01 Şubat 2019

BOLŞEVİK PARTİNİN SAVAŞ, BARIŞ VE DEVRİM SORUNLARINDAKİ TEORİ VE TAKTİĞİ

Stalin
Parti Tarihi 6. Bolum
Eserler 15

Bolşevikler, sol sosyal-demokratların çoğunluğu gibi sadece barış özlemiyle iç geçiren, barış propagandasıyla yetinen pasifistler değildi. Bolşevikler, savaş yanlısı emperyalist burjuvazinin iktidarını devirinceye kadar barış uğruna aktif devrimci mücadele yanlısıydılar. Bolşevikler, barış davasıyla proleter devrimin zaferi davasını birbirine bağladılar; savaşa son vermenin ve adil bir barışa, ilhaksız ve ödentisiz bir barışa varmanın en emin aracını, emperyalist burjuvazinin iktidarının devrilmesinde gördüler.

Menşeviklerin ve Sosyal-Devrimcilerin devrime elveda deme, savaş sırasında “iç barış”a riayet etme hain şiarının karşısına Bolşevikler, “Emperyalist savaşı içsavaşa dönüştürme” şiarını çıkardılar. Bu şiar, asker üniforması giymiş silahlı işçiler ve köylüler de dahil tüm emekçilerin, eğer savaşı sona erdirmek ve adil bir barışa ulaşmak istiyorlarsa, silahları kendi burjuvazilerine karşı çevirip onların iktidarını yıkmaları gerektiği anlamına geliyordu.

Menşeviklerin ve Sosyal-Devrimcilerin burjuva anavatanı savunma siyasetinin karşısına Bolşevikler, “emperyalist savaşta kendi hükümetinin yenilgisi” siyasetini çıkardılar. Bu siyaset, savaş kredileri aleyhine oy kullanmak, orduda illegal devrimci örgütler kurmak, cephedeki askerlerin kardeşleşmesini desteklemek ve işçilerin ve köylülerin savaş aleyhtarı devrimci eylemlerini örgütlemek ve bütün bu eylemleri kendi emperyalist hükümetine karşı ayaklanmaya dönüştürmek zorunda olunduğu anlamına geliyordu.

Bolşevikler, emperyalist savaşta Çarlık hükümetinin askeri yenilgisinin halk için en ehven-i şer olduğu görüşündeydiler, çünkü bu yenilgi, halkın Çarlık üzerindeki zaferini ve işçi sınıfının kapitalist kölelikten ve emperyalist savaşlardan kurtulma mücadelesinin başarısını kolaylaştıracaktı. Burada Lenin, kendi emperyalist hükümetinin yenilgisi için çalışma siyasetinin, sadece Rus devrimcileri tarafından değil, bütün savaşan ülkelerin işçi sınıfının devrimci partileri tarafından uygulanması gerektiği görüşünü savundu.

Bolşevikler her türlü savaşa karşı değillerdi. Onlar sadece fetih savaşlarına, emperyalist savaşa karşıydılar. Bolşeviklere göre iki tür savaş vardı:

a) Haklı savaşlar, fetih savaşı değil kurtuluş savaşları; hedefi, halkı dış saldırıya ve boyunduruk altına alma çabalarına karşı savunmak, veya kapitalist kölelikten kurtarmak, veya, son olarak, sömürgeleri ve bağımlı ülkeleri emperyalistlerin boyunduruğundan kurtarmak olan savaşlar; ve

b) Haksız savaşlar, fetih savaşları; hedefi yabancı ülkeleri fethedip yabancı ulusları köleleştirmek olan savaşlar.

Bolşeviklerin desteklediği, birinci türden savaşlardı. İkinci tür savaşlara gelince, Bolşevikler bu savaşlara karşı devrime ve kendi emperyalist hükümetini devirmeye kadar varan kararlı bir mücadele vermek gerektiği görüşündeydiler.

Lenin'in savaş sırasındaki teorik çalışmaları tüm dünya işçi sınıfı için büyük öneme sahiptir. 1916 yılının baharında Lenin, “Emperyalizm -Kapitalizmin En Üst Aşaması” eserini yazdı. Bu kitapta Lenin, emperyalizmin kapitalizmin en üst aşaması olduğunu; bu aşamada kapitalizmin, “ilerici” kapitalizmden asalak kapitalizme, çürüyen kapitalizme dönüştüğünü; emperyalizmin can çekişen kapitalizm olduğunu gösterdi. Bu, kapitalizmin kendiliğinden, proletaryanın devrimi olmadan sönüp gideceği, iliğine kadar çürümüş olan kapitalizmin kendiliğinden çökeceği demek değildi. Lenin daima, işçi sınıfının devrimi olmadan kapitalizmi yıkmanın imkansız oldu!unu öğretti. Bunun içindir ki Lenin, emperyalizmi can çekişen kapitalizm olarak tanımlarken, bu kitapta aynı zamanda “emperyalizmin, proletaryanın sosyal devriminin arifesi olduğunu” kanıtlıyordu.

Lenin, kapitalist boyunduruğun emperyalizm çağında gittikçe daha ağırlaştığını, emperyalizm koşulları altında proletaryanın kapitalizmin temellerine karşı isyanının büyüdüğünü, kapitalist ülkelerde devrimci bir patlamanın unsurlarının biriktiğini gösterdi.

Lenin, emperyalizm çağında sömürge ve bağımlı ülkelerdeki devrimci krizin gittikçe şiddetlendiğini, emperyalizme başkaldıran güçlerin, emperyalizme karşı kurtuluş savaşı unsurlarının arttığını gösterdi.

Lenin, emperyalizm şartları altında kapitalizmin eşitsiz gelişmesinin ve çelişmelerinin özellikle keskinleştiğini; meta sürümü ve sermaye ihracı için pazarlar uğruna mücadelenin, sömürgeler uğruna, hammadde kaynakları uğruna mücadelenin -dünyanın yeniden paylaşımı uğruna periyodik emperyalist savaşları kaçınılmaz kıldığını gösterdi.

Lenin, tam da kapitalizmin bu eşitsiz gelişmesi sonucu işin emperyalist savaşlara vardığını, bu savaşların emperyalizmin güçlerini zayıflattığını ve emperyalist cepheyi en zayıf noktasından yarmayı mümkün kıldığını gösterdi.

Tüm bunlar temelinde Lenin şu sonuca vardı: emperyalist cephenin proletarya tarafından bir ya da birkaç yerde yarılması tamamen mümkündür; sosyalizmin zaferi ilk başta birkaç ülkede ya da hatta tek başına alınan bir ülkede bile mümkündür; sosyalizmin tüm ülkelerde eşzamanlı zaferi, kapitalizmin bu ülkelerdeki eşitsiz gelişmesinden dolayı –imkansızdır; sosyalizm önce bir veya birkaç ülkede zafere ulaşacak, diğer ülkeler ise bir süre daha burjuva ülkeler olarak kalacaktır.

İşte Lenin'in, bu dahice sonuca, emperyalist savaş döneminde yazılmış iki farklı makalede verdiği formülasyon:

1) “İktisadi ve siyasi gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır. Bundan şu sonuç çıkar ki, sosyalizmin zaferi ilk başta birkaç kapitalist ülkede veya hatta tek başına alınmış bir ülkede bile mümkündür. Bu ülkenin muzaffer proletaryası, kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve kendi sosyalist üretimini örgütledikten sonra, diğer kapitalist dünyanın karşısına dikilecek ve diğer ülkelerin ezilen sınıflarını kendi safına çekecektir...” (“Avrupa Birleşik Devletleri Şiarı Üzerine” makalesinden, Ağustos 1915.) (Lenin, Seçme Eserler, cilt 5. s. 134.)

2) “Kapitalizmin gelişmesi çeşitli ülkelerde son derece eşitsiz olur. Meta üretimi sistemi altında başka türlü de olamaz. Buradan şu kaçınılmaz sonuç çıkar: sosyalizm bütün ülkelerde eşzamanlı zafere ulaşamaz. O ilk başta bir ya da bir kaç ülkede zafere ulaşacak, diğer ülkeler ise bir müddet daha burjuva veya burjuva-öncesi kalacaklardır. Bu, yalnız sürtüşmeler doğurmakla kalmayıp, diğer ülkelerin burjuvazilerinin sosyalist devletin muzaffer proletaryasını doğrudan alaşağı etmeye kalkışmaları sonucunu da verecektir. Bu durumlarda bizim girişeceğimiz bir savaş haklı ve meşru olurdu. Bu, sosyalizm uğruna bir savaş, diğer halkların burjuvaziden kurtuluşu uğruna bir savaş olurdu.” (“Proleter Devrimin Askeri Program”ı makalesinden, sonbahar 1916) (Lenin, Tüm Eserleri cilt XIX, s. 325, Rusça.)

Bu yeni, bütünlüklü bir sosyalist devrim teorisiydi; sosyalizmin tek tek ülkelerde zaferi imkanına ilişkin, onun zaferi koşullarına, zafer perspektiflerine ilişkin bir teori; temellerini Lenin’in daha 1905 yılında “Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği” broşüründe ortaya koyduğu bir teoriydi.

Bu teori, emperyalizm-öncesi kapitalizm döneminde Marksistler arasında geçerli olan anlayıştan temelli ayrılıyordu. Marksistler o sıralar, sosyalizmin herhangi bir tek ülkede zaferinin imkansız olduğu, sosyalizmin zaferinin bütün uygar ülkelerde eşzamanIı gerçekleşeceği anlayışındaydılar. Lenin. “Emperyalizm - Kapitalizmin En Üst Aşaması” adlı ünlü kitabında ortaya koyduğu emperyalist kapitalizme ilişkin mevcut veriler temelinde, bu anlayışı eskimiş olarak bir kenara attı, onu tersine çevirdi ve sosyalizmin bütün ülkelerde eşzamanlı zaferini imkansız gören, tek başına ele alınan bir kapitalist ülkede sosyalizmin zaferinin ise mümkün olduğunu kabul eden yeni bir teorik anlayış ortaya attı.

Lenin'in sosyalist devrim teorisinin paha biçilmez önemi, sadece, Marksizmi yeni bir teori ile zenginleştirmesinde ve geliştirmesinde değildir. Bu teorinin önemi, tek tek ülkelerin proletaryasına devrimci bir perspektif vermesinde, kendi ulusal burjuvazisine karşı saldırı inisiyatifini serbest bırakmasında, onlara savaş halinden böyle bir saldırı örgütlemek için yararlanmayı öğretmesinde ve proleter devrimin zaferine inançlarını pekiştirmesinde de yatar.

Bolşeviklerin savaş, barış ve devrim sorunlarındaki teorik ve taktik yaklaşımı böyleydi.

Bolşevikler, Rusya'daki pratik çalışmalarını bu yaklaşım temelinde yürüttüler.

Korkunç polis takibatına rağmen Duma'daki Bolşevik temsilciler -Badayev, Petrovski, Muranov, Samoilov ve Şagov-, savaşın başında bir dizi örgütleri ziyaret edip Bolşeviklerin savaş konusunda ve devrim konusunda tavırları üzerine konferanslar verdiler. Kasım 1914'te Devlet Duması'ndaki Bolşevik fraksiyon, savaş konusunda tavrı tartışmak üzere bir konferans düzenledi. Üçüncü gün, bu Konferansa katılanların hepsi tutuklandı. Mahkeme, tüm üyeleri kamu haklarından mahrumiyete ve Sibirya'ya sürgüne mahkum etti. Çarlık hükümeti Devlet Duması'nın Bolşevik üyelerini “vatana ihanet”le suçladı.

Duma üyelerinin mahkeme önünde sergiledikleri faaliyetlerinin tablosu, Partimizin itibarını artırdı. Bolşevik temsilciler Çarlık mahkemesi önünde yiğitçe davrandılar ve Çarlık mahkemesini, Çarlığın fetih politikasının teşhir edildiği bir kürsüye çevirdiler.

Aynı davadan suçlanan Kamenev farklı davrandı. Korkaklığından, daha ilk tehlikeyi görür görmez Bolşevik Partinin siyasetinden vazgeçti. Kamenev mahkemede, Bolşeviklerle savaş sorununda hem fikir olmadığını söyledi ve bunu ispatlamak için tanık olarak Menşevik Yordanski'nin çağrılmasını istedi.

Bolşevikler, savaş ikmaliyle uğraşan Savaş Sanayii Komitelerine ve Menşeviklerin işçileri emperyalist burjuvazinin etkisine tabi kılma çabalarına karşı büyük çalışma yaptılar. Herkesi, emperyalist savaşın tüm halkın savaşı olduğuna inandırmak, burjuvazi için hayati bir önem taşıyordu. Savaş sırasında burjuvazi, tüm-Rusya çapındaki örgütü “Zemstvo ve Kasabalar Birliği”ni kurarak, devlet işleri üzerinde büyük nüfuz elde etti. Burjuvazinin, işçileri de kendi önderliği ve nüfuzu altında toplamaya ihtiyacı vardı. Burjuvazi bunun için bir yol buldu -Savaş Sanayii Komitelerinde “İşçi Grupları” kurmak. Menşevikler burjuvazinin bu fikrine dört elle sarıldılar. Savaş Sanayii Komitelerinde, işçi kitleleri arasında cephane, top, tüfek ve fişek üreten fabrikalarda ve diğer silah işletmelerinde verimliliği artırma zorunluluğu için ajitasyon yürütecek işçi temsilcilerinin bulunması, burjuvazinin işine geliyordu. Burjuvazinin şiarı: “Herşey savaş için, herkes savaş için” idi. Aslında bu şiar şu anlama geliyordu: “Savaş ihalelerinden ve yabancı ülkelerin yağmasından alabildiğince zenginleş”. Burjuvazinin bu yalancı yurtseverlik tertiplerinde Menşevikler aktif bir rol oynadılar. İşçiler arasında yürüttükleri yoğun kampanya ile, işçileri Savaş Sanayii Komitelerinin “İşçi Grupları” seçimlerine katılmaya çağırarak, kapitalistlere yardım ettiler. Bolşevikler bu tertibin karşısındaydılar. Onlar Savaş Sanayii Komitelerinin boykot edilmesini savunuyorlardı ve bu boykotu başarıyla yürüttüler. Fakat ünlü Menşevik Gvozdev ve ajan-provokatör Abrosimov'un öncülük ettiği bazı işçi grupları buna rağmen Savaş Sanayii Komitelerinin faaliyetlerine katıldılar. Ama işçi temsilcileri Eylül 1915'te Savaş Sanayii Komitelerinin “İşçi Grupları”nın son seçimini yapmak için toplandıklarında, delegelerin çoğunluğunun bu komitelere katılmaya karşı olduğu anlaşıldı. İşçi' temsilcilerinin çoğunluğu, Savaş Sanayii Komitelerine katılmaya karşı sert bir karar aldı ve işçilerin önlerine barış için, Çarlığın devrilmesi için mücadeleyi koyduklarını ilan etti.

Bolşevikler, ordu ve donanmada da büyük bir çalışma geliştirdiler. Asker ve bahriyelilere, savaşın eşi görülmemiş vahşetlerinden ve halkın çektiği acılardan kimlerin sorumlu olduğunu açıkladılar, devrimin, halk için, emperyalist keşmekeşten kurtuluşun biricik yolu olduğunu anlattılar. Bolşevikler orduda ve donanmada, cephede ve cephe gerisinde hücreler kurdular, savaşa karşı çağrıda bulunan bildiriler dağıttılar.

Kronstadt'ta Bolşevikler, Partinin Petrograd Komitesi ile yakın bağları bulunan “Kronstadt Askeri Örgütü Merkezi Kollektifi “ni kurdular. Petrograd Parti Komitesi nezdinde, garnizon içindeki çalışma için bir askeri örgüt kuruldu. Ağustos 1916'da Petrograd Okhrana'sı şefi şöyle bir rapor veriyordu:
“Kronstadt Kollektifi'nde işler çok ciddi ve gizli bir şekilde yürütülüyor ve üyeler son derece ağzı sıkı ve ihtiyatlı kişiler. Bu Kollektifin karada da temsilcileri var.”
Parti, cephede, düşmanın dünya burjuvazisi olduğu ve savaşın ancak kendi burjuvazisine ve onun hükümetine karşı çevrilmesiyle sona erdirilebileceğini vurgulayarak, savaşan orduların askerlerinin kardeşleşmesi yolunda ajitasyon yapıyordu. Ordu birliklerinin saldırıya geçmeyi reddetmesi olayları gün geçtikçe artıyordu. Bu gibi olaylar daha 1915'te görülmeye başladı, 1916'da ise daha da arttı.

Bolşevikler, Baltık illerindeki Kuzey Cephesi ordularında özellikle geniş faaliyetler geliştirmişlerdi. Kuzey Cephesi Başkomutanı General Russki, 1917 başında, Bolşeviklerin bu cephede geliştirmiş olduğu muazzam devrimci faaliyetler üzerine Genel Karargaha rapor veriyordu.

Savaş, dünya halklarının ve dünya işçi sınıfının hayatına çok önemli değişiklikler getirdi. Devletlerin, halkların ve sosyalist hareketin geleceği tehlikedeydi. Bu yüzden savaş, kendine sosyalist diyen bütün diğer ve akımlar için bir mihenk taşı, bir sınav oldu. Bu partiler ve akımlar, sosyalizm davasına, enternasyonalizm davasına sadık mı kalacaklar, yoksa bayraklarını kendi milli burjuvazilerinin ayakları dibine sererek, işçi sınıfına ihaneti mi seçeceklerdi? Bu mesele buydu.

Savaş, II. Enternasyonal partilerinin bu sınavı veremediklerini, işçi sınıfına ihanet edip, bayraklarını kendi ülkelerinin emperyalist burjuvazisine teslim ettiklerini gösteriyordu.

Kendi içlerinde oportünizmi besleyip büyüten ve oportünistlere ve milliyetçilere taviz verme pratiğiyle eğitilen bu partiler, zaten başka türlü davranamazlardı.

Savaş, Bolşevik Partinin sınavı alnının akıyla veren ve Sosyalizm davasına, proleter enternasyonalizmi davasına sonuna kadar sadık kalan tek Parti olduğunu gösterdi.

Bu anlaşılırdır da: ancak yeni tipte bir parti, ancak oportünizme karşı uzlaşmaz mücadele ruhuyla eğitilmiş bir parti, ancak oportünizmden ve milliyetçilikten özgür bir parti bu büyük sınavı verip, işçi sınıfı davasına, Sosyalizm ve Enternasyonalizm davasına sadık kalabilirdi.

Bolşevik parti tam da böyle bir partiydi.