24 Kasım 2017

Komintern - DOGU ÜZERİNDE BEZİRGANLIK

Arthur Rosenberg (Berlin)
23 Mart 1922

Kapitalist diploması, dünya savaşının bitimiyle birlikte hiç değilse yüzyıldır uğraştığı bir sorundan kurtulmayı umuyordu. Bu sorun, siyasetin «hasta ada­ mın Türkiye'nin yazgısı üzerinde çatışmıı olarak prati­ ğe yansıyan Doğu sorunuydu. İttifak Devletleri Dün­ ya Savaşı sırasında bu sorunu, hasta adamın parça­ lanması, büyük kapitalist yağmacı devletlerin de, tıpkı bezirgan Shylock gibi, kendilerine yağlı birer parça koparması yoluyla çözmeyi tasarlamışlardı. İttifak Devletleriyle Türkiye arasında Sevr'de imzalanan söz­ de barış anlaşması, işte bu amaçla hazırlanmıştı.

Ama nasıl Versay Anlaşması Orta Avrupa'ya hu­zur getiremediyse, Sevr'deki yağmacı barış da Türkiye sorununu çözemedi. İlkin bezirganlar, _paylarına düşe­ cek parçanın büyüklüğü konusunda bir türlü anlaşa­ madılar; ikincisi, hasta adam, kendinden pek beklen­ meyen bir yaşama gücü gösterdi. Büyük bir öfkeyle silkindi ve kendisine saldıranları zor duruma soktu. Gerçi İngilizler İstanbul'u işgal etmeyi başardılar. ama Anadolu'nun içlerinde yeni bir Türk hükümeti doğdu. Başında Kemal Paşa bulunan bu Ankara Hükümeti,   Türkiye   halkının  Batılı   kapitalist   sömurucu lere karşı direnişini örgütlemeyi başardı. Kemal, bu çabasında Sovyet Rusya'dan destek aldı. Ama bunu dışında,  Ankara  diplomasisi,  ittifak  Devletleri arasın­daki   çelişmelerden   ustaca   yararlanmasını   bildi.   Fran sa  kazanıldı,  İngiltere  tecrit  edildi  ve  işte  bugün  Ke­mal    Paşa   hedefine   ulaşmak  üzere 


Önümüzdeki   günlerde   Paris'de   toplanacak   olan Doğu Konferansı, son bir yıllık gelişmeyi bir sonuca bağlamayı    amaçlıyor.   İngiltere   Dışişleri   Bakanı   Lord Curzon Bay Poincare (Puvankare) ile  masaya  oturu­ yor, bunların yanına figüran olarak bir de  İtalyan Schanzer katılıyor ve işte böylece Doğuda barışın   ye­nilenmesi  bekleniyor.  Kemal Paşa  ile  yaptıkları  anlaş­ma Fransızların cebinde zaten hazır. Hani Fransız sermayesine Türk topraklarında  geniş  ayrıcalıklar ·  ta­ nıyan  şu    ünlü    anlaşma.    Bunun    karşılığında     Fransızlar Türklere Kilikya bölgesiyle bu bölgenin doğusunda ka­ lan  bazı yerleri  bıraktılar.    Fransa'nın  bu  armağanı ne de  büyük  bir  cömertliktir   Fransız  hükümeti zatenhiçbir şekilde kendine ait olmayan bir şeyi bağışlamış olmuyor  mu?  Kilikya,  Milletler  Cemiyeti'nin  Fransa'­ya  verdiği  görev  üzerine  bu  devlet  tarafından  yöneti­  len  bir  manda  bölgesiydi.  Şimdi  Fransa  bu  görevi kö­tüye kullandı diye İngiltere muazzam bir ahlaki tepki  gösterisinde  bulunuyor,  Kilikya'claki  Hristiyan  Erme  niler  yeniden  Türk   egemenliği    altına  girdikleri  içi feryat  figan  ağlıyor.  Ama  İngiliz  basını  ne  zaman   ah­laki  bir tepki göstermişse,  bunun  ardında  mutlaka birçıkar sorunu yatmıştır. Bu kez de öyle.  Gerçekten  de İngiltere,  Türklerin  Mezopotamya  kapılarına   dayan­ masıyla  birlikte,  zengin   petrol   yatakları   bulunan   bu değerli ülke üzerindeki  egemenliğinin  tehlikeye  düşe ceğinden  korkmaktadır.  Çünkü  Mezopotamya'da yaşayan Müslümanlar, İngiliz sermayesi tarafından sömürülüp posalarının çıkarılmasına karşı çıkmakta ve Kemal Paşa tarafından kurtarılmayı ummaktadırlar.

Nasıl Türkiye Fransız sermayesinin himayesine girdiyse, Yunanlıları da İngiliz sermayesi korumaktadır. Ama bilindiği gibi geçen yıl Yunan şaldırısı İç Anadolu'da tam bir bozguna uğradı. Kemal Paşa'nın ordusu üstünlüğünü kanıtladı ve Yunanlılar Batı kıyılarına püskürtüldü. Yunan köylü ve işçileri, Atina ve Londra bankerlerinin çıkarları uğruna kanlarını daha fazla akıtmaya istekli değildirler. Yunanistan'. daki iktidar sahipleri acınacak bir şaşkınlık içindedir.

Atina'da hükümet bunalımı sürekli bir hal almıştır. Doğal olarak Fransız hükümeti, Yunanistan'ın askeri ve siyasi bakımdan zayıflamasını fırsat bilip İngiltere'ye Yunanlı beslemelerini terketmesi ve Doğuda «barışı » yeniden kurması için baskı yapıyor.

Bugün Paris'de ele alınan en önemli somut çatışma noktalarından ilki, Edirne ve Boğazlar sorununa
sıkı sıkıya bağlı olan İstanbul'un yazgısı sorunu, ikincisi de İzmir'in geleceğidir. Daha önce de değinildiği gibi, İstanbul bugün aslında bir İngiliz sömürgesidir ve İngiliz kapitalistleri bu mevkiyi olabildiğince 'uzun süre ellerinde tutmak istiyorlar. Çünkü İstanbul, Karadeniz'in anahtarıdır. Aynca Rusya'nın Güney kapısının da anahtarıdır ve İngiliz sermayesi, İstanbul'a sahip olmanın sağladığı siyasi ve iktisadi olanaklardan yararlanmayı sürdürebilmek için herşeyi verecektir. Bu konuda İngilizler, «deniz yollarının serbestliği» sloganına sarılıyor, yani Çanakkale ve İstanbul Boğazlarından serbest geçişin güvence altına alınmasında diretiyor. İngiliz kapitalistlerine göre bu serbest geçişi sağlamanın en iyi yolu, İstanbul'da bir İngiliz garnizonunun bulunmasıdır.

Bugün İstanbul'da Sultan ve onun atadığı göstermelik bir hükümet var. Ankara'daki gerçek hükümet Paris Konferansına kendi Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey'i gönderdi. Onun yanında İstanbul'daki kukla hükümetin sözde Dışişleri Bakanı İzzet Paşa da Paris'de boy göstermiştir. İstan·bul beyleri, kendi açılarından bugünkü koşullar altında mümkün olan en akıllıca şeyi yapıyorlar : Ankara'nın görüşünü nesnel olarak tamamen desteklemek.

Türkler, İstanbul'un ve ona komşu olan Trakya bölgesinin, şimdi Yunanlıların yuvalandığı önemli bir kent olan Edirne ile birlikte geri verilmesini talep ediyorlar. Türkler bu isteklerini kabul ettirebilirlerse, İstanbul kentinin yanısıra Avrupa'da geniş ve askeri açıdan çok önemli bir köprübaşı elde etmiş olacaklardır.

Bugünkü koşullarda bu, Türkleri destekleyen Fransa için bir üstünlük demektir. İngilizlerin, Fransız
- Türk saldırısını püskürtmek için neden her şeylerini ortaya koydukları şimdi daha iyi anlaşılıyor. İzmir'e gelince, Türkler aynı şekilde Anadolu'nun bu en büyük liman kentinin de Yunanlılar tarafından boşaltılmasını talep ediyorlar. Ama İngiliz kapitalistleri Anadolu ticareti üzerindeki etkilerini tamamen yitirmemek için İzmir'i kendi ellerinde tutmak istiyor. Bu iş için de kulağa hoş gelen bir bahane bulmuşlar : İzmir ve dolaylarında yaşayan Hristiyan halkın Türklerin tecavüzüne uğramaması için güvence sağlamak. Onlara göre bu güvence, İzmir bölgesinde İngiliz iş adamlarına hareket serbestisi tanıyan bir yönetim sisteminin kurulmasında yatıyor.

Hem Yunanlıların askeri başarısızlıkları hem de tüm kozların Fransızların eline geçmesine yol açan genel dünya durumu nedeniyle İngilizlerin Paris'deki pazarlık gücü pek parlak değildir. Tüm bu talihsizliklerin üstüne tüy dikercesine, daha birkaç gün önce İngiliz hükümeti kendi saflarından diplomasi tarihinde eşi görülmemiş bir darbe yedi.

Hindistan Müslümanları Türklerin yazgısıyla olağanüstü ilgileniyorlar. Katolikler için Papa neyse, Müslümanlar için de Sultan odur. Sultan'ın dünyevi iktidarının yeniden kurulması ve güçlendirilmesi, 50 milyon Hintli Müslüman için olağanüstü önem taşıyan bir şiardır.Bu durumda dini talep, yabancı kapitalist sömürücülere karşı duyulan genel nefretle birleşiyor. Cünkü Hindistan'lı Müslümanlar, Hindistan'ı ezen İngiliz hükümetinin aynı zamanda Türk taleplerine karşıçıktığını da biliyor. Bugün artık Hindistan'daki bunalım doruk noktasına yaklaşmakta, oradaki İngilizi ktidar sahiplerinin durumu gittikçe daha çok tehlikeye düşmektedir. Bu yüzden Hindistan kral naibi Lord Riding, ümitsizce bir çıkış yapmaya karar verdi. Londara'ya bir telgraf çekerek İstanbul ve 'İzmir'in Türkiye'ye geri verilmesini Hindistan adına talep etti. Londra'daki Hindistan Bakanı Montagu de, Hindistan'da bir ayaklanma olmasından korktuğu için, LloydGeorge'a (Loyd Corc) bile önceden haber vermeden,bu telgrafı 'basına açıkladı. Özellikle Hindistan işlerinden sorumlu olan İngiliz siyaset adamları, işte Hindistan'daki devrimi ancak böyle tüm dünya kamuoyu önünde açıkça Müslümanların taleplerini destekleyip Hintli Müslümanları tarafsızlaştırarak geciktirebileceklerini sanıyorlardı.

LLoyd George, Bakan Montagu'nün kendisine oynadığı bu oyuna çok öfkelendi. Montagu hemen kovulduama bu, yarayı sarmadı. Şimdi Poincare, Paris'deLord Curzon'un karşısına oturduğunda. İngilizin omuzundaki yükü çok iyi biliyor. Lord Türk taleplerine karşı çıkarsa, konferans salonuna Hindistan'ın gölgesi düşecektir. Kapitalist diplomatlar, yeşil örtülü masa etrafında görüşüp yeni yeni anlaşmalar üretiyorlar;ama Doğunun ezilen halklarının Hindistan'dan Mısır'a, Suriye'den Mezopotamya'ya yükselen ayaklanması,bu cicili bicili anlaşmaları paramparça edecektir.

İnternationale Presse - Korrespolllleuz,
23 Mart 1922, Sayı : 34, s. 272 - 273