28 Nisan 2018

Bir yazarın Günlüğünden- Partimizin Hataları

Lenin Secme Eserler 6

Cuma, 5 Ekim (22 Eylül) 1917

Demokratik Konferans denilen konferansın önemi üzerine daha çok düşündükçe, ona daha dikkatli ve mesafeli baktıkça —mesafe daha iyi görmeyi sağlar deniyor—, Partimizin Konferans'a katılmasının 
bir hata olduğu inancı daha da pekişiyor. Onu boykot etmek gerekirdi.

Belki de bu sorunun incelenmesinin ne yarar sağlayacağı sorulacaktır. Olanı düzeltmek mümkün değil. Ne var ki dün uygulanan bir taktiğe ilişkin böyle bir itiraz çürüktür. Biz “günübirlik” yaşayanların taktiğini daima mahkûm ettik ve Marksistler olarak bunu yapmak zorundayız. Anlık başarılar bizim için yeterli değildir. Anlık ya da günlük hesaplar bizim için yeterli değildir. Politik olaylar zincirini bütünlüğü içinde nedensel bağıntıları içinde, sonuçlarıyla inceleyerek kendimizi daima kontrol etmeliyiz. Dünün hatalarını tahlil ederek, bugünün ve yarının hatalarından kaçınmayı öğreniyoruz.

Ülkede (Çarlığa karşı devrimi gerçekleştiren sınıflara kıyasla) başka sınıfların bir devrimi olacak olan yeni bir devrim yaklaşıyor. Çarlık, proletarya, köylülük ve 'ingiliz-Fransız mali sermayesiyle birleşmiş burjuvazinin devrimi tarafından yıkılmıştı.

Şimdi proletaryanın ve köylülerin çoğunluğunun, yani yoksul köylülerin burjuvaziye karşı, onun müttefikleri olan ingiliz-Fransız mali sermayesine karşı, başında Bonapartist Kerenski’nin bulunduğu burjuvazinin hükümet aygıtına karşı devrimi gelişiyor.

Yeni bir devrimin geliştiğine tanıklık eden olgular üzerinde şimdi durmak istemiyoruz, çünkü merkez organımız “Raboçi Put”un makalelerine bakılacak olursa, Partimiz bu konuya ilişkin düşüncesini çoktan ifade etmiştir. Yeni bir devrimin gelişiyor olması, öyle görünüyor ki, Partinin genelde kabul ettiği bir olaydır. Elbette bu gelişme üzerine çok daha eksiksiz veriler sunmamız gerekecektir, fakat bu başka makalelerin görevi olacaktır.

Şu an en büyük dikkati, eski ve yeni devrim arasındaki sınıfsal farklılıklara, politik anın ve sınıfların karşılıklı ilişkisi ana olgusu bakış açısından görevlerimizin değerlendirilmesine vermek daha önemlidir. O sıralar, birinci devrimde, işçiler ve askerler, yani proletarya ve köylülük devrimin öncüsüydü.

Bu öncü sadece, küçük-burjuvazinin en kötü yalpalayan unsurlarından çoğunu (Menşeviklerle Trudoviklerin cumhuriyet sorununda yalpalamalarını anımsatırız) yanına çekmekle kalmamış, aynı
zamanda Kadetlerin ve liberal burjuvazinin monarşist partisini de yanına çekerek onları cumhuriyetçi yapmıştı. Böyle bir dönüşüm neden mümkün oldu?

Çünkü burjuvazi için ekonomik egemenlik herşeydir, politik egemenliğin biçimi ise tali önemdedir; burjuvazi cumhuriyet altında da egemen olabilir, hem de daha büyük bir güvenlikle, çünkü bir cumhuriyette hükümetin bileşimindeki ya da egemen parti gruplaşmalarının bileşimindeki hiçbir değişiklik onu etkilemez.

Elbette burjuvazi monarşistti ve öyle kalacaktır, çünkü sermayenin monarşist kurumlara has olan daha zorba askeri biçimde korunması, kapitalistlerle toprak sahiplerinin hoşuna daha çok gider, bu biçime daha “alışkın”dırlar. Fakat “tabandan” güçlü bir baskıyla burjuvazi, kendi ekonomik egemenliğini sürdürme koşuluyla, her zaman ve her yerde cumhuriyete “razı olmuş”tur.

Şimdi proletarya ve yoksul köylülük, yani halkın çoğunluğu, burjuvaziyle ve “müttefik” (aynı zamanda uluslararası) emperyalizmle öyle bir ilişki içindedir ki, burjuvaziyi “yanına çekemez”. Dahası:küçük-burjuvazinin üst kesimleri ve demokratik küçük-burjuvazinin zengin kesimleri yeni bir devrime besbelli karşıdırlar. Bu olgu öylesine açıktır ki, şimdi üstünde durmaya gerek yoktur. Bay Liber-Dan, Tsereteli ve Çernov bunu olağanüstü açık biçimde gözler önüne seriyorlar.

Sınıfların karşılıklı ilişkisi bir başka hale gelmiştir, meselenin özü budur.

Fakat bu sınıflar “barikatın iki yanında” duruyorlar. Esas mesele budur.

Sırf teorik konuşulduğunda, sorun soyut ele alındığında, örneğin burjuvazi tarafından toplantıya çağrılan Kurucu Meclis, işçilerin ve yoksul köylülerin partilerine burjuvaziye karşı bir çoğunluk sağladığı takdirde legal gerçekleşebilecek olan yeni bir devrimden söz etmemize olanak sağlayan bilimsel temel budur ve sadece budur.

Sınıfların nesnel karşılıklı ilişkisi, verili tipteki temsili organlar dışındaki ve bu organlar içindeki (ekonomik ve politik) rolleri, devrimin yükselişi ve alçalışı, parlamento-dışı ve parlamenter mücadele yöntemlerinin ilişkisi — bunlar, boykot ya da katılım taktiği, keyfi olarak, kendi “sempatileri” temelinde değil de Marksist temelde saptanmak isteniyorsa dikkate alınması zorunlu olan en önemli, en temel nesnel faktörlerdir.

Devrimimizin deneyimi, boykot sorununa Marksistçe nasıl yaklaşmak gerektiğini açıkça gösteriyor.

Buligin Duması'nı boykot taktiğinin neden doğru bir taktik olduğu görüldü?

Çünkü toplumsal güçlerin gelişimlerindeki nesnel karşılıklı ilişkiye uygundu. Bu taktik, halkı devrimden uzaklaştırmak için uzlaşmacı, kaba bir sahtelikte ve bu nedenle de parlamentarizme ciddi bir “açılım” sunmayan bir organı (Buligin Duması) toplantıya çağıran  eski hükümet erkinin yıkılması için büyüyen devrim şiarını ortaya atmıştı. Proletarya ve köylülüğün parlamento-dışı mücadele araçları daha güçlüydü. Bu düşüncelerden hareketle, doğru, nesnel durumu
dikkate alan Buligin Duması'nı boykot taktiği çıkıyordu.

Üçüncü Duma’yı boykot taktiği neden yanlıştı?

Çünkü sadece boykot şiarının “etkisi”ne ve 3 Haziran “ahır”ının kaba gerici ruhuna karşı nefrete dayanıyordu. Fakat nesnel durum öyleydi ki, bir yandan devrim şiddetli bir gerileme içinde bulunuyor ve durmadan alçalıyordu. Devrimi yeniden yükselişe geçirmek için parlamenter desteğin (hatta “ahır”ın içinden gelecek desteğin) korkunç politik önemi vardı, çünkü parlamento-dışı propaganda, ajitasyon ve örgütlenme araçları neredeyse yok gibiydi ya da çok güçsüzdü. Öte yandan, kaba gerici ruhu, Üçüncü Duma’nın sınıfların karşılıklı ilişkisinin, hem de monarşinin burjuvaziyle Stolipinci birliğinin gerçek organı olmasını engellememişti. Sınıfların bu yeni karşılıklı ilişkisini aşmak gerekiyordu.

Bu düşüncelerden hareketle, doğru, nesnel durumu dikkate alan Üçüncü Duma’ya katılma taktiği çıkıyordu.

“Demokratik Konferans”a, “Demokratik Konsey”e ya da Ön Parlamento’ya katılma taktiğinin kesinlikle yanlış olduğuna emin olmak için, deneyimin bu derslerini, boykot ya da katılım sorununu Marksist tarzda kararlaştırmanın koşullarını düşünmek yeter.

Bir yandan yeni bir devrim gelişiyor. Savaş boyutlanıyor. Parlamento-dışı propaganda, ajitasyon ve örgütlenme araçları korkunç çapta mevcut. Bu Ön Parlamento’da “parlamento kürsüsü”nün önemi
son derece az. Öte yandan, bu Ön Parlamento sınıfların yeni bir karşılıklı ilişkisini ifade etmiyor ve buna “hizmet” etmiyor: örneğin köylülük burada, mevcut organlarda olduğundan (Köylü Temsilcileri
Sovyeti) daha kötü temsil edilmekte. Ön Parlamento’nun tüm amacı Bonapartist bir sahtekârlıktır; sadece Liber-Dan, Tsereteli ve Çernov kirli çetesinin Kerenski ve ortaklarıyla birlikte bu Tsereteli-Buligin Dumasınının bileşimine hile karıştırması, bozması anlamında değil; aynı zamanda Ön Parlamento’nun biricik amacının, kitleleri yanıltmak, işçi ve köylüleri dolandırmak, onları yaklaşmakta olan yeni devrimden uzaklaştırmak, burjuvaziyle eski, daha önce denenmiş,darmadağın olmuş, yıpranmış “koalisyon”a (yani Tsereteli ve ortaklarının burjuvazi tarafından halkın emperyalist savaşta emperyalizme tabi kılınmasına yardım eden palyaçolara dönüştürülmeleri için) yeni bir giysi biçme yoluyla ezilen sınıfları aldatma olması anlamında da.

Şimdi güçsüzüz — diyor Çar Ağustos 1905’te derebeyi çiftlik sahiplerine. iktidarımız sarsılıyor. işçi-köylü devrimi dalgası yükseliyor.

“Küçük insanlar”ı aldatmak, ağızlarına bir parmak bal çalmak gerekir…

Şimdi güçsüzüz — diyor bugünkü “Çar”, Bonapartist Kerenski, Kadetlere, partisiz darkafalılara, Plehanov, Breşkovskaya ve ortaklarına. iktidarımız sallanıyor. Burjuvaziye karşı işçi-köylü devrimi
dalgası yükseliyor. Demokrasiyi aldatmak ve bu amaçla “devrimci demokrasinin” Menşevik ve Sosyal-Devrimci “önderleri”nin, dostlarımız Tsereteli ve Çernov’un 6 Mayıs 1917’den bu yana halkla
alay etmek için üzerlerine geçirdikleri palyaço giysilerinin rengini değiştirmek gerekir. “Ön Parlamento” ile bunların ağzına bir parmak bal çalmak zor değildir.

Şimdi güçlüyüz — diyor Çar Haziran 1907’de feodal çiftlik sahiplerine. işçi-köylü devrimi dalgası alçalıyor. Fakat iktidarımızı eski tarzda koruyamayız, tek başına aldatmak da yetmez. Kırda yeni bir
politika, Guçkov-Milyukov’la, burjuvaziyle yeni bir ekonomik ve politik blok gereklidir.

Böylece, boykot taktiğinin nesnel temelini, bu taktiğin sınıfların karşılıklı ilişkisiyle bağıntısını daha anlaşılır bir şekilde anlatmak için üç durum gözler önüne serilebilir: Ağustos 1905, Eylül 1917, Haziran 1907.

Ezenlerin ezilen sınıfları aldatması her zaman mevcuttur, fakat bu hilenin önemi farklı tarihsel anlarda farklıdır. Taktik sadece ezenlerin halkı aldatması olgusu üzerine kurulu olamaz; taktik, sınıfların karşılıklı ilişkisinin ve gerek parlamento-dışı gerekse de parlamenter mücadelenin gelişiminin genel tahliliyle belirlenmek zorundadır.

Ön Parlamento’ya katılma taktiği yanlıştır, sınıfların nesnel karşılıklı ilişkisine, anın esnel koşullarına uygun değildir.

Demokratik Konferansı boykot etmek gerekirdi, bunu yapmamakla hepimiz hata ettik; bir hata, aldatmak değildir. Kitlelerin devrimci mücadelesine katılma yönünde içtenlikli bir isteğimiz varsa, taktiğin nesnel temelleri üzerine ciddiyetle düşünürsek, bu hatayı düzelteceğiz.

Ön Parlamento boykot edilmelidir. işçi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyeti’ne, sendika birliklerine geri çekilmek, bir bütün olarak kitlelere gitmek gerekir. Kitleleri mücadeleye çağırmak gerekir.

Onlara şu doğru ve berrak şiarı vermek gerekir: Kerenski’nin Bonapartist çetesini ve onun sahte Ön Parlamentosu olan bu Tsereteli-Buligin Duması'nı dağıtın. Menşevikler ve Sosyal-Devrimciler,   ornilov olayından sonra bile, iktidarın (o sıralar henüz çoğunlukta olmadığımız) Sovyetler’e barışçıl devri uzlaşma önerimizi reddettiler, yeniden Kadetlerle kirli ve alçak suç ortaklığı batağına battılar.

Kahrolsun Sosyal-Devrimciler ve Menşevikler! Bunlara karşı amansız savaş. Bunlar, bütün devrimci örgütlerden acımasızca kovulmalıdır. Bu Kişkin dostlarıyla, Kornilovcu toprak sahipleri ve kapitalistlerin dostlarıyla hiçbir görüşme, hiçbir ortaklık yok.

Cumartesi, 6 Ekim (23 Eylül) 1917