Header Ads

Header ADS

MADDESİZ HAREKET KAVRANABİLİR Mİ?

Materyalizm ve Ampiryokritisizm
Lenin


3. MADDESİZ HAREKET KAVRANABİLİR Mİ?

Felsefi idealizmin yeni fiziği kendi hesabına sömürmesi, bu fizikten çıkartılan idealistçe sonuçlar, tözün, kuvvetin, maddenin ve hareketin yeni görünümlerinin bulunmasından değil, hareketi maddesiz kavramaya kalkışmaktan ileri gelmektedir. Bizim mahçıların inceleyemedikleri de, bu çabanın özüdür. Onlar, Engels'in "maddesiz hareket düşünülemez" olumlamasını hesaba katmakta isteksizdiler. J. Dietzgen, 1869'da, İnsan Zihninin İşleyişinin Esası adlı kitabında Engels'le aynı düşünceyi dile getiriyordu, ama doğrusunu isterseniz, bunu o alışılagelen materyalizm ile idealizmi uzlaştırmak konusundaki bulanık çabaları olmadan yapamıyordu. Dietzgen'in, Büchner'in diyalektik olmayan materyalizmine karşı çıkışıyla bir dereceye kadar açıklanabilecek bu girişimleri bir yana bırakalım, ve Dietzgen'in sözkonusu sorun üzerindeki kendi ifadelerini inceleyelim. Şöyle diyor: "idealistler, özel olmaksızın geneli, madde olmaksızın zihni, töz olmaksızın kuvveti, deney ya da malzeme olmaksızın bilimi, göreli olmaksızın mutlağı istiyorlar." (Das Wesen der menschlichen Kopfarbeit, 1903, s. 108.) Böylece, hareketi maddeden, kuvveti tözden ayırma çabasını, Dietzgen, bunu, düşünceyi beyinden ayırma çabası ile bir tutarak idealizme  bağlıyor. Dietzgen şöyle sürdürüyor: "Kendi tümevarım bilimini kurgusal alana saptırmaktan özellikle hoşlanan Liebig, idealist bir hava içerisinde söyle diyor: kuvvet görülemez." (s. 109). "Tinselci ya da idealist, ruhsal olana, yani hayaletimsi ve açıklanamaz kuvvet biçimlerine inanır." (s. 110.) "Madde ile kuvvet arasındaki çelişki idealizmle materyalizm arasındaki çelişki kadar eskidir." (s. 111.) "Kuşkusuz, ne maddesiz kuvvet, ne de kuvvetsiz madde vardır. Maddesiz kuvvet ve kuvvetsiz madde saçmalıktır. Eğer idealist doğa bilginleri kuvvetin maddi olmayan varlığına inanıyorlarsa, onlar bu konuda ... doğacı değil, falcıdırlar." (s. 114.)

Burada da görüyoruz ki, daha kırk yıl önce de maddesiz hareketin kavranabilirliğini kabul etmeye hazır ve Dietzgen'in, bu yüzden, falcı dediği doğa bilginlerini görebiliyoruz. Peki öyleyse, felsefi idealizm ile bu maddeyi hareketten ayırma ve maddeyi kuvvetten sürüp atma eğilimi arasındaki bağ nedir? Gerçekten de, hareketi maddesiz kavramak "daha ekonomik" değil midir acaba? 

Tüm dünyanın kendi duyumları, düşüncesi vb. olduğunu iddia eden tutarlı bir idealist varsayalım (eğer biz, "hiç kimseye ait olmayan" duyum ya da tasarım deseydik, felsefi idealizmin özü değil, yalnızca çeşidi değişirdi). Bu idealist, bir an olsun dünyanın bir hareket olduğunu, yani düşüncesinin, fikirlerinin, duyumlarının hareketi olduğunu yadsımayı aklına bile getirmeyecektir. Hareket eden şey sorununu ise saçma bir şey diye reddedecektir: Bütün olup biten şeyin onun duyumlarında ki bir değişme, düşüncelerinin gelip gitmesidir, hepsi bu. Kendisi dışında hiç bir şey yoktur. "Hareket eder" – hepsi bu. Bundan daha "ekonomik" bir düşünce yolu bulmak olanaksızdır. Eğer kendi görüşüne tutarlı bir biçimde bağlı kalırsa, hiç bir kanıt, hiç bir kıyas ya da tanım, bu tekbenciyi çürütecek yetenekte değildir. 

Materyalist ile idealist felsefe yanlısı arasındaki temel ayrım materyalistin, duyumu, algıyı, düşünceyi ve genellikle  insanın bilincini nesnel gerçekliğin imgesi gibi tutmasıdır. Evren, bilincimiz tarafından yansıtılan bu nesnel gerçekliğin hareketidir. Fikirlerin, algıların vb. hareketine, dış maddenin hareketi uygun düşer. Madde kavramı, bize, duyum içinde verilen nesnel gerçekten başka bir şey ifade etmez. Bunun içindir ki, hareketi maddeden ayırma isteği, düşünceyi nesnel gerçeklikten ayırmaya ya da duyumlarımı dış dünyadan ayırmaya eşdeğerdir, yani idealizme varmaktır. Maddeyi yadsımakla ve düşüncesiz maddeyi varsaymakla yapılan hokkabazlık, madde ile düşüncenin ilişkilerini hasıraltı etmekten ibarettir. Sorun, bu İlişki yokmuş gibi sunuluyor; gerçekte ise, madde el altından işin içine sokuluyor, uslamlamanın başında maddenin adını anmaktan beri duruluyor ve o, sonradan belli belirsiz yeniden ortaya çıkıyor. 

Madde kayboldu, deniyor bize, ve bundan bilgibilimsel vargılar çıkarılmak İsteniyor. Ya düşünce, o duruyor mu? diye soruyoruz. Eğer durmuyorsa, eğer düşünce de madde ile birlikte kayboldu ise, eğer fikirler ve duyumlar beyin ile ve sinir sistemi ile birlikte kayboldularsa, o zaman bundan çıkan sonuç her şeyin kaybolduğu ve "düşünce"nin (ya da bir düşünme yetersizliğinin) örneği olarak uslamlamanızın kaybolduğudur. Ama eğer düşüncenin (fikir ve duyumun) madde ile birlikte kaybolmadığını varsayarsanız, o zaman, gizlice, felsefi idealizmin görüşünü benimsemiş olursunuz. İşte, "tasarruf" uğruna, maddesiz hareketi kavramak isteyenlerin başına gelen de tam budur, çünkü üstü kapalı olarak onlar uslamlamalarını sürdürüyorlar, maddenin yitip gitmesinden sonra düşüncenin varlığım kabul ediyorlar. Ve bu demektir ki, temel olarak çok yalın ya da çok karmaşık bir felsefi idealizm benimseniyor: açıkça tekbenciliğe gidildiği zaman (ben varım ve dünya ancak benim duyumumdur) çok yalın; eğer canlı bir kimsenin düşünce, fikir ve duyumları yerine ölü bir soyutlama, yani herhangi bir kimseye ait düşünce, herhangi bir kimseye ait fikir, herhangi bir kimseye  ait duyum değil de, genel olarak düşünce (mutlak düşünce, evrensel irade vb.), belirsiz bir "öğe" olarak duyum, tüm fiziksel doğanın yerine konan "ruhsal", vb., vb. ise çok karmaşık. Felsefi idealizmde küçük görüş ayrılıklarının binlerce çeşidi olabilir ve her zaman bunlara bir yeni binbirincisi eklenebilir (örneğin ampiryomonizm), bunu diğerlerinden ayıran şey, onun yaratıcısına önemli gözükebilir. Materyalizm ağısından, bu ayrılıkların hiç bir önemi yoktur. Önemli olan çıkış noktasıdır, önemli olan, maddeden ayrılmış düşünce içerisine maddesiz hareketi el altından sokuşturmayı düşünme girişimidir ve bu da felsefi idealizmdir. 

Bunun için, örneğin, mahçılar arasında en açık, en tutarlı ve sözcük oyunlarına en karşı olanı, İngiliz mahçısı Karl Pearson, kaçamağa başvurmadan, kitabının "madde"ye ayrılmış VII. bölümünü, şu ilginç alt-başlıkla açıyor: "Bütün şeyler hareket eder, ama yalnız algıda ("All things move, but only in conception")". "işte bundan ötürü algılar alanında neyin hareket ettiğini ve niçin hareket ettiğini sormak yersizdir (if is İdle to ask)." (The Grammar of Science, s. 243.) 

Onun için Bogdanov'un felsefe alanındaki kötü maceraları, doğrusunu isterseniz, Mach'la tanışmadan önce, maddesiz hareketin düşünülebileceğini öne süren büyük bir kimyacı, ama zayıf filozof Ostwald'a inandığı günden başladı. Felsefi idealizm ile yeni fizikteki bazı eğilimler arasındaki ilişkiden sözederken Ostwald'ın "energetiğini" görmezden gelmek olanaksız olduğuna göre, Bogdanov'un felsefi evriminin bu çok eskilerde kalmış sahnesi üzerinde durmak çok daha yerinde olur. 

Bogdanov 1899'da şöyle yazıyordu: "19. yüzyılın, şeylerin değişmez özü' sorunundan kendisini kesin bir biçimde kurtarmayı başaramadığını daha önce de söylemiştik. Bu öz, madde adı altında, yüzyılın en ileri düşünürlerinin genel görüşlerinde önemli bir rol oynar." Doğanın Tarihi  Anlayışının Temel Öğeleri, s. 38.) 

Bunun bir kafa karışıklığı olduğunu söylemiştik. Dış dünyanın nesnel gerçekliğinin kabulü, bizim zihnimizin dışında, boyuna hareket edip duran, durmadan değişen bir maddenin varlığının kabulü, burada, şeylerin değişmez özünün kabulü ile karıştırılmıştır. Bogdanov'un 1899'da, Marks ve Engels'i "ileri düşünürler" arasına katmamış olması pek olası değildir. Ama onun diyalektik materyalizmi anlamadığı da apaçıktır. 

"... Doğal süreçlerde, alışılageldiği gibi, iki görünüm hâlâ ayırdedilir; madde ve onun hareketi. Madde kavramının büyük bir açıklıkla ayırdedildiği söylenemez. Madde nedir? sorusuna doyurucu bir yanıt vermek kolay değildir. Madde, duyumların nedeni' ya da duyumların kalıcı olanağı' diye tanımlanır, ama besbelli ki, bu durumda madde hareket ile karıştırılır. ..." 

Açıktır ki, Bogdanov yanlış uslamlama yapıyor. Bogdanov, duyumların nesnel kaynağının (bu, "duyumların nedeni" sözcüklerinde açıkça formüle edilmemiştir) materyalist biçimde kabulü ile Mill'in duyumun kalıcı olanağı olarak maddenin bilinemezci tanımını birbirine karıştırıyor. Yazarın en bellibaşlı yanılgısı, burada, duyumların nesnel kaynağının varlığı ya da yokluğu sorununa yakından "değinirken, onu yarı yolda bırakmasından ve hareketsiz maddenin varlığı ya da var olmayışı sorununa atlamasından ileri gelmektedir. idealist, dünyayı, ("toplumsal olarak örgenlenmiş" ve en yüksek düzeyde "uyumlaştırılmış" olsalar da) duyumlarımızın hareketi olarak değerlendirebilir; materyalist ise, dünyayı, duyumlarımızın bir nesnel kaynağı, nesnel modelinin hareketi olarak değerlendirir. Metafizikçi, yani diyalektiğe kargı olan materyalist ("ilk itiş"ten önce vb. geçici olsa bile) hareketsiz maddenin varlığım kabul edebilir. Diyalektikçi materyalist ise hareketi maddenin kendinden ayrılmaz bir özelliği olarak görmekle kalmaz, aynı zamanda yalınlaştırılmış hareket anlayışını reddeder, vb.. 

"... En doğru tanım belki de şu olurdu: Madde hareket edendir'; ama bu da, bir kimsenin, madde, yüklemi hareket eder' olan bir tümcenin öznesidir demesi gibi içerikten yoksundur. öyle görülüyor ki, olan şudur: statik çağında insanlar, nesnenin oynadığı rolde zorunlu olarak katı bir şey görmek alışkanlığındaydılar, bir nesne', ve hareket' gibi durağan düşünce için böylesine elverişsiz bir şeye ise yalnızca bir yüklem olarak, madde'nin sıfatı olarak katlanmaya hazırdılar." 

Bu, Akimov'un, iskracılara karşı yönelttiği suçlamaya, yani programlarının "proletarya" sözcüğünün yalın isim halini içermediği suçlamasına benzer bir şeydir.[95] Evren hareket halinde maddedir demek ve evren maddesel harekettir demek, işin özünü değiştirmez 

"... Enerjinin bir taşıyıcısı olmak gerekir!" diyor madde yandaşları. "Neden?" diye soruyor Ostwald haklı olarak, "Doğa zorunlu olarak özne ve yüklemden mi oluşmalıdır?" (s. 39.) 

1899 yılında Bogdanov'u hayran eden Ostwald'ın bu yanıtı, bilgiçlikten başka bir şey değildir. Ostwald'a şöyle karşılık verilebilirdi: bizim yargılarımız, zorunlu olarak, elektron ve esirden mi oluşmalıdır? Aslında "özne"nin, maddenin "niteliğinden" zihinsel olarak arındırılması, yalnızca "özne" olarak (yani birincil olarak, hareket noktası olarak, maddeden bağımsız olarak) düşünce felsefesi içine gizlice kabul edilmesi anlamına gelir. Arındırılan "özne" değil, duyumun nesnel kaynağıdır; duyum sözcüğü sonradan ne kılığa sokulursa sokulsun, duyum "özne" olur, yani felsefe, berkeleyciliğe bürünür. Ostwald, bu kaçınılmaz felsefi (idealizm mi, yoksa materyalizm mi) seçeneğini "enerji" sözcüğünü belirsiz bir biçim: de kullanarak başından atmaya çalıştı, ama işte bu çaba, yalnızca bir kez daha bu tür kurnazlıkların yararsızlığım doğruluyor. Eğer enerji hareket ise, güçlüğü öznenin üzerinden  alıp onu yükleme kaydırmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz, yalnızca madde hareket eder mi? sorusu yerine, enerji maddi midir? sorusunu koymuş oluyorsunuz. Enerji dönüşümü, benim zihnimin dışında, insandan ve insanlıktan bağımsız olarak mı yer alır, yoksa enerji dönüşümü yalnız bir fikir, bir simge, saymaca bir işaret vb. midir? "Erkeci" felsefe, bu sorun üzerinde, "yeni" bir terminolojinin yardımıyla eski bilgibilimsel yanılgılarını gizlemek çabasıyla kendini tüketti. 

Erkeciliğin yaratıcısı Ostwald'ın nasıl bir kafa karışıklığına kadar vardığını birkaç örnek bize gösterecektir. Ostwald, Doğal Felsefe Dersleri3 adlı kitabının önsözünde, "madde ve zihin kavramlarının uzlaştırılmasındaki eski güçlüğün, bu her iki kavramın da enerji kavramına indirgenmesi ile kolayca ve kendiliğinden ortadan kalkmış olmasını büyük bir kazanım" olarak gördüğünü belirtiyor. Bu bir kazanım değil, bir kayıptır, çünkü bilgibilimsel incelemelerin (Ostwald ortaya kimyasal bir sorun değil, bilgibilimsel bir sorun attığının doğru dürüst farkında değildir!) idealist doğrultuda mı, yoksa materyalist doğrultuda mı yürütülmesi gerektiği sorununu çözümlemek şöyle dursun, "enerji" teriminin keyfi kullanımı ile büsbütün karmakarışık hale gelmiştir. Kuşkusuz, madde ve zihnin enerji kavramına indirgenmesi, çelişkinin yalnızca laf planında ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanır, ama örneğin gulyabanilere, cinlere inanmadaki saçmalık, bu inanca "erkeci" dememizle ortadan kalkmayacaktır. Ostwald"ın Dersleri'nin 394. sayfasında şunları okuyoruz: "Bütün dış olayların, enerjiler arasında olup biten süreçler olarak gösterilebilmeleri olgusunun en yalın açıklaması, zihinsel süreçlerimizin kendilerinin energetik olmaları ve bu özelliklerini bütün dış görüngülere kabul ettirmeleridir" (aufprägen). Katıksız idealizm: Dış dünyadaki enerji dönüşümünü yansıtan bizim düşüncemiz değildir, ama zihnimizin "özelliğini" yansıtan dış dünyadır! Amerikalı filozof Hibben, Ostwald'ın gerek bu pasajı, gerekse Dersleri'nin benzer bazı metinleri konusunda, çok yerinde olarak, yazarın "burada kantçı kılığında göründüğünü" söylüyor: dış dünyanın görüngülerinin açıklanabilirliği bizim zihnimizin özelliklerinden çıkarılıyor!4

Hibben diyor ki: "Besbelli ki, eğer ilkel enerji kavramını ruhsal görüngüleri de içine alabileceği bir biçimde tanımlarsak, bu artık, bilimsel çevrelerin ve Energetiger'lerin kendilerinin bile kabul ettikleri yalın enerji kavramı olmayacaktır." Enerjinin dönüşümü, doğa bilimleri tarafından insanın zihninden ve İnsanlığın deneyinden bağımsız bir nesnel süreç olarak değerlendirilir; yani enerji dönüşümü, materyalist bir biçimde değerlendirilir. Birçok olayda, hatta olasılıkla, olayların çok büyük bir çoğunluğunda, Ostıvald, kendisi de enerji sözünden maddi hareketi anlar. 

Onun içindir ki, şu ilginç olayın meydana geldiği görüldü: Ostwald'ın öğrencisi Bogdanov, Mach'ın öğrencisi olduktan sonra, Ostwald'ı materyalist bir enerji anlayışını tutarlı bir biçimde savunmadığından ötürü değil, enerjinin materyalist anlayışını kabul ettiğinden (ve hatta zaman zaman onu kendine temel aldığından) ötürü suçlamaya başladı. Materyalistler Ostwald'ı idealizme düştüğü için, materyalizmle idealizmi uzlaştırmaya kalkıştığı için eleştiriyorlar. Bogdanov, Ostwald'ı idealist bir açıdan eleştiriyor. 1906'da şöyle yazmıştı: "... Ostwald'ın atomculuğa karşı, ama bütün öteki noktalarda eski materyalizme çok yakın olan energetiği, içten sempatimi kazanmıştı. Bununla birlikte, kısa zamanda, Ostwald'ın doğal felsefesinde önemli bir çelişki farkettim: bir yandan enerji kavramının salt yöntembilimsel önemini sık sık belirtirken, pek çok durumda yazarın kendisi bu anlayışa bağlı kalmayı başaramıyor. Deneysel olgular arasındaki  karşılıklı ilişkilerin salt simgesi olan enerji, Ostwald'da sık sık deneyin tözü, dünyanın maddesi haline dönüşür." (Ampiryomonizm, kitap IH, s. xvi-xvii.) 

Enerji, salt simge! Bundan sonra, Bogdanov artık istediği kadar, "ampiryosemboleri" Yuşkeviç ile, "Mach öğretisinin sadık öğretilileri" ile, ampiryokritikçiler ve ötekilerle bol bol tartışabilir, tartışma, materyalistlerin gözünde, sarı şeytana inanan adamla yeşil şeytana inanan adam arasındaki tartışmadır. Çünkü önemli olan Bogdanov'u öteki mahçılardan ayıran şey değil, ama onların ortak yanlarıdır: "deney"in ve "enerji"nin idealist yorumu, insan deneyinin kendini uydurmaktan başka bir şey yapmadığı, bilimsel "yöntembilimin" ve bilimsel "energetiğin" kopya etmekle sınırlı kaldıkları nesnel gerçekliğin yadsınması. "O [Ostwald'ın energetiği] dünyanın maddesine kayıtsız kalmaktadır, eski materyalizmle olduğu kadar kamutinselcilik (panpsychisme) ile de tümüyle bağdaşır (s. xvii)... yani felsefi İdealizm mi? Bu karışık energetikten yola çıkan Bogdanov, materyalizmin yoluna değil de idealizmin yoluna sapar. ... "Enerjiyi bir töz gibi sunmak, mutlak atomları çıkartılmış eski materyalizme, var olanın sürekliliğini kabul etmek anlamında düzeltilmiş bir materyalizme geri dönmek demektir." (İbid..) Bogdanov, "eski materyalizm"den, yani doğa bilginlerinin metafizik materyalizminden 1906'da da 1899'dakinden daha fazla anlamadığı diyalektik materyalizme gitmedi, idealizme ve inancılığa gitti, çünkü çağdaş inancılığın bilgili hiç bir temsilcisi, hiç bir içkinci, hiç bir "yeni-eleştirici", "yöntembilimsel" enerji anlayışına, ne de onun "deneysel olgular arasındaki ilişkilerinin salt simgesi" olarak yorumuna bir itirazda bulunmayacaktır. Kafa yapışım daha önceden yeterince tanıdığımız P. Carus'u alınız, göreceksiniz ki, bu mahçı da Ostwald'ı tamı tamına Bogdanov'un eleştirdiği gibi eleştiriyor: "... Materyalizm ve energetik, diye yazıyor Carus, kesinlikle aynı ve tek bir kategori içine  girerler." (The Monist, c. XVII, 1907, nr. 4, s. 536.) "Materyalizm, her şey maddedir, cisimler maddedir, düşünce maddenin bir işlevi olmaktan başka bir şey değildir derken bizi yeterince aydınlatmaz; Profesör Ostwald'ın energetiği, mad de enerjidir ve ruh da bu enerjinin yalnızca bir etkenidir dediğinde, durum hiç de daha iyi bir hale gelmiş olmuyor." (s. 553.) 

Ostvvald'ın energetiği bir "yeni" terminoloji dalgasının nasıl çabucak moda haline geldiğinin iyi bir örneğini veriyor bize, ve gene felsefenin temel sorunlarını ve temel eğilimlerini nasıl çabucak, bir yana atmak için deyimleri birazcık değiştirmenin yeterli olmadığını da gösteriyor. Materyalizm ve İdealizm, (kuşkusuz aşağı yukarı tutarlı bir biçimde) "deney" terimleri içerisinde olduğu kadar "energetik" terimleri vb. içerisinde de açıklanabilirler. Erkeci fizik, şimdiye kadar bölünmez madde parçacıklarının bölünmesi sonucu, ve maddesel hareketin daha önce bilinmeyen biçimlerinin bulunması sonucu maddesiz hareketi kavrama yolunda yeni idealist girişimlerin kaynağı olmaktadır. 

4. MODERN FİZİKTE İKİ AKIM VE İNGİLİZ TİNSELCİLİĞİ


Blogger tarafından desteklenmektedir.