktan geçer. Parti, kendini oportünist unsurlardan arındırarak güçlenir.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, s. 84/85.)

5) Parti tarihi bundan başka bize, başarılarından başı dönen, kendini büyük gören, çalışmasındaki kusurları görmezlikten gelmeye başlayan ve hatalarını kabullenmekten ve onları zamanında içtenlikle ve dürüstçe düzeltmekten korkan bir partinin, işçi sınıfına önderlik rolünü oynayamayacağını öğretiyor.

Bir parti, eleştiri ve özeleştiriden korkmazsa, çalışmasındaki hata ve kusurları örtbas etmezse, Parti çalışmasındaki hatalardan ders çıkararak kadrolarını eğitirse ve hatalarım zamanında düzeltmeyi bilirse, yenilmez bir parti haline gelir.

Bir parti, hatalarını gizlerse, sancılı meseleleri örtbas ederse, herşey yolundaymış gibi davranarak eksiklerinin üstünü örterse, eleştiri ve özeleştiriye tahammül göstermezse, kendini beğenmişliğe ve gurura kapılırsa ve ilk başarılarıyla yetinirse, mahvolur.

“Bir siyasi partinin hataları karşısındaki tavrı”, der Lenin, “bu partinin ciddiyetinin ve kendi sınıfına ve emekçi yığınlara karşı yükümlülüklerini gerçekte nasıl yerine getirdiğinin en önemli ve güvenilir kıstaslarından biridir. Bir hatayı içtenlikle kabul etmek, onun nedenlerini tespit etmek, ona yolaçan şartları tahlil etmek ve onu düzeltmenin yollarını titizlikle sınamak -işte ciddi bir partinin özellikleri bunlardır; görevlerini yerine getirmenin, yani sınıfı ve sonra da yığınları eğitmenin yolu budur.” (Lenin, ‘Sol’ Komünizm -Bir Çocukluk Hastalığı, Moskova 1940, s. 40.) ...

REF 49-13

SSCB’NDE SOSYALİZMİN EKONOMİK SORUNLARI J.V. Stalin, Eserler, Cilt 16, Mayıs 1945-Aralık 1952, Türkçe Baskı, Haziran 1994, İnter Yayınları, s.338-341

L.D. YAROŞENKO YOLDAŞIN HATALARI ÜZERİNE ... I. Yoldaş Yaroşenko’nun Temel Hatası ... Yoldaş Yaroşenko, ürün bolluğu elde etmek ve komünizme, “Herkes yaptığı işe göre” formülünden “Herkese gereksinimine göre” formülüne geçebilmek için, yalnızca üretici güçlerin rasyonel bir organizasyonuna gerek duyulduğu görüşündedir. Bu, sosyalizmin ekonomik gelişim yasalarının hiç anlaşılmadığını gösteren büyük bir yanılgıdır. Yoldaş Yaroşenko, sosyalizmden komünizme geçiş koşulları çok fazla basit, çocukça bir basitlik içinde ortaya koyuyor .Yoldaş Yaroşenko, kolektif çiftlik grup mülkiyeti, meta dolaşımını vs. gibi ekonomik olgular yürürlükte kaldıkça ne toplumun tüm gereksinimini karşılayabilecek ürün fazlalığının, ne de “Herkese gereksinimine göre” formülüne geçişin sağlanamayacağını kavramıyor. Yoldaş Yaroşenko, “Herkese gereksinimine göre” formülüne geçmeden önce, toplumun, ekonomik ve kültürel yeniden eğitimin bir dizi aşamalarından geçilmek zorunda olunduğunu kavramıyor; bu aşamalar sırasında iş, toplumun gözünde, yalnızca geçimi sağlayan bir araçtan, ilk yaşam gereksinimi ve toplumsal mülkiyet, toplumun sarsılmaz ve dokunulmaz temeli haline gelmek zorundadır.

Komünizme geçişi ilan etmek değil, ama komünizme gerçekten geçişi hazırlamak için, en azından üç temel önkoşul yerine getirilmelidir.

Birincisi, üretici güçlerin bir mistik “rasyonel organizasyonu”nu değil, üretim araçları üretiminin öncelikli artışında tüm toplumsal üretimin kesintisiz büyümesini sürekli garantilemek gereklidir. Üretim araçlarının üretiminin öncelikli artırılması, yalnızca, onun aracılığıyla gerek üretim araçları üreten işletmeler , gerekse de ekonominin tüm diğer dallarının donatılması gerektiği için değil, onsuz genişletilmiş bir yeniden üretim bir bütün olarak olanaksız olduğu için gereklidir.

İkincisi, kolektif çiftlik mülkiyetini, kolektif çiftliklerin ve dolayısıyla tüm toplumun yararına, yavaş geçişlerle genel halk mülkiyeti düzeyine yavaş yavaş yükseltmek ve meta dolaşımının yerine aynı şekilde yavaş geçişler aracılığıyla, bir ürün değiş-tokuşu sistemi koymak gereklidir ki, merkezi iktidar veya herhangi başka bir toplumsal-ekonomik merkez, toplumsal üretimin toplam ürününü toplum yararına kapsayabilsin.

Yoldaş Yaroşenko, sosyalizmde üretim ilişkileriyle toplumun üretici güçleri arasında hiçbir çelişki olmadığını iddia ederken yanılıyor. Tabii mevcut üretim ilişkilerimiz, üretici güçlerin gelişimiyle tam bir uyum içinde bulundukları ve bunları dev adımlarla ilerlettikleri bir dönem geçiriyor. Ama bununla yetinmek ve üretici güçlerimizle üretim ilişkilerimiz arasında hiçbir çelişkinin olmadığını varsaymak yanlış olurdu. Üretim ilişkilerinin gelişimi üretici güçlerin gelişiminden geri kaldığı ve geri kalacağı için, çelişki!er kuşkusuz vardır ve kuşkusuz olacaktır. Yönetici organların doğru bir politika izlediklerinde, bu çelişkiler bir çatışmaya dönüşemez ve burada üretim ilişkileriyle üretici güçler arasında çatışma olamaz. Eğer Yoldaş Yaroşenko’nun tavsiye ettiği gibi yanlış bir politika uygularsak durum farklılaşır. O durumda bir çatışma kaçınılmaz olur, ve üretim ilişkilerimiz, üretici güçlerin gelişiminin devamı için ciddi bir ayakbağı haline gelebilir.

Bu yüzden yönetici organların görevi, büyüyüp gelen çelişkileri zamanında farketmek ve üretim ilişkilerini üretici güçlerin gelişimine uyumlu hale getirerek, üstesinden gelmek için zamanında önlemler almaktır. Bu öncelikle, kolektif çiftlik grup mülkiyeti ve meta dolaşımı gibi ekonomik fenomenler için geçerlidir. Tabii bu fenomenler şu anda tarafımızdan sosyalist ekonominin gelişimi için başarıyla kullanılıyor ve bunlar toplumumuza tartışmasız yarar sağlıyor. Kuşkusuz bunlar yakın gelecekte de yarar sağlayacak. Ama bu fenomenlerin aynı zamanda, tüm ekonominin, özellikle tarımın, bütünüyle devlet planlaması kapsamına alınmasına karşı engeller yarattıklarından, üretici güçlerimizin muazzam gelişimini artık kösteklemeye başladıklarını görmek istememek affedilmez bir körlük olurdu. Bu fenomenlerin ülkemiz üretici güçlerinin gelişiminin devamım ne kadar uzun sürerlerse o kadar fazla köstekleyeceklerine hiç kuşku yoktur. Dolayısıyla görev, bu çelişkileri, kolektif çiftlik mülkiyetini yavaş yavaş genel halk mülkiyetine dönüştürerek ve, -aynı şekilde yavaş yavaş­-meta dolaşımı yerine ürün değiş-tokuşunu geçirerek, ortadan kaldırmaktan ibarettir.

Üçüncüsü, toplumun tüm üyelerinin, toplumsal gelişmeye aktif katılabilmeleri için yeterli eğitim olanağı elde edebilmeleri amacıyla, dönemin mevcut iş bölümü sonucunda yaşamları boyunca herhangi bir mesleğe bağlanıp kalmamaları, mesleklerini özgürce seçebilme olanağını elde edebilmeleri amacıyla, toplumun tüm üyelerine, bedensel ve düşünsel yeteneklerinin çok yönlü gelişimini garantileyen, toplumun kültürel gelişimine ulaşmak zorunludur.

Bunun için ne gereklidir?

Toplum üyelerinin böylesine önemli kültürel gelişiminin, emeğin mevcut konumunda ciddi değişiklikler yapmaksızın ulaşılabileceğine inanmak istemek yanlış olurdu. Bunun için öncelikle, işgününü en azından altı ve daha sonra beş saate kadarki kısaltmak gereklidir. Bu, toplum üyelerinin, çok yönlü bir eğitim elde etmeleri için yeterli boş zamana sahip olmalarını sağlamak için gereklidir. Bunun için ayrıca, toplum üyelerinin mesleklerini özgürce seçebilmeleri ve yaşamları boyunca herhangi bir mesleğe bağlanıp kalmamaları için zorunlu genel politeknik dersi yürürlüğe sokmak gereklidir. Bunun için devamla, konut koşullarını temelden düzeltmek ve işçilerle görevlilerin gerçek ücretlerini, gerek ücretin doğrudan yükseltilmesi gerekse özellikle kitle gereksinim maddelerinin fiyatlarında sistematik bir indirimle, daha fazla değilse bile, en az iki kat artırmak gereklidir.

Komünizme geçişin hazırlığı için temel koşullar bunlardır. Ancak bütün bu önkoşulların bütünlük içinde yerine getirilmesinden sonra, toplum üyelerinin gözünde çalışmanın bir yük olmaktan çıkıp “ilk yaşam gereksinimi”* (Marx) haline gelmesi, “çalışmanın... bir yük olmaktan çıkıp bir zevk haline gelmesi”** (Engels), toplumsal mülkiyetin toplumun tüm üyeleri tarafından toplum varlığının sarsılmaz ve dokunulmaz temeli olarak görülmesi umulabilir.

Ancak bütün bu önkoşulların bütünlük içinde yerine getirilmesinden sonra, “Herkesten yeteneğine göre, herkese yaptığı işe göre” sosyalist formülünden, “Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre” komünist formülüne geçilebilecektir.

Bu, bir ekonomiden, sosyalizmin ekonomisinden, başka, daha yüksek bir ekonomiye, komünizmin ekonomisine köklü bir geçiştir.

Görüldüğü gibi, sosyalizmden komünizme geçiş, Yoldaş Yaroşenko'nun sandığı gibi o kadar kolay değildir.

Kim bu, önemli ekonomik değişiklikler gerektiren karmaşık ve çok yönlü eseri, Yoldaş Yaroşenko'nun yaptığı gibi, “üretici güçlerin rasyonel organizasyonu”na indirgemeye çalışırsa -o Marksizme Bogdanov görüşlerini atfeder. ­
Karl Marx ve Friedrich Engels, İki Ciltte Seçme Eserler , Cilt II, Dietz Verlag, Berlin 1953, s.17.–Almancaya Çeviren.

** Friedrich Engels, Anti-Dühring”, s. 366.-Almancaya Çeviren.

REF 50-14

G. Malenkov, SBKP(B) MERKEZ KOMİTESİNİN XIX. PARTİ KONGRESİNE FAALİYET RAPORU, Ekim 1952, SBKP(B) XIX. (1952) – SBKP XX. (1956) PARTİ KONGRE RAPORLARI, Türkçe Baskı, Birinci Basım, Şubat 1989, İnter Yayınları, s. 79-101

II. SOVYETLER BİRLİĞİ’NİN İÇ DURUMU
SOVYET TOPLUM VE DEVLET DÜZENİNİN PEKİŞTİRİLMESİ

... Marksizmin düşmanları ve bayağılaştırıcıları, davamız için son derece zararlı olan, kapitalist kuşatma koşulları altında da Sovyet devletinin zayıflayacağı ve sönüp gideceği teorisini vaaz ettiler. Parti, çürümüşlüğün kemirdiği bu teoriyi yerden yere çalıp bir kenara fırlattı ve sosyalist devrimin bir tek ülkede zafere ulaştığı, diğer ülkelerin çoğunda ama kapitalizmin egemen olduğu koşullarda, muzaffer devrim ülkesinin devletini zayıflatamayacağını, bilakis her yönden güçlendirmesi gerektiğini, kapitalist kuşatmanın sürmesi halinde, komünizmde de devletin varolacağı sonucunu çıkardı ve gerekçelendirdi. Devletimizin zayıflamasına izin verseydik, barışçıl inşada bugün gurur duyduğumuz başarılara sahip olamazdık. Devletimizi, ordumuzu, ceza organlarımızı ve keşif servislerimizi güçlendirmeseydik, düşmanlarımız ve bir askeri yenilgi tehlikesi karşısında savunmasız kalırdık. Parti, Sovyet ülkesini sosyalizmin sarsılmaz bir kalesine dönüştürdü, çünkü Sosyalist devleti her bakımdan sağlamlaştırdı ve sağlamlaştırıyor. (Şiddetli alkışlar.) ... Devletimizin ana işlevi, iktisadi, örgütsel ve kültürel­-eğitsel çalışma işlevi savaş sonrası yıllarda daha da gelişip güçlendi. Sosyalist inşanın dev gelişimi ve Parti ve Sovyet yönetiminin bölge, kent ve köye yaklaştırılması görevleri, devletimizin bölgesel-idari düzenlenmesinde bir dizi değişiklik yapmamızı gerekli kıldı: yeni bölgeler, mıntıka ve reyonlar oluşturuldu. Kamu iktisadının gelişimi sanayi, tarım ve diğer iktisat alanlarının çeşitli kollarının devlet tarafından yönetiminin örgütlenme biçimlerinde değişiklikler gerektirdi. Bu yansımasını merkezi devlet yönetim organlarının dağıtılması ve yeniden oluşturulmasında buldu. ... Savaş sonrası dönemde Parti organlarının pekiştirilmesi, çalışmalarının iyileştirilmesi ve Parti örgütlerinin çalışmalarının güçlendirilmesi sorunları özel önem kazandı.

Savaşın sona erdirilmesi ve barışçıl inşaya geçişle bağlantılı olarak ülkenin çözmesi gereken yeni görevler; Parti içi çalışmanın esaslı bir iyileştirilmesini ve Parti örgütlerin­ce devlet ve iktisadi faaliyetin yönetiminde daha yüksek bir düzeyi gerekli kıldı. Burada savaş dönemi ilişkilerinin, Parti tarafından uygulanan yönetim yöntemlerinin bazı özelliklerini koşullandırması ve beraberinde Parti organlarıyla Parti örgütlerinin çalışmasında büyük eksiklikleri getirmesi sözkonusudur. Bu ifadesini her şeyden önce Parti organlarının Partinin örgütsel ve ideolojik çalışmasına daha az dikkat harcamalarında buldu, bu yüzden bu çalışma birçok Parti örgütünde savsaklandı. Böylece Parti organlarının kitlelerle bağlarını yitirmesi, siyasi yönetim organlarından, mücadeleci ve üyelerinin insiyatifiyle götürülen örgütlerden; tüm olası yerelcilik ve departmentalizm ve devlete zarar verici diğer çabalara karşı direnecek durumda olmayan, Parti siyasetinin iktisadi inşada tahrifi ve devlet çıkarlarının ihlalinin farkına varacak durumda olmayan, bir nevi emirler yayınlayan yönetim kademesine dönüşebilmesi şeklinde belli bir tehlike ortaya çıktı.

Bu tehlikeyi savuşturmak ve yerel Parti organlarının sağlamlaştırılması ve Parti örgütlerinin çalışmalarının güçlendirilmesi görevini başarılı bir biçimde çözebilmek için, Partinin örgütsel ve ideolojik çalışmasının savsaklanmasına bir son vermek ve Parti çalışmasının bürokratlaşmasına götüren, Parti kitlelerinin etkinliği ve insiyatifini zayıflatıcı idari yürütme yöntemlerinin Parti örgütlerine sirayeti gibi görüntüleri ortadan kaldırmak gerekliydi.

Merkez Komitesi, Parti örgütlerinin dikkatinin merkezine, Parti içi demokrasiyi tutarlı bir biçimde talep etme, eleştiri ve özeleştiriyi geliştirme ve bu temelde Partili kitlelerin Parti organlarının çalışmalarını denetlemesini güçlendirme görevini koydu, çünkü bu tüm Parti çalışmasında atılımın, Parti örgüt ve üyelerinin etkinlik ve insiyatifini yükseltmenin anahtarıdır...

1- ... Partiye sadakatlarına toz kondurmayan, ama, gerçeklikte aşağıdan gelen eleştiriye katlanmayan, eleştiriyi boğan ve eleştiriciden öç alan fonksiyonerlere rastlamak nadir değildir. Eleştiri ve özeleştiriye karşı bürokratik tavrın Parti davasına büyük zarar verdiği, Parti örgütlerinin insiyatifini felce uğrattığı, Partili kitleler arasında yönetimin otoritesine zarar verdiği ve tek tek Parti örgütlerinin yaşantısında bürokratların, Partinin bu yeminli düşmanlarının, Parti düşmanı alışkanlıkları beslediği az olay bilinmemektedir .

Parti, eleştiri ve özeleştirinin bastırıldığı, örgüt ve kuruluşların faaliyeti üzerinde kitlenin denetiminin zayıfladığı yerde bürokratizm, çürüme, hatta aygıtımızın bazı öğelerinin yıkılması gibi hastalıklı görünümlerin zorunlu olarak oluşacağını gözönüne almamazlık edemez. Doğal olarak, böylesi görünümler bizde çok yaygın değil. Partimiz her zamankinden daha güçlü ve sağlıklı. Ama bu tehlikeli hastalıkların önemli ölçüde yayılmamasının nedeni olarak, yalnızca Partinin eleştiri-özeleştiri silahının yardımıyla bu hastalıkları zamanında açık ve cesurca ortaya çıkarmış ve kendini beğenmişlik, bürokratizm ve çürümenin somut ifadelerine karşı azimle savaşması kavranmalıdır. Bilge bir yönetim, tehlikeyi daha tohum halindeyken tanımak, bu tehlikenin tehdide dönüşmesine izin vermemektir. ... Şu anda özeleştiri ve alttan eleştirinin geliştirilmesini sağlamak ve eksikliklerimizin eleştirisinin gelişmesini engelleyen, eleştiriyi boğan, eleştiriciyi takibat ve zorbalıkla cezalandıranlara karşı Partinin en kötü düşmanları olarak acımasız bir savaş açmak özellikle önemlidir. Sorun; savaşın zaferle sonuçlandırılması ve savaş sonrası dönemde kazanılan büyük iktisadi başarılarla bağıntılı olarak, Parti saflarında Parti, iktisat ve diğer örgütlerin çalışmasındaki eksiklik ve hatalara karşı eleştirici olmayan bir tavrın gelişmiş olmasıdır. Gerçekler başarıların Parti saflarında kendini beğenmiş, her şeyi tozpembe gören, düşünme hantalı dar zihniyetli, ve köşesine kurulup geçmiş başarılarından yaşama isteğinde olan unsurların ortaya çıktığını gösteriyor. “Her şeye kadiriz”, “bizim için her şey çocuk oyuncağı”, “zaten her şey yolunda” diyen, çalışmadaki eksiklik ve hataların ortaya çıkarılması ve örgütlerimizdeki olumsuz ve hastalıklı görünümlere karşı savaşım gibi cansız şeylerle uğraşmanın bir amacı olmadığını söyleyen az sayıda fonksiyoner yoktur. Böylesi zarar verici ruh hali, kötü eğitilmiş ve Parti açısından az sebatlı kadroların bir kısmını sardı. Parti, Sovyet ve iktisat örgütleri yöneticilerinin; toplantıları, aktif oturumları, genel kurul ve konferansları kendilerini tanrılaştırdıkları kutlama gösterilerine çevirdikleri nadir değildir, bu yüzden çalışmadaki hata ve eksiklikler , hastalık ve zaaflar örtülü kalmakta, eleştirilmemekte, bu da kendini beğenmişlik ve safdilliği güçlendirmektedir. Parti örgütlerinde kaygısızlık ortaya çıktı. Parti, iktisat, Sovyet ve diğer fonksiyonerlerde uyanıklığın köreldiği, safdillik ve Parti ve devlet sırlarının uluorta söylendiği durumlar olmaktadır. Salt iktisadi meseleler için yeteneği olan ve iktisadi başarılara kendini kaptıran bazı fonksiyonerler, hala kapitalist bir kuşatmanın varolduğunu ve Sovyet devletinin düşmanlarının inatla ajanlarını aramıza sızdırmaya ve Sovyet toplumunun yalpalayan unsurlarını lanet olası amaçları için kullanmaya çabaladıklarını unutmaya başlıyorlar.

Davamızı başarıyla ilerletmek için olumsuz görünümlere karşı azimli bir savaşım yürütülmeli ve Parti ve tüm Sovyet insanlarının dikkati, çalışmadaki eksikliklerin ortadan kaldırılması gerektiğine yönlendirilmelidir. Ama bunun için özeleştiri ve özellikle alttan eleştirinin geniş ölçüde geliştirilmesi gereklidir.

Geniş emekçi kitlelerinin çalışmadaki eksikliklere ve toplumumuzun yaşamındaki olumsuz görünümlere karşı savaşıma etkin katılımları, Sovyet düzeninin gerçek demokratizminin ve Sovyet insanının yüksek siyasi bilincinin parlak bir belgesidir. Alttan eleştiride milyonlarca emekçinin yaratıcı insiyatifi ve etkinliği, Sovyet devletinin pekiştirilmesi kaygısı dile gelmektedir. Özeleştiri ve tabandan eleştiri ne denli geliştirilirse, halkımızın yaratıcı güçleri ve enerjisi o ölçüde tam olarak açığa çıkacak, o ölçüde kitlelerin ülkenin efendisi oldukları bilinci büyüyüp güçlenecektir.

Alttan eleştirinin yalnız başına, kendiliğinden gelişebileceğini sanmak bir yanılgıdır. Alttan eleştiri ancak, sağlıklı eleştiri yapan herkesin örgütlerimizde destek bulacağı ve açığa çıkardığı eksikliklerin gerçekten ortadan kaldırılacağı kanısında olması koşuluyla gelişip yayılabilir. Parti örgütlerinin ve Parti işçilerinin, bütün yönetici fonksiyonerlerin burada başa geçip, eleştiri karşısında dürüst ve namuslu bir tavırla örnek olmaları gereklidir. Bütün yönetici fonksiyonerler, özellikle Parti fonksiyonerleri, bütün samimi Sovyet insanlarının cesurca ve korkusuzca, örgüt ve kurumların çalışmasındaki eksiklikleri eleştirebilecekleri koşulları yaratmakla yükümlüdürler. Toplantılar, aktif oturumlar, genel kurul ve konferanslar bütün örgütlerde tüm katılanlara eksikliklerin cesurca ve sert bir şekilde eleştirilmesi için gerçekten bir kürsü sunmalıdır.

Parti, Sovyet, iktisat ve diğer örgütlerin çalışmasındaki hastalık ve eksikliklere karşı sebatla savaşım günbegün tüm Parti tarafından yürütülmelidir. Bir Komünist Partisi üyesinin çalışmadaki eksiklik ve hastalıklı görünümlere karşı kayıtsız kalmaya ya da hatta bunları Partiden gizli tutmaya hakkı yoktur... ...

2 -Parti, Sovyet, iktisat fonksiyonerleriyle diğer fonksiyonerlerin bir bölümünde Parti ve devlet disiplini daha hala zayıftır.

... Parti ve devlet disiplininin en tehlikeli ve en kötü ihlallerinden biri, bazı fonksiyonerler tarafından uygulanan, kendilerine bağlı işletme ve kurumlarda gerçek durum hakkında gerçeği gizleme, çalışmanın sonuçlarını tozpembe göstermedir. Merkez Komitesi ve hükümet, bazı fonksiyonerlerin kendi dar departmental ve yerel çıkarlarını devletin genel çıkarlarının üstüne geçirme, kendilerine bağlı işletmeler için kaygı görünümü altında tasarruflarındaki maddi kaynakları devletten gizleme ve parti ve devlet yasalarını yaralamaya kalkışma olayları ortaya çıkardı. İktisat yöneticilerinin, Parti örgütlerinin göz yummasıyla, bilerek ihtiyaçlarından fazla hammadde ve yardımcı madde talep ettikleri ve üretim planlarının gerçekleştirilmemesi durumundaki üretilen ürünler hakkındaki raporlarda yüksek veriler gösterdikleri olaylar da bilinmektedir. Bakıp yönettikleri işletmelerin devlet işletmesi olduğunu unutan, bu işletmeleri, müsaadenizle söyleyeyim, böyle bir yöneticinin “sol ayağının aklına gelen” her şeyi yaptığı bir alana çevirmeye kalkışan fonksiyonerlerin sayısı az değildir. (Salonda gülüşmeler.) Bir başka büyük kötülük, bizde Parti kararları ve Sovyet yasalarının kendilerini bağlamadığını sanan, birisi sıradan insanlar, diğeri yöneticiler için geçerli iki tür disiplin olduğunu düşleyen az fonksiyonerin olmamasıdır. Böylesi “yöneticiler” kendileri için her şeyin mübah olduğunu, devlet ve parti hükümlerine kendilerinin uyma gereksinimleri olmadığını, Sovyet yasalarını yaralayabileceklerini, kendilerine ağır ihlallere karşın müsamaha gösterileceğini ve keyfi davranabileceklerini sanıyorlar.

Parti bütün üyelerinden ve hele yönetici kadrolarından, doğruluk sevgisi ve dürüstlük, Parti ve devlet yükümlülüklerini azimle yerine getirmelerini talep etmektedir; Parti, devlete zarar verici eylemler yapan, hükümeti kandırmaya, Parti ve devleti aldatmaya kalkışan kimselere güven beslemez. Ne biçimde olursa olsun Parti ve devleti her aldatış, gerçeği tahrif ve gizleyerek yapılan her aldatma çabası ancak Partiye karşı işlenen en ağır suç olarak görülebilir. Partimizde gerek sıradan Parti üyeleri, gerek yönetici fonksiyonerler için yalnızca birtek disiplinin geçerli olduğunu ve Sovyet yasalarının büyük-küçük tüm Sovyet insanları için aynı biçimde bağlayıcı olduğunu kavramanın zamanıdır. Parti ve hükümet kararlarını vicdaniyetsizce yerine getirme suçunu işleyen, yasalara aykırı davranışlarda bulunan, keyfi iş yapan yönetici fonksiyonerler, yüksek mevkilerinden dolayı yumuşak muamele göreceklerine güvenmemelidir. ...
Büyük Lenin’in, örgütsel çalışmada kişilerin doğru seçimi ve kararların uygulanmasının denetlenmesinin ana sorun olduğu şeklindeki direktifi hala tatmin edici bir şekilde yerine getirilmiyor.

... Ana eksiklik, kimi yönetici fonksiyonerlerin, kadroları siyasi ve mesleki uygunluklarına göre seçmemeleri, bunları akrabalık, dostluk ya da hemşehrilik temelinde seçmenlerinde yatmaktadır. Namuslu, uzman, ama eleştirici, eksikliklere göz yummayan ve bu yüzden yönetimin rahatını bozan fonksiyonerlerin çeşitli bahanelerle iğrendirilip dışarı atıldığı; yerlerine gerçi değerinden kuşku duyulabilecek ve dava için uygunluktan yoksun olsa da, ama bazı yönetici fonksiyonerler için rahat ve hoş kişilerin alındığı nadir değildir. Kadroların seçimi ve yükseltilmesinde Parti çizgisinin böyle tahrifi sonucu bazı örgütlerde danışıklı döğüşlü ve grup çıkarlarını Parti ve devlet çıkarlarının üstüne geçiren bir avane oluşmaktadır. Böylesi durumların olağan olarak yıkıma ve çürümeye götürmesi o kadar şaşırtıcı değildir. Bölge örgütünün ekonomi, Sovyet ve Parti aygıtında çalışan yönetici fonksiyonerlerin bir bölümünün ahlaken yıkılmaya yüztuttuğu ve zimmete geçirme, apartma ve devlet malının suistimal edildiği Ulyanowsk bölgesi Parti örgütü örneğin böyleydi.

4 -Birçok Parti örgütünde ideolojik çalışma küçümseniyor, bu yüzden bu çalışma Parti görevlerinin gerisinde kalıyor ve bazı örgütler de gözardı ediliyor.

İdeolojik çalışma Partinin birincil yükümlülüğüdür, ve bu çalışmanın küçümsenmesi Parti ve devlet çıkarlarına onulmaz zararlar verebilir ! Sosyalist ideolojinin etkisinin her zayıflamasının, burjuva ideolojisinin etkisinin güçlenmesi anlamına geldiğini sürekli akılda tutmalıyız.

Bizim Sovyet toplumumuzda burjuva ideolojisinin iktidarı için hiçbir sınıfsal temel yoktur, olamaz da. Bizde sosyalist ideoloji egemendir, ki onun sarsılmaz temeli Marksizm-­Leninizmdir. Ama bizde hala burjuva ideolojisinin artıkları, özel mülkiyetçi zihniyet ve ahlakın kalıntıları vardır. Bu kalıntılar kendiliğinden sönüp gitmezler, dokuz canlıdırlar, gelişebilirler, ve bunlara karşı kararlı bir savaşım verilmelidir. Biz dışardan, kapitalist ülkelerden bize yabancı görüş, düşünce ve ruh halinin; aynı biçimde içten, Sovyet iktidarına karşı düşmanca eğilimli ve Parti tarafından henüz tamamıyla yok edilmemiş olan gruplar tarafından da, bize sızmasına karşı da emin değiliz. Sovyet devletinin düşmanlarının her türden sağlıksız ruh hali yaymaya, beslemeye ve alevlendirmeye ve toplumumuzdaki sallantılı unsurları ideolojik olarak yıkmaya çalıştıkları unutulmamalıdır.

Bazı Parti örgütlerimizin aklında salt iktisat var ve ideolojik sorunları unutuyorlar, bunları atlıyorlar. Örneğin Moskova Parti örgütü gibi böyle önde gelen Parti örgütlerinde bile ideolojik mücadeleye yeterli dikkat harcanmıyor. Ve bu da sonuçsuz kalmıyor. İdeolojik sorunlara az dikkat harcanmaya başladığı yerlerde, bize yabancı görüş ve düşüncelerin yeşermesi için elverişli bir zemin ortaya çıkar. İdeolojik çalışmada Partinin yönetim ve nüfuzunun gevşediği, herhangi bir nedenle Parti örgütlerinin gözünden kaçan bölümler, bize öz olarak yabancı, Parti tarafından dağıtılmış her türlü anti-Leninist grupların kalıntıları tarafından ele geçirilmeye çalışılıyor , bunlar kendi çizgilerini sinsice (Partiye-ÇN) sokmak için, her türlü anti-Marksist “tavır” ve “anlayış”ları yeniden canlandırmak ve yaymak için bu bölümlerden yararlanmaya çalışıyorlar.

İdeolojik çalışmanın küçümsenmesi, büyük ölçüde, yönetici kadrolarımızın belli bir bölümünün kendi bilinçlerini geliştirmek için uğraşmamalarına, Marksizm-Leninizm alanındaki bilgilerini zenginleştirmemelerine, Partinin tarihi deneyimlerini kendi malı edinmemelerine dayanmaktadır. Ama bu olmaksızın, mükemmel, olgun önder fonksiyoner olunamaz. İdeolojik-siyasi bakımdan geri kalan, ezbere öğrenilmiş formüllerle yaşayan ve yeni için hiçbir hissi olmayan kişi, iç ve dış durumda yönünü bulacak durumda, hareketin başında durmaya yetenekli ve layık değildir, yaşam onu er ya da geç aşar. Bizim Partimizin görevlerinin üstesinden yalnızca bilgisini durmaksızın tamamlayan, Marksizm-Leninizmi yaratıcı biçimde özümleyen ve kendinde Lenin-Stalin tipinde bir siyasetçinin özelliklerini yaratıp geliştiren yönetici fonksiyonerler gelebilir.

Daha hala Parti örgütleri, Parti üye ve aday üyelerinin ideolojik-siyasi düzeyinin yükseltilmesi için çok az çalışma yapıyor; Marksizm-Leninizm teorisinin incelenmesi çalışması kötü bir şekilde örgütleniyor ve denetleniyor, ve bu yüzden birçok komünistin Marksizm-Leninizm alanında gerekli bilgisi yok. Parti üye ve aday üyelerinin siyasi bilgisinin artırılması, onların yaşamın bütün alanlarında önder rolünü gittikçe daha yüksek ölçüde oynamaları, partili kitlelerin daha da aktifleştirilmesi ve Parti örgütlerinin çalışmalarının iyileştirilmesinin vazgeçilmez önkoşuludur .

Kitap, gazete ve dergilerle bilimsel ve diğer ideolojik kurumların faaliyetinde ciddi hata ve çarpıtmaların olması ender değildir, çünkü ideolojik çalışma yetersiz bir şekilde yönetiliyor ve içerik olarak denetlenmiyor. Birçok bilimsel alanda, Parti Merkez Komitesinin müdahalesiyle, Sovyet insanına yabancı alışkanlık ve gelenekler ortaya çıkarıldı, kast gibi içine kapanıklılık ve eleştiri karşısında tahammülsüzlük saptandı, burjuva ideolojisinin çeşitli görünüm biçimleri ve tüm olası bayağılaştırıcı çarpıtmalar açığa çıkarılıp bertaraf edildi. Felsefe, biyoloji, fizyoloji, dilbilim ve ekonomi-politik alanındaki bilinen tartışmalar, çeşitli bilimsel alanlarda ciddi ideolojik boşluklar ortaya çıkarıp, eleştirinin gelişmesi ve fikir mücadelesine atılım verdi, ve bilimin gelişmesinde büyük bir rol oynadı. Bilimsel cephenin birçok kesiminde varolan Arakçeyev rejimi dağıtıldı. Ama bazı bilim dallarında, büyüyen taze güçleri geri iten, eleştiri karşısında sipere yatan ve bilimsel sorunları idari yollardan çözmeye çalışan bazı bilim adamı gruplarının tekeli daha henüz tamamıyla tasfiye edilmiş değil. Hiçbir bilim, yaltaklanma ve hatalar karşısında sessiz kalma ortamında başarılı bir şekilde gelişemez: bazı bilim adamı gruplarının tekelini kurma ve sağlamlaştırma çabaları, bilimde kaçınılmaz olarak durgunluğa ve çürümeye yolaçar.

Partinin ideolojik çalışması kapitalizmin kalıntılarından, eski toplumun önyargılarından ve zararlı geleneklerinden insan bilincini temizlemede önemli bir rol oynamak zorundadır. İlerde de kitlelerde yüksek bir toplumsal görev bilinci geliştirilmek, emekçiler Sovyet yurtseverliği ve halklar arasında dostluk ruhuyla, devlet çıkarlarını koruma kaygısıyla eğitilmek zorundadır, Sovyet insanının en iyi özellikleri -davamızın zaferine sağlam inanç, her türlü zorluğu aşma hazırlığı ve yeteneği­ mükemmelleştirilmek zorundadır.

Parti örgütlerinin görevi, ideolojik çalışmanın zararlı bir şekilde küçümsenmesine kararlılıkla son vermek, bu çalışmayı Partinin ve devletin tüm öğelerinde güçlendirmek ve Marksizme yabancı bir ideolojinin her türlü görünümlerini yorulmaksızın açığa çıkarmaktır. Sosyalist kültür, bilim, yazın ve sanatı geliştirmek ve mükemmelleştirmek, ideolojik-siyasi tüm etkileme yöntemlerini, propaganda, ajitasyon ve basınımızı komünistlerin ideolojik eğitiminin iyileştirilmesine, işçi, köylü ve aydınların siyasi uyanıklığını ve siyasi bilincini güçlendirmeye yöneltmek gereklidir. Tüm kadrolarımız, istisnasız tümü, yaşamın gerisinde kalmamak ve Parti görevlerinin üstesinden gelmek için kendi ideolojik seviyelerinin yükselmesini sağlamak, Partinin zengin siyasi deneyimlerini özümlemekle yükümlüdürler. Parti örgütleri sürekli olarak Parti üye ve aday üyeleriyle birlikte, onların ideolojik seviyesini yükseltmek için çalışmalı, onları Marksizm-Leninizm eğitiminden geçirmeli ve siyasi olarak usta, bilinçli komünistler olarak yetiştirmelidir.

Kaynak
Doğrudan Demokrasi