24 Mart 2019

BÖLÜNME ÜZERİNE

Lenin
Yükseliş yılları
Birlik Yaygarasıyla Birliğin Çiğnenmesi Üzerine

II– BÖLÜNME ÜZERİNE

Bize yanıt olarak, “Siz ‘Pravda’ taraftarlarında fraksiyonculuk, yani gerçekte parçalanmışken lafta birliğin kabul edilmesi yoksa da, daha kötüsü, yani bölücülük var” deniyor. Kendi düşünceleri üzerine kafa yoracak ve kendi laflarını birbiriyle uyumlu hale getirecek durumda olmayan Troçki, kâh fraksiyonculuk üzerine sızlanıp, kâh: “Bölünme birbiri ardından intiharvari fetihler yapıyor” (No. 1, s. 6) diye haykıran Troçki böyle konuşuyor örneğin.

Bu açıklamanın anlamı sadece şu olabilir: “‘Pravda’ yandaşları birbiri ardından fetihler yapıyor” (bu, Rusya’da proleter kitle hareketinin, diyelim ki 1912 ve 1913 yıllarında incelenmesiyle saptanabilecek, nesnel, kontrol edilebilir bir olgudur), fakat ben, Troçki, “Pravda” taraftarlarını, 1. bölücüler olarak, 2. intihar politikacıları olarak mahkûm ediyorum.

Bunu inceleyelim.

Her şeyden önce Troçki’ye teşekkür ederiz: Kısa süre önce (Ağustos 1912’den fiubat 1914’e dek), bilindiği gibi anti-Tasfiyeciliği “yok etme” tehdidinde bulunan ve buna çağıran F. Dan’ı izlemekteydi. fiimdi artık Troçki, eğilimimizi (ve Partimizi — kızmayın yurttaş Troçki, gerçek bu!) “yok etme” tehdidini savurmuyor, bilakis sadece, onun kendi kendisini öldüreceği kehanetinde bulunuruyor!

Bu çok daha yumuşak, öyle değil mi? Bu neredeyse “fraksiyonsuz”, öyle değil mi?

Fakat şaka bir yana (Troçki’nin yaptığı dayanılmaz lafazanlığa yumuşak tepki göstermenin biricik yolu şaka olmasına rağmen).

“İntihar”la ilgili sözler düpedüz bir laftır, boş laftır, salt “Troçkizm”dir.

Bölücülük ciddi bir politik suçlamadır. Gerek Tasfiyeciler, gerekse de Paris ve Viyana’dan bakıldığında hiç kuşkusuz var olan yukarıda saydığımız gruplar, bu suçlamayı bize karşı bin türlü tekrarlıyorlar.

Ve bunların hepsi de bu ciddi politik suçlamayı şaşılacak derecede gayri-ciddi biçimde tekrarlıyorlar. Troçki’yi alalım. Troçki “bölünme”nin (bunu “Pravda” taraftarları diye okuyun) birbiri ardından intiharvari fetihler” yaptığını kabul etti. Bir de şunları ekliyor:

“Çok sayıda ileri işçi, politik olarak tam bir kafasızlık durumunda, sık sık bölünmenin gayretli ajanları haline geliyorlar” (No. 1, s. 6).

Bir soruna ilişkin, kendini bu sözcüklerle açığa vuran, bundan daha gayri-ciddi bir tutum bulunabilir mi?

Biz Rusya işçi hareketi alanında Tasfiyecilikten başka doğrusu hiçbir şey görmezken, sizler bizi bölücülükle suçluyorsunuz. Demek Tasfiyeciliğe karşı tutumumuzu yanlış buluyorsunuz? Gerçekten de yukarıda saydığımız yurtdışı gruplarının tümü, birbirlerinden ne kadar çok ayrılsa da, tam da Tasfiyeciliğe karşı tavrımızı yanlış, “bölücü” olarak açıklamakta birleşiyorlar. Tüm bu grupların Tasfiyecilikle benzerliği (ve özsel politik yakınlıkları) da bundan ibarettir.

Eğer Tasfiyeciliğe karşı tavrımız teorik olarak, ilkesel olarak yanlışsa, Troçki bunu doğrudan söylemek, bu yanlışı nerede gördüğünü kesin biçimde, dolandırmadan açıklamak zorundaydı. Ne var ki Troçki bu önemli soruna yıllardan beri yan çizmektedir.

Tasfiyeciliğe karşı tavrımız pratikte, hareketin deneyimiyle çürütülüyorsa, o zaman bu deneyim incelenmelidir, ki Troçki bunu da yapmıyor. “Çok sayıda ileri işçi – diye itiraf ediyor – bölünmenin gayretli ajanları (bunu “Pravda” akımı çizgisinin, taktiğinin, sisteminin ve örgütlenmesinin gayretli ajanları diye okuyun) haline geliyorlar.”

Neden böyle üzüntü duyulacak ve Troçki’nin itirafına göre deneyimle doğrulanan, ileri, hem de çok sayıda ileri işçinin “Pravda”dan yana tavır alması gibi bir olgu görülüyor?

Bu ileri işçilerin “politik olarak tam bir kafasızlığı” sonucunda, diye yanıt veriyor Troçki.

Troçki için, beş yurtdışı fraksiyonunun tümü için ve Tasfiyeciler için olağanüstü gönül okşayıcı bir açıklama, söylenecek bir şey yok. Troçki, tarihsel olayları “bir uzmanın bilge ifadesiyle”, kulağa hoş gelen dolgun ve tınlayan sözlerle, kendisi için gönül okşayıcı biçimde açıklamayı pek sever. Eğer “çok sayıda ileri işçi” Troçki’nin çizgisiyle uyum içinde olmayan bir politik çizginin ve Parti çizgisinin “gayretli ajanları” haline geliyorsa, Troçki bu sorunu hiç utanmadan bir çırpıda ve anında hallediyor: Bu ileri işçiler “politik olarak tam bir kafasızlık durumunda” bulunuyorlar, o, yani Troçki ise, politik olarak sağlam, berrak ve doğru bir çizgi “durumunda” bulunuyor herhalde!… Ve Troçki göğsünü gururla gererek, fraksiyonculuğa karşı, çevreciliğe karşı, aydınların işçilere kendi iradelerini dayatmak istemelerine karşı gürlüyor!…

Gerçekten de insan, bu tür şeyleri okuduğunda, ister istemez, bu sözler herhangi bir tımarhaneden gelmiyor mu acaba diye soruyor.

“İleri işçiler” nezdinde Tasfiyecilik ve onun Parti tarafından mahkûm edilmesi sorunu 1908 yılından beri* ortaya atılmıştır; tamamen belli bir Tasfiyeciler grubuyla (yani “Naşa Zarya” grubuyla) ilgili “bölünme” sorunu, yani Partiyi bu grup olmadan ve bu gruba rağmen inşa etmekten başka bir şeyin olanaksızlığı sorunu ise 1912 yılında, iki yıldan fazla süre önce ortaya atılmıştır… İleri işçilerin muazzam çoğunluğu tam da “Ocak çizgisi”nin (1912) desteklenmesinden yana tavır almışlardır.* “Fetihler” ve “çok sayıda ileri işçi” sözleriyle Troçki bu olguyu bizzat kabul ediyor. Ve Troçki bunu, bu ileri işçilere “bölücü” diye, “politik olarak kafasız” diye küfrederek hallediyor!

Aklını yitirmemiş insanlar ise bu olgulardan başka bir sonuç çıkarıyorlar. Sınıf bilinçli işçilerin çoğunluğunun tam ve kesin kararlar temelinde birleştiği yerde, görüş ve davranış birliği vardır, parti ruhu ve Parti vardır.

İşçiler tarafından “görevden alınmış” Tasfiyecileri ya da iki yıl boyunca Rusya proleter kitle hareketiyle bağlarını hiçbir biçimde kanıtlamamış olan yarım düzine yurtdışı grubunu gördüğümüz yerde, tam da orada kafasızlık ve bölücülük egemendir. Troçki bugün işçileri, bütün Marksistler ve “Pravda” taraftarlarınca kabul edilen “bütün”ün kararlarını uygulamamaya ikna etmeye çalıştığında, hareketi dezorganize etmeye ve bir bölünme yaratmayaçabalamaktadır.

Bu çabalar âcizdir, fakat bölünmeyi gerçekleştirirken bölünme üzerine yaygara koparan, iki yıldan fazla zaman içinde “ileri işçiler” nezdinde tam bir yenilgiye uğradıktan sonra ise inanılmaz bir küstahlıkla, kararları ve bu ileri işçilerin iradesini, bu işçileri “politik olarak kafasız” diye niteleyerek hiçe sayan küçük aydın gruplarının kendini tamamen kibre kaptırmış önderlerini teşhir etmek gerekir. Çünkü bunlar tam da Nosdrev’in ya da Yuduşka Golovlyev’in yöntemleridir.[94]

Ve biz yazar olarak görevimiz gereği, bölünme üzerine tekrar tekrar yapılan bu yaygaraya yanıt olarak, çürütülmemiş ve çürütülemez olan tam verileri yinelemekten yorulmayacağız. II. Duma’da işçi kuryesinde Bolşevik temsilcilerin oranı yüzde 47, III. Duma’da yüzde 50, IV. Duma’da yüzde 67 idi.

“İleri işçiler”in çoğunluğu buradadır, Parti buradadır, sınıf bilinçli işçilerin çoğunluğunun görüş ve davranış birliği buradadır.

Tasfiyeciler, bizim Stolipinci kuryelerin argümanlarını kullandığımızı söyleyerek itiraz ediyorlar (bkz. Bulkin, L. M., “Naşa Zarya” No. 3). Bu akılsızca ve dürüst olmayan bir itirazdır. Almanlar seçimlerdeki başarılarını, kadınları dışlayan Bismarck’ın seçim yasasına göre ölçüyorlar. Alman Marksistlerini, başarılarını mevcut seçim yasasına göre –bu yasanın gerici kısıtlamalarını herhangi bir biçimde savunmadan– ölçüyorlar diye ancak deliler suçlayabilir.

Biz de kuryeler ya da kuryeler sistemini savunmadan, başarılarımızı mevcut seçim yasasına göre ölçtük. Her üç Duma’da da (II, III, IV) kuryeler vardı ve bir ve aynı işçi kuryesi içinde, sosyal-demokrasi içinde Tasfiyeciler aleyhine tam bir kayma olmuştur. Kendini ve başkalarını aldatmak istemeyen, Tasfiyecilere karşı işçilerin birliğinin zaferi nesnel gerçeğini kabul etmek zorundadır.

Diğer itiraz da daha az “akıllıca” değil: “şu ya da bu Bolşevik için Menşevikler ve Tasfiyeciler de oy verdiler” (ya da seçimlere katıldılar). Çok iyi! Fakat bu, II. Duma’nın yüzde 53 oranındaki Bolşevik olmayan temsilcileri, III. Duma’nın yüzde 50, IV. Duma’nın yüzde 33 oranındaki temsilcisi için de geçerli değil mi?

Temsilcilere ilişkin veriler yerine işçi vekilleri ve ikinci seçmenler vs. üzerine veriler olsaydı, bunları seve seve kullanırdık. Fakat bu tür daha ayrıntılı veriler yok ve dolayısıyla “itirazcılar” izleyenlerin gözüne düpedüz kül serpiyor.

Peki, ya çeşitli eğilimlerin gazetelerini desteklemiş olan işçi grupları üzerine veriler? İki yılda (1912 ve 1913) 2801 grup “Pravda”dan, 704 grup “Luç”tan yana olmuştur.* Herkes bu rakamları kontrol edebilir, ve hiç kimse bunları çürütmeye çalışmamıştır.

Burada “ileri işçiler”in çoğunluğunun davranış ve irade birliği nerededir, ve nerededir çoğunluk iradesinin ihlali?

Troçki’nin “fraksiyonsuzluğu”, işçilerin çoğunluğunun iradesinin en utanmazca ihlal edilmesi anlamında bölücülük demektir.