06 Kasım 2017

AMPİRYOKRİTİSİZM HANGİ DOĞRULTUDA GELİŞİYOR?

Materyalizm ve Ampiryokritisizm
Lenin


4. AMPİRYOKRİTİSİZM HANGİ DOĞRULTUDA GELİŞİYOR?

Şimdi, mahçılığın, Mach ve Avenarius'tan sonraki gelişimine bir göz atalım. Gördük ki, onların felsefesi bir türlü yemeğidir, birbirini tutmaz, çelişik bilgibilimsel önermelerden yapılma bir harmandır. Bize, bu felsefenin gelişiminin nasıl ve hangi doğrultuda geliştiğini incelemek kalıyor – ki, bu, bize, yadsınamaz tarihsel olayların tanıklığına başvurarak bazı "tartışmalı" sorunları çözümleme olanağını verecektir. Bu eğilimin felsefi öncüllerinin seçmeciliği ve birbirini tutmazlığı, gerçekten, başka başka yorumlarının yapılmasını ve ayrıntıya değgin ve önemsiz noktalar üzerinde kısır tartışmaları kaçınılmaz kılıyor. Ampiryokritisizm, bununla birlikte, bütün öteki ideolojik eğilimler gibi, canlı, yaşayan, büyüyen ve gelişen bir şeydir ve onun şu ya da bu doğrultuda büyümesi bu felsefenin gerçek özünün ne olduğu konusundaki temel sorunun konmasında uzun boylu kanıtlardan daha elverişli olacaktır. Bir insan hakkında, kendisi için söyledikleri ya da düşündükleri ile değil, yaptıkları ile hüküm verilir. Filozoflar da ("olguculuk", "salt deney" felsefesi, "bircilik" ya da "ampiryomonizm", "doğalcılık fel sefesi" vb. gibi) kendilerine taktıkları etiketlere göre değil de, gerçekte, temel teorik sorunları çözümleyiş tarzlarına, hangi insanlarla uyuşup anlaştıklarına, öğrettiklerine ve kendi öğrencilerine ve öğretililerine ne öğretmiş olduklarına  bakarak yargılanmalıdırlar.

Şimdi bizi ilgilendiren bu noktadır. Mach ve Avenarius, öze değgin olan her şeyi yirmi yıldan fazla bir zaman önce söylediler. Bu zaman suresi içinde, bu "liderler"in onları anlamak isteyenler tarafından ve onların (hiç değilse meslektaşından çok yaşamış olan Mach'ın) kendi yapıtlarının sürdürücüsü saydıkları kimseler tarafından ne tarzda anlaşılmış olduklarının farkedilmemiş olması olanak dışıydı. Açık ve kesin olmak için, yalnız, kendilerinin Mach'ın ve Avenarius'un öğretilileri (ya da yandaşları) olduklarım ileri süren ve Mach'ın kendisinin de onların bu niteliği taşıdıklarını kabul ettiği kimseleri alalım. Böylece bir yazın gariplikleri dermesi değil de, bir felsefe akımı olarak ampiryokritisizmin bir görünümünü elde edeceğiz. 

Mach'ın Duyumların Tahlili'nin Rusça çevirisine önsözünde Hans Cornelius, "tamamen olmasa bile, en azından çok yakın bir yol" izleyen "genç bir araştırmacı" olarak salık veriliyor (s. 4). Mach, Duyumlartn Tahlili'nin metninde de gene "Avenarius'un fikirlerinin özünü ortaya çıkaran ve onları daha da geliştiren" H. Cornelius ve başkalarının "yapıtlarını kıvançla belirtiyor", (s. 48.) H. Cornelius'un Felsefeye Giriş'ini açalım (Almanca baskı, 1903): orada, yazarın Mach ve Avenarius'un izinden yürüme isteğini açıkladığını görüyoruz (s. viii, 32). Tam, hocasından tanınan bir öğrenci var karşımızda. Bu öğrenci de, duyumlar-öğelerle işe başlıyor (s. 17, 24), deneyle sınırlı kalacağını kesin olarak belirtiyor (s. vi), görüşlerini "tutarlı ya da bilgibilimsel" görgücülük olarak niteliyor (s. 335), idealistlerin "tekelciliğini", idealistlerin olduğu kadar materyalistlerin de "dogmacılığını" olabildiğince kararlı bir biçimde mahkûm ediyor (s. 129), felsefesini, insanın kafasında var olan evrenin kabulü derecesine indirgemek olabilecek (s. 123) bir "yanbş anlamayı" bütün gücüyle uzaklaştırmaya çalışıyor, Avenarius, Schuppe ya da Bazarov'dan daha az becerikli olmamak üzere safça gerçekçilikle flört ediyor (s. 125: "Görme algısı ya da başka herhangi bir algı bizim onu bulduğumuz yere, ve sadece bizim onu bulduğumuz yere yerleşmiştir, yani yanlış felsefesinin henüz el atmadığı safça (naïve) bilincin onu yerleştirdiği yere"). Hocasından tanınan bu öğrenci sonuç olarak ölümsüzlüğe ve Tanrıya varıyor. Materyalizm, diye gürlüyor profesör kürsüsündeki bu polis çavuşu, ... yani "modern olgucuların" bu öğrencisi demek istiyoruz, insanı bir otomat yapar. "Onun [materyalizmin -ç.] bizim kararlarımızın özgürlüğüne inancımızla birlikte eylemlerimizin her türlü töresel değerlendirilmesini ve aynı zamanda bizim sorumluluk duygumuzu da yıktığım söylemeye gerek yoktur. Aynı şekilde ölümden sonra da yaşamımızın sürmesi düşüncesine yer yoktur." (s. 116.) Kitap şöyle sonuçlanıyor: Eğitim (kuşkusuz, ahmaklaşmış gençliğin bu bilim adamı tarafından eğitilmesi) sadece eylem için değil, "her şeyden önce" "saygı telkin etmek (Ehrfurcht) için, raslantılara bağlı bir geleneğin geçici değerleri için değil, ama görevin ve güzelliğin yok olmaz değerlerine saygı için, bizdeki ve bizim dışımızdaki tanrısal ilkeye (dem Göttlichen) saygı için gereklidir", (s. 357.) 

Bunu, A. Bogdanov'un şu olumlaması ile karşılaştırınız, Bogdanov'a göre, Mach'ın felsefesinde, bu felsefenin bütün "kendinde-şeyi" yadsıması nedeniyle, Tanrı, özgürlük, irade, ruhun ölümsüzlüğü fikirlerine kesinlikle hiç bir yer olmaz (italikler Bogdanov'undur) ve olamaz. (Duyumların Tahlili, s. xii.) Oysa Mach, aynı kitapta (s. 293), "Mach felsefesi diye bir şey olmadığını" İfade ediyor ve yalnız içkincileri değil, aynı zamanda, Avenarius'un fikirlerinin derinliğine inebilmiş olarak Cornelius'u salık veriyor! Demek ki, önce Bogdanov "Mach felsefesini", inancılığın kanadı altına sığınmakla sınırlı kalmayan, ama sonuç olarak inancılığa varan bu eğilimi kesin olarak hiç bilmiyor, ikinci olarak, Bogdanov, felsefe tarihini de kesin olarak hiç bilmiyor, çünkü bu fikirlerin yadsınmasını, bütün kendinde-şeyin yadsınması ile  karıştırmak, felsefe tarihi ile alay etmektir. Bogdanov, tutarlı Hume yandaşlarının bütün kendinde-şeyi yadsımakla birlikte tam bu fikirlere yer vermelerine karşı çıkmayacak mıdır? Bogdanov, bütün kendinde-şeyi yadsıyarak bu fikirlere yer veren öznel idealistlerden sözedildiğini duymadı mı? Bu fikirlere, bir tek felsefede, algılanan varlıktan başka bir şeyin var olmadığını, evrenin hareket halindeki madde olduğunu, dış dünyanın, hepimizin tanıdığı fiziksel dünyanın tek nesnel gerçeklik olduğunu öğreten bir felsefede, yani materyalist felsefede "yer bulunamaz". İşte bunun için, kesinlikle bunun içindir ki, Mach'ın salık verdiği içkinciler, Mach'ın öğrencisi Cornelius ve genel olarak bütün çağdaş profesörce felsefe, materyalizme karşı savaş açmıştır. 

Cornelius'un bu patavatsızlığı kendilerine gösterildikten sonradır ki, mahçılarımız Cornelius'u yokumsamaya başladılar. Bu yokumsama bir değer taşımıyor elbette. "Kulağı bükülmemişe" benzeyen Friedrich Adler, sosyalist bir dergide bu Cornelius'u salık veriyor (Der Kampf, 1908, S, s. 235: "kolaylıkla okunan ve en iyi övgülere değer bir yapıt"). Mach'ın öğretisi, böylece, hile ile, açıkça gerici filozofları ve inancılık vaizlerini işçilerin akıl hocaları arasına sokuyor! 

Petzoldt, Cornelius'un yanlışlığının farkına varmak için uyarılmaya gereksinme göstermedi, ama onun bu yanlışla savaşma tarzı bir incidir! Dinleyin bakın: "Dünyanın zihinsel bir tasarım olduğu iddiası [idealistlerin ileri sürdükleri gibi, şaka değil!], ancak, evren, konuşan ya da konuşanların [düşüncelerini ifade edenlerin] zihinsel tasarımıdır denmek istendiğinde bir anlam taşır, yani onun varlığı yalnızca bu kişi ya da kişilerin düşüncesine bağlıdır: evren, yalnız bu kişi onu düşündüğü ölçüde vardır, düşünmediği zaman da yoktur. Biz, tersine, dünyayı, şu ya da bu kişinin ya da bir grup kişinin düşüncesine değil ve hatta daha iyi, daha açık söylemek istersek, düşünce edimine değil, her ne olursa olsun edimsel bir düşünceye de değil, ama genellikle bir  düşünceye, yalnız mantıksal olan bir düşünceye bağımlı kılıyoruz. İdealist bu iki görüşü karıştırıyor, bunun da sonucu, Cornelius'ta gördüğümüz gibi bilinemezci bir ‘yarı-tekbencilik'tir." (Einführung in die Philosophie der reinen Erfahrung, II, s. 317.) 

Stolyipin, cabinets noirs'in[70] varlığını yalanladı! Petzoldt idealistleri toz ediyor, ama şaşılır ki, bu ezici idealizm çürütmesi, idealistlere idealistliklerini daha ustaca gizlemeleri için verilmiş bir öğüde benziyor. Dünyanın insanın düşüncesine bağlı olduğunu söylemek, idealist bir yanılgıdır. Dünyanın genel olarak düşünceye bağlı olduğunu söylemek, modern olguculuktur, eleştirel gerçekçiliktir, tek sözcükle, burjuva şarlatanlığıdır! Eğer Cornelius bilinemezci bir yarı-tekbenci ise, Petzoldt da tekbenci bir yarı-bilinemezcidir. Oturup bit kırıyorsunuz baylar! 

Devam edelim. Bilgi ve Yanılgı'nın ikinci baskısında Mach şöyle diyor: "Bütün temel noktalarına imzamı atabileceğim [Mach'in görüşlerinin] sistematik bir açıklaması, Profesör Dr. Hans Kleinpeter tarafından verilmektedir." (Die Erkenntnistheorie der Naturforschung der Gegenwart, Leipzig 1905.) İki numaralı Hans'ı alalım. Bu profesör, Mach öğretisinin yeminli bir propagandacısıdır: Mach'ın anlayışları üzerine Alman ve ingiliz felsefe dergilerinde yaygın bir sürü makalenin yazarıdır, Mach tarafından onaylanan ve önsöz yazılan çevirilerin çevirmenidir, bir sözcükle "usta"nın sağ koludur, işte fikirleri: "... benim bütün deneyim [dış ve iç], benini bütün düşüncem, bütün özlemlerim, bana fiziksel bir süreç biçiminde, benim bilincimin bir parçası olarak verilmişlerdir." (Op. cit, s. 18.) "Bizim fiziksel diye adlandırdığımız şey, fiziksel öğelerden oluşmuştur." (s. 144.) "öznel kanı, nesnel kesinlik (Gewissheit) değil, her türlü bilimin ulaşılabilecek tek ereğidir" (s. 9, italikler şu gözlemi yapan Klcinpeter'indir: "Bu, Kant'ın aşağı yukarı Pratik Aklın Eleştirisi yapıtında söylediği şeydir.") "Bizimkinden başka  bilinçlerin varlığı varsayımı, hiç bir zaman deney tarafından gerçeklenemez, dogrulanamaz." (s. 42.) "Genel olarak, benim dışımda başka Ben'ler olup olmadığını ... bilmiyorum." (s. 43.) § 5'te: "Bilinçte eylem (kendiliğindenlik)", otomat-hayvanda zihinsel tasarımların birbirini izlemesi, salt mekanik bir biçimde gerçekleşir. Bu, düş gördüğümüzde, bizim için de geçerlidir. "Normal durumda bizim bilincimiz özü bakımından farklıdır. Bilincimiz onlarda [otomatlarda] bulunmayan ve belki de en azından otomatlık sözüyle kolayca açıklanamayacak olan bir özelliğe sahiptir: şu bizim Ben'imizin kendiliğindenliği denilen şey. Her insan kendi bilinç durumlarını kendinden ayırabilir, onları yönetebilir, onları daha açık bir biçimde öne çıkartabilir ya da arka plana itebilir, onları tahlil edebilir ve onların farklı bölümlerini birbiriyle karşılaştırabilir vb.. Bu bir deneyin [dolaysız] bir olgusudur. Bizim Ben'imiz, aslında, bilinç durumlarının tümünden ayrıdır ve bu, tüme eşit kılınamaz. Şeker, karbon, hidrojen ve oksijenden oluşur; eğer biz şekere bir ruh maletseydik, bu ruh da, benzeşimle, hidrojen, oksijen ve karbon parçacıklarının iradeli hareketini yöneltme yetisine sahip olacaktı." (s. 29-30.) 

Ama § 4'ü izleyen bölümün başlığı şöyle: "Bilme edimi bir irade edimidir (Willenshandlung)". "Benim bütün ruhsal izlenimlerimin iki geniş temel grup altında bölünebilirliğine, kesin olarak konmuş bir şey gözüyle bakılmalıdır: zorunlu edimler ve gönüllü edimler. Dış dünyanın bütün izlenimleri birinci gruba aittir." (s. 47.) "Bir tek ve aynı olgular alanında birçok teori kurulabilir ... bu, fizikçilerce çok iyi bilinen bir olgu olduğu kadar, herhangi bir mutlak bilgi teorisinin öncülleri ile bağdaşamaz bir olgudur da. Bu olgu, bizim düşüncemizin gönüllü niteliğine bağlıdır; bu, irademizin dış koşullara bağlı olmadığı anlamına da gelir." (s. 50.) 

Şimdi, Mach'ın kendisi, Kleinpeter gibi bir kişiyi salık verirken, Mach'in felsefesinde "serbest iradeye kesinlikle  hiç bir yer bulunmadığım" iddia edişinde Bogdanov'un ne denli cesur olduğuna varın siz karar verin! Daha önce de gördük ki, Kleinpeter ne kendi idealizmini, ne de Mach'ınkini gizlemeye çalışıyor. 1898-99'da şöyle yazıyordu: "Hertz, bizim anlayışlarımızın niteliği konusunda [Mach'ınkilerle] aynı öznel görüşleri açıklıyor. ... Mach ve Hertz'in idealizm açısından bizim anlayışlarımızın yalnız birkaçının değil, ama tümünün ve bu anlayışlar arasındaki ilişkilerin öznel kökenini vurgulamak onuru Maclı ve Hertz'e [Kleinpeter'in burada ünlü fizikçiyi işin içine karıştırmaya hakkı var mıdır, yok mudur, bunu daha ilerde inceleyeceğiz] aitse de, görgücülük açısından, düşünceden tümüyle bağımsız bir karar yeri olarak yalnızca deneyin, anlayışımızın doğruluğu sorununu çözebileceğini kabul ettiklerinden ötürü daha az onura sahip değillerdir." {Archiv für systematische Philosophie, c. V, 1898-1899, s. 169-170). Kleinpeter, 1900'de, Kant ve Berkeley'i Mach'tan ayıran her şeye karşın şöyle yazıyordu: "Kant ve Berkeley ... herhalde, doğa bilimlerinde egemen olan ve Mach'ın saldırılarının başlıca hedefi olan metafizik görgücülükten [yani materyalizmden! Herr profesör, şeytanı adıyla çağırmaktan sakınıyor!] daha çok Mach'a yakındılar." (Op. cit., c. VI, s. 87). 1903'te de şöyle yazıyordu: "Berkeley'in ve Mach'ın hareket noktaları çürütülemez." "Mach, Kant'ın yapıtını taçlandırır." (Kant studien, c. VIII, 1903, s. 314, 274.) Mach, Duyumların Tahlili'nin Rusça çevirisine yazdığı önsözde, "aynı yolu izlemese bile en azından ona çok yakın bir yol izleyen" T. Ziehen'i de anıyor. Profesör T. Ziehen'in Psikofizyolojik Bilgi Teorisi (Psychophysiologische Erkenntnistheorie Jena 1898) kitabını açalım. Burada, yazarın, daha kitabın başından Mach, Avenarius, Schuppe ve ötekilerinin hepsine başvurduğunu görüyoruz. Öğretmeninden tanınan bir başka öğrenci daha. Ziehen'in "en son" teorisi şudur: "gerçek nesnelerin duyumlarımızı uyardığı"na inanma yetisinde olanlar yalnızca "ayaktakımı"dır (s. 3), ve "bilgi teorisinin  giriş kapısı üzerinde Berkeley'in şu sözlerinden başka bir yazıt bulunamaz: ‘Dış nesneler kendi kendilerinde değil, ama bizim zihnimizde vardır!' " (s. 5). "Bize verilmiş olan duyumlar ve tasarımlardır. Birinciler de, ikinciler de ruhsaldırlar. Ruhsal-olmayan sözcüğü, anlamdan yoksun bir sözcüktür." (s. 100.) Doğanın yasaları maddi cisimler arasındaki ilişkiler değil, "indirgenmiş duyumlar arasındaki" ilişkilerdir (s. 104: bu "yeni" kavram –"indirgenmiş duyumlar"– Ziehen'in berkeleyciliğinin bütün özgünlüğünü meydana getirir!). 

Petzoldt, daha 1904'te Giriş'inin II. cildinde (s. 298-301), Ziehen'i idealist olarak reddetmişti. 1906'da Petzoİdt zaten listesinde Cornelius, Kleinpeter, Ziehen ve Verworn'u idealistler ya da psikomonistler listesine sokmuştu; (Das Weltproblem von positivischen Standpunkte aus, s. 137, dipnot.) Bütün bu sayın profesörlerin "Mach ve Avenarius'un görüşlerini" yorumlamalarında gördüğünüz gibi bir "yanlış anlaşılma" vardır. (İbid,.) 

Zavallı Mach ve Avenarius! Yalnız düşmanları tarafından yöneltilen idealizm ve "hatta" (Bogdanov'un ifade ettiği gibi) tekbencilik iftirasıyla karşı karşıya kalmadılar, aynı zamanda, öz dostları, öğretilileri ve izleyicileri uzman profesörler de, öğretmenlerini idealist anlamda yanlış anladılar. Eğer ampiryokritisizın, idealizm doğrultusunda gelişiyorsa, bu, hiç de onun Berkeley'den alınma karmakarışık postulatlarının yanlışlığını tanıtlamaz. Tanrı bizi korusun böyle bir sonuçtan! Burada yalnız Nozdrev-Petzoldt[71] beğenisinde önemsiz bir "yanlış anlama" vardır, başka bir şey değil. 

Ama burada en komik olanı, belki de bu masumluk ve saflık bekçisi Petzoldt'un ilkin, Mach ve Avenarius'u bir "mantıksal önsçi" ile "tamamlamış" olması, sonra da, onları inancılığın kılavuzluğunda W. Schuppe ile birleştirmesidir. 

Eğer Petzoldt, Mach'ın İngiliz yandaşlarını tanımış olsaydı, (bir "yanlış anlaşılma" yüzünden) idealizmin içine düşmüş mahçılar listesini önemli ölçüde genişletmek zorunda kalırdı. Daha önce Mach'ın çok övdüğü tutarlı bir idealist olarak Karl Pearson'ın adını anmıştık. Pearson hakkındaki fikirlerini aynı biçimde açıklayan iki "iftiracı"nın değerlendirmelerini de aktaralım. "Profesör K. Pearson'ın öğretisi, Berkeley'in gerçekten büyük öğretilerinin bir yankısıdır ancak." (Howard V. Knox, Mind, c. VI, 1897, s. 205.) "Bay Pearson, hiç kuşku edilmesin, sözcüğün en katıksız anlamıyla bir idealisttir." (Georges Rodier, Revue Philosophique[72]1888, II, c. 26, s. 200.) Mach'ın kendi felsefesine çok "yakın" gördüğü (Duyumların Tahlili, s. 8), İngiliz idealisti William Clifford, Mach'ın bir öğretilisinden çok, bir öğretmeni olarak kabul edilmelidir, çünkü Clifford'un felsefi yapıtları geçen yüzyılın yetmişlerinde yayınlandı. Burada, "yanlış anlaşılma" Mach tarafından yaratılmıştır, Mach 1901'de Clifford'un öğretisindeki idealizmi "farkedememiş"tir; bu öğretiye göre, evren "zihinsel bir tözdür" (mindsluff), "toplumsal bir nesnedir", "en yüksek düzeyde örgütlenmiş bir deneydir", vb.13 Alman mahçılarının şarlatanlıklarının niteliğini ortaya koymak için, Kleinpeter'in 1905'te bu idealisti "modern bilimin bilgibilimi"nin kurucusu mertebesine yükselttiğini belirtmek yeter! 

Mach, Duyumların Tahlili'nin 284. sayfasında (budizmin ve Mach öğretisinin) "soyundan" Amerikan filozofu P. Carus'un sözünü ediyor. Carus, kendisini, Mach'ın "hayranı ve kişisel dostu" diye tanıtıyor; Carus, Chicago'da The Monist[73] adında felsefi bir dergi ve The Open Court[74]) adında din propagandasına ayrılmış küçük bir gazete çıkarıyor. "Bilim, bir tanrısal vahiydir" diyor bu popüler küçük gazetenin yazarları, ve bunlar, bilimin kilisede "dinde doğru ve iyi ne varsa" onları alıkoyacak bir düzeltme yapılabileceği konusundaki düşüncelerini açıklıyorlar. Mach, Monİst'in düzenli bir  yazarıdır ve orada en son yapıtlarından bölümler yayınlamaktadır. Carus, Mach'ı "birazcık" Kant'vari düzeltiyor ve Mach'ın "bir idealist ya da daha iyisi bir öznelci" olduğunu söylüyor. Carus, aynı zamanda, aralarındaki İkincil ayrılıklara karşın, "Mach ve ben, aynı biçimde düşünüyoruz" demektedir.14 Bizim birciliğimiz, diyor Carus, "ne materyalist, ne tinselci, ne de bilinemezcidir; yalnızca ve yalnızca tutarlı olmak demektir ... deneyi temel olarak alır ve onu, deneyin ilişkilerinin sistematik biçimlerinde yöntem olarak kullanır" (A. Bogdanov'un Ampiryomonizra'i, bu noktada, açıkça aşırılmıştır!) Carus'un sloganı şudur: "Bilinemezcilik değil, pozitif bilim; gizemcilik değil, aydınlık düşünce; doğaüstücülük değil, materyalizm değil, birci dünya anlayışı; dogma değil, din; öğreti olarak değil, ama ruhsal durum olarak iman (not creed, but faith)." Carus, bu sloganlara uygun olarak harfi harfine İncil'i yadsıyan ama "bütün gerçeğin tanrısal olduğu ve Tanrının kendini tarihte olduğu gibi bilimde de ortaya koyduğu" konusunda direnen bir "yeni tanrıbilim", bir "bilimsel tanrıbilim" ya da theonomie15 öğütlemektedir.16 Şunu da eklemek gerekir ki, Kleinpeter, daha önce değinilen modern bilimin bilgi teorisi kitabında, Carus'u, Ostwald, Avenarius ve içkincilerle birlikte salık verir (s. 151-152). Haeckel bircilerin birliği üzerine tezlerini yayınladığı zaman, Carus, ona şiddetle karşı çıktı: her şeyden önce Haeckel, "bilimsel felsefe ile tamamıyla bağdaşabilir olan" önselciliği reddetmekle yanılıyor; İkincisi, Carus, Haeckel'in "serbest irade olanağım dıştalayan" belirlenimci öğretisine karşı çıkıyor; üçüncü olarak, Haeckel, "kiliselerin gelenekçi tutuculuğuna karşı, doğalcının tekyanlı görüşünü vurgulamakla" yanılmaktadır.  "Böylece, Haeckel, mevcut kiliselerin dogmalarının yeni ve daha doğru bir yoruma yönelik daha yüksek bir gelişme göstermelerine sevineceği yerde, onların bir düşmanı olarak görünüyor. ..." (İbid., c. XVI, 1906, s. 122.) Carus'un kendisi de kabul etmektedir ki, "dinin tümünü hurafe olarak suçlamakta onların korosuna katılmadığım için beni suçlayan birçok serbest-düşünceli kişilere gerici olarak görünmekteyim." (s. 335.) 

Halkı din afyonu ile uyutma işine girişen Amerikalı edebiyat düzenbazları çetesinin bir elebaşısı ile karşı karşıya bulunduğumuz apaçık ortada. Önemsiz bir "yanlış anlaşılma" sonucu, Mach ve Kleinpeter, açıkça bu çeteye katılmışlardır. 

5. A. BOGDANOV'UN "AMPİRYOMONİZM"İ