28 Mart 2018

Sonuç- BİR KEZ'DAHA SENDİKALAR, MEVCUT DURUM, TROÇKİ VE BUHARİN YOLDAŞLARIN HATALARI ÜZERİNE

Lenin
25 Ocak 1921

Bir de, değinilmemesi yanlış anlamalara neden olabilecek bazı noktalara kısaca değineceğim. "Platfonnu"nun 6. tezinde Troçki yoldaş, RKP programının eko­nomiyle ilgili bölümünün, sendikalarla ilgili 5. maddesini aktarmıştı. iki sayfa sonra 8. tezde Troçki yoldaş şöyle diyor: 
" ... Varlıklarının eski temelini, iktisadi sınıf mücadelesini yitirmiş olan sendikalar" 
(bu yanlış, bu aceleci bir abartmadır: elbette sendikalar iktisadi sınıf mücadelesi gibi bir temeli yitirmişlerdir, fakat Sovyet aygıtının bürokratik kamburlarına karşı mücadele anlamında, emekçiler kitlesinin maddi ve manevi çıkarlarının bu aygıtın elinde olmayan yollar ve araçlarla korunması anlamında vs. sınıfsal olmayan "iktisadi mücade­le" temelini henüz yitirmediler ve ne yazık ki daha uzun süre yitirmeyeceklerdir), 
"bir dizi koşul sonucunda proleter devrimin önlerine koyduğu ve programımızda formüle ettiğimiz yeni görevi, üretimi örgütleme görevini çözmek için saflarında gerekli güçleri toplama ve zorunlu yöntemleri geliştirmeyi henüz başaramamışlardır" (altı Troçki tarafından çizilmiştir, s. 9, tez 8). 
Bu da büyük bir yanlışlığın nüvesini içinde barındıran aceleci bir abartmadır. Programda böyle bir formülasyon yoktur ve sendikaların önüne "üretimi örgütlemek" gibi bir görev koymamaktadır. Parti programımızın düşüncelerini ve cümlelerini programın metnine göre sırayla izleyelim: 

l) "Toplumsallaştırılmış sanayinin örgütsel aygıtı (her aygıt değil)  ilk planda (ama sadece değil) "sendikalara dayanmalıdır." 

2) "Bunlar loncasal darlıktan gittikçe daha çok kurtulmalı" (nasıl kurtulacaklar?

Partinin önderliği altında ve proletaryanın proleter olmayan emekçi kitleyi eğitme ve çeşitli biçimlerde etkileme seyri içinde) "ve ilgili sa­nayi dalındakı işçilerin çoğunluğunu, giderek de tümünü kapsayan büyük sanayi birliklerine dönüşmelidir ... " 

Bu, parti programında sendikaları ele alan bölümün ilk kısmıdır. ( görüldüğü gibi bu bölüm bundan sonrası için son derece uzun soluklu ıla gerektiren çok "sıkı""koşullar" ortaya koymaktadır. Devamla şöyle denir: 

"Sovyet Cumhuriyeti yasalarına ve alışılmış pratiğe göre, sanayi­nin bütün yerel ve idari organlarına katılan ... " (görüldüğü gibi, çok ih­tiyatlı bir sözcük; sadece "katılan")", .. sendikalar, yekpare bir iktisadi bütün olarak tüm ekonominin tüm idaresini fiilen kendi ellerinde yo­ğunlaştırma durumuna gelmelidirler ... " 

(dikkat edin: sanayi dallarının ve sanayinin değil, yekpare bir iktisadi bütün olarak tüm ekonominin yönetimini fiilen yoğunlaştırma durumuna gelmelidirler; bu koşul, ekonomik koşul olarak ancak küçük üreticilerin gerek sanayide gerekse de tarımda gerek nüfus içinde gerekse de ekonomide yarıdan azı oluşturduklarında gerçekten yerine gelmiş sayılabilir.) 

Bu biçimde" (buraya kadar gösterilen bütün koşulları kerte kerte gerçekleştiren "biçimde") ",, merkezi devlet yönetimi, ekonomi ve geniş emekçi kitleler arasında kopmaz bir bağı güvenceleyen sendikalar, bu sonuncusunu ... " (yani kitleleri, yani nüfusun çoğunluğunu) " ... en kapsamlı biçimde ekonominin yönetiminde doğrudan çalışmaya çekmelidirler. Sendikaların ekonominin yönetimine katılması ve geniş kitlelerin sendikalar sayesinde bu faaliyete çekilmesi, aynı zamanda Sovyet iktidarının ekonomik aygıtının bürokratlaşmasına karşı da başlıca mücadele aracını oluşturur ve üretimin sonuçlan üzerinde gerçek bir halk denetimi uygulama olanağı sağlar." 

Son cümlede yine çok ihtiyatlı bir ifade: "ekonominin yönetimine katılması", yine bürokratizme karşı başlıca (ama tek değil) mücadele aracı olarak geniş kitlelerin işe çekilmesinin belirtilmesi; ve son olarak iki misli ihtiyatlı bir işaret: bir "halk'', yani işçi-köylü, ama kesinlikle sadece proleter değil, "denetimi" kurma "olanağı sunar''.

Bütün bunları, Parti programımızın sendikaların görevini ''üretimi örgütlemek" biçiminde "formüle" ettiği yönünde yorumlamak apaçık yanlıştır. Ve bu yanlışlıkta ısrar edilip, platform tezlerine alınınca, bundan anti-komünist, sendikalist bir sapmadan başka bir şey çıkmaz.

Geçerken belirteyim ki, Troçki yoldaş tezlerinde "son dönemde programda önümüze konan hedefe yaklaşmadığımızı, bilakis ondan uzaklaştığımızı" yazmaktadır (s. 7, tez 6). 

Bu asılsız ve öyle sanıyorum ki yanlıştır. Bu, Troçki'nin tartışmada yaptığı gibi, bu gerçeğin "bizzat" sendikalar tarafından kabul edilmesine dayanarak kanıtlanamaz. Bu Parti için son merci değildir. Ve zaten bu ancak çok büyük sayıda olgu son derece ciddi nesnel biçimde incelenerek kanıtlanabilir. Bu birincisi. Ve ikincisi, bu kanıtlanmış olsaydı bile, şu soru hala yanıtsız kalırdı: Niçin uzaklaştık? Troçki'nin inandığı gibi, "çok sayıda sendikacı" "yeni görev ve yöntemlere karşı direndiği" için mi, yoksa "biz" "bürokratizmin bazı gereksiz ve zararlı aşırılıklarını engellemek ve düzeltmek" için "saflarımızda gerekli güçleri toplama ve zorunlu yöntemleri geliştirmeyi henüz başaramadığımız" için mi? 

Bununla bağ içinde, Buharin yoldaşın 30 Aralık 'ta bize yaptığı (ve Troçki'nin dün, 24 Ocak'ta, II. Maden İşçileri Kongresi Komünist Fraksiyonu'ndaki tartışmada yinelediği) suçlamaya, yani "IX. Parti Kongresi'nin saptadığı çizgiden kopmuş" olma (30 Aralık tartışması üzerine rapor, s. 46) suçlamasına değinmek yerinde olacaktır. 

Lenin'in IX. Parti Kongresi'nde çalışmanın askerileştirilmesini savunduğu ve demokrasiye yapılan atıflarla alay ettiği, şimdi ise bun­dan "uzaklaştığı" söyleniyor. 30 Aralık'taki kapanış konuşmasında Troçki yoldaş bu suçlamayı özellikle kabalaştırmıştır:
"Lenin, sendikalarda ... bir muhalif zihniyetli yoldaşlar gruplaşması olduğu gerçeğini dikkate alıyor'' (s. 65); Lenin "diplomatik açıdan" yaklaşıyor (s. 69); "Parti grupları içinde manevra" var (s. 70) vs.
Meselenin Troçki yoldaş tarafından böyle anlatılması, elbette Troçki için gönül okşayıcı, benim için ise gönül okşayıcı olmamaktan da daha kötüdür. Fakat olgulara bakalım:

30 Aralık'taki aynı tartışmada Troçki ve Krestinski şu olguyu saptarlar;
"Preobrajenski yoldaş ta Temmuz'da (1920) MK'da işçi örgütlerimizin iç yaşamıyla ilgili olarak yeni yollar izlememiz gerektiği sorununu ortaya atmıştı." (s. 25)
Ağustos 'ta Zinovyev yoldaş bir mektup taslağı kaleme alır ve MK bürokratizmle mücadele ve demokrasinin genişletilmesi üzerine MK mektubunu onaylar. Eylül'de sorun Parti Konferansı'nda ortaya atılır ve Konferans'ın aldığı karar MK tarafından onaylanır. Aralık'ta bürokratizme karşı mücadele sorunu VIII. Sovyet Kongresi'nde ele alınır. Yani tüm MK, tüm parti ve tüm Sovyet Cumhuriyeti bürokra­tizm ve onunla mücadele sorununu gündeme alma zorunluluğunu ka­bul etmiştir. Bundan RKP IX. Parti Kongresi'nden "uzaklaşılmış" olduğu sonucu mu çıkar? Hayır. Burada bir uzaklaşma yoktur. Çalışmanın askerileştirilmesi vs. üzerine kararlar itiraz kabul etmez ve bu kararlara itiraz edenlerin demokrasiye yaptıkları atıflar hakkındaki alaylarını geri çekmek için en ufak bir neden görmüyorum. Buradan sade­ce, işçi örgütlerinde demokrasiyi, bunu fetiş haline getirmeden genişleteceğimiz; bürokratizmle mücadeleye iki misli dikkat göstereceğimiz; kimden gelirse gelsin bürokratizmin gereksiz ve zararlı aşırılıklarını özellikle titiz bir şekilde düzelteceğimiz sonucu çıkar.

Küçük bir sorun olan aciliyet ilkesi ve eşitleme sorunu üzerine son bir söz. 30 Aralık 'taki tartışmada, Troçki 'nin bu konuyla ilgili 41. tezinin formülasyonunun yanlış olduğunu söyledim, çünkü ondan tü­ketimde eşitleme, fakat üretimde aciliyet ilkesinin geçerli olduğu sonucu çıkıyordu. Aciliyet ilkesi ayrıcalık tanıma demektir, fakat tüketim olmadan ayrıcalık bir hiçtir demiştim. Troçki yoldaş bu nedenden dolayı beni hem "büyük bir unutkanlık", hem de "terörize etmek"le suçluyor (s. 67 ve 68)- manevra yapma, diplomasi yapma vs. suçlamasının olmamasına şaşıyorum. O, Troçki, benim eşitleme çizgime tavizler vermiş, ben ise ona bir de saydırıyormuşum. 

Gerçekte ise, Parti meseleleriyle ilgilenen her okurun başvurabileceği eksiksiz Parti belgeleri bulunuyor: MK Plenumu Kasım kararı, madde 4 ve Troçki'nin platform tezleri, tez 41. Ben ne kadar "unutkan"olursam olayım, Troçki yoldaşın belleği ne kadar iyi olursa olsun,41. tezin teorik bakımdan yanlış olduğu gerçeği ortadadır, 9 Kasım tarihli MK kararı için ise aynı şey söylenemez. Bu karar şöyledir:
"Ekonomi planının uygulanmasında aciliyet ilkesinin muhafaza edilmesi zorunluluğunu kabul eden MK, son Tüm-Rusya Konferansı' nın (yani Eylül Konferansı'nın) kararıyla tam bir uyum içinde, genel sendikal örgütlenmeyi sürekli güçlendirerek çeşitli işçi gruplarının ve ilgili sendikaların durumunda tedricen, fakat kararlılıkla Ciltlemeye geçmenin zorunlu olduğu görüşündedir."
Bunun Tsektran'a karşı olduğu açıktır ve bu kararın tam anlamını başka türlü yorumlamak olanaksızdır. Aciliyet ilkesi kalır. (Ekonomi planının uygulanmasında) acil çalışmayla ilgili fabrikalara sendika birliklerine, tröst ve makamlara ayrıcalık tanınmaya devam eder, fakat aynı zamanda, "Lenin yoldaşın" savunmadığı, bilakis Parti Konfe­ransı'nın ve MK'nin, yani tüm Parti'nin onayladığı "eşitleme çizgi­sı '!açıkça şunu talep eder: tedricen fakat kararlılıkla eşitlemeye geçmek. 

MK'nın bu Kasım kararını Tsektran'ın uygulamadığı, MK'nın (Troçki ve Buharin 'in kabul ettirdiği) bir kez daha "olağan demokrasi­nin yanlışı ilkelerinin" bu tezde anımsatıldığı şöyle denmesidir: Aralık kararından Tüketim alanında görülüyor. 41.tezin teorik yanlışı bu sözde şöyle denmesindedir;  tüketim alanında eşitleme, üretim alanında aciliyet ilkesi. Bu ekonomik saçmalıktır, çünkü tüketimle   üretimi birbirinden koparır. Ben böyle bir şey söylemedim ve zaten söyleyemem de. Eğer bir fabrika gerekli değilse kapatılsın; mutlak gerekli olmayan bütün fabrikalar kapatılsın. Mutlak gerekli olanlar arasında acil olanlara ayrıcalık tanınsın. Diyelim ki ulaştırmaya ayrıcalık tanınsın. Bu tartışma götürmez. Fakat bu ayrıcalığın aşın olmaması için ve Tsektran'da aşın olduğunu dikkate alarak, Parti'nin (lenin'in değil) direktifi şöyle olmuştu: tedricen fakat kararlılıkla eşitlemeye geç. Son derece açık ve teorik olarak doğru bir karar alan Kasım Ple­numundan sonra Troçki "iki eğilim" üzerine fraksiyoncu bir broşürle ortaya çıkmış ve 41. tezde iktisaden yanlış olan formülasyonunu önermişse, bu suçlamayı kendisine yöneltmeli.

Bugün 25 Ocak, Troçki yoldaşın fraksiyoncu atağından bu yana tam bir ay geçti. Biçim olarak amaca uygun olmayan ve öz olarak yanlış bu atak yüzünden Parti'nin amaca uygun, pratik, ekonomik çalışmadan, üretim çalışmasından saptırılıp politik ve teorik yanlışları düzelttiği artık bütün açıklığıyla görülmüştür. Fakat "Her şeyde bir hayır vardır" diyen eski atasözü burada da doğrulandı. 

MK içindeki görüş aynlıkları üzerine dedikodu biçiminde korkunç şeyler yayıldı. Muhale'fetin yanında söylentileri şişiren, bunları korkunç kötücül formülasyonlara büründüren, her biçimde rezil etmek, kirli bir yorum kazandırmak, anlaşmazlıkları şiddetlendirmek ve Parti çalışmasını engellemek için bir sürü hikaye uyduran Menşevikler ve Sosyal-Devrimciler yer almıştı (ve hiç kuşkusuz yer alıyor). Bu, burju­vazinin, küçük-burjuva demokratlarının, aynı zamanda Bolşeviklere karşı korkunç bir öfkeyle köpüren, anlaşılabilir nedenlerden dolayı el­lerinden bundan başka bir şey gelmeyen Menşeviklerle Sosyal-Dev­rimcilerin politik yöntemidir. Her bilinçli Parti üyesi burjuvazinin bu politik hilesini ve bundan ne bekleneceğini bilir. 

MK içindeki görüş aynlıkları Parti'ye başvurulmasını zorunlu kıl­dı. Tartışma bu görüş aynlıklarının özünü ve kapsamını çarpıcı biçim­de gösterdi. Söylenti ve iftiralara set çekilmiştir. Parti yeni hastalığa (bu hastalığı Ekim Devrimi 'nden sonra unutmuş olduğumuz anlamın­da yeni), fraksiyonculuk hastalığına karşı mücadele içinde kendisini eğitiyor ve çelikleşiyor. Aslında bu eski bir hastalık; bu hastalık muhtemelen daha birkaç yıl kaçınılmaz olarak nüksedecek, fakat sağalması şimdi daha hızlı ve kolay gerçekleşebilir ve gerçekleşmelidir. 

Parti görüş ayrılıklarını abartmamayı öğreniyor. Troçki yoldaşın Tomski yoldaşa yönelttiği doğru sözleri tekrarlamak burada yerinde olacaktır:

"Tomski yoldaşa karşı yaptığım en sert polemiğin ortasında bile her zaman, sendika sahibi yöneticisi olarak sadece Tomski yoldaş gibi otorite sahibi kişilerin söz konusu olabileceğinin benim ­için kesinlikle açık olduğunu söyledim. Bunu V. Sendikalar Konferansı fraksiyonunda söyledim, bunu bugünlerde Zimin tiyatrosunda da söy­ledim. Parti içinde ideolojik mücadele, insanların birbirini karşılıklı olarak saf dışı bırakması değil, karşılıklı etkilemesi demektir." (30 Aralık'taki Tartışma Üzerine Rapor, s. 34).

Parti elbette bu doğru yaklaşım tarzını Troçki yoldaşa karşı da uy­gulayacaktır, 

Sendikalist sapma, tartışma sırasında özellikle Şlyapnikov yoldaş ve grubunda, "İşçi Muhalefeti" denen grupta su yüzüne çıktı. Bu, Par­tiden ve komünizmden apaçık bir sapma olduğundan, bu sapmayla özel olarak hesaplaşmak, onun üzerinde özel olarak durmak, bu düşüncelerin yanlışlığı ve böyle bir hatanın tehlikesi üzerine propaganda ve aydınlatmaya özel olarak dikkat yöneltmek gerekecektir. İşi, "zorunlu adaylık" (sendikaların idari organlar için aday gösteme zorunluluğu) gibi sendikalist bir safsataya kadar götürmüş olan Bukharin yoldaş, bugün "Pravda"da kendisini son derece talihsiz ve apaçık yanlış savunuyor. Başka yerlerde Parti'nin rolü üzerinde durmuş! İyi ki durmuş! Yoksa bu Parti' den ayrılmak olurdu. Yoksa bu, düzeltilmesi gereken ve kolayca düzeltilebilecek bir hata olmakla kalmazdı sadece. "Zo­runlu adaylık"tan söz edip de, aynı zamanda bunun Parti için zorunlu olmadığı eklenmiyorsa, bu sendikalist bir sapmadır, komünizmle bağdaşmaz; RKP'nin parti programıyla bağdaşmaz Fakat "Parti için zorunlu değir' ibaresini eklemekle, gerçekte şimdikinden farklı en ufak bir değişiklik yokken, partisiz kitleleri haklarının herhangi bir biçimde artırıldığı hayaliyle aldatmak gündeme gelir. Buharin yoldaş te­orik olarak apaçık yanlış ve politik olarak yanıltıcı komünizmden sap­mayı savunmaya devam ettikçe, dik kafalılığının sonuçları daha da üzücü olacaktır. Ne var ki savunulamayacak: bir şeyi savunmak olanaksızdır. Parti, partisiz işçilerin haklarının genişletilmesine karşı değildir, fakat bunu yaparken hangi yolun izlenebileceğini ve hangi yolun izlenemeyeceğini kavramak için kısaca düşünmek yeter. 

II. Tüm-Rusya Maden İşçileri Kongresi komünist fraksiyonunda­ ki tartışmada Şlyapnikov'un platformu, bu sendikada özel bir etkisi olan Kiselyov yoldaş tarafından savunulmasına rağmen, yenilgiye uğradı: Bizim platformumuz 137 oy, Şlyapnikov'un platformu 62 oy, Troçki"nin platformu 8 oy aldı. Sendikalist sapmadan kurtulmak gerekir ve kurtulunacaktır. 

Bir ay içinde gerek Petrograd, gerek Moskova ve bir dizi taşra kenti, Parti'nin tartışmaya tepki gösterdiğini ve Troçki yoldaşın yanlış çizgisini ezici çoğunlukla reddettiğini gösterdi. Parti'nin "üst kademeleri"nde ve "çevre"de, komitelerde, kurumlarda hiç kuşkusuz yal­palamalar görülse de, basit Parti üyeleri kitlesi, Parti 'nin işçi kitlesi çoğunluğu itibariyle, hem de ezici çoğunluğu itibariyle bu yanlış çizgiye karşı çıkmıştır. 

Kamenev yoldaş bana, Moskova'nın Zamoskvoreçye semtinde 23 Ocak'ta yapılan tartışmada Troçki yoldaşın platformunu geri çektiği ve Buharin grubuyla yeni bir platformda birleştiğini açıkladığını bil­dirdi. Maden İşçileri Kongresi komünist fraksiyonunda bana karşı konuşan Troçki yoldaştan ne yazık ki bu konuda ne 23 Ocak'ta ne de 24 Ocak'ta tek bir sözcük duymadım. Troçki yoldaşın niyetlerinin ve platformlarının yine mi değiştiğini, yoksa meselenin başka bir açıkla­ması mı olduğunu bilmiyorum. Fakat her halükarda Troçki yoldaşın 23 Ocak'ta yaptığı açıklama, bütün güçlerini seferber etmemiş ve ancak Petrograd, Moskova ve az sayıda taşra merkezinin düşüncelerini ifade edebilmiş olan Parti'nin, yine de Troçki yoldaşın hatasını derhal, sert, kararlı, hızlı ve boyun eğmez biçimde düzelttiğini gösteriyor. 

Parti düşmanları boşuna zafer şenliği yaptılar. Bazen kaçınılmaz olan Parti içi görüş ayrılıklarından onun zararına ve Rusya' da prole­tarya diktatörlüğünün zararına yararlanamadılar ve bundan sonra da yararlanamayacaklardır. 


25 Ocak 1921