Header Ads

Header ADS

SORUNUN KONUŞU

STALIN
MARKSİZM VE ULUSAL SORUN
(1913)
Ulus, kaderini serbestçe kararlaştırma hakkına sahiptir. Onun, elbette öbür ulusların haklarını çiğnemeksizin, istediği gibi örgütlenme hakkı vardır. Bu, tartışma götürmez. 

Ama, eğer ulus çoğunluğunun, ve her şeyden önce de proletaryanın çıkarları gözönünde tutulursa, nasıl örgütlenmeli, gelecekteki kuruluşu hangi biçimleri almalıdır? 

Ulus kendi özerkliğini kurma hakkına, hatta ayrılma hakkına sahiptir. Ama bu, koşullar ne olursa olsun bunu yapmalı: özerklik ya da ayrılma, ulus için, yani ulus çoğunluğu, yani emekçi katmanlar için her zaman ve her yerde elverişli olacaktır anlamına da gelmez. Kafkas-ötesi Tatarları, ulus olarak, diyelim ki kendi diyetlerinde toplanabilir, ve, kendi beyleri ve mollalarının etkisi altında, ülkelerinde eski düzeni yeniden kurabilir, devletten ayrılmalarını kararlaştırabilirler. Kendi kaderini kendisinin tayin etmesi maddesi uyarınca, buna yerden göğe kadar hakları vardır. Ama bu, Tatar ulusu emekçi katmanlarının çıkarma uygun düşecek mi? Sosyal-demokrasi, ulusal sorunun çözümünde, beylerin ve mollaların, yığınları kendi arkalarından sürüklemelerine kayıtsız kalabilir mi? Sosyal-demokrasi işe karışmamalı, ve ulusun iradesi üzerinde belgin bir yönde etkide bulunmamalı mı? Sorunu çözmek için, somut Tatar yığınları için en elverişli bir plan formüle etmemeli mi? 

Ama emekçi yığınların çıkarları ile en bağdaşır çözüm hangisidir? Özerklik mi, federasyon mu, yoksa ayrılma mı? 

Çözümü, belli bir ulusu çevreleyen somut tarihsel koşullara bağlı bir sürü sorun. 

Dahası var. Her şey gibi koşullar da değişir, ve belli bir zaman için doğru bir çözüm, başka bir zaman için, hiç de kabul edilmez görünebilir. 

19. yüzyıl ortalarında, Marx, Rus Polonyası'nın ayrılmasından yana çıktı, ve o sıralarda, üstün bir kültürü, onu yıkan aşağı bir kültürden kurtarmak sözkonusu olduğu için, haklıydı da. Ve sorun, o sırada, yalnızca teoride, akademik bir biçimde değil, ama pratikte, yaşamın ta içinde ortaya çıkıyordu... 

19. yüzyıl sonlarında, Polonyalı marksistler, daha o zamandan Polonya'nın ayrılmasına karşı çıktılar, ve son elli yıl boyunca, Rusya ile Polonya'nın iktisadî ve kültürel bir yaklaşması yönünde derin değişiklikler ortaya çıkmış bulunduğuna göre, onlar da haklıydılar. Ayrıca, bu dönem boyunca, ayrılma sorunu, pratik bir konu olmaktan çıkmış, belki yalnızca yurtdışındaki aydınları heyecanlandıran akademik bir tartışma konusu durumuna gelmişti. Ama bu, Polonya'nın ayrılma sorununun yeniden gündeme girebileceği bazı iş ve dış konjonktürler olanağını elbette dıştalamaz.

Bundan şu sonuç çıkar ki, ulusal sorunun çözümü, ancak kendi gelişmeleri içinde gözönünde tutulmuş tarihsel koşullara göre mümkün olur. 

Belli bir ulusu çevreleyen iktisadî, siyasal ve kültürel koşullar, — şu ya da bu ulusun nasıl örgütleneceğini, gelecekteki anayasasının hangi biçimlere bürüneceğini bilme sorununu çözmek için tek anahtar, işte budur. Her ulus için, sorunun özel bir çözümünün kendini zorla kabul ettirmesi mümkündür. Ulusal sorunda, sorunu diyalektik bir yönde koymanın zorunlu olduğu yer, işte burasıdır. 

Bu böyle olduğuna göre, ulusal sorunu, kökeni Bunda kadar çıkan çok yaygın, ama çok da dar düşünceli bir "çözüm" yoluna kesinlikle karşı çıkmalıyız. Ulusal sorunu sözümona çözüme bağlamış bulunan ve Rus sosyal-demokratlarının onlardan bu çözümü almaktan başka yapacakları bir şey olmadığı söylenen Avusturya sosyal-demokrasisi ile Güney Slavları[27] sosyal-demokrasisine başvurmaya dayanan o kolay yöntemden sözediyoruz. Bu yönteme göre, Avusturya için doğru olan her şey, diyelim, Rusya için de doğru sayılır. Bu durumda, en önemli ve kesin olan şey, gözden yitirilir: genel olarak Rusya'da, özel olarak da Rusya içinde ayrı ayrı alınan her ulusun yaşamında varolan somut tarihsel koşullar. 

Örneğin, ünlü bundcu V. Kossovski'yi dinleyin: 

"IV. Bund Kongresinde[28] sorunun [yani ulusal sorunun -J.S.] ilke yönü tartışıldığı zaman, Güney Slavları Sosyal-Demokrat Partisinin anlayışı içinde, delegelerden biri [sayfa 30] tarafından önerilmiş bulunan sorunun çözümü, herkesçe onaylandı."[29 ]

Sonuç: "Kongre, oybirliği ile..." ulusal özerkliği "kabul etti". 

Hepsi bu! Ne Rus gerçekliğinin çözümlenmesi, ne de Rusya'daki Yahudilerin yaşam koşullarının incelenmesi: önce Güney Slavları Sosyal-Demokrat Partisinden hazır çözüm alındı, sonra "onaylandı", en sonra da "oybirliği ile kabul edildi". Bundcular Rusya'da ulusal sorunu işte böyle koyar ve işte böyle "gözerler".
.. 
Bununla birlikte, Avusturya ile Rusya, birbirinden çok başka koşullar sunarlar. Brünn'de (1899),[30] Güney Slavları Sosyal-Demokrat Partisi anlayışı içinde, (gerçi önemsiz birkaç değişiklik ile) bir ulusal program kabul etmiş bulunan Avusturya sosyal-demokrasisinin, soruna, deyim yerindeyse, tamamen Rus-olmayan bir biçimde yanaşmasını, ve onu, elbette, aynı biçimde çözmesini de, işte bu durum açıklar. 

Her şeyden önce, sorunun konuş biçimi. Avusturyalı [sayfa 31] ulusal özerklik teorisyenleri, Brünn ulusal programı ve Güney Slavları Sosyal-Demokrat Partisi kararı yorumcuları, Springer ve Bauer, sorunu nasıl koyarlar? 

"Burada —der Springer—, genel olarak bir milliyetler devletinin mümkün olup olmadığı, ve özel olarak da Avusturya milliyetlerinin tek bir siyasal bütün oluşturma zorunluluğu içinde bulunup bulunmadıklarını bilme sorununu yanıtsız bırakıyoruz; bu sorunları çözülmüş sayalım. Sözü geçen olanak ve zorunluluk ile aynı düşüncede olmayan biri için, araştırmamız elbette temelsiz olacak. Bizim konumuz şu: belirli uluslar ortak bir yaşam sürme zorundadırlar: onların daha iyi yaşamalarını hangi hukuksal biçimler sağlayacak"[31] (İtalikler Springer'in. -J. S.) 

Böylece, Avusturya devletinin birliği, çıkış noktasıdır. Bauer de aynı kanıdadır: 

"Avusturya uluslarının bugün oldukları gibi, şu anda yaşadıkları devlet içinde birleşik olarak kalacakları varsayımından hareket ediyor, ve bu birlik çerçevesinde, ulusların kendi aralarındaki ilişkiler ile hepsinin devlete karşı ilişkilerinin ne olacağını soruyoruz."[32 ]

Burada da: her şeyden önce, Avusturya'nın birliği. Rus sosyal-demokrasisi, sorunu böyle koyabilir mi? Hayır. Ve çünkü, daha baştan beri, ulusların kaderlerini kendilerinin tayin etmesi hakkı görüşünü, ulusun ayrılma hakkına sahip bulunduğu yolundaki görüşü benimsediği için, bunu yapamaz. Hatta bundcu Goldblatt bile, Rus sosyal-demokrasisinin II. Kongresinde, Rus sosyal-demokrasisinin, ulusların kaderlerini serbestçe tayin etme görüşünden vazgeçmeyeceğini kabul etmişti. O zaman Goldblatt şöyle diyordu: 

"Ulusların kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkına karşı hiç bir şey söylenemez. Herhangi bir ulusun kendi [sayfa 32] bağımsızlığı için savaşım verdiği durumda, buna karşı çıkılamaz. Eğer Polonya, Rusya ile 'meşru nikâhlı' olarak evlenmek istemiyorsa, onu sıkıştırmak bize düşmez." 

İyi. Ama o zaman, bundan, Avusturya ve Rus sosyal-demokratlarındaki çıkış noktalarının, özdeş olmak şöyle dursun, tersine, taban tabana karşıt oldukları sonucu çıkar. Bundan sonra da, Avusturyalılardan, onların ulusal programını alma olanağından sözedilebilir mi? 

Devam edelim. Avusturyalılar, "milliyetlerin özgürlüğü"-nü, küçük reformlar yoluyla, yavaş yavaş gerçekleştirmeyi düşünürler. Ulusal özerkliği pratik önlem olarak öneren Avusturyalılar köklü bir değişikliğe, ufukta görmedikleri demokratik bir kurtuluş hareketine hiç mi hiç belbağlamazlar. Ama reformlara belbağlamak için bir nedenleri bulunmayan Rus marksistleri ise, "milliyetlerin özgürlüğü" sorununu, olası bir köklü değişikliğe, demokratik kurtuluş hareketine bağlarlar. Ve bu da, Rusya'daki ulusların olası kaderine ilişkin olarak, işleri temelden değiştirir. 

"Elbette —der Bauer—, ulusal özerkliğin, büyük bir kararın, yürekli, gözüpek bir eylemin sonucu olması pek olası değildir. Avusturya, ulusal özerkliğe adım adım, yasama ve yönetimi süreğen bir kötürümlük durumuna düşürecek sert bir savaşım arasında, yavaş ve güç bir süreç aracıyla yürüyecektir. Hayır, yeni bir devletin hukuk düzeni, hiç bir zaman büyük bir yasama eylemi aracıyla değil, ama ayrı ayrı bölgeler, ayrı ayrı topluluklar için çıkarılmış bulunan birçok ayrı ayrı yasalar aracıyla kurulacaktır."[33 ]

Springer de aynı şeyi doğrular: 

"Çok iyi biliyorum ki —-diye yazar—, bu tür kurumlar [ulusal özerklik örgütleri, —J. S.] ne bir, ne de on yıl içinde kurulurlar. Prusya yönetiminin yeniden örgütlenmesi, tek başına, uzun bir zaman dönemini zorunlu kılmıştır. ... [sayfa 33] Bellibaşlı yönetim kurumlarını kesin olarak kurmak için, Prusya'ya bir yirmi yıl gerekti. Bundan ötürü, Avusturya'ya ne kadar zaman gerekeceğini ve ne güçlüklerle karşılaşacağını bilmediğim sanılmasın."[34 ]

Bütün bunlar çok açık. Ama Rus marksistleri, ulusal sorunu "yürekli ve gözüpek bir eylem"e bağlamazlık edebilirler mi? "Milliyetlerin özgürlüğü"nü elde etme aracı olarak, parça parça reformlara, "birçok ayrı ayrı yasalar"a belbağlayabilirler mi? Ve eğer bunu yapamazlarsa ve yapmamaları da gerekirse, bundan, açıkça Avusturyalılar ve Ruslarda, savaşım yöntemleri ile perspektiflerin birbirinden tamamen başka olduğu sonucu çıkmaz mı? Bu durumda Avusturyalıların tek yönlü ve melez ulusal özerkliği ile nasıl yetinilebilir? İki şeyden biri: [Avusturya] programını almaktan yana olanlar, ya "yürekli ve gözüpek bir eylem"e belbağlamıyor, ya da belbağlıyor, ama "ne yaptıklarını bilmiyorlar". 

Son olarak, Rusya ve Avusturya, birbirinden büsbütün başka yakın amaçlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar; ve bu da, ulusal sorunun çözümü için, gene başka başka yöntemlerin kendilerini zorla kabul ettirmeleri sonucunu vermektedir. Avusturya, parlamentarizm koşulları içinde yaşar; bugünkü koşullar içinde bu ülkede parlamentosuz bir gelişme olanaksızdır. Ama, ulusal partiler arasındaki zorlu çatışmalar nedeniyle, Avusturya'da parlamenter yaşam ve yasamanın iyiden iyiye durduğu sık sık görülür. Avusturya'nın uzun zamandan beri acı çektiği süreğen siyasal bunalımı da, işte bu açıklar. Bu böyle olduğundan, ulusal sorun, bu ülkede, siyasal yaşamın eksenini, bir ölüm-kalım sorununu oluşturur. Bundan ötürü, Avusturyalı sosyal-demokrat siyaset adamlarının, her şeyden önce, şu ya da bu biçimde, ulusal çatışmalar sorununu çözmeye, bu sorunu elbette varolan parlamentarizm alanında, parlamenter araçlarla çözmeye [sayfa 34] çalışmalarında şaşılacak bir şey yoktur... 

Rusya'da durum başkadır. Rusya'da, ilkin, "Tanrıya şükür, parlamento yoktur."[35] İkinci olarak —ve asıl önemlisi— Rusya siyasal yaşamının ekseni ulusal sorun değil, toprak sorunudur. Bu nedenle. Rus sorununun, ve dolayısıyla ulusların "kurtuluş"unun yazgısı, Rusya'da toprak sorununun çözümüne, yani feodal kalıntıların kaldırılmasına, yani ülkenin demokratlaştırılmasına bağlıdır. Rusya'da ulusal sorunun bağımsız ve kararlaştırıcı bir sorun olarak değil, ama ülkenin kurtuluşu genel ve en önemli sorununun bir parçası olarak görünmesini de, işte bu açıklar. 

"Avusturya parlamentosunun kısırlığı —diye yazar Springer—, her reformun, ulusal partilerin içinde, onların birliğini bozan çelişkiler doğurmasından ileri gelir, ve bundan ötürü de, parti önderleri, reform kokan her şeyden kaçınırlar. Avusturya'nın ilerlemesi, genel olarak, ancak ulusların kendilerine zamanaşımına uğramaz tüzel konumlar verildiğini görecekleri durumda düşünülebilir bir şeydir; bu, onları parlamentoda sürekli kavga birlikleri bulundurma zorunluğundan kurtaracak ve iktisadî ve toplumsal sorunların çözümüne girişmelerini sağlayacaktır."[36 ]

Bauer de aynı kanıdadır: 

"Ulusal barış her şeyden önce devlet için zorunludur. Devlet, yasamanın, o son derece sersemce bir sorun olan dil sorunu için, ulusal sınırın herhangi bir noktasında kışkırtılmış insanların en küçük bir çekişmesi için, her yeni okul için askıya alınmasına hiç bir zaman hoşgörü gösteremez."[37 ]

Bunlar hep anlaşılır şeyler. Ama ulusal sorunun Rusya'da bambaşka bir planda konduğu da daha az anlaşılır bir şey değil. Rusya'da ilerlemenin yazgısını kararlaştıran şey, ulusal sorun değil, toprak sorunudur. Ulusal sorun, bu [sayfa 35] ülkede ikincil bir sorundur. 

Böylece, sorunu koyma biçimi başka olduğuna göre, perspektifler ve savaşım yöntemleri de, ivedi görevler de başkadır. Bu durum karşısında, sadece ulusal sorunu yer ve zaman dışında "çözen" kırtasiyecilerin Avusturya'yı örnek alabilecekleri ve program ithaline kalkışabilecekleri açık değil mi? 

Bir kez daha: çıkış noktası olarak somut tarihsel koşullar, sorunu koymanın tek doğru biçimi olarak diyalektik biçim — ulusal sorunu çözmenin anahtarı işte budur.
Blogger tarafından desteklenmektedir.