28 Ekim 2018

A. Çolopov Yoldaşa yanıt - Tek Ülkede sosyalizm ve Dil Bilimi Üzerine

Stalin

28 Temmuz 1950
Pravda, 2 Ağustos 1950

Mektubunuzu aldım. 

İşlerim nedeniyle yanıtı biraz geciktirdim.

Mektubunuz sessiz sedasız; iki koşuldan hareket ediyor: Bi­rincisi, şu ya da bu yazarın eserlerinden alıntının ilgili olduğu tarihsel dönemden kopararak alıntı yapılabilir; ikincisi Marksizmin tarihsel gelişim dönemlerinden birinin incelenmesinden elde edilen şu ya da bu sonucu ve formülü bütün gelişim dö­nemleri için doğrudan ve değişmeden kalması gerekir. 

Bu iki koşulun temelden yanlış olduğunu söylemek zorunda­yım.

Bazı örnekler;

1- Geçtiğimiz yüzyılın kırklı yıllarında, henüz tekelci kapi­talizmin doğmadığı, kapitalizmin az çok sürekli gelişim içinde bulunduğu ve bu arada henüz kendisi tarafından işgal edilmemiş yeni bölgelere doğru genişlediği ve eşitsiz gelişim yasasının he­nüz bütün gücüyle etkili olamayacağı bir dönemde Marx ve En­gels sosyalizmin tek bir ülkede zafere ulaşamayacağı, medeni ülkelerin hepsinde, ya da çoğunda ortak bir darbenin sonucunda zafere ulaşabileceği sonucuna varmışlardı. Bun vargı daha sonra bütün Marksistler için tez haline gelmiştir.

Ne var ki 20. yüzyılın başlarında, özellikle Birinci Dünya Savaşı döneminde, tekel öncesi kapitalizmin tekelci kapitalizme dönüştüğü herkes için açık görüldüğü, gelişen kapitalizm can çekişen kapitalizm durumuna geldiği, savaş, emperyalist dünya cephesinin onulmaz zaaflarını ortaya çıkardığı ve eşitsiz gelişim yasası, çeşitli ülkelerde proletarya devrimlerinin olgunlaşmala­rının zamandaş olmayacağını belirlediği bir dönemde, Marksıst teoriden hareket eden Lenin, gelişmenin bu yeni koşullarında, sosyalist devrimin tek bir ülkede kesinlikle zafere ulaşabileceği, devrimin olgunlaşmasının eşitsizliği gözönüne alındığında, sos­yalizmin uygar ülkelerin hepsinde ya da çoğunluğunda aynı an da zafere ulaşmasının olanaksız olduğu ve Marx ve Engels'in eski formüllerinin yeni tarihsel koşulları karşılamadığı sonucu na varmıştır.

Görüldüğü gibi, burada sosyalizmin zaferi sorununa ilişkin· birbirine sadece zıt olmakla kalmayıp birbirini dışlayan iki sonuç vardır. 

Meselenin özüne girmeyen, tarihsel koşullardan kopararak, formal alıntılar yapan Talmudistler ve lafazanlar, bu so­nuçlardan birinin mutlaka yanlış, birinin ise mutlaka doğru ol­duğunu ve doğru olanın bütün gelişim dönemlerini kapsaması gerektiğini söyleyebilirler. Ne var ki Marksistler bu Talmudist­lerin ve lafazanlar yanıldıklarını, iki sonucun da doğru olduğunu, ama mutlak değil, kendi dönemlerinde doğru olduğu nu bilmek zorundalar: Marx ve Engels'in vardığı sonuç, tekel öncesi kapitalizm dönemi için, Lenin'in vardığı sonuç ise tekelci kapitalizm dönemi için doğrudur.

Engels " Anti Dühring" adlı kitabında devletin sosyalist devrimin zaferinden sonra giderek sönmek zorunda olduğunu söylüyordu. Ülkemizde sosyalist devrimin zaferinden sonra ezberci lafazanlar ve Talmudistler bu temelden hareketle , partimizden, partinin ve devletin hızlı biçimde sönmesi, devlet organlarının dağıtılması ve sürekli ordudan vazgeçilmesi için önlemler almasını talep etmeye başladılar.

Ne var ki Sovyet Marksistleri yaşadığımız dönemde dünya­nın içinde bulunduğu durumun incelenmesi temelinde, kapitalist kuşatmanın varlığı koşullarında, eğer sosyalist devrim tek bir ülkede zafere ulaştıysa, ama bütan öteki ülkelerde kapitalizm egemense, bu koşullarda muzaffer devrimin ülkesinin, eğer bu ülke kapitalist kuşatma tarafından yok edilmek istemiyorsa. devletini, devlet organlarının, güvenlik organlarını ve ordusunu zayıflatılaması, tersine bütün güçleriyle bunları güçlendirmesi gerektiği sonucuna varmışlardır. Rus Marksistleri, Engels'in formülünün, sosyalizmin bütün ülkelerde, ya da ülkelerin ço­ğunda zaferiyle ilgili olduğu, bütün öteki ülkelerde kapitalizm egemenken sosyalizmin sadece bir ülkede zafere ulaştığı du­rumda uygulanamayacağı sonucuna varmışlardır. 

Görüldüğü gibi burada sosyalist devletin kaderi konusunda birbirini dışlayan iki sonuç vanlır. 

Laafazanlar ve Talmudistler, bunun dayanılmaz bir du­rum yarattığını, formüllerden birinin mutlak yanlış olarak red­dedilip, diğerinin mutlak doğru olarak sosyalist devletin bütün gelişim dönemlerine uygulanması gerektiğini söyleyebilirler. Ne var ki Marksistler bu lafazanlar ve Talmudisterin ya­nıldığını, iki formülün de kendi dönemlerinde doğru olduğunu bilmek zorundalar: Sovyet Marksistlerinin formülü sosyalizmin tek ülkede, ya da bir kaç ülkede zafere ulaştığı bir dönem için, Engels'in formülü ise tek tek ülkelerde sosyalizmin peşpeşe za­fere ulaşnıasının, ülkelerin çoğunluğunda sosyalizmin zaferi­ne yol açacağı ve böylece Engels'in fomıülünün uygulanma ko­şullarının doğacağı bir dönem için doğrudur. 

Bu tür örnekler çoğaltılabilir. 

Çolopov yoldaşın mektubunda söz ettiği ve iki ayrı eserden alınmış, dil sorunları üzerine iki farklı förmül için de aynı şey söylenmelidir.

Çolopov yoldaş Stalin'in "Dilbilimde Marksizm Üzerine;"adlı eserine dayanmaktadır. Bu eserde, örneğin iki dilin içiçe geçmesi sonucunda, genellikle bu dillerden biri süreçten muzaffer olarak çıkarken ötekinin ölmeye yüz tuttuğu, dolayısıyla dil­lerin içiçe geçmesinin üçüncü bir dilin doğmasına yol açmadı­ğı, dillerden birinin varlığını sürdürdüğü sonucuna varılmakta­dır. Ayrıca Çolopov yoldaş, Stalin'in SBKP(B) XVI. Kongre­si'nde sunduğu rapordan alınmış bir başka sonuca dayanmakta­dır. Burada da sosyalizmin dünya ölçüsünde zafere ulaştığı dö­nemde, sosyalizmin güçlendiği ve günlük yaşamın içine girdiği koşullarda, ulusal dillerin kaçınılmaz olarak tek bir ortak dil ha­linde kaynaşacağı, ama bu dilin Büyük Rus ya da, Alman dili değil, bambaşka bir dil olacağı söylenmektedir. Bu iki fonnUlü karşılaştıran ve iki formülün birbiriyle uyuşmamak.la kalmayıp birbirini dışladığını gören Çolopov yoldaş, umutsuzluğa düş­müştür. "Makalenizden" diyor yazdığı mektupta. "dillerin içiçe geçmesinden hiç bir  zaman her hangi bir yeni dil oluşamayaca­ğı kanısına vardım. Fakat bu makaleyi okumadan ônce, SBKP(B) XVI. Kongresi'nde yaptığınız konuşmaya dayanarak, komünizmde dillerin ortak btr dil halinde kaynaşacağından kesinlikle emindim." 

Bu iki fonnül arasında bir çelişki keşfeden Çolopov yolda­şın, bu çelişkinin ortadan kaldırılması gerektiğine inandığı bu formüllerden birini, yanlış olduğunu söyleyerek bir kenara at­mak ve ötekine bütün zamanlar, bütün ülkeler için doğru bir formül olarak sarılmak gerektiğine inandığı görülüyor. Fakat hangi formüle sarılması gerekliğini bilmiyor. İçinden çıkılması zor bir durum gibi. Çolopov yoldaş, iki formülün de kendi zamanlarında doğru olabileceğini hiç düşünmüyor. 

Meselenin özüne girmeden, alıntının dayandığı tarihsel ko­şullarla ilişkisini kurmadan biçimsel alıntılar yaptıkları için dur­madan çaresiz durumlara düşen lafazanların ve Talmudistle­rin başına her zaman böyle şeyler gelir. 

Oysa insan, sorunun ôzünü kavradıktan sonra, çaresiz du­rumlara düşmez. Mesele şudur: Stalin'in "Dilbilimde Marksizm Üzerine" adlı makelesiylc XVI. Parti Kongresi'nde yaptığı ko­nuşma iki çok farklı çağla ilgilidir, dolayısıyla da iki farklı for­mül ortaya çıkmıştır. Broşürün dillerin içiçe geçmesiyle ilgili bölümünde Stalin'in formülü sosyalizmin dünya ölçüsünde zafere ulaşmasından önceki çağla dünyada sömürücü sınıfları egemen olduğu, ulusal ve sömürgeci baskının sürdüğü, ulusal ayrılıklann, ulusların karşılıklı güvensizliklerinin siyasi farklı­lıklarla daha da pekiştiği, ulusal eşitliğin henüz gerçekleşmedi­ği, dillerin içiçe geçmesinin dillerin birinin egemenliği için mü­cadeleyle gerçekleştiği., ulusların ve dillerin barışçıl ve dostça işbirliği için henüz koşulların bulunmadığı, dillerin işbirliği ve karşılıklı zenginleşmesinin değil, bir dilin asimilasyonunun, bir başkasının zaferinin gündemde olduğu bir dönemle ilgilidir. Bu koşullar altında sadece galip ve mağlup dillerin olacağı çok açıktır. İki dilin içiçe geçmesinin yeni bir dil yaratmayacağım, bir dilin yenilgisinin ötekinin zaferi demek olacağını ifade eden Stalin'in formülü işte tam da bunu söylemektedir. 

Stalin'in XVI. Parti Kongresi'nde yaptığı konuşmadan alı­nan öteki formüle gelince, dillerin ortak bir dil biçiminde kay­naşacaklarıyla ilgili bölümü bir başka dönemden, Sosyalizmin dünya ölçüsünde zafere ulaştıktan sonraki bir dönemden, artk dünya emperyalizminin olmadığı, sömürücü sınıfların yıkıl­dığı, ulusal ve sömürgeci baskının ortadan kaldırıldığı, ulusal ayrılıkların ve ulusların karşılıklı güvensizliğinin yerini, karşı­lıklı güvenin ve ulusların birbirine yakınlaşmasının aldığı, ulu­sal eşitliğin gerçekleştiği, dillerin baskı altında tutulması ve asi­milasyona uğratıması politikasının tasfiye edildiği, ulusların iş­birliğinin kurulduğu ve ulusal dillerin işbirliği yoluyla biıbirle­rini zenginleştirme olanağına sahip oldukları bir dönemden sö­z etmektedir. Bu koşullar altında bir dilin baskı altında tutulması ve yenilgiye uğraması, öteki dilin ise zafere ulaşmasından söz edilemeyeceği açık. Burada birinin yenildiği ötekinin ise süreç­ten zaferle çıkağı iki dil değil, yüzlerce ulusal dil söz konusu olacaktır; bunların içinden, ulusların ekonomik, politik ve kültu­rel alanlarda uzun süreli bir işbirliğinin sonucu olarak önce en zenginleşmiş bölgesel diller ortaya çıkacak, daha sonra da bu bölgesel diller ortak bir uluslararası dil biçiminde kaynaşacak­lardır, elbette bu dil ne İngilizce, ne Rusça, ne de Almancadır. Bu dil ulusal ve bölgesel dillerin en iyi unsurlarını bünyesine al­mış yeni bir dil olacaktır. 

Buna göre bu iki formül toplumun iki ayrı gelişme dönemiy­le ilgilidir, ve tam da bunun için iki formül de kendi dönemleri için doğrudur. 

Bu formüllerin çelişik olmamasını, birbirini dışlamamasını talep etmek, kapitalizmin egemen olduğu dönemin sosyalizmin egemen olduğu dönemle zıtlık oluşturmamasını, sosyalizmle kapitalizmin birbirini dışlamamasını talep etmek kadar saçma­dır. 

Lafazanlar ve Talmudistler Marksizmi, Marksizmin vardığı sonuçları ve kurduğu formülleri, toplumun gelişim ko­şulları değişmesine rağmen "hiç bir zaman" değişmeyen dog­malar toplamı olarak değerlendiriyorlar. Marksizmin vardığı sonuçlan ve formüllerini ezbere öğrenip ordan burda alıntı yapar­larsa her türlü sorunu çözebileceklerine inanıyorlar, çünkü ez­berlenmiş sonuç ve fonnüllerin bütün zamanlar, bütün ülkeler, hayatın bütün durumlan için kendilerine yararlı olacağını hesap ediyorlar. Ne varki ancak, Marksizmin özünü değil de lafzını gören, Marksizmin vardığı sonuçların, kurduğu formüllerin laf­zını ezbere öğrenen ama özünü kavramayanlar böyle düşünebi­lir. 

Marksizm doğanın ve toplumun gelişim yasalarının bilimi­dir, ezilen ve sömürülen kitlelerin devriminin bilimidir, bütün ülkelerde sosyalizmin zaferinin bilimidir, komünist toplumun kurulmasının bilimidir. Bilim olarak Marksizm yerinde saya­maz - kendisini sürekli geliştirmekte ve tamamlamaktadır. Marksizm gelişimi içinde elbette yeni deneylerle, yeni bilgilerle zenginleşecektir; bunun sonucunda tek tek formülasyonlan ve vardığı sonuçlar zamanla elbette değişmek zorundadır, bunların yerine yeni tarihsel görevlere uygun olan yeni formüller ve so­nuçlar konulmak zorundadır. Marksizm bütün çağlar ve dönem­ler için zorunlu olan değişmez sonuçlar ve formüleri kabul etmiyor. Marksizm her türlü dogmatizmin düşmanıdır. 

Stalin

28 Temmuz 1950
Pravda, 2 Ağustos 1950