08 Şubat 2019

TRANSKAFKASYA'NIN SOSYALİZM MASKELİ KARŞI-DEVRİMCİLERİ - 1918

Stalin
26-27 Mart 1918
Rus Federasyonu'nun tüm kenar bölgeleri içinde Trans-­kafkasya, ulusal bileşim bolluğu ve çeşitliliği bakımından, herhalde en karakteristik köşedir. Gürcüler ve Ruslar, Er­meniler ve Azerbaycanlı Tatarlar, Türkler ve Lezgiler, üs­setler ve Abazalar - bu, yedi milyon nüfuslu Transkafkas­ya'nın ulusal çeşitliliğinin tam bir tablosunu vermekten he­nüz çok uzaktır. 

Bu ulusal gruplardan hiçbirinin açık bir şekilde sınır­ları çizilmiş ulusal toprağı yoktur; hepsi dağınık ve birbi­rine karışmış bir şekilde - sadece kentlerde değil, köylerde de-yaşamaktadır. Bu durum, Transkafkasya'daki ulusal grupların kendi aralarında süren hiddetli çatışmaların, mer­kezi Rusya'ya karşı ortak mücadeleyi gölgelemesini açıklar. Ve bu da sınıf savaşımını ulusal bayrak ve ulusal gevezelik­lerle gizleme denemesine son derece "elverişli" bir atmosfer oluşturur. 

Transkafkasya'nın daha az karakteristik olmayan diğer bir çizgisi, onun ekonomik geriliğidir. Genel olarak yabancı sermaye tarafından işletilen sanayi vahası olan Bakü dı­şında, dış kenarında, deniz kıyısında az-çok gelişmiş bir ti­caret yaşamı ve iç bölgelerde katıksız bir derebey düzeninin oldukça güçlü kalıntılarıyla Transkafkasya, bir tarım ülke­sidir. Bugün bile Tifllis, Yelizavetpol ve Bakü vilayetlerin­de büyük latifundiyalara (çiftliklere) sahip olan, emirleri altında ken­di silahlı çeteleri bulunan, Tatar, Ermeni ve Gürcü köylü­lerin kaderini ellerinde tutan Tatar beylerinden ve feodal Gürcü prenslerinden geçilmiyor. Köylülerin hoşnutsuzluğu­nun çoğunlukla ifadesini bulduğu tarımsal "huzursuzluk­lar"ın sert biçimleri de aslında buna yorulmalıdır. Sürekli tarımsal huzursuzluklar tarafından gölgelenen Transkaf­kasya işçi hareketinin (Bakü hariç) zayıf oluşu ve billurlaş­mamasının nedeni de yine burada aranmalıdır. Bütün bun­lar, ülkede şimdi sürmekte olan işçi ve köylü devrimine kar­şı hakim sınıfların ve çoğunluğu soylu kökenli olan sözüm­ona "sosyalist" aydınların politik koalisyonu için elverişli bir ortam yaratmaktadır.

Şubat Devrimi bu ülkenin emekçi sınıflarının durumu­nu önemli ölçüde değiştirmedi. Köyün en devrimci unsur­ları olan askerler henüz cephedeydiler. Ve ülkenin ekono­mik geriliğinin sonucu, sınıf olarak zaten zayıf olan ve ör­gütlü bir bütün olarak henüz güçlenmemiş olan işçiler, ka­zanılan politik özgürlüklerden sarhoş olmuşlardı ve ileri doğru yürümeye devam etmeyi açıkçası düşünmüyorlardı. Bütün iktidar mülk sahibi sınıfların elinde kaldı. Bunlar inatla iktidara yapıştılar ve bekle-gör tavrı takındılar; bu arada, Rus devriminin burjuva karakteri üzerine, sosyalist devrimin gerçekleştirilmesinin olanaksızlığı üzerine vb. bilge konuşmalarla, işçi ve köylüleri uyutma işini, büyük bir mem­nuniyetle Sosyal-Devrimci-Menşevik stratejisyenlere bırak­tılar. 

Ekim Devrimi durumda sert bir değişiklik getirdi. İkti­darın emekçi sınıfların eline geçmesi sorununu ortaya ata­rak, bir vuruşta bütün ilişkileri altüst etti. "Tüm iktidar İş­çilere ve Köylülere" savaş çağrısı, tüm ülke üzerinde gök­gürültüsü gibi dolaştı ve ezilen kitleleri ayağa kaldırdı. Rus­ya'nın kuzeyinden gelen bu savaş çağrısı, orada gerçek ha­line gelmeye başlayınca, Transkafkasya'nın mülk sahibi sı­nıfları, Ekim Devrimi'nin ve Sovyet iktidarının kendilerine kaçınılmaz bir ölüm getirdiğini kendi gözleriyle gördüler. Bu nedenle Sovyet iktidarına karşı mücadele, onlar için, olmak ya da olmamak sorunu haline geldi. Ve iktidar olmanın ni­metlerini görmüş olan ve şimdi kendisini iktidarı kaybet­me perspektifi ile karşı karşıya bulan "sosyalist" Sosyal-Devrimci Menşevik aydınlar, otomatikman mülk sahibi sınıf­larla ittifaka girdi. 

TransKafkasya'da anti-Sovyet koalisyon böyle oluştu.

Bu anti-Sovyet koalisyonun canlı temsilcisi, bir yanda Hoi ve Hazmamedov Hanı ayarında Tatar beyleri ve diğer yanda Yordania ve Gegeçkori ayarında soylu Gürcü entel­lektüelleri ile Transkafkasya Komiserliği'dir.

Ulusal gruplar içerisindeki sınıfların koalisyonu için bir Gürcü, bir Tatar ve bir Ermeni olmak üzere "Ulusal Kon­sey"ler örgütleniyor. Bunun ilham kaynağı ise Menşevik Yordania.

Transkafkasya'daki bütün önemli milliyetlerin mülk sa­hibi kesimlerinin koalisyonu için Transkafkasya Komiserliği oluşturuluyor. Yönetimi ise Menşevik Gegeçkori'nin elinde.

Sovyet iktidarına karşı mücadelede ülkenin tüm aha­lisini,, birleştirmek amacıyla, Kurucu Meclis'e Transkafkas­ya'dan seçilmiş olan Sosyal-Devrimciler, Menşevikler, Taş­naklar ve Hanlardan oluşan sözümona "Transkafkasya Seym'i"* örgütleniyor. Bunun kulisi- başkanı demek olu­yor - ise Menşevik Çaydze.

Burada hem "sosyalizm" hem de "ulusal kendi kaderi­ni tayin" ile, ve bu beylik sloganlardan daha gerçek birşey ile, yani: işçi-köylü iktidarına karşı, mülk sahibi kesimlerin somut ittifakı ile karşı karşıyayız. 

Ancak sloganlarla fazla bir yere varılmaz. İttifak bir "eylem"i gerektirir. Ve ilk somut tehlike ortaya çıktığında, bu "eylem" de gecikmesiz gündeme geldi. Barış müzakerele­rinin başlamasından sonra, Türkiye cephesinden geri dönen devrimci askerleri kastediyoruz. Bu askerler, anti-Sovyet ko­alisyonun başkenti Tiflis'ten geçmek zorundaydılar. Onlar, Bolşeviklerin elinde, Transkafkasya Komiserliği'nin varlığı­nı cidden tehdit edebilirlerdi. Bu son derece somut bir teh­likeydi. Ve bak hele! - bu tehlike üzerine tüm "sosyalist" sloganlar kesiliverdi. Koalisyonun karşı-devrimci karakteri günyüzüne çıktı. Komiserlik ve Ulusal Konseyler, cephe­den geri dönen birlikleri silahsızlandırdı, hunharca ateş al­tına aldı ve vahşi "ulusal" çeteleri silahlandırdı. Bu "ey­lem"de köklü iş yapabilmek ve kuzeyde kendine bir siper edinmek için, Transkafkasya Komiserliği, Karavlov ve Kale­din ile bir anlaşma yaptı; onlara vagonlar dolusu fişek gön­derdi, onların silahsızlandırmayı beceremediği birliklerin si­lahsızIandmlmasına yardım etti ve onları Sovyet iktidarına karşı mücadelede bütün araçlarla bir bütün olarak destek­ledi. Bu alçakça "politika"nın özü şudur: Transkafkasya'nın mülk sahibi sınıflarını devrimci askerlerin saldırılarından korumak- bunun için her şeyi mübah görüyorlar. Bu po­litikanın araçları, bilinçsiz silahlı müslüman grupları Rus askerlerine karşı kışkırtmaktır, bu askerleri tuzağa düşüre­rek katletmek, kurşuna dizmektir. Bu utanç verici silahsız­landırma politikasının en belirgin görüntüsü, Yelizavetpol ile Tiflis arasındaki Şamhor'da, Türkiye cephesinden Kale­din'e karşı ilerleyen Rus askerlerine karşı düzenlenen katli­amdır.

"Bakinski Raboçi" bu konu üzerine şunları bildiriyor: 
"1918 yılı Ocak ayının ilk yarısında, Tiflis ile Yeliza­vetpol arasındaki demiryolunda meydana gelen bir dizi olayda, bin kişilik müslüman çeteleri başta Yelizavetpol Müslümanları Ulusal Komitesi'nin üyeleri olmak üzere, ve Transkafkasya Komiserliği tarafından gönderilen bir zırhlı trenin yardımıyla, Rusya'ya dönen birliklerin vah­şice silahsızlandırılmasını gerçekleştirmişlerdir. Bu sıra­da binlerce Rus askeri öldürülmüş ve parçalanmıştır,  bun­ların cesetleri demiryolu hattını kaplamaktadır, Yaklaşık olarak 15000 tüfek, 70 makineli tüfek ve 20 adet top elle­rinden alınmıştır." 
Bunlar olgulardır.

Transkafkasya'nın devrimci askerlerine karşı, resmi Menşevizm bayrağı altında eyleme geçen çiftlik sahipleri ve burjuvazinin ittifakı- bu olguların anlamı budur. 

Yelizavetpol-Şamhor olaylarını aydınlatan Bakinski Raboçinin makalelerinden parçalar aktarmayı gerekli bu­luyoruz: 
"Menşevikler Yelizavetpol olayları konusunda işin doğ­rusunu gizlemeye uğraşıyorlar. Dünkü müttefikleri Tiflisli Sosyal-Devrimcilerin gazetesi "Znamya Truda" bile, onla­rın "meseleyi hasıraltı etmeye" uğraştıklarını vurguluyor, ve sorunun bölge merkezinde açıkça tartışılmasını talep ediyor.  
Sosyal-Devrimcilerin bu talebini selamlıyoruz, çünkü Transkafkasya'da devrimin bundan sonraki kaderi önem­li ölçüde Şamhor tragedyasında suçlu olanların resmen açığa. çıkarılıp çıkarılmamasına ve 6-12 Ocak arasında meydana gelen olayların tamamen aydınlanıp aydınlan­mamasına bağlıdır.  
Yelizavetpol olaylarındaki suçluların başını, bir za­manlar Kafkasya sosyal-demokrasisinin lideri ve bugün sözümona "Gürcü ulusunun babası" Noah Nikolayeviç Yordania'nın çektiğini ilan ediyoruz-bir zamanların Kafkasya sosyal-demokrasisinin önderi ve bugün sözümona "Gürcü ulusunun babası". Bölge Merkezi Prezidyumu, oradan geçen askeri trenleri silahsızlandırma ve onlann zararına ulusal alayları silahlandırma karan alırken, başkan o idi. başka biri değil. Yelizavetpol'deki Müslüman Ulusal Komitesi'ne, Şamhor'da toplanmış olan askeri tren­leri silahsızlandırma talimatını veren telgraf, onun imza­sıyla gönderildi. Noah Yordania aynı görevle -askeri trenleri silahsızlandırma görevi ile -Tiflis'ten delegas­yonlar gönderdi. Bu, delegasyonun bir üyesi olan asker Krupko tarafından, Yelizavetpol Halk Komitesi'nin hayli kalabalık bir oturumunda resmen açıklanmıştır. Noah Yordania ve onun hep işgüzar yardımcısı N. Ramişvili, Abazava'nın yönetiminde bir zırhlı tren yola çıkardılar ve Abazava da müslümanlara silah dağıttı, binlerce aske­rin kurşunlanmasında, askeri trenlerin silahsızlandırılma­sında onlara yardımcı oldu."
Noah Yordania, telgrafı imzalamadığını söyleyerek kendini temize çıkarmak istiyor. Ermenilerden ve müslü­manlardan bir düzine insan, telgrafı onun imzaladığını ve bu telgrafın varlığını tasdik ediyorlar. Yordania diyor ki, karışıklığı öğrendiği zaman Abazava ile telefonla konuş­muş ve askeri trenleri zorla silahsızlandırmamasını, geç­melerine izin vermesini rica etmiş. Abazava öldü; bu be­yanlar incelenemez, ancak bu konuşmanın yapılmış ola­bileceğini kabul ediyoruz ...  
Bir atasözünün dediği gibi: Üzerlerine her şeyin yük­lenebileceği ölüleri bir yana bırakırsak. Yordania'nın ifa­delerini yalanlayan ve telgrafın adresini, Yordania'nın im­zasını ve silahsızlandırma göreviyle delegasyonun gönde­rilmesini ve daha başka birçok şeyi doğrulayan canlı şa­hitler var.  
Eğer doğruyu söylemiyorlarsa, Yordania onlardan ne­den hesap sormuyor? O ve arkadaşları neden "meseleyi hasıraltı etmek" istiyorlar?  
Hayır, vatandaş Yordania, Ramişvili ve ortakları, 7-12 Ocak arasında öldürülen binlerce asker kanının ağır so­rumluluğu sizin üzerinizdedir.  
Ağır suçunuzu haklı gösterebilir misiniz? Fakat kişi­sel haklı çıkarmalardan söz etmiyoruz.  
Bu olayda Yordania bizi, kişi olarak değil, Transkaf­kasya'da politikayı yapan partinin lideri; en yüksek oto­rite ve sorumluluğa sahip olan Transkafkasya iktidarının temsilcisi olarak ilgilendiriyor.  
O bu canice eylemine, birincisi, Bölge Merkezi Pre­zidyumu'nun ve Milliyetler Arası Konsey'in kararı üze­rine, ve ikincisi, kuşkusuz Transkafkasya Komiserliği'nin bilgisi dahilinde girişti. Yordania'nın yüzüne fırlattığımız suçlama, Menşeviklerin bütün partisini, Bölge Merkezi'ni, Baylar Çenkeli ve Gegeçkori'nin, müslüman beyleri ve hanlarıyla, devrtmi mahvetmek için sıkı ve açık bir blok içinde her şeyi yaptıkları Transkafkasya Komiserliği'ni de içine alıyor. Yordania ve Ramişvili'nin adlan telgraflar, emirler ve "haydut" zırhlı trenin kullanılmasıyla düğüm­lendiği için onlardan söz ediyoruz. Doğrunun ortaya çık­ması için araştırmaya onlardan başlanılmalıdır. 
Fakat daha sayılması gereken başka isimler var, da­ha kökü kazılması gereken bir caniler yuvası var. Bu yuva, baştan sona gerici beyler ve hanlardan oluşan, 7 Ocak akşamı Yordania'nın telgrafına dayanarak askeri trenleri "ne pahasına olursa olsun" silahsızlandırma ka­rarı alan ve kararını 9-12 Ocak arası inanılmaz bir ar­sızlık ve kan hırsıyla gerçekleştiren Yelizavetpol'deki Müs­lüman Ulusal Komitesi'dir.  
Menşevik basın, Yelizavetpol olaylarına değindiğinde, sorunu sanki Transkafkasya'da alışılmış olan demiryolu "soygunu" imiş gibi koyuyor. Arsızca bir yalandır bu!  
Şamhor ve Dallyar'daki canice eylemi haydutlar de­ğil, bilakis Müslüman Ulusal Komitesi'nin resmi yönetimi altında, zengin yağma olasılığı ile ayartılmış ve bunun Transkafkasya'daki iktidar sahiplerinin emri ile yapıldı­ğından emin olan, sivil halk arasından binlerce müslü­man yapmıştır. Müslüman Ulusal Komitesi, binlerce müs­lümanı Yelizavetpol'de bir araya topladı, onları silahlan­dırdı, Yelizavetpol istasyonunda vagonlara doldurdu ve Şamhor'a yolladı. Ve "zafer" kazanıldığında, görgü tanığı "Sosyal-Devrimci" Safikyurdski'nin sözlerine göre, Müs­lüman Komitesi'nin diğer kahramanlarının eşliğinde, "düş­man"dan alınmış bir top üzerinde törenle şehre girdi.
Aslında nasıl bir soygun "kastediliyor" acaba bura­da?" "Bakinski Raboçi" No. 30 ve 31
İşte bu canice maceranın baş kahramanları bunlardır.

Ve işte maceranın kışkırtıcılarını açığa çıkaran dokümanlar da burada: 

İşçi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyetleri Bölge Merkezi Başkanı N. Yordania'nın tüm Sovyetlere, askeri trenlerin silahsızlandınlmasına ilişkin telgrafı:
"Tüm Transkafkasya Sovyetlerine.
Tiflis'ten. No. 505a. Alındığı tarih: 6.1.1918, veriliş nu­marası 56 363. Naumov tarafından alındı. 59 kelime, Ge­çiş: 5-28-24. Genelge.
İşçi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyeti Bölge Mer­kezi, Rusyaya geri çekilen birliklerin silahlarını berabe­rinde almaları ve ateşkesin gerçekleşmemesi halinde cep­henin savunulması için ulusal birliklerin silahlarının yetersiz kalabileceğini göz önüne alarak, çekilen birlikleri silahsızlandırmak için önlemler alınması ve her özel du­rum hakkında Bölge Merkezi'nin bilgilendirilmesi üzerine tüm Sovyetlere talimat vermeyi kararlaştırmıştır.

Bölge Merkezi Başkanı Yordania 
Süvari Yüzbaşı Abazava'nın, Tatar Süvari Alayı Kumandanı Magalov'a telgrafı: 
 Yelizavetpol.
Tatar Süvari Alayı Kumandanı Magalov'a Dsegamdan. No. 42. Alındığı tarih: 7.1.1918, Şu'dan No. 1857. Vata tarafından alındı. 30 kelime. Geçiş tarihi: 7. Saat: 15.00. 
Top'lu beş adet silahlı askeri tren yolda, Sovyet tem· silcileri tutuklu, zırhlı trenle savunmaya gidiyorum. Her türden silahla yardım rica ediyorum.
Süvari Yüzbaşı Abazava Ds. Şatiraşvili"
Bakinski Raboçi" No. 33.)
İşte dokümanlar bunlar.

Demek ki, olayların akışı içinde "sosyalist" gevezelik­ler kesildi ve meydanı Transkafkasya Komiserliği'nin karşı-devrimci eylemine bıraktı. Çaydze, Gegeçkori, Yordania parti bayrağını kullanarak, yalnızca Transkafkasya Komi­serliği'nin cinayetlerine kılıf geçirmekteler. Olayların man­tığı herhangi başka bir mantıktan daha güçlüdür.

Cepheden gelen Rus askerlerini silahsızlandıran ve bu şekilde "yabancı" devrimcilere karşı mücadele yürüten karı-devrimci Transkafkasya Komiserliği, bir taşla iki kuş vu­rabileceğine inanıyordu: bir yandan, bölgenin Bolşevik Ko­mitesine dayanak olabilecek, ciddiye alınması gereken dev­rimci bir gücü, devrimci Rus ordusunu yıkacak; diğer yan­dan karşı-devrimci Menşevik Komiserliğin temel dayanağı­nı oluşturan Gürcü, Ermeni, Müslüman milli alayların si­lahlandırılması için "gereken", silahları alacaktı. Böylece "yabancı", devrimcilere karşı savaş, Transkafka.sya'nın için­de "kale banşı"nı [iç barışı -ÇN] sağlayacaktı. Baylar Ge­geçkori ve Yordania, bu sinsi politikayı, sırtlarını, pek his­settikleri, yani Kaledin ve Filimanov'un Kuzey Kafkasya' sında emniyette hissettikleri sürece, kararlılıkla yürütüyor­lardı.

Fakat olayların gidişatı, Transkafkasya karşı-devrimci­lerinin bütün hesaplarını suya düşürdü.

Kaledin ve Kornilov'un sığındıkları Rostov ve Novoçer­kassk'ın düşüşü, kuzey cephe gerisini temelinden sarstı. Bakü'ya kadar bütün Kuzey Kafkasya hattının kesin temiz­lenmesiyle tamamen yok oldu. Kuzeyden gelen Sovyet dev­rimi dalgası, çekinmeden Transkafkasya koalisyonunun im­paratorluğuna girdi ve onun varlığını tehdit ediyor.

Aynı şekilde, bizzat Transkafkasya'daki durum da"elve­rişsiz" biçimlendi,

Cepheden dönen Transkafkasyalı askerler, tarım dev­rimini köylere yaydılar. Müslüman ve Gürcü toprak sahip­lerinin çiftlik binaları alevler içinde kayboldu. Asker ünifor­ması içindeki Bolşevikleşmiş köylüler, derebeylik kalıntı­larının dayandığı desteklere karşı kararlılıkla saldırıya geç­tiler. Transkafkasya Komiserliği'nin köylüye toprağı devret­meyi. isteme gibi boş vaadleri, tarım devrimi dalgasına ka­pılmış olan köylüleri artık tatmin etmiyordu. Onlar ondan eylem talep ediyorlardı, fakat karşı-devrimci değil, devrim­ci eylem.

İşçiler de olayların gerisinde kalmadılar ve kalamazlar­dı da. Tabi Transkafkasya proletaryasını yeni savaş için il­kin, kuzeyden gelen ve işçilere yeni zaferler getiren devrim dalgası seferber etti. Menşevik karşı-devrimin dayanağı uyuşuk Tiflis'in işçileri bile Transkafkasya Komiserliği'nden uzaklaşmaya başladılar ve Sovyet iktidarından yana çık'tı­lar. İkincisi, Kaledin ve Filiınonov'un elindeki Tiflis'e tahıl yardımının yapıldığı Kuzey Kafkasya'da Sovyetlerin zafe­rinden sonra, besin maddeleri sıkıntısı artmak zorundaydı, tabii bu da bir dizi gıda maddeleri "kargaşalıkları"ına yol açtı; ancak devrimci Kuzey Kafkasya, karşı-devrimci Tif­lis'e yardım etmeyi kesinlikle reddetti. Üçüncüsü, banknot eksikliği (fişler onun yerini tutamaz!) ticari yaşamı ve özel­likle demiryolu nakliyatını karıştırdı, bu da kuşkusuz şe­hir alt tabakalarının hoşnutsuzluğunu daha da derinleştir­di. Ve son olarak Ekim Devrimi'nin ilk günlerinden beri Sov­yet iktidarını tanıyan ve Transkafkasya Komiserliği'ne kar­şı yorulmak bilmez bir mücadele veren devrimci proleter Bakü, Transkafkasya proletaryasının uyumasına izin ver­medi, ona teşvik edici bir örnek ve Sosyalizm yolunu aydın­latan canlı bir meşale oldu.

Bütün bunlar birlikte alındığında, Transkafkasya'da ge­nel politik durumun devrimcileşmesine götürmek zorunday­dı. İş sonunda o dereceye vardı ki, ((en güvenilir)) ulusal alay­lar bile "ayrışmaya" ve Bolşeviklerin yanına geçmeye baş­ladılar. 

Transkafkasya Komiserliği ikilem içine düştü:

ya işçiler ve köylüler ile birlikte, toprak sahiplerine ve kapitalistlere karşı, ve o zaman - koalisyonun dağılması; 
ya da toprak sahipleri ve kapitalistlerle koalisyonu ayak­ta tutmak için köylülere ve işçi hareketine karşı kararlı mücadele.

Baylar Yordania ve Gegeçkori ikinci yolu seçtiler.

Burada ilk önce, Transkafkasya Komiserliği'nin, Gürcü ve Tatar köylülerin tarımsal hareketini "haydutluk" ve "kül­hanbeylik" olarak adlandırdığını, "elebaşıları" tutukladığını, kurşuna dizdiğini belirtmek gerekiyor.

Toprak sahipleri için köylülere karşı!

Ayrıca Komiserlik, Tiflis'teki tüm Bolşevik gazeteleri yasakladı; bu alçaklığı protesto eden işçileri ise tutuklattı ve kurşuna dizdirdi.

Kapitalistler için işçilere karşı!

En sonunda iş o dereceye vardı ki, Baylar Yordania ve Gegeçkori, bir "paratoner"e sahip olmak için, Ermeniler ve Tatarlar arasında bir katliama destek verdiler- şimdiye dek Kadetlerin bile düşmediği bir alçaklık! 

İşçi ve köylülere karşı Transkafkasya Komiserliği, Trans­kafkasya Seym'i ve "Ulusal Konsey"ler - bu "yeni" rota­nın anlamı budur.

Böylece, Transkafkasya karşı-devrimcileri, "yabancı" devrimcilere karşı savaşı, Rus askerlerine karşı savaşı ge­nişlettiler, içerdeki devrimcilere karşı bir savaşa, "kendi" işçilerine ve köylülerine karşı bir savaşa dönüştürdüler.

Transkafkasyalı koalisyoncuların politikasındaki bu dö­nüşümünü karakterize etmek için, Baylar Gegeçkori-Yordania' nm karşı-devrimci ölçüsüzlüklerine görgü tanığı olmuş olan Kafkasyalı bir yoldaşın, Halk Komiserleri Konseyi'ne gön­derdiği, bugünlerde elimize geçen bir mektup son derece ilginçtir. Eksiksiz ve hiç değiştirmeden veriyorum. İşte: 
"Son günlerde burada yeni olaylar oldu ve durum şim­di çok ciddi. 9 Şubat sabahı dört yoldaşımız tutuklandı, bunların arasında yeni Bolşevik Komite'nin üyesi F. Ka­landadze de var. Diğer yoldaşlar, Filip Mabaradze, Na­saretian, Şaverdov ve Bölge Komitesi'nin diğer üyeleri hakkında tutuklama kararı çıktı. Yalnızca Miha Zakaya' ya, hastalığından dolayı olsa gerek, el sürülmedi. Hepsi il­legaliteye geçtiler. Aynı zamanda gazetelerimiz "Kavkaski Raboçi", "Brdsola" (Gürcüce) ve "Banvori Kriv" (Ermeni­ce) yasaklandı ve matbaalanmız mühürlendi. 
Bu, işçiler arasında öfke yarattı. Hemen aynı gün, ayın 9'unda, demiryolu atölyelerinde, yaklaşık 3000 işçi­nin katıldığı bir miting yapıldı. Miting, sadece dört çe­kimser oy dışında oy birliğiyle, yoldaşların serbest bıra­kılması ve gazetelerin yeniden çıkmasına izin verilmesi talebiyle greve gitme kararı aldı. Talepler yerine getiri­lene dek grevin devam etmesi kararlaştırıldı. Ancak grevin genel olmadığı görüldü. Toplantıda itiraz etmemiş ve karşı oy kullanmamış olan iflah olmaz bir Menşevik çete, çalışmaya devam etti. Aynı gün dizgicilerin ve matba­acıların, 190 oya karşı 226 oyla aynı taleplerle bir günlük protesto grevine gitme kararının alındığı bir toplantısı oldu. Elektrikçiler, deri işçileri, terziler, Arsenal atölyele­ri, Tolle, Sargaryanz ve diğer işletmeler daha büyük bir oybirliği ile grev kararı aldı.
Kentteki kızgınlığa orta.sınıf da katıldı. Ancak, erte­si gün, 10 Şubat'ta, tutuklamaları ve gazeteleri unutturan bir olay oldu.
Demiryolcuların grev komitesi ve diğerleri, bugün için, 10 Şubat sabahı için, Aleksandr bahçesinde bir pro­testo mitingi planlamıştı. Tüm engelleme çabalarına rağ­men mitinge 3000'in üzerinde işçi ve asker katıldı (aske­ri trenler şehirden 15 verst uzakta olduğu, için askerler azdı). Bu mitingde Kavtaradze, Maharadze, Nasaretian ve gizlenen diğer yoldaşlar da hazır bulundular. Miting sı­rasında bahçeye milisler ve "Kızıl Muhafızlar" (aşağı ­yukarı iki bölük) girdi. Ellerinde kızıl bayraklar ve mi­tingi yatıştıncı işaretlerle, topluluğun yanına sokuldular.
Topluluğun bir kısmı, dağılmak niyetinde olduğu hal­de kaldı ve dostların geldiği inancıyla hatta bunları "hur­ra" çağrılarıyla selamladı. Başkan Kavtaradze, konuşma­cının sözlerini kesip gelenleri selamlamak istedi. İşte bu anda gelenler çarçabuk yayıldılar, topluluğu çevrelediler ve mitinge şiddetli bir tüfek ve makineli tüfek ateşi aç­tılar. Esas olarak, bir podyum üzerinde olan prezidyumu hedef alıyorlardı. Sekiz kişi katledildi ve yirminin üze­rinde kişi yaralandı. Kavtara.dze'ye benzeyen ve aynı onun gibi giyinmiş olan bir yoldaşa on kurşun isabet etti, ve "Kızıl Muhafızlar" birbirlerine, Kavtaradze'nin öldüğünü haykınyorlardı. Topluluğun bir kısmı dağıldı, diğer bir kısmı kendini yere attı.
Yaylım ateşi yaklaşık onbeş da­kika sürdü. 
Aynı saatte, genişletilmiş Kafkasya Seym'inin ilk otu­rumu açılıyordu ve Çaydze konuşmasını hemen yanı başında - sarayın pek uzağında değil - takırdayan tüfek ve makineli tüfeklerin eşliğinde yaptı.  
Uyansız ve canice tertiplenen bu kan deryası, işçi­ler arasında yeniden öfke yarattı ve öyle sanıyorum, on­ları Menşeviklerden kesin olarak kopardı.  
Nasaretian ve Zinzadze mitingden sonra yakalandı­lar ve kurşuna dizilmek üzere götürüldüler; onları Sos­yal-Devrimci Merhalev kurtardı. Sosyal-Devrimciler çok "kızgınlar", çeşitli protesto gösterileri vb. yapıyorlar. Taş­nakzakanlar da, ve evet tüm kent büyük kızgınlık için­de. Ancak birşey yapmak olanaksız. Köylerden silahlı "Kı­zıl Muhafızlar" ve vahşi bir müslüman tümen buraya sü­rüldü, şimdi kudurganlıklarını gösteriyorlar. Lider yol­daşların tümü açıkça kurşuna dizilmekle tehdit ediliyor­lar. Mitingin kurşunlandığı gün, şehirde beyaz kolluklu pekçok subay, ortalıkta dolanıp Bolşevik avlayan beyaz muhafızlar belirdi. Güya Şaumyan'a benzeyen bir adamı tramvaydan indirip vurdular. Şaumyan olduğunu haykı­rıyorlardı, ancak yanılmışlardı.  
Dün, yani ayın 11 'inde, askeri trenlerde, bizim yoldaş­ların katıldığı bir miting yapıldı .. Bu mitingde yaklaşık 6000 asker-topçular hariç-, tutuklu yoldaşların serbest bırakılması, gazeteler üzerindeki yasağın kaldırılması ve ayın 10'undaki olayların, (diğerlerinin yanısıra bu askeri trenden de bir askerin öldüğü mitingin kurşunlanması) incelenmesini talep etme kararı aldılar. Hemen dün bir ültimatomla delegasyon gönderdiler ve cevap için yirmi­ dört saat mühlet verdiler.  
Mühlet bugün bitecek, Komiserliğin savunma için kuv­vet topladığı bildiriliyor. Ayrıntıları şimdilik bilmiyorum. Sorumlu yoldaşlar yolda tutuklanmaktan korktukları için şimdilik askeri trenlerden geri dönmüyorlar: orada Tren­lerin Devrimci Askeri Komitesi'ne' seçildiler. Ayrıntılı ha­berler bekliyorum. 
Yarın için Şehir Dumasının oturumu planlandı, Sos­yal-Devrimciler ve Taşnaklar protesto bildirisi sunacak­lar, bizden de temsilciler bulunacak. Şehirde güçlü bir  alarm havası egemen. Başlayan yiyecek sıkıntısı nedeniy­le, bugün Duma yakınlarında bir kadınlar gösterisi yapı­lacak. Kentin her yerınde korsan toplantılar yapılıyor. Rusya'dan gelen Gürcü askerlerin - hepsi ya Bolşeviktir, ya da Bolşevik zihniyetlidir- etkisi altında, tüm Gür­cistan'da bir köylü hareketi başlıyor. Menşevikler bunu bir pogrom ve yağma hareketi olarak gösteriyorlar ve bastırmak için "Kızıl Muhafızlar .. gönderiyorlar. Gort'de yoldaşlarımız tutuklandı. Bugün, oradaki askerlerimizin sılahsızlandırıldığı ve kurşuna dizilmelerin başladığı bil­dirildi. Kutais'den, şehrin, başlarında Budu Mdıvani'nin bulunduğa Bolşeviklerin elinde olduğunu öğrendik. Men­şevik güçler her yandan oraya yığıldı. Ulaklarımızdan henüz bir haber alamadım. Her an bekliyorum. Muhrani' de dün bir Bolşevik, ihtiyar Zerzvadze tutuklandı; ora­ya, dün Muhrani prenslerine ve kraliyet mülküne karşı köylülerin bir eylemi beklendiği için gitmişti. 
Şimdi 9 kişi tutuklu durumda ve Meteh'de bulunuyor­lar. Şimdiye dek hapishaneyi ellerinde tutan Sosyal-Dev­rimci kızıl muhafızlar, tutuklamalar üzerine çekildiler ve bize yardım teklif ettiler.  
Dün, başlangıçta saydığım işletmelerin temsilcilerin­den oluşan grev komitesi, genel grev çağrısında bulundu. Bugün bu sorun her yerde tartışılacak. Tiflis proletarya­sının bu işten yüzünün akıyla çıkıp çıkmayacağını göre­ceğiz. 
10 Şubat'ta Seym'in açılışında sadece Menşevikler (37 kişi) ve bir müslüman hazır bulundu. Başka kimsecik­ler yoktu. Müslüman delege, oturumun 13'üne ertelen­mesini teklif etti ve bu öneri onaylandı. Herhalde hem Taşnaklar hem de Sosyal-Devrimciler delege gönderecek­ler. 
Manzaran budur. 
Tarihin ölüm kararını çoktan okuduğu bu karşı-dev­rimci Komiserliğin daha uzun süre yaşayabileceğini söyle­mek çok zordur. Her halükarda bu yakın gelecekte görülecek. Ancak bir şey kesin: Son olaylar Menşevik Sosyal-Kar­şı-Devrimcilerin yüzünden sosyalizm maskesini kesin ola­rak düşürdü, ve şimdi Kafkasya Komiserliği ve onun "par­lamenter-ulusal" uzantılarının, aslında Transkafkasya işçi ve köylülerine karşı yönelmiş eİı kötü bir karşı-devrimci blok olduğunu tüm devrimci dünya kendi gözleriyle görme ola­nağına sahiptir. 

Olgular bunlardır. 

Eh, boş sözlerin ve sloganların yitip gittiğini, ancak ol­guların ve eylemlerin kaldığını kim bilmez ...

"Pravda" No. 55 ve 56, 26 ve 27 Mart 1918.
Stalin