27 Aralık 2017

Komintern- KOMÜNİST ENTERNASYONAL I. KONGRESİ -Lenin Açış Konuşması


1 AÇIŞ KONUŞMASI 
(2 MART)

Rusya Komünist Partisi merkez komitesi, Komünist Enternasyonal I. kongresini açmakla beni görevlendirdi. İlkin herkese, Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg'un, III. Enternasyonalin bu en iyi temsilcilerinin anısına, bir dakikalık bir saygı duruşunda bulunmayı öneriyorum. [Herkes ayağa kalkar.] 

Yoldaşlar, kongremiz evrensel bir önem taşıyan büyük bir tarihsel olaydır. Bu kongre, burjuva demokrasisinin bütün yanılsamalarının iflasına tanıklık ediyor. Gerçekten, yalnızca Rusya'da değil, Avrupa'nın en gelişmiş kapitalist ülkelerinde, örneğin Almanya'da da, iç savaş bir oldu-bitti durumuna gelmiştir. 

Burjuvazi, proletaryanın devrimci hareketinin yükselmesi  karşısında çılgına dönmüştür. Eğer olayların gidişinin, emperyalist savaştan sonra, proletaryanın devrimci hareketini kaçınılmaz bir biçimde kolaylaştırdığı, ve uluslararası dünya devriminin bütün ülkelerde başladığı ve büyüdüğü düşünülürse, bunun nedeni açıkça ortaya çıkacaktır. 


Halk, şu anda giriştiği savaşımın büyüklük ve öneminin bilincinde. Yalnızca proletaryaya egemenliğini gerçekleştirmeyi sağlayacak pratik biçimi bulmak gerek. Bu biçim, proletarya diktatörlüğü ile birlikteki sovyetler sistemidir! Proletarya diktatörlüğü! Bu sözcükler, şimdiye değin, yığınlar için anlaşılmaz sözcüklerdi. Sovyetler sisteminin dünyada ışıldaması sayesinde, bu anlaşılmaz sözcükler bütün modern dillere çevrildi; diktatörlüğün pratik biçimi, işçi yığınları tarafından bulunmuştu. Bu biçim, Rusya'daki sovyetler iktidarı sayesinde, Almanya'daki spartakistler ve öbür ülkelerdeki, örneğin, Büyük-Britanya'daki Shop Stewards Committee'ler[43*] gibi benzer örgütler sayesinde, büyük işçi yığınları için anlaşılır bir duruma geldi. Bütün bunlar, proletarya diktatörlüğünün devrimci biçiminin bulunduğunu, proletaryanın şimdi egemenliğini uygulamaya yetenekli olduğunu gösteriyor. 


Yoldaşlar, Rusya olaylarından sonra, Almanya'daki Ocak savaşmasından sonra, proleter hareketin modern biçiminin kendi yolunu açtığını ve başka ülkelerde de ağır basan bir duruma geldiğini belirtmenin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Böylece bugün anti-sosyalist bir gazetede, Britanya hükümetinin Birmingham işçi vekilleri sovyetini kabul ettiğini ve sovyetleri iktisadi örgütler olarak tanımaya hazır olduğunu açıkladığını bildiren bir haber okudum. Sovyetik sistem yalnızca geri Rusya'da değil, ama en gelişmiş Avrupa ülkesi olan Almanya'da, ve en eski kapitalist ülke olan Büyük-Britanya'da da üstün geldi. 

Burjuvazi ortalığı boş yere kırıp geçirecek, binlerce işçiyi daha boş yere öldürecek, zafer bizimdir, dünya komünist devriminin zaferi kesindir. 
Yoldaşlar, sizi Rusya Komünist Partisi merkez komitesi adına candan yürekten selamlar, ve kongre bürosunu seçmenizi öneririm. Aday göstermenizi rica ediyorum. 

2
BURJUVA DEMOKRASİSİ VE PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ ÜZERİNE  TEZLER VE RAPOR
(4 MART)

1. Proletarya devrimci hareketinin bütün ülkelerde yükselmesi, burjuvazinin ve onun işçi örgütleri içindeki ajanlarının, sömürücülerin egemenliğini savunmak için siyasal ve ideolojik kanıtlar bulma ereğiyle, çırpınmalı çabalarına yolaçtı. Bu kanıtlar arasında, diktatörlüğün kınanması ve demokrasinin savunumu, özellikle ileri sürülmüş bulunuyor. Kapitalist basında ve san Enternasyonalin[44*] Şubat 1919'da Bern'deki konferansında her perde üzerinden ele alınmış böylesine bir kanıtın yalancı ve ikiyüzlü niteliği, sosyalizmin temel ilkelerine ihanet etmeyi kabul etmeyen herkes için açıktır. 

2. İlkin, bu kanıt, hangi sınıfın sözkonusu olduğunu bilme sorusunu sormaksızın, "genel olarak demokrasi" ve "genel olarak diktatörlük" kavramlarına dayanır. Sorunu bu biçimde, sınıfların dışında ya da sınıfların üstünde, sözümona tüm halk açısından koymak, sosyalizmin özsel öğretisini, yani burjuvazi saflarına geçmiş bulunan sosyalistlerin, sözde kabul ettikleri, ama gerçekte unuttukları sınıflar savaşımı teorisini düpedüz umursamamak demektir. Çünkü tüm uygar kapitalist ülkelerde, "genel olarak demokrasi" değil, burjuva demokrasisi vardır; ve "genel olarak diktatörlük" değil, ama ezilen sınıfın, yani proletaryanın, baskıcılar ve sömürücüler, yani burjuvazi üzerinde egemenlikleri için savaşımda sömürücüler tarafından gösterilen direnci kırma ereğiyle diktatörlüğü sözkonusudur. 

3. Tarih, bir diktatörlük, yani siyasal iktidarı fethetme ve, hiçbir cinayet karşısında gerilemeyen ve sömürücülerin her zaman gösterdikleri en zorlu, en öfkeli direnci zorla kırma döneminden geçmeksizin, hiçbir ezilen sınıfın hiçbir zaman iktidara geçmediğini ve geçemeyeceğini öğretir. Egemenliği şimdi "genel olarak diktatörlük"e karşı çıkan ve "genel olarak demokrasi"yi göklere çıkaran sosyalistler tarafından savunulan burjuvazi, gelişmiş ülkelerde iktidarı, bir dizi ayaklanma, iç savaş, kralların, beylerin, kölecilerin ve onların egemenliklerini yeniden kurma girişimlerinin zorlu bastırılması pahasına kazandı. Kitap, broşür, kongre kararlarında, propaganda konuşmalarında, bütün ülkelerin sosyalistleri, bu burjuva devrimlerin, bu burjuvazi diktatörlüğünün sınıf niteliğini halka binlerce ve milyonlarca kez açıklamışlardır. Bu nedenle, "genel olarak demokrasi" üzerine konuşma perdesi altında burjuva demokrasisinin güncel savunusu, "genel olarak diktatörlük"e karşı çıkma bahanesi altında bugün proletarya diktatörlüğüne karşı duyulan çığlık ve bağırıp çağırmalar, bütün bunlar, sosyalizme-bile bile ihanet etme, burjuvazinin saflarına geçme, proletaryanın kendi öz devrimini, proleter devrimi yapma hakkını yadsıma, burjuva reformizmini, tam da bütün dünyada başarısızlığa uğradığı anda ve savaşın devrimci bir durum yaratmış bulunduğu bir sırada savunma anlamına gelir. 

4. Burjuva uygarlığının, burjuva demokrasisinin, burjuva parlamentarizminin sınıf niteliğini açıklayarak, tüm sosyalistler, Marx ve Engels tarafından en bilimsel biçimde formüle edilmiş bulunan fikri, yani en demokratik burjuva cumhuriyetin bile, burjuvaziye işçi sınıfını bastırmasını sağlayan, bir avuç kapitaliste emekçi yığınları ezmeyi sağlayan bir aygıttan başka bir şey olmadığı fikrini[45*] dışa vurmuşlar-dır. Şimdi diktatörlüğe karşı ve demokrasi için bağırıp çağıranlar arasında, işçiler karşısında sosyalizmin bu ilk doğrusunu kabul ettiğine yemin billah etmeyecek bir devrimci, bir marksist yoktur; ve şu anda, devrimci proletaryanın kaynaşma içinde olduğu ve bu baskı makinesini yıkmak ve proletarya diktatörlüğünü fethetmek için ilk adımı attığı şu anda, bu sosyalizm dönekleri, olup bitenleri sanki burjuvazi emekçilere "saf demokrasi"yi bağışlıyormuş, sanki burjuvazi direnmeden vazgeçiyor ve emekçiler çoğunluğuna boyuneğmeye hazır bulunuyormuş, sanki demokratik bir cumhuriyette sermayenin emeği ezmesini sağlayan hiçbir devlet makinesi yokmuş ve olmamış gibi gösteriyorlar. 

5. İşçi yığınlarının ona karşı içten ve sıcak bir sevgi beslediklerini bildikleri için, kendini sosyalist göstermek isteyen herkes tarafından sözlerle göklere çıkarılan Paris Komünü, burjuva parlamentarizmi ve burjuva demokrasisinin, ortaçağa_ oranla son derece ileri, ama proleter devrim çağında tepeden tırnağa zorunlu olarak yeniden düzeltilmeleri gereken bu kurumların, tarihsel olarak saymaca (conventionnel) niteliği ile sınırlı değerini çok çarpıcı bir biçimde göstermiştir. Komünün tarihsel anlam ve önemini herkesten daha iyi değerlendirmiş ve tahlilinde, ezilen sınıflara, varlıklı sınıfların, halkı, parlamentoda "temsil edecek ve bastıracak" (ver - und zertreten) vekillerini birkaç yılda bir kez seçme hakkının verildiği burjuva demokrasisi ve burjuva parlamentarizminin sömürücü niteliğini göstermiş bulunan, Marx'ın ta kendisidir.[46*] Sosyalizm dönekleri, "genel olarak demokrasi" üzerine eski burjuva saçmalarını dillerine dolayarak, Paris Komünü deneyimi ile onun somut derslerini, tam da bütün dünyayı kucaklayan sovyetik hareket herkesin gözleri önünde Komünün başladığı işi sürdürdüğü şu sırada, unutuyorlar. Komün hiçbir zaman parlamenter bir kuruluş olmadı. 

6. Sonra, Komünün önemini oluşturan şey, burjuva devletin bürokratik, adli, askerî, polissel aygıtını tepeden tırnağa parçalamaya, yıkmaya, ve onun yerine işçi yığınlarının, yasama ve yürütme güçlerinin ayrılığını tanımayan özerk bir örgütünü geçirmeye girişmiş bulunmasıdır. Güncel bütün burjuva demokratik cumhuriyetler, sosyalizm döneklerinin gerçeği tefe koyarak proleter olarak nitelendirdikleri Alman cumhuriyeti dahil, bu devlet aygıtını korurlar. Bundan ötürü, "genel olarak demokrasi"den yana çığlıkların, burjuvazinin ve onun sömürücü ayrıcalıklarının savunmasından başka birşey olmadıkları, bir kez daha göze çarpar. 

7. "Toplanma özgürlüğü", "saf demokrasi"nin istemlerinin bir örneği olarak görülebilir. Sınıfından kopmamış bulunan her bilinçli işçi, sömürücüler alaşağı edilmelerine karşı bir direnç gösterdikleri ve ayrıcalıklarını savundukları dönem boyunca ve böyle bir durum içinde, bunlara toplanma özgürlüğü vaadetmenin saçma bir şey olacağını hemen anlayacaktır. Burjuvazi devrimci olduğu sıralarda, yabancı askerleri çağıran ve restorasyon girişimlerini tezgâhlamak için "toplanan" kralcı ve soylulara, ne 1649 İngiltere'sinde "toplanma özgürlüğü" tanıyordu, ne de 1793 Fransası'nda. Eğer uzun zamandan beri gericileşmiş bulunan güncel burjuvazi, kapitalistlerin mülksüzleştirilmelerine karşı gösterecekleri direnç ne olursa olsun, proletaryadan, sömürücüler için "toplanma özgürlüğü"nü önceden sağlama bağlamasını isterse, işçiler, burjuvazinin ikiyüzlülüğü ile alay etmekten başka bir şey yapmayacaklardır. 

Öte yandan, işçiler, "toplanma özgürlüğü"nün, hatta en demokratik burjuva demokrasisinde bile, boş bir söz olduğunu çok iyi bilirler; çünkü, kamusal ve özel en güzel salonlarda toplanmak için yeterli boş zamanlara zenginler sahiptir, ve burjuva iktidar aygıtı tarafından sağlanmış bulunan korunmadan onlar yararlanırlar. Kent ve kır proleterleri ile küçük köylüler, yani nüfusun büyük çoğunluğu, bunların hiçbirine sahip değildir. Bu durum böyle kaldıkça, "eşitlik", yani "saf demokrasi", bir yalandır. Gerçek eşitliği fethetmek için, emekçiler için demokrasiyi sahiden gerçekleştirmek için, işe, özel ve kamusal bütün şatafatlı yapıları sömürücülerin elinden almakla başlamak gerekir, emekçilerin toplantılarının özgürlüğünün, soylular ya da alıklaşmış askerleri ile birlikte kapitalist subaylar tarafından değil, silahlı işçiler tarafından korunması gerekir. 

Toplantı özgürlüğünden, eşitlikten, işçilere, emekçilere, yoksullara hakaret etmeksizin, ancak böyle bir değişiklikten sonra sözedilebilir. Ve emekçilerin öncüsünden, sömürücüleri, burjuvaziyi, alaşağı eden proletaryadan başka da kimse, bu işi gerçekleştiremez. 

8. "Basın özgürlüğü" de, "saf demokrasi"nin başlıca belgelerinden biridir. Bir kez daha, işçiler, en iyi basımevleri ve büyük kâğıt stokları kapitalistler tarafından kendi tekellerine alındıkları sürece, demokrasi ve cumhuriyetçi rejim ne kadar gelişmişse, kendini bütün dünyada, örneğin, Amerika'da o kadar kaba, edepsiz, utanmaz bir biçimde gösteren, sermayenin basın üzerindeki iktidarı olduğu gibi kaldığı sürece, bu özgürlüğün bir yutturmaca olduğunu bilirler - bütün ülkelerin sosyalistleri bunu milyonlarca kez kabul etmişlerdir. Gerçek eşitliğin, gerçek demokrasinin, emekçiler, işçiler ve köylüler yararına fethi için, ilkin sermayenin yazarlara iş vermesi, yayınevlerini satınalması ve basını bozması engellenmelidir; oysa, bunun için sermaye boyunduruğunu sarsmak, sömürücüleri yıkmak, dirençlerini kırmak zorunludur. Kapitalistler, zenginler için semirme özgürlüğüne, işçiler için de açlıktan ölme özgürlüğüne, her zaman "özgürlük" adını vermişlerdir. Kapitalistler, zenginler için basını para ile tutma özgürlüğünü, zenginliklerinden kamuoyu denilen şeyi oluşturmak ve değiştirmek için yararlanma özgürlüğünü, basın özgürlüğü olarak nitelerler. "Saf demokrasi" savunucularının, gerçekte zenginlerin, yığınların eğitim araçları üzerindeki en pis, en aşağılık, egemenlik sisteminin savunucuları oldukları, bir kez daha ortaya çıkıyor; onlar halkı aldatıyor ve onu, baştan sona yalan, tumturaklı ve doğru görünüşlü sözler yardımıyla, basını sermaye köleliğinden kurtarma tarihsel görevinden, somut görevinden saptırıyorlar. Gerçek özgürlük ve gerçek eşitlik, komünistlerin kurdukları başkası zararına zenginleşmenin olanaksız olacağı, basını, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak, para iktidarına bağımlı kılma nesnel olanağının bulunmayacağı, emekçileri (ya da, büyüklüğü ne olursa olsun, emekçiler topluluğunu), toplumun elinde olan basımevleri ve kâğıdı kullanma hakkından tam bir eşitlik içinde yararlanmaktan hiçbir şeyin engelleyemeyeceği rejimde egemen olacaklardır. 

9. 19. ve 20. yüzyıl tarihi, kapitalizm dönemindeki "saf demokrasi"nin gerçekte ne olduğunu bize daha savaştan önce göstermişti. Demokrasi ne kadar gelişmiş, ne kadar "saf' ise, sınıf savaşımının da o kadar zorlu, keskin, açık bir durum alacağını, sermaye boyunduruğu ve burjuva diktatörlüğünün kendilerini tüm "saflık"ları içinde o kadar çok göstereceklerini, marksistler her zaman söylemişlerdir. Cumhuriyetçi Fransa'da Dreyfus davası, özgür ve demokratik Amerikan cumhuriyetinde kapitalistlerin silahlandırdıkları paralı asker birlikleri tarafından grevcilere uygulanan katliam - bu ve buna benzer binlerce olgu, burjuvazinin boş yere saklamaya çalıştığı gerçeği, yani terör ve burjuva diktatörlüğünün en demokratik cumhuriyetlerde bile fiilen varolduğu ve sömürücülerin sermaye iktidarının sarsıldığını sandıkları her keresinde bunun apaçık ortaya çıktığı gerçeğini göstermektedir. 

10. 1914-1918 emperyalist savaşı, burjuva demokrasisinin, isterse en özgür cumhuriyetlerde, burjuva diktatörlüğünden başka bir şey olmadığını, hatta gerikalmış işçilere bile, kesin olarak gösterdi. On milyonlarca insan öldürüldü, en özgür cumhuriyetlerde burjuvazinin askeri diktatörlüğü kuruldu, ve bütün bu işler de milyoner ya da milyarderlerin, Alman ya da İngiliz grubunu zenginleştirmek için oldu. Bu askeri diktatörlük, Antant ülkelerinde, Almanya'nın yıkılmasından sonra bile varlığını sürdürüyor. Emekçilerin gözünü en çok açan, burjuva demokrasisini süsleyen yapma çiçekleri yolan, savaş sırasında ve savaş dolayısıyla yapılan tüm karaborsa ve vurulan tüm kazanç deryasını halka gösteren, savaşın ta kendisidir. Burjuvazi bu savaşı, "özgürlük ve eşitlik" adına yönetti; silah üstencileri, "özgürlük ve eşitlik" adına anlatılmaz derecede zenginleştiler. Burjuva özgürlüğünün, burjuva eşitliğinin, burjuva demokrasisinin, bundan böyle örtüsü tamamen açılmış bulunan sömürücü niteliğini, Bern sarı Enternasyonalinin hiçbir çabası yığınların gözünden saklayamaz. 

11. Avrupa kıtasındaki en gelişmiş kapitalist ülke olan Almanya'da, emperyalist Almanya'nın yıkılışı tarafından getirilmiş bulunan tam cumhuriyetçi özgürlüğün ilk ayları, burjuva demokratik cumhuriyetin gerçek sınıf niteliğinin içyüzünü Alman işçilerine ve tüm dünyaya gösterdi. Karl Liebknecht ile Rosa Luxemburg'un öldürülmesi, yalnızca Komünist Enternasyonalin, gerçekten proleter Enternasyonalin, bu, iyinin iyisi liderleri trajik bir biçimde öldükleri için değil, ama Avrupa'nın ileri bir devleti bakımından, -ve abartmaya düşmeden, dünya çapında ileri bir devlet bakımından denilebilir- kendi sınıf niteliğini tamamen gösterdiği için de evrensel bir önem taşıyan tarihsel bir olaydır. Eğer tutuklanmış, yani devlet iktidarının muhafazası altına konmuş kişiler, sosyal-yurtsever bir hükümet yönetiminde subaylar ve kapitalistler tarafından, bu katiller ceza görmeksizin öldürülebilmişlerse, bundan, içinde böyle bir şeyin olabildiği demokratik cumhuriyetin, burjuvazi diktatörlüğü olduğu sonucu çıkar. Karl Liebknecht ile Rosa Luxemburg'un öldürülmesi dolayısıyla tiksintisini dışavuran ve bu gerçeği anlamayan kişiler, alıklık ya da ikiyüzlülüklerini elevermekten başka bir şey yapmıyorlar. Dünyanın en özgür ve en ileri cumhuriyetlerinden birindeki, Alman Cumhuriyetindeki "özgürlük", tutuklanmış proletarya önderlerini ceza görmeksizin öldürme özgürlüğüdür. Demokrasinin gelişmesi, sınıflar savaşımını yatıştırmak şöyle dursun, tersine, savaşın ve savaş sonrası sıkıntıların tüm sonuç ve tüm etkileri nedeniyle, doruk noktasına erişmiş bulunan bu savaşımı daha da keskinleştirdiği için, kapitalizm varlığını sürdürdükçe başka türlü de olamazdı. 

Tüm uygar dünyada, örneğin en özgür burjuva cumhuriyetlerden biri olan İsviçre'de, bolşevikler şimdi kara listeye alınmış, zulme uğramış, hapse atılmışlardır; Amerika'da bolşeviklere karşı pogromlar düzenlenmiştir, vb.. "Genel olarak demokrasi" yada "saf demokrasi" açısından, gelişmiş, uygar, demokratik, dişine kadar silahlanmış ülkelerin, geri, aç ve yakılıp yıkılmış, ve on milyonlarca basılan burjuva gazetelerde, kendisine yabanıl, kıyıcı, vb. ülke olarak davranılan Rusya'dan gelen otuz-kırk kişinin ülkedeki varlığından korkmaları düpedüz gülünçtür. Böylesine göze çarpan bir çelişkiyi doğurabilmiş bulunan toplumsal durumun, gerçekte burjuva diktatörlüğü olduğu açıktır. 

12. Bu durumda, proletarya diktatörlüğü, sömürücüleri alaşağı etme ve dirençlerini kırma aracı olarak yalnızca tamamen meşru değil, ama savaşa yolaçmış ve yeni savaşlar hazırlayan burjuva diktatörlüğüne karşı tek' savunma olarak, tüm emekçi yığın için tamamıyla zorunludur da. 

Sosyalistlerin anlamadıkları, ve teorik miyopluklarını açıklayan, burjuva önyargıların tutsağı kalmaları sonucunu veren, proletarya karşısındaki siyasal dönekliklerini oluşturan esas nokta, kapitalist toplumda, bu toplumun temeli olan sınıf savaşımı azbuçuk ciddi bir biçimde gücünü artırır artırmaz, burjuva diktatörlüğü ile proletarya diktatörlüğü arasında hiçbir orta yol olamamasıdır. Tüm bilmem hangi üçüncü yol düşü, küçük-burjuvaların gerici bir sızlanmasıdır. Bütün gelişmiş ülkelerdeki, burjuva demokrasisi ve işçi hareketinin yüzyılı aşkın bir gelişmesinin deneyimi özellikle son beş yılın deneyimi, bunun böyle olduğunu gösterir. Ekonomi politik bilimi de, her meta ekonomisinde, ancak kapitalizmin ta kendisinin gelişmesi ile gelişen, çoğalan, sağlamlaşan, pekişen sınıf, yani proleterler sınıfı tarafindan değiştirilebilecek burjuvazi diktatörlüğünün zorunluluğunu açıklayan marksizmin içeriği de bunu gösterirler. 

13. Sosyalistlerin bir başka siyasal ve teorik yanlışı da, demokrasinin biçimlerinin, ilkçağdaki tohumlarından başlayarak, egemen sınıflar birbirlerinin yerini aldıkça, yüzyıllar boyunca, zorunlu olarak değişmiş bulunduklarını anlamamaları olgusuna bağlıdır. İlkçağ Yunan cumhuriyetlerinde, ortaçağ kentlerinde, gelişmiş kapitalist ülkelerde, demokrasi çeşitli biçimlere bürünür ve çeşitli derecelerde uygulanmış bulunur. İnsanlık tarihinin bugüne değin gördüğü en büyük devrimin, dünyada ilk kez olarak, iktidarın sömürücüler  azınlığından sömürülenler çoğunluğuna geçişinin, eski demokrasinin, parlamenter burjuva demokrasisinin çerçevesi içinde olabileceğini, en derin değişiklikler olmaksızın, demokrasinin yeni uygulama biçimlerini vb. ete kemiğe bürüyen yeni demokrasi biçimleri, yeni kurumlar yaratılmaksızın olabileceğini düşünmek adamakıllı saçma olur. 

14. Proletarya diktatörlüğü ile öteki sınıflar diktatörlüğü arasında ortak olan şey, burjuva diktatörlüğünün, her diktatörlük gibi, siyasal egemenliğini yitiren sınıfın direncini zor aracıyla kurma zorunluluğunun sonucu olmasıdır. Proletarya diktatörlüğünü öteki sınıflar diktatörlüğünden, ortaçağdaki toprak sahipleri, tüm uygar kapitalist ülkelerdeki burjuva diktatörlüğünden temelden ayıran şey, toprak sahipleri ve burjuvazi diktatörlüğünün, nüfusun büyük çoğunluğunun, yani emekçilerin direncinin zor aracıyla bastırılması olmasıdır. Tersine, proletarya diktatörlüğü, sömürücülerin, toprak sahipleri ve kapitalistlerin, yani nüfusun çok küçük bir azınlığının direncinin zor aracıyla bastırılmasıdır. 

Bundan, proletarya diktatörlüğünün, zorunlu olarak, yalnızca genel olarak demokratik biçim ve kurumların değişmesine değil, ama kapitalizm tarafından ezilen emekçi sınıflar yararına gerçek demokrasinin daha önce görülmemiş bir genişlemesine de yolaçması gerektiği sonucu çıkar. 

Gerçekten, şu anda pratik olarak hazırlanmış bulunan proletarya diktatörlüğü biçimi, yani Rusya'daki sovyetler iktidarı, Almanya'daki Rate-System, öbür ülkelerdeki Shop Stewards Committees ve benzeri kurumlar, hepsi de emekçi sınıflar, yani nüfusun engin çoğunluğu yararına, demokratik hak ve özgürlüklerden, şimdiye derin en iyi ve en demokratik burjuva cumhuriyetlerde yaklaşık olarak bile görülmemiş biçimde, gerçek yararlanma olanağının ta kendisi anlamına gelir ve bu olanağı gerçekleştirirler. 

Sovyetler iktidarının özlüğünü oluşturan şey, tüm devlet iktidarının, tüm devlet aygıtının tek ve sürekli temelinin, kapitalizm tarafından ezilen sınıfların, yani işçi ve yarı-proleterlerin (başkasının emeğini sömürmeyen ve kendi emek-güçlerinin küçük bir bölümünü de olsa sürekli olarak satan köylüler) yığınsal örgütlenmesi olmasıdır. Hatta en demokratik burjuva cumhuriyetlerde bile, yasa karşısında eşit haklara sahip olmakla birlikte, siyasal yaşama katılma  ve demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanmadan, binlerce yol ve kurnazlıkla uzak tutulmuş bulunan yığınlar, şimdi devletin demokratik yönetimine, durmadan ve zorunlu olarak, ve üstelik kesin bir biçimde, katılmış bulunmaktadırlar. 

15. Burjuva demokrasisinin her yerde ve her zaman vaadettiği, ama hiçbir yerde gerçekleştirmediği ve kapitalizmin egemenliği nedeniyle de gerçekleştiremeyeceği, yurttaşların cinsiyet, din, ırk, milliyet ayrımına bakılmaksızın eşitliğini, sovyetler iktidarı, yani proletarya diktatörlüğü, tamamen ve hemen uygular; çünkü yalnızca, üretim araçlarının özel mülkiyeti ve bu araçların paylaşım, ya da yeniden paylaşımı ile ilgilenmeyen işçilerin iktidarı bunu yapabilecek durumdadır. 

16. Eski demokrasi, yani burjuva demokrasisi, ve parlamentarizm, her şeyden önce emekçi yığınları yönetim aygıtından uzaklaştıracak biçimde örgütlenmiş idiler. Tersine, sovyetler iktidarı, yani proletarya diktatörlüğü, emekçi yığınları yönetim aygıtına yaklaştıracak biçimde örgütlenmiştir. Sovyetik devlet örgütünde yürütme ile yasamanın birleştirilmesinin, ve bölgesel seçim çevreleri yerine, işyeri, fabrika... gibi işletmeye dayanan seçim birimlerinin geçirilmesinin ereği de işte budur. 

17. Ordu yalnızca krallık döneminde bastırıcı bir aygıt değil idi: bütün burjuva cumhuriyetlerinde, hatta en demokratiklerinde bile, bastırıcı bir aygıt olarak kaldı. Yalnızca sovyetler iktidarı, kapitalizm tarafından ezilen sınıfların sürekli devlet örgütü olarak, ordunun burjuva buyruğuna bağımlılığını ortadan kaldırabilir ve proletarya ile orduyu gerçekten kaynaştırabilir, sosyalizmin zaferinin zorunlu koşulu olan proletaryanın silahlanmasını ve burjuvazinin silahsızlandırılmasını, gerçekten yalnızca o sağlayabilir. 

18. Sovyetik devlet örgütü, kapitalizm tarafından en çok biraraya getirilmiş ve en iyi yetiştirilmiş sınıf olarak proletaryanın yönetici rolüne uyarlanmıştır. Bütün devrimlerin ve bütün ezilen sınıflar hareketlerinin deneyimi, dünya sosyalist hareketinin deneyimi, bize, yalnızca proletaryanın, emekçi ve sömürülen nüfusun geri ve dağınık katmanlarını biraraya getirecek ve ardından sürükleyecek durumda olduğunu öğretir. 

19. Eski aygıtı, yani kapitalizm döneminde, hatta en demokratik cumhuriyetlerde bile, varlığını sürdürmüş ve kaçınılmaz bir biçimde sürdürecek olan, ve gerçekte işçiler ve emekçilerden yana demokrasinin kurulması karşısındaki en büyük engeli oluşturan bürokratik ve tüzel (hukuki) burjuva aygıtı bir vuruşta parçalamaya ve kesin olarak yoketmeye yalnızca sovyetik devlet örgütü gerçekten yeteneklidir. Paris Komünü bu yolda ilk adımı, tarihsel ve evrensel bir önem taşıyan ilk adımı atmıştı, sovyetler iktidarı da ikincisini attı. 

20. Devlet iktidarının kaldırılması, başta Marx, bütün sosyalistlerin kendilerine saptadıkları amaçtır. Bu amaca ulaşılmadıkça, gerçek demokrasi, yani özgürlük ve eşitlik, olanaksızdır. Oysa, salt sovyetik ya da proleter demokrasi pratik olarak bu amaca götürür, çünkü o, emekçi yığınlar örgütlerini, durmadan ve zorunlu olarak, devlet yönetimine katarak, her türlü devletin tam yokoluşunu hazırlamaya hemen başlar. 

21. Bern'de toplanan sosyalistlerin bütünsel başarısızlığı, yeni demokrasiyi, yani proleter demokrasiyi hiç mi hiç anlamayışları, özellikle şu olgularda görünür: 10 Şubat 1919 günü, Branting, Bern'de, sarı Enternasyonal konferansını kapatıyordu. 11 Şubat 1919 günü, Berlin'de, konferansa katılanların gazetesi, Die Freiheit, "bağımsızlar" partisinin proletaryaya yönelik bir çağrısını yayınlıyordu. Bu belge, Träger und Schützer der Revolution - devrimin taşıyıcı ve koruyucuları diye adlandırılan sovyetleri dağıtma iradesi yüzüne vurulan ve kendisine sovyetlerin yasallaştırılması, onlara siyasal haklar, Ulusal meclis kararlarını askıya alma ve ulusal danışmaya başvurma hakkının verilmesi önerilen Scheidemann hükümetinin burjuva niteliğini kabul ediyordu. 

Böyle bir öneri, demokrasiyi, onun burjuva niteliğini anlamaksızın savunan teorisyenlerin tam bir ideolojik iflasını oluşturur. Sovyetler sistemini, yani proletarya diktatörlüğünü, Ulusal meclis, yani burjuvazi diktatörlüğü ile bağdaştırma gülünç girişimi, aynı zamanda hem sarı sosyalist ve sosyal-demokratların fikir yoksulluğunu, hem onların gerici küçük-burjuva siyasetlerini ve hem de yeni demokrasinin, proleter demokrasinin büyüyen ve karşı konmaz gücüne verdikleri korkakça ödünleri tamamen eleverir. 

22. İşçi yığınlarından korktukları için, uygun bir karan açıkça oylamayı göze alamayan sarı Bern Enternasyonali çoğunluğu, bolşevizmi suçlayarak, sınıf açısından, kurallara uygun davrandı. Rus menşevikler ve sosyalist-devrimciler ve Almanya'daki Scheidemann'lar ile tamamen dayanışma içinde olan işte bu çoğunluktur. Bolşevikler tarafından kovuşturulduklarından yakınan Rus menşevikler ve sosyalistdevrimciler, kovuşturmaların proletaryaya karşı burjuvazi saflarında iç savaşa katılmalarından doğdukları gerçeğini gizlemeye kalkışıyorlar. Almanya'da, Scheidemann'lar ve partileri de, bundan böyle, tastamam aynı biçimde, iç savaşa işçilere karşı burjuvazi saflarında böyle bir katılmanın kanıtını veriyorlar. 

Bundan ötürü, Bern sarı Enternasyonali yandaşları çoğunluğunun, bolşeviklerin suçlanmasından yana çıkmaları çok doğaldır. Bu hiç de "saf demokrasi"nin savunmasını değil, ama iç savaşta proletaryaya karşı burjuvazi saflannda yeraldıklarını bilen ve sezen kimselerin öz-savunmasını dile getiriyor. 

İşte bu nedenle, sınıf açısından, sarı Enternasyonal çoğunluğu kararının doğru olduğunu kabul etmekten geri kalınamaz. Proletarya, doğrudan korkmaksızın, doğruya tam karşıdan bakarak, bundan, kendini zorla kabul ettiren tüm siyasal sonuçları çıkarmalıdır. 

Yoldaşlar, son iki noktaya birkaç söz daha eklemek isterdim. Bern konferansı üzerine bize bir rapor sunmakla görevli yoldaşlar, bu noktalar üzerinde daha ayrıntılı konuşacaklar sanıyorum. 

Bu konferans boyunca, sovyetler iktidarının önemi üzerinde tek söz söylenmedi. İki yıldır, Rusya'da biz bu sorunu tartışıyoruz. Nisan 1917'de, parti konferansında, sorunu da-ha o zamandan teorik ve siyasal planda koymuştuk: "Sovyetler iktidarı nedir, içeriği nedir, tarihsel anlam ve önemi neye dayanır?" Nerdeyse iki yıldır biz bu sorunu inceliyoruz, ve bu konuda partimizin kongresinde bir karar kabul ettik.[47*]

Berlin'de yayınlanan Freiheit, 11 Şubat günü, Alman proletaryasına seslenen, ve yalnızca Almanyanın bağımsız sosyal-demokrat önderlerince değil, ama tüm bağımsızlar bölüntüsü üyelerince de imzalanmış bulunan bir çağrı yayınladı. 1918 Ağustosunda, bu bağımsızların en gözde teorisyeni  olan Kautsky, Proletarya Diktatörlüğü adlı broşüründe, demokrasi ve sovyet organları yandaşı olduğunu, ama sovyet organlarının yalnızca iktisadi bir rol oynamaları, ve hiçbir zaman devlet örgütleri olarak görülmemeleri gerektiğini yazıyordu. Kautsky, Freiheit'ın 11 Kasım ve 12 Ocak sayılarında aynı konuyu ele alıyor. 9 Şubat günü, dergi, gene II. Enternasyonalin en büyük teorisyenlerinden biri olarak kabul edilen Rudolf Hilferding'in bir makalesini yayınlıyor. Hilferding, Sovyetler sistemi ile Ulusal meclisin yasama yolundan birleştirilmesini öneriyor. Ayın 11'inde, bu öneri bağımsızlar partisi tarafından kabul edilmiş ve bir çağrı biçimi altında yayınlanmıştır. 

Ulusal meclis, hatta "saf demokrasi"nin gerçekleşmesinden sonra bile, hatta en büyük bağımsız sosyal-demokrat teorisyenlerin, sovyetler örgütlerinin devlet kurumları olmamaları gerektiği yolundaki bildiriminden sonra bile, gene de varolduğu halde, tüm bunlara karşın, duraksamalar kendini gene gösteriyor! Bu durum, bu bayların yeni hareket ve savaşım koşullarından gerçekten hiçbir şey anlamadıklarını gösterir. Ama bu durum, bir başka şeyi de, yani: bu duraksamaları oluşturan koşulların, nedenlerin varolması gerektiğini de gösterir! Bütün bu olanlardan sonra, Rusya'daki iki utkun devrim yılından sonra, bize, içinde, sovyetler ve anlamları üzerine hiçbir şey söylenmeyen, hiçbir konuşmada hiçbir delegenin bu konuda tek söz söylemediği, Bern konferansında kabul edilen kararlar gibi kararlar önerildiği zaman, biz de bu bayların, sosyalist ve teorisyen olarak, bizim için ölmüş bulunduklarını haklı olarak ileri sürebiliriz. 

Ama, bu devlet örgütlerine teorik planda ve ilke olarak karşı çıkan bağımsızların, Ulusal meclis ile sovyetler sisteminin, yani burjuvazi diktatörlüğü ile proletarya diktatörlüğünün "barışçıl" birleşmesi gibi bir saçmalığı damdan düşercesine önerdikleri anda, bu iş, yoldaşlar, pratik bakımdan, siyasal açıdan, yığınların bağrında geniş bir hareketin oluştuğunun kanıtıdır. Onların hepsinin sosyalizm ve teori alanında iflas ettiklerini, ve yığınların bağrında ne büyük bir değişiklik olduğunu görüyoruz. Alman proletaryasının geride kalmış yığınları bize doğru geliyor, bize katılıyorlar! Öyleyse, teorik ve sosyalist açıdan, Bern konferansının en iyi partisi olan Alman sosyal-demokratlar bağımsız partisinin  önemi artık sıfıra eşittir; gene de bu parti belli bir anlam taşır; şöyle ki, bu duruksun (mütereddit) öğeler, bize proletaryanın geride kalmış bölümünün kafa durumunu göstermeye yararlar. Bu konferansın büyük tarihsel anlam ve önemi, bene işte budur. Biz, kendi devrimimizde buna benzer bir şey gördük. Bizim menşevikler de, Almanya'daki bağımsız teorisyenler ile aynı yolu, ya da çok benzerini tuttular. Başlangıçta, sovyetlerde çoğunlukta oldukları zaman, sovyetlerden yanaydılar. 0 zaman: "Yaşasın sovyetler!"den, "Sovyetler için!"den, "Sovyetler demek, devrimci demokrasi demektir!"den başka bir şey işitilmiyordu. Ama ne zamanki biz bolşevikler, sovyetlerde çoğunluğu kazandık, o zaman başka türküler okudular: Kurucu meclis yanında sovyetler olmamalı; ve çeşitli menşevik teorisyenler şu türde bir şey önerdiler: Sovyetler sistemi ile Kurucu meclisi birleştirmek, ve onları devlet örgütü içine sokmak. Bu durumda, proleter devrimin genel akışının tüm dünyada aynı olduğu bir kez daha görülüyor. Başlangıçta, sovyetlerin kendiliğinden kurulmaları, sonra yaygınlaşıp gelişmeleri, daha sonra ortaya pratik olarak şu sorun çıkıyor: Sovyetler ya da Ulusal meclis, ya da Kurucu meclis, ya da burjuva parlamentarizmi; elebaşları arasında büyük bir şaşkınlık ve ensonu, proleter devrim. Ama ben, aşağıyukarı iki devrim yılından sonra, bizim sorunu böyle koymamamız gerektiğini sanıyorum: biz, somut kararlar almalıyız, çünkü sovyetler sisteminin yaygınlaşması, bizim için, özellikle Batı Avrupa ülkeleri çoğunluğu için, büyük bir görev oluşturuyor. 

Burada menşeviklerin bir tek kararını anmak isterim. Obolenski yoldaştan, onu Almancaya çevirmesini rica etmiştim. Bana bu işi yapacağını vaadetmişti; ne yazık ki, burada yok. Elimde tam metin bulunmadığı için, ezberden yinelemeye çalışacağım. 

Bolşeviklikten sözedildiğini hiç duymamış bir yabancı, bizim anlaşmazlıklarımız üzerinde kişisel bir fikir edinmekte güçlük çeker. Bolşeviklerin her dediğine menşevikler, menşeviklerin her dediğine bolşevikler karşı çıkarlar. Kuşkusuz, savaşım içinde, başka türlü de olamazdı; bu nedenle, menşevikler partisinin son konferansının, 1918 Aralığında, gazeteleri Gazeta Peçatnikov'da[48*]tam olarak yayınlanmış bulunan uzun ve ayrıntılı bir kararı kabul etmiş olması çok  önemlidir. Bu belgede, menşevikler, sınıf savaşımı ve iç savaş öyküsünü kısaca kendileri sergiliyorlar. Bu belgede, kendi partilerinin, Ural'da, Güney'de, Kırım ve Gürcistan'da varlıklı sınıflara bağlaşık gruplarını mahkûm ettikleri söylenmiş, bütün bu bölgeler sayılmış bulunuyor. Varlıklı sınıflara bağlaşık bu gruplar, sovyetler iktidarına karşı çıkmışlardır, şimdi kararda kınanmış bulunuyorlar, ve son madde de komünistlere katılmış olanları suçluyor. Bundan şu sonuç çıkar: menşevikler, partileri içinde birlik bulunmadığını, veya burjuvazi saflarında, ya da proletarya saflarında yeraldıklarını kabul etme zorundadırlar. Menşeviklerin büyük bölümü burjuvazi saflarında yeralmış, ve iç savaş sırasında bize karşı dövüşmüştür. Kuşkusuz, onları bastırıyor, hatta bize karşı savaşta Kızıl Ordumuzla savaştıkları ve kızıl yoldaşlarımızı kurşuna dizdikleri zaman onları kurşuna dizmeye değin gidiyoruz. Burjuvazinin savaşına biz de proletaryanın savaşı ile yanıt verdik; başka bir çıkış yolu da olamaz. Böylece, siyasal bakımdan, bütün bunlar menşevik ikiyüzlülüğünden başka bir şey,değil. Tarihsel bakımdan konuşmak gerekirse, Bern konferansında, resmen deli olarak ilan edilmemiş kişilerin, menşevikler ile sosyalist-devrimcilerin vekâleti üzerine, bolşeviklerin onlara karşı savaşımından nasıl sözedebilmiş, ama proletaryaya karşı burjuvazi ile ittifak içinde onların yaptıkları üzerinde nasıl susabilmiş olduklarını anlamak güçtür. 

Hepsi bize karşı öfkeyle dikiliyorlar, çünkü biz onları bastırıyoruz. Bu, doğru. Ama iç savaşa kendi öz katılımları üzerine, ağızlarına tek söz almıyorlar! Tutanak için kararın tam metnini vermem, ve yabancı yoldaşların dikkatini bu karar üzerine çekmem gerekirdi sanıyorum; çünkü bu karar, sorunun doğru olarak konduğu, ve Rusya'daki "sosyalist" yönelimlerin anlaşmazlıklarını değerlendirmek için en iyi belgelemeyi sağlayan tarihsel bir metin oluşturuyor. Proletarya ile burjuvazi arasında, hâlâ kah bir yana, kah öte yana eğilim gösteren bir zümre var; bu iş bütün devrimlerde her zaman böyle olmuştur, ve proletarya ile burjuvazinin iki düşman kamp oluşturdukları kapitalist toplumda, bunlar arasında aracı katmanların bulunmaması kesinlikle olanaksızdır. Bu kararsız unsurların varlığı tarihsel bakımdan kaçınılmaz bir şeydir, ve, ne yazık ki, yarın hangi yanı tutacaklarını kendileri de bilmeyen bu tür unsurlar, daha uzun zaman varolacaklardır. 

Pratik bir öneride bulunmak isterdim: içinde üç noktanın açıkça belirtileceği bir karar kabul etmek. 
Birincisi: Batı Avrupa ülkelerinden yoldaşlar için esas görevlerden biri de, yığınlara sovyetler sisteminin anlam, önem ve zorunluluğunu açıklamaya dayanır. Bu konuda, yetersiz bir anlayış gözlemleniyor. Her ne kadar Kautsky ve Hilferding teorisyen olarak iflas etmişlerse de, Freiheit'ın son makalelerinin, bunların Alman proletaryasının geride kalmış unsurlarının kafa yapısını doğru bir biçimde yansıttıklarını tanıtladıkları da doğrudur. Bizde de aynı şey oldu: Rus devriminin ilk sekiz ayı içinde, sovyetlerin örgütlenme sorunu çok tartışılan bir sorun idi; işçiler yeni sistemin neye dayandığını ve sovyetler ile bir devlet aygıtının oluşturulabilip oluşturulamayacağını pek iyi anlamıyorlardı. Devrimimizde, bir teorik yol aracıyla değil, pratik eylem aracıyla ilerledik, örneğin, Kurucu meclis sorununu teorik açıdan koymamıştık, ve Kurucu meclisi tanımayı kabul etmeyeceğimizi söylemiyorduk. Ancak daha sonra, sovyetik örgütler tüm ülkede yayıldıkları zaman, ancak o zamandır ki, Kurucu meclisi dağıtmaya karar verdik. Şimdi Macaristan ve İsviçre'de sorunun kendini çok daha keskin bir biçimde koyduğunu görüyoruz. Bir yandan, bu çok iyi bir şey: bize devrimin Batı Avrupa devletlerinde daha hızlı ilerlediği ve büyük zaferler getireceği sarsılmaz inancını veriyor. Öte yandan, bunda büyük bir tehlike var, yani savaşım öylesine coşkun ,olacak ki, işçi yığınlarının bilinci bu gelişmeyi izleyemeyecek. Bugün bile, sovyetler sisteminin anlamı, parlamentarizm ve burjuva önyargılar anlayışı içinde eğitilmiş bulundukları için, siyasal bakımdan yetişmiş büyük Alman işçi yığınları için açık değildir. 

İkincisi: Sovyetler sisteminin yaygınlaşması. Sovyetler fikrinin Almanya'da ve hatta İngiltere'de nasıl bir hızla yayıldığını öğrenmek, bizim için proleter devrimin zafer kazanacağının en iyi kanıtıdır. Devrimin yürüyüşü ancak kısa bir zaman için geciktirilebilir. Albert ve Platten yoldaşların, kendi ülkelerinde, köylerde, tarım işçileri ve küçük köylüler arasında, sovyetlerin hemen hemen varolmadıklarını söylemeleri bir başka şeydir. Ben Rote Fahne'de, köylü Sovyetlerine karşı, ama tarımsal ücretliler ve yoksul köylülerden yana, son derece doğru bir makale okudum.[49*] Burjuvazi ile, Scheidemann ve hempaları gibi uşakları, köylü sovyetleri sloganını çoktan ileri sürdüler. Ama biz, biz yalnızca tarım işçileri ve yoksul köylüler sovyetlerine gereksinme duyuyoruz. Ne yazık ki, Albert ve Platten ile öbür yoldaşların raporları, kırlarda sovyetler sistemini yaymak için, Macaristan dışında çok az şey yapıldığını öğretiyor. Alman proletaryasının kesinlikle yenmesini engelleyecek pratik ve oldukça büyük bir tehlike belki de hâlâ budur. Zafer ancak yalnızca kentler işçileri değil, ama kırlar proleterleri de örgütlendikleri, ve eskiden olduğu gibi sendikalar ve kooperatifler içinde değil, ama sovyetler içinde örgütlendikleri gün, sağlama bağlanabilir. Bizim için zafer çok kolay oldu, çünkü Ekim 1917'de biz, köylülük ile, tüm köylülük ile birlikte hareket ettik. Bu anlamda, devrimimiz o zaman burjuva devrimi idi. Bizim proleter hükümetimizin ilk adımı, 26 Ekim (eski takvim) 1917 günü yayınlanan yasada, daha devrimin ertesi günü, tüm köylülüğün, Kerenski hükümeti döneminde köylü sovyet ve meclisleri tarafından formüle edilmiş bulunan eski istemlerini kabul etmek oldu. Bizim gücümüzü oluşturan şey buydu, ve biz ezici bir çoğunluğu bu nedenle öylesine kolay bir biçimde kazandık. Kırlar için, devrimimiz hâlâ burjuva devrim olmakta devam ediyordu; biz, ancak daha sonra, altı ay geçtikten sonra, devlet örgütü çerçevesinde, kırlarda sınıflar savaşımına girişme, her köyde yoksul köylüler, yarı-proleterler komiteleri kurma ve kırsal burjuvaziye karşı sistemli bir savaşım verme zorunda kaldık. Bizde, Rusya'nın geri niteliği nedeniyle, kaçınılmazdı bu. Batı Avrupa'da, bu işler başka türlü olup bitecektir, ve bu nedenle, sovyetler sisteminin kırsal nüfusa, uygun, belki de yeni biçimler altında yayılmasının mutlak bir zorunlulukta olduğunu belirtmeliyiz. 

Üçüncüsü: Sovyetler iktidarının henüz üstün gelmemiş bulunduğu bütün ülkelerde, sovyetler içinde komünist bir çoğunluk kazanmanın, birinci görevi oluşturduğunu söylemeliyiz. Karar komisyonumuz dün bu sorunu inceledi. Belki başka yoldaşlar da bu konudaki düşüncelerini söylerler. Ama ben bu üç noktayı özel karar niteliği ile önermek isterdim. Kuşkusuz, gelişme yolunu çizecek durumda bulunmuyoruz.  Birçok Batı Avrupa ülkesinde, devrimin çok yakında patlak vermesi çok olası. Ama biz, işçi sınıfının örgütlenmiş partisi niteliğiyle, parti niteliğiyle, sovyetler içinde çoğunluğu kazanmaya çalışıyoruz ve çalışmalıyız da. 0 zaman zaferimiz sağlama bağlanacak, ve hiçbir güç, komünist devrime karşı herhangi bir şeye girişmeyecektir. Yoksa zafer o kadar kolay ve sürekli olmayacaktır. Böylece, bu üç noktanın, özel bir karar biçimi altında kabul edilmesini önermek isterdim. 

Pravda, n° 51, 6 Mart 1919 

3
BURJUVA DEMOKRASİSİ VE PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜNE İLİŞKİN TEZLER ÜZERİNE KARAR

Bu tezlere ve çeşitli ülkeler delegelerinin raporlarına dayanan Komünist Enternasyonal kongresi, sovyetler iktidarının henüz varolmadığı bütün ülkelerde komünist partilerin başta gelen görevinin: 
1) Burjuva demokrasisinin ve parlamentarizmin yerine geçecek olan yeni demokrasinin, proleter demokrasinin siyasal ve tarihsel zorunluluğunun taşıdığı büyük önemi işçi sınıfının geniş yığınlarına açıklamak. 
2) Bütün sanayi kollarındaki işçiler arasında, askerler ve denizciler arasında, ve ayrıca tarımsal ücretliler ve yoksul köylüler arasında sovyetleri yaymak ve örgütlemek. 
3) Sovyetler içinde sağlanan bir komünist çoğunluk kurmak olduğunu bildirir. 

Pravda, n° 54, 11 Mart 1919

4
KAPANIŞ KONUŞMASI 
(6 MART 1919)

Eğer bütün engellere ve bütün polis kıyıcılıklarına karşın biraraya gelme başarısını gösterebilmiş, eğer önemli ayrılıklar olmaksızın, az zamanda çağdaş devrimci dönemin tüm ivedi sorunları üzerinde önemli kararlar alma başarısını gösterebilmiş isek, bu, tüm dünya proleter yığınlarının, eylemleri aracıyla, bu sorunları pratik olarak gündeme koymuş, ve onları pratik olarak çözmeye başlamış bulunmaları sayesindedir. 

Yığınların devrimci savaşımları içinde daha önce fethetmiş bulundukları şeyleri, biz, burada, yalnızca kâğıt üzerine geçirdik. 

Sovyetlerden yana hareket, Doğu Avrupa'da olduğu kadar Batı Avrupa'da da, yenik ülkelerde olduğu kadar utkun ülkelerde, örneğin İngiltere'de de giderek yayılıyor; ve bu hareketin yeni, proleter bir demokrasi kurmaktan başka bir amacı yok; proletarya diktatörlüğüne doğru, komünizmin bütünsel zaferine doğru atılmış en göze çarpan adımdır bu. 

Dünya burjuvazisi boşuna ateş püskürecek, spartakistleri ve bolşevikleri boşuna kara listeye alacak, hapsedecek, hatta öldürecek, tüm bunlar onu artık kurtarmayacak. Bu, yığınları aydınlatmak, onları eski burjuva demokrasisi önyargılarından kurtarmak ve savaşım içinde pişirmekten başka bir şeye yaramayacak. Tüm dünyada proleter devrimin zaferi kesindir. Dünya sovyetler cumhuriyetinin kuruluş zamanı yakındır. [Canlı alkışlar.] 

İlk kez 1920'de, Der 1. Kongres der Kommunistischen Internationale Protokoll, Petrograd, adlı kitapta, Almanca yayınlandı Rusça ilk kez 1921'de Komünist Enternasyonal I. Kongresi, Tutanaklar, Petrograd, adlı kitapta yayınlandı. 

PLAĞA ALINMIŞ KONUŞMALAR 
(PARÇA)

6 SOVYETLER İKTİDARI NEDİR?

Sovyetler iktidarı nedir? Ülkelerin çoğunda henüz anlaşılmak istenmeyen ya da anlaşılmayan bu yeni iktidarın içyüzü nedir? Bütün ülkeler işçilerini kendine giderek daha çok çeken şey, eskiden şu ya da bu biçimde zenginler ya da kapitalistler tarafından yönetilen devletin, bugün, ilk kez olarak geniş bir ölçek üzerinde, kapitalizmin ezdiği sınıfların ta kendileri tarafından yönetilmesidir. Cumhuriyetlerin hatta en demokratiklerinde, hatta en özgürlerinde bile sermaye egemenliği sürdükçe, toprak özel mülkiyet olarak kaldıkça, devlet her zaman, onda-dokuzu kapitalistler ya da zenginlerden oluşan küçük bir azınlık tarafından yönetilmiştir. 

Dünyada ilk kez olarak, devlet iktidarı, bizde, Rusya'da,  sömürücüler dıştalandığından, yığın örgütlerini, sovyetleri, yalnızca işçiler, yalnızca emekçi köylüler oluşturacak biçimde kurulmuştur; ve tüm devlet iktidarı da işte bu sovyetlere geçirilmiştir. Bu nedenle, tüm ülkeler burjuvazi temsilcilerinin Rusya üzerine yağdırdıkları karaçalmalara karşın, "sovyet" sözcüğü bütün dünyada yalnızca anlaşılır bir sözcük değil, ama halkın sevdiği ve işçiler için, tüm emekçiler için çok değerli bir sözcük de olmuştur. Ve bu nedenle, çeşitli ülkelerdeki komünizm yandaşlarının konusu oldukları bütün kıyıcılıklara karşın, sovyetler iktidarı, önüne geçilmez bir biçimde ve yakın bir gelecekte, kuşkusuz tüm yeryüzü üzerinde zafer kazanacaktır. 

Sovyetik iktidarın örgütlenmesinde henüz çok eksiklikler olduğunu çok iyi biliyoruz. Sovyetler iktidarı bir büyülü değnek değildir. Geçmişin kusurlarından, eğitimsizlikten, kültürsüzlükten, barbar bir savaşın kalıtından, soyguncu bir kapitalizmin kalıtından bir anda kurtulamaz. Ama karşılık olarak, sosyalizme geçişi sağlar. Ezilen kişilerin ayağa kalkmalarını ve devletin tüm yönetimini, ekonominin tüm yönetimini, üretimin tüm yönetimini kendi ellerine almalarını sağlar. 

Sovyetler iktidarı, sosyalizmin emekçi yığınlar tarafından bulunmuş yolu, öyleyse güvenilir bir yol, öyleyse yenilmez bir yoldur. 

V. Lénine, 
Œuvres, Paris-Moscou, t. 29, 
s. 250-251.