17 Mart 2019

DİYALEKTİK VE EKLEKTİZM. "OKUL" VE "AYGIT"

BİR KEZ'DAHA SENDİKALAR, MEVCUT DURUM, TROÇKİ VE BUHARİN YOLDAŞLARIN HATALARI ÜZERİNE'

Lenin

DİYALEKTİK VE EKLEKTİZM.  "OKUL" VE "AYGIT"

Buharin yoldaşın son derece önemli sayısız özelliğinden biri, teori alanındaki yeteneği ve her sorunda sorunun teorik köklerinin izini sür­me merakıdır. Bu son derece değerli bir özelliktir, çünkü insan, hata­nın hatayı işleyendeki teorik köklerini, onun da bilinçle kabul ettiği ilkelerden hareketle ortaya çıkarmazsa, hiçbir hatayı, bu arada hiçbir politik hatayı da tam olarak anlayamaz. 

Sorunu teorik olarak derinleştirme çabasına uygun olarak Buharin yoldaş eğer daha erken değilse 30 Aralık'taki tanışmayla, kavgayı be­lirtilen bölgeye naklediyor.
"Ne politik, ne de ekonomik etmen in gözardı edilemeyeceği sanı­rım hiç tartışma götürmez --diyor 30 Aralık'ta Buharin yoldaş-, ve burada 'tampon' fraksiyonu ya da onun ideolojisi olarak adlandırılan şeyin teorik özü budur. .. " (s. 47)
Buharin yoldaşın burada işlediği hatanın teorik özü, politikayla ekonomi arasındaki (Marksizmin bize öğrettiği) diyalektik ilişkinin yerine eklektizmi geçirmesidir. "Hem biri, hem diğeri", "bir yandan, öte yandan" - Buharin'in teorik konumu budur. İşte budur eklektizm. Diyalektik, karşılıklı ilişkileri somut gelişmeleri içinde bütün yönleriy­le dikkate almayı gerektirir, bir parça şundan, bir parça bundan almayı değil. Politika ve ekonomi örneğinde bunu gösterdim.

"Tampon" örneğinde de bu aynı şekilde tartışma götürmez. Parti treni eğik düzlemde bir felakete doğru yol alıyorsa, tampon yararlı ve gereklidir. Bu tartışma götürmez. Buharin "tampon" görevini önüne eklektik biçimde koymuş ve bir parça Zinovyev 'den, bir parça Troç­ki 'den almıştır. "Tamponcu" olarak Buharin, taraflardan birinin ya da diğerinin nerede, ne zaman, nasıl bir hata, teorik bir hata, siyasi den­sizlik hatası ya da bir konuşmada fraksiyoncu nitelikte bir hata ya da abartma hatası vs. yaptığını bağımsızca saptamalı ve bu türden her ha­taya bütün gücüyle saldırmalıydı. Buharin bir "tampon"un bu görevi­ni kavramamıştır. İşte buna çarpıcı bir kanıt ;

Tsektran (Demiryolcular ve Gemi İşçileri Birliği Merkez Komite­si) Petrograd Bürosu komünist fraksiyonu -Troçkiye sempati besle­yen ve "üretimde sendikaların rolü temel sorununda Troçki ve Buharin yoldaşların pozisyonlarının, bir ve aynı bakış açısının varyasyonları olduğu"nu ısrarla açıklayan bir örgüt-, Buharin yoldaşın 3 Ocak 1921 'de Petrograd'da sunduğu ikinci raporu Petrograd'da broşür ola­rak yayınladı (N. Buharin: "Sendikaların Görevleri Üzerine", P. 1921). Bu ikinci raporda şunu okuyoruz: 
Troçki yoldaşın ilk baştaki formülasyonu, sendika yönetimleri­ nin görevden alınması, uygun yoldaşların seçilmesi vs. şeklindeydi, hatta daha önceleri 'sarsma' görüşünü temsil etti, fakat şimdi bundan vazgeçmiştir; ve bu nedenle Troçki yoldaşa karşı argüman olarak 'sarsma'yı getirmek kesinlikle saçmadır" (s.5).
Bu anlatımın sayısız olgusal yanlışlarına girmeyeceğim. (Troçki "sarsma" sözcüğünü 2-6 Kasım arasında yapılan V. Tüm-Rusya Sen­dikalar Konferansı'nda kullandı. "Yönetici personelin seçimi"nden ise, 8 Kasım'da MK'ya sunduğu tezlerinin beşinci maddesinde sözetti; ge­çerken belirteyim ki bu tezler Troçki'nin bazı yandaşları tarafından bildiri olarak yayınlanmıştır. 

Troçki 'nin 25 Aralık tarihli "Sendikaların Rolü ve Görevleri" adlı tüm broşürü, daha önce belirttiğim aynı dü­şünce tarzıyla, aynı ruhla doludur. Onun bundan "vazgeçtiği"ni nerede ve nasıl gösterdiği ise hiç belli değil.) Benim konum şu an farklı. "Tampon" eklektikse, bir hatayı görmezden gelir, diğerinden sözeder; Moskova'da, Rusya'nın her yerinden binlerce RKP fonksiyoneri önün­de 30 Aralık 1920'de işlenen hatadan sözetmez, ama 30 Ocak 1921 'de Petrograd'daki hatadan sözeder. "Tampon" diyalektikse, her iki tarafta ya da bütün taraflarda bulduğu her hatanın üzerine bütün gücüyle gi­der. Fakat Buharin işte bunu yapmıyor. Troçki'nin broşürünü sarsma politikası bakış açısından tahlil etmeye bile çalışmıyor. Onun hakkın­da sadece susuyor. Tampon böyle bir rol oynadığında herkesin gül­mesine şaşmamak gerekir. 

Devam edelim. Buharin'in Petrograd'daki aynı konuşmasında sayfa 7'de şunları okuyoruz.
"Troçki yoldaşın hatası, komünizm okulu etmenini yeterince sa­vunmamasıdır."
30 Aralık'taki tartışmada Buharin şu değerlendirmede bulunur:
"Zinovyev yoldaş sendikaların komünizmin bir okulu olduğunu söyledi, Troçki ise sendikaların üretimi yönetmek için idari-teknik bir aygıt olduğunu ifade etti. Ben onun ya da bunun doğru olmadığım ka­nıtlayabilecek hiçbir mantıki neden göremiyorum: iki tez de, bunların kombinasyonu da doğrudur" (s. 48).
Aynı düşünce Buharin ve "grubu"nun ya da "fraksiyonu"nun 6. tezinde vardır: 
" ... Onlar (sendikalar) bir yandan 'komünizmin okulu'dur. .. öte yandan -hem de artan ölçüde- ekonomi aygıtının ve devlet iktidarı aygıtının bir bileşenidir. .. " ("Pravda", 16 Ocak)
Buharin yoldaşın temel teorik hatası, Marksist diyalektiğin yerine (çeşitli "moda" ve gerici felsefi sistemlerin yazarları arasında son de­rece yaygın olan) eklektizmi koyması buradadır işte. 

Buharin yoldaş "mantıki" nedenlerden sözediyor. Tüm değerlen­dirme tarzı, onun burada -belki de bilmeden- diyalektik ya da Marksist mantığın bakış açısında değil, biçimsel ya da skolastik mantı­ğın bakış açısında durduğunu gösteriyor. Bunu açıklamak için son de­rece basit, bizzat Buharin yoldaşın aktardığı bjr örnekle başlamak. isti­yorum. 30 Aralık'tak.i tartışmada şöyle diyordu:
"Yoldaşlar, burada yapılan tartışmalar çoğunuzda belki de şu izle­nimi bırakıyor: İki insan geliyor ve kürsüdeki bardağın ne olduğunu soruyor birbirlerine. Biri şöyle diyor: Bu bir cam silindirdir, aksini söyleyene lanet olsun! İkincisi ise şöyle diyor: Bardak bir içecek kabı­dır, aksini söyleyene lanet olsun!" (s. 46) 
Okurun göreceği gibi Buharin bu örnekle bana tekyanlılığın zarar­larını popüler biçimde açıklamak istemişti. Bu aydınlatmayı teşekkür­ler, kabul ediyorum ve minnettarlığımı fiilen kanıtlamak için, diyalek­tikten farklı olarak eklektizmin ne olduğunu popüler bir açıklamayla yanıtlıyorum. 

Bardak, tartışmasız hem bir cam silindir, hem de bir içecek kabı­dır. Fakat bir bardağın sadece bu iki özelliği ya da niteliği ya da yanı değil, sonsuz sayıda başka özellikleri, nitelikleri, yanları, kendisi dışın­daki dünyayla karşılıklı ilişkileri ve "aracılıkları" vardır. Bardak ağır bir nesnedir, atma aracı olarak kullanılabilir. Bardak, baskılık olarak ,yakalanmış bir kelebek için muhafaza olarak hizmet edebilir. Bardak içinden bir şeyler içmeye uygun olup olmamasından, camdan yapılmış olup olmamasından, silindir biçiminde olup olmamasından vs. tama­men bağımsız olarak üzerinde sanatsal bir oyma ya da resim olan bir nesne olarak bir değere sahip olabilir. 

Devam edelim. İçme kabı olarak. bir bardağa ihtiyacım varsa, bi­çiminin silindirik olup olmamasının, gerçekten camdan yapılmış olup olmamasının hiçbir önemi yoktur, buna karşılık çatlak olmaması, kul­lanırken insanın dudağını yaralamaması vs. önemlidir. Fakat bir şey içmek için değil de herhangi bir cam silindirin kullanılabileceği her­hangi bir iş için bir bardağa ihtiyacım varsa, benim için dibi çatlak, hatta dipsiz bile olabilir vs. 

Okullarda yeterli görülen (ve alt sınıflar için ---değişikliklerle­ yeterli görülmesi zorunlu) biçimsel mantık biçimsel tanımlamaları alır ve kendisine en olağan olanı ya da en sık göze çarpanı kılavuz alır ve bununla yetinir. Buna karşılık iki ya da daha çok sayıda tanımlamayı alır ve bunları tamamen rastlantısal biçimde (hem cam silindir, hem de su kabı) birleştirirseniz, sadece nesnenin çeşitli yanlarına işaret eden eklektik bir tanım elde edersiniz. 

Diyalektik mantık, bunun ötesine geçmemizi talep eder. Bir nes­neyi gerçekten tanımak için onun bütün yanlarını, bütün ilişkilerini ve "aracılıkları"nı kavramak ve araştırmak gerekir. Buna hiçbir zaman tam olarak ulaşamayız, fakat çok yanlılık talebi bizi hatalardan ve ka­lıplaşmaktan korur. Bu birincisi.

İkincisi, diyalektik mantık, nesneyi gelişimi içinde, (Hegel'in zaman zaman söylediği gibi) "kendi hareke­ti" içinde, değişimi içinde ele almayı gerektirir. Bir bardakta bunu gör­mek hemen o kadar kolay değil, fakat buna rağmen bardak da değiş­meden kalmıyor, özellikle de onun amacı, kullanımı, çevreyle ilişkisi değişiyor. 

Üçüncüsü, bir nesnenin tam "tanımı"na gerek hakikatin öl­çütü olarak gerekse de bir nesnenin insanın ihtiyacı olan şeyle ilişkisi­nin pratik determinantı olarak tüm insan pratiği girmelidir. 

Dördüncü­sü, diyalektik mantık Plehanov'un Hegel'e atfen söylemeyi sevdiği gibi "soyut gerçek olmadığını, gerçeğin her zaman somut olduğu"nu öğ­retir. (Parantez içinde genç parti üyelerine Plehanov'un felsefe üzerine yazdıklarını incelemeden -evet incelemek-bilinçli, gerçek bir ko­münist olunamayacağını belirtmenin yerinde olacağı görüşündeyim, çünkü bu tüm uluslararası Marksist literatür içinde en iyisidir*.) 
* Ayrıca, birincisi Plehanov'un yapıtlarının şimdi çıkmakta olan baskısın­da felsefe üzerine bütün makalelerin, son derece ayrıntılı bir fihrisrle vs. ayrı bir ciltte ya da ciltlerde toplanması isteğini belirtmekten kendimi alamıyorum. Çünkü bu komünizmin eğitim kitaplarının zorunlu dizisine alınmalıdır. lkindsi, görüşümce işçi devleti, felsefe profesörlerinden, Plehanov' un Marksist felsefeyle ilgili açıklamalarını bilmelerini ve öğ­rencilerine bu bilgiyi verebilmelerini talep etmelidir. Ne var ki bütün bunlarla "propaganda" dan "yönetme"ye sapmış oluyoruz.

Elbette diyalektik mantık kavramını en küçük ayrıntısına kadar ele almıyorum. Fakat şimdilik bu kadarı yeter. Artık bardaktan sendi­kalara ve Troçki 'nin platformuna geçebiliriz. 

"Bir yandan okul, diğer yandan aygıt" diyor Buharin ve bunu tez­lerine yazıyor. Troçki'nin hatasının "okul etmenini yeterince savunma­ması" olduğunu söylüyor ... , Zinovyev'de ise aygıt "etmeni" aksıyor. 

Buharin'in bu değerlendirme biçimi neden cansız ve içeriksiz bir eklektizmdir? Çünkü Buharin'in, hem mevcut kavganın bütün tarihini (Marksizm, yani diyalektik mantık bunu mutlaka gerektirir), hem de soruna yaklaşımı, sorunun ortaya konuşunu-ya da sorunun konulu­şunun bütün yönlerini-verili zamanda verili somut koşullar altında bağımsızca, kendi bakış açısından hareketle tahlil etme yönünde en ufak bir çabası yok. Buharin'de böyle bir çabadan eser yok! En ufak bir somut inceleme yapmadan, salt soyutlamalara kalkışıyor ve bir par­ça Zinovyev'den, bir parça Troçki'den alıyor. Bu eklektizmdir. 

Bunu daha çarpıcı biçimde açıklamak için bir örnek almak istiyorum. Ben (Sun-Yat-Sen'in iki, üç makalesi ve yıllar önce okuduğum birkaç kitap ve gazete makalesi dışında) Güney Çin isyancıları ve dev­rimcileri hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Orada ayaklanmalar olduğuna göre, ayaklanmanın bütün ulusu etkisi altına alan son derece şiddet­li bir sınıf mücadelesinin ürünü olduğunu söyleyen bir Çinliyle, ayak­lanmanın bir sanat olduğunu söyleyen bir Çinli arasında büyük ihti­malle anlaşmazlıklar vardır. 

Daha fazla şey bilmeden, Buharin'inki gi­bi tezler kaleme alabilirim: "Bir yandan ... diğer yandan", Birinin sanat "etmeni"ni, diğerinin "şiddet etmeni"ni yeterince dikkate almadığını söyleyebilirim vs. Bu cansız ve içeriksiz eklektizm olurdu, çünkü mevcut kavganın, mevcut sorunun, bu soruna mevcut yaklaşım tarzı­nın somut incelemesi yoktur. 

Sendikalar, bir yandan okul, diğer yandan aygıt, üçüncü yandan emekçilerin örgütü, dördüncü yandan neredeyse sadece sanayi işçileri­nin örgütü, beşinci yandan sanayi dallarına göre bir örgüttür* vs. vs. 

*Geçerken, Troçki burada da bir hata yapıyor. Sanayi birliğinin sanayiyi kendi eline alacak bir birlik anlamına geldiğini sanıyor. Bu doğrıı değil. Sanayi birliği işçilerin sanayi dallarına göre örgütlenmesi demektir, ve (gerek Rusya' da, gerekse de bütün dünyada) teknik ve kütürün mevcut seviyesinde bu kaçınılmazdır.


Sorunun ya da nesnenin üçüncü, dördüncü, beşinci vs. yanını değil de, neden ilk iki yanını ele almak zorunda olduğunu kanıtlamak için Buharin'de herhangi bir argümantasyonun, herhangi bir bağımsız tahlilin izi bile yok. O nedenle Buharin grubunun tezleri de baştan sona eklek­tik bir sıfırdır. Buharin, "okul" ve "aygıt"ın karşılıklı ilişkisi sorununu temelden yanlış, eklektik biçimde koymaktadır. 

Bu sorunu doğru koymak için boş soyutlamalardan, somut, yani verili tartışma konusuna geçmek gerekir. Bu kavgayı ister V. Tüm­ Rusya Sendikalar Konferansı'nda ortaya çıktığı gibi, isterse de Troç­ki'nin 25 Aralık tarihli platform broşüründe,ortaya attığı ve kitabına uydurduğu gibi ele alın, Troçki'nin tüm yaklaşımının, tüm yönelimi­nin yanlış olduğunu göreceksiniz. 

Troçki, gerek "Sovyet sendikacılık" sorunu ortaya atıldığında, gerek genel olarak üretim propagan­dasından sözedildiğinde, gerekse de sorun Troçki'nin koyduğu gibi birleşme sorunu, sendikaların üretimin yönetimine katılması sorunu olarak konduğunda, sendikaların okul olarak değerlendirilmesi gerek­tiğini ve değerlendirilebileceğini kavramamıştır. Bu son sorunda da Troçki 'nin platform broşüründe ortaya konduğu haliyle hata, sendikaların üretimin idari-teknik yönetim okulu olduğunu kavramamakta yatmaktadır. "Bir yandan okul, diğer yandan başka bir şey" değil, bu­günkü kavgada Troçki 'nin sorunu ortaya koyuş tarzıyla, bütün yanlarıyla değerlendirildiğinde, sendikalar bir okuldur, bir birleşme oku­lu, bir dayanışma okulu, bir çıkarlarını savunma okulu, bir ekonomiyi sevk ve idare okulu, bir yönetim okuludur. Troçki yoldaşın bu temel hatasını kavramak ve düzeltmek yerine, Buharin yoldaş şu gülünç dü­zeltmeyi yapmıştır: "Bir yandan - öte yandan". 

Soruna daha somut yaklaşalım. Bugünkü sendikaların üretimi sevk ve idare "aygıtı" olarak ne olduklarına bakalım. Şunu gördük: Tam olmayan verilere göre 900 işçi, sendika üyesi ve delegesi üretimi sevk ve idare ediyor. İsterseniz bu rakamı on katına, hatta yüz katına yükseltin, size taviz olarak ve temel hatanızı açıklayabilmek için böyle ihtimal dışı bir "ilerleme" hızını bile kabul ediyoruz -bu durumda bi­le altı milyon sendika üyesine kıyasla doğrudan yönetenlerin yok de­necek kadar az olduğu görülür. Ve Troçki'nin yaptığı gibi tüm dikkati "yönetici kesime" yöneltmenin, yüzde 98,5'un henüz öğrenme aşama­sında bulunduğunu (6.000.000 eksi 90.000 = 5.910.000 = yüzde 98,5) ve daha uzun süre bu aşamada bulunacağını gözönüne almadan üre­timde sendikaların rolü ve üretimin sevk ve idaresinden sözetmenin te­mel bir hata işlemek olduğu daha açık görülür. Okul ve idare değil, idare okulu. 

Troçki yoldaş 30 Aralık'ta Zinovyev'e karşı polemik yapıp onu -herhangi bir kanıt sunmadan ve haksız yere- "atama yöntemi"ni, yani MK 'nın atama yapma hak ve görevini reddetmekle suçlarken, ağ­zından istemeden son derece dikkat çekici bir karşılaştırma kaçmıştır:
"Zinovyev --dedi-, her türlü pratik, nesnel soruna fazla propagandistçe yaklaşıyor ve burada sadece bir ajitasyon malzemesi değil, aynı zamanda idari olarak karara bağlanması gereken bir sorun bulun­duğunu unutuyor" (s. 27). 
Mevcut sorunun saf idari ele alınışının nasıl olabileceğini hemen ayrıntılı olarak tartışacağım. Fakat Troçki yoldaşın temel hatası tam da platform broşüründe bizzat kendisi tarafından ortaya atılan sorun­lara sadece propagandacı olarak yaklaşabilecek ve yaklaşması gere­kirken, idareci gibi yaklaşmış (daha doğrusu atılmış) olmasıdır. 

Gerçekten de Troçki'de iyi olan nedir? Hiç kuşkusuz iyi ve yararlı olan bir şey, üretim propagandasıdır, ve o da tezlerinde değil konuşmalarında - özellikle de sendikacıların güya "muhafazakar" kanadına karşı başarısız polemiklerini unuttuğunda. Sendika Komisyo­nu'nda amaca uygun bir "iktisadi" çalışmada, Tüm-Rusya üretim Pro­pagandası Bürosu'nun çalışanı ve üyesi olarak, konuşmacı ve yazar olarak Troçki yoldaşın davaya hiç de az yararı olmazdı kuşkusuz (ve hiç kuşkusuz olacaktır da). "Platform tezleri" bir hataydı. Bu tezlerde sendika örgütündeki "kriz"e, sendikalardaki iki "eğilim"e, RKP prog­ramının açıklanmasına, "Sovyet Trade-unionculuğu"na, "üretim eğiti­mi"ne, "birleşme"ye idarecinin yaklaşımı kızıl bir şerit gibi baştan so­na görülmektedir. Burada Troçki'nin "platform"unun bütün önemli konularını saydım ve tam da bu tür konular bugün, Troçki'nin sahip olduğu malzemeyle sadece propaganda açısından ele alınabilir.

Devlet zorun alanıdır. Özellikle proletarya diktatörlüğü çağında zordan vazgeçmek deliliktir. "İdare etmek" ve meseleye idari yaklaşım burada olmazsa olmaz şarttır. Parti, proletaryanın doğrudan hükümet eden öncüsüdür, önderdir. Özgün etkileme aracı, öncüyü saf tutmanın ve çelikleştirmenin aracı zor değil Parti 'den ihraçtır. Sendikalar devlet iktidarının rezervuarıdır, komünizm okuludur, ekonomiyi sevk ve ida­re etme okuludur. Bu alanda özgül ve en önemli şey yönetim değil, "merkezi" (elbette aynı zamanda yerel) "devlet yönetimi, ekonomi ve emekçilerin geniş kitleleri arasındaki" "bağ"dır (Parti program'mı­zın ekonomiyle ilgili bölümünde sendikalara ayrılmış 5. maddesinde dendiği gibi). 

Troçki'nin tüm platform broşüründe sorunun konuluşunun tüm yanlışlığı, bu ilişkinin kavranmamış olması apaçık görülmektedir. 

Troçki'nin bu aynı kötü ünlü "birleşme"yi, platformunun diğer konularıyla bağıntı içinde hazırladığını ve tüm soruna bambaşka bir yönden yaklaştığını düşünelim. Troçki'nin broşürünün tamamen, diye­lim ki 900 "birleşme" durumundan 90'ını, Yüksek Ekonomi Konse­yi'nde, sanayinin sevk ve idaresinde, sendikaların seçim görevlerinde iş görme, sendika üyelerinin ve sendikal hareketin sürekli fonksiyoner­lerinin aynı zamanda bu görevleri yerine getimıesinin incelenmesine ayrılmış olduğunu düşünelim. Aynı zamanda kısmi bir istatistik araş­tırmanın verileriyle, İşçi-Köylü Müfettişliği'nin müfettiş ve eğitmenle­rinin ve ilgili Halk Komiserliklerinin raporlarıyla tahlil edildiğini, yani idari organların belgeleri temelinde, alınan sonuçlar bakımından, çalış­manın sonuçları, üretimin başarısı vs. bakımından tahlil edildiğini dü­şünelim. Meselenin böyle ele alınması idari bakımdan doğru olurdu ve "sarsma" çizgisini kesinlikle haklı çıkarırdı, yani dikkatleri kimin gö­revden alınacağına, kimin yerinin değiştirileceğine, kimin atanacağına, "yönetici kesim"den derhal nelerin talep edileceğine çekerdi. Buharin Tsekırancılar tarafından yayınlanan 3 Ocak'taki Petrograd konuşma­sında Troçki'nin eskiden "sarsma" düşüncesini savunduğunu, fakat şimdi bundan vazgeçtiğini söylediğinde, burada pratikte gülünç, teorik olarak ise bir Marksiste yakışmayan eklektizme düşmüştür. Buharin sorunu soyut alıyor ve somut ele almayı beceremiyor (ya da ele almak istemiyor). Parti MK'sı ve tüm parti olarak idare ettiğimiz, yani devleti yönettiğimiz sürece, "sarsmaktan", yani görevden almak, yerini değiş­tirmek, atamak, azletmekten vs. kaçınmayacağız ve kaçınamayız. Fa­kat Troçki'nin platform broşüründe böyle bir malzeme kullanılmamış, hiçbir "pratik, nesnel sorun" ortaya konmamıştır. Zinovyev'le Troçki, Buharin'le biz, bütün parti "pratik, nesnel bir sorun" üzerine değil "sendikal hareket alanındaki eğilimler" (Troçki 4. tez) sorunu üzerine kavga etmişiz ve ediyormuşuz.

Bu özünde politik bir sorundur. Troçki'nin hatasını eklektik küçük değişiklikler ve eklerle düzeltmek -elbette en insancıl duygu ve niyetlerle dolu olan Buharin'in istediği gibi-meselenin, mevcut so­mut "mesele"nin özü gereği olanaksızdır. 

Burada ancak ve yalnız bir tek çözüm olabilir. 

"Sendikal hareket alanında eğilimler", sınıfların karşılıklı ilişkisi, politika ve ekonominin karşılıklı ilişkisi, devletin, partinin: sendikala­rın -"okul" olarak ve aygıt olarak vs.-özgül rolü politik sorununu doğru çözmek. Bu birincisi. 

İkincisi: doğru politik çözüm temelinde sürekli, sistematik, inatçı, sabırlı, çok yönlü ve tekrar tekrar üretim propagandası, hem de devlet tarafından, bir devlet kuruluşu adına ve onun yönetiminde. 

Üçüncüsü: "pratik, nesnel sorunları" eğilimler üzerine kavgalarla, "genel parti gevezeliği" ve geniş tartışma ayrıcalığı teşkil eden kavga­larla karıştırmamak, bilakis bu sorunları pratik biçimde, amaca uygun komisyonlarda, tanıklara soru sorarak, rapor, haber ve istatıstıkleri inceleyerek ortaya koymak ve bütün bunlara dayanarak -sadece bütün bunlara dayanarak, sadece bu koşullar altında-, sadece görevli Sov­yet ya da Parti organının ya da her iki organın kararıyla "sarsmak". 

Troçki ve Buharin'de ortaya çıkan ise tam bir karmaşadır: Soru­nun ele alınmasında siyasi hata, transmisyon bağının, volan kayışının ortadan koparılması, gelişigüzel, boşu boşuna "idare etme"ye atılmak ya da saldırmak. Hatanın "teorik" kaynağı -Buharin bir kez ortaya at­tığı "bardak" örneğiyle teorik kaynak sorununu gündeme getirmiştir-açıktır. Buharin'in teorik -bu durumda bilgi teorisi bakımından-ha­tası diyalektiğin yerine eklektiği koymasıdır. Buharın sorunu eklektik biçimde koyarak işi tamamen azıtmış ve sendikalizme düşmüştür. 

Troçki'nin hatası ise şudur: tekyanlılık, kendini kaptırma, abartma, inat. Troçki'nin platformu, bardağın bir su kabı olmasından ibarettir, fakat bu bardağın dibi yoktur.

Devamı