09 Mayıs 2017

Siyasi Ajitasyon Ve “Sınıf Bakış Açısı”

Iskra, No. 16, February 1, 1902
Lenin Collected Works, Volume 5

Söze bir örnekle başlayalım.

Okuyucu Orel ile soyluların mareşali M.A. Stakhovich’in bir misyoner kongresinde yaptığı ve içinde vicdan özgürlüğünün yasalar tarafından tanınması gerektiğini savunduğu konuşmanın neden olduğu telaşı hatırlayacaktır. Moskovskiye Vedomosti önderliğindeki tutucu basın Bay Stakhovich’e karşı hiddetli bir kampanya yürütmektedir. Ona söyleyecek yeterince aşağılayıcı söz bulamamakta ve neredeyse tüm Orel soylularını Bay Stakhovich’i yeniden Mareşal seçtikleri için ihanetle suçlayacak kadar ileri gitmektedir. Aslında bu yeniden seçim gerçekten de çok anlamlıdır ve bir dereceye dek soyluların polis diktatörlüğü ve şiddete karşı bir gösterisi niteliğini taşımaktadır.

“Stakhovich”, diyor Moskovskiye Vedomosti, “soyluluğun mareşali olmaktan çok partinin yaşamı ve ruhu, akıllı konuşmacı, neşeli Misha Stakhovich’dir...” (sayı 348, 1901). Bu sizin için daha da kötü, cop savunucusu baylar. Eğer şen toprak sahiplerimiz bile vicdan özgürlüğünden sözetmeye başladılarsa, papazların ve polisin alçaklıkları gerçekten de fazla ileri gitmiş olmalı.


“Stakhovich’leri kışkırtan ve alkışlayan bu bizim “entellektüel”, havai kalabalık için, kutsal ortodoks inancımızın sorunlarını ve ona karşı bizim eskiden beri takındığımız doğru tutumun ne önemi var?..” Yine sizin için çok daha kötü, otokrasi, ortodoks inanç ve ulu­sal temel şampiyonu baylar. Polis yönetimindeki otokrasimiz nasıl iyi bir sistem olmalı ki, dine bile hapishane hücresi havasını getirmiş ve böylece (din konularında kesin inançları olmayan, ama dengeli bir dini korumakta, ileride de göreceğimiz gibi, çıkarları olan) “Stakho­vich’ler” bu ünlü “ulusal” inanca (açıkça düşman değilse) tümüyle kayıtsız duruma gelmişlerdir. “İnancımıza bir kuruntu diyorlar. Bu kuruntuya şükür, günahtan korktuğumuz ve kaçındığımız, ne denli zor olursa olsun görevlerimizi yakınmaksızın yerine getirdiğimiz için, üzüntü ve yoksunluklara katlanacak gücü ve cesareti bulduğumuz, başarı ve mutluluk günlerinde gurura kapılmaktan korunduğumuz için bizimle alay ediyorlar...” Demek öyle! Ortodoks inanç çok değerlidir onlar için, çünkü insanlara acıya “yakınmasız” katlanmayı öğretir. Yönetici sınıflar için gerçekten de ne kârlı bir inanç! Önemsiz bir azınlık zenginlik ve güçten yaralanırken, kitlelerin sürekli “yoksunluk” çekeceği ve “zor görevlere” katlanacağı biçimde örgütlenmiş bir toplumda, sömürücülerin, insanlara sözde öbür dünyadaki cennet uğruna bu dünyadaki cehenneme “yakınmasız” katlanmalarını öğütleyen bir dine sempati duymaları doğaldır. Ama kızgınlık içindeki Moskovskiye Vedomosti fazla boşboğaz olmuştur. Hatta akılsızca doğruyu söyleyecek­ denli boşboğaz. Arkadan şunları okuyoruz: “... Kendileri, yani Stakhovich’ler iyi yiyor, huzur içinde uyuyor ve mutlu yaşıyorlarsa, bunun o ‘kuruntu’ sayesinde olduğunu akıllarına bile getirmiyorlar.”

İşte kutsal gerçek. Mesele tam da budur. Dinsel “kuruntular” kitleler arasında böylesine yaygın olduğu için Stakhovich’ler ve Oblomov’lar, kitlelerin emeğiyle yaşayan tüm kapitalistlerimiz ve hatta bizzat Moskovskiye Vedomosti “huzur içinde uyumaktadır”. Ve eğitim halk arasında ne denli yaygılaşırsa, dinsel önyargılar o denli yerlerini sosyalist bilince bırakacak, proletarya için zafer günü -tüm ezilen sınıfları modern toplumda sürmekte olan kölelikten kurtaracak olan zafer- o denli yakınlaşacaktır. [ Oblomomov -I. Goncharav’un aynı adı taşıyan romanının baş kahramanı, Oblomov monotonluğun, çürümüşlüğün ve tembelliğin simgesiydi.]­ 

Ama bir konuda gerçeği ağzından kaçıran Moskovskiye Vedomosti, ilginç bir diğer konuyu büyük bir kolaylıkla gözardı ediyor, Stakhovich’lerin dinin önemini “anlamadıkları” ve liberal biçimleri salt “düşüncesizliklerinden” dolayı talep ettikleri konusunda açıkça yanılmaktadır. Düşman bir siyasi akımın böyle yorumlanması çocukça bir saflıktır. Bu olayda Bay Stakhovich’in tüm liberal akımın sözcüsü olarak öne çıktığı gerçeği en iyi bizzat Moskovskiye Vedomosti tarafından kanıtlanmıştır, yoksa tek bir konuşmaya karşı böylesine bir kampanya sürdürmenin ne gereği vardı? Stakhovich’den değil Stakhovich’lerden, “entellektüel kalabalık”tan sözetmeye ne gerek vardı?

Moskovskiye Vedomosti’nin hatası elbette bilerek yapılmış bir hatadır. Bu gazete, nefret ettiği liberalizmi sınıf bakış açısından tahlil etme konusunda yeteneksiz olmaktan çok, isteksizdir. Onun böyle birşey yapmak istemediğini söylemeye bile gerek yok; ama bunu yapmaktaki yeteneksizliği bizi daha çok ilgilendirmektedir, çünkü bu, birçok devrimci ve sosyalistin bile çektiği bir rahatsızlıktır, Iskra’nın 12. sayısında yayınlanan ve bizi liberal hoşnutsuzluk ve protestonun tüm görünümlerini gazetemizde izlemeye çalıştığımız için “sınıf bakış açısından” ayrılmakla suçlayan mektubun yazarları, otokrasimizin, burjuvazinin mutlak egemenliğini temsil ettiğini sanan Proletarskaya Borba*] ve “Sosyal-Demokrat Kitaplığındaki”** birçok broşürün yazarları; bizi otokrasiye karşı çok yanlı teşhir kampanyasını (yani mümkün en geniş siyasi ajitasyonu) terketmeye, çabalarımızı esas olarak ekonomik reformlar için mücadelede yoğunlaştırmaya (işçi sınıfına “kesin” birşeyler vermek için, “elle tutulur” sonuçlar vadeden yasal ve idari önlemler alınması uğruna, onun adına “somut talepler” ileri sürmek için) ikna etmeye çalışan Martinov’lar; ve gazetemizde istatik­sel çelişkiler konusundaki yazışmaları okuyarak hayret içinde ”Aman tanrım, nedir bu -bir Zemstvo gazetesi mi?” diye soran Nadejdinler de bu rahatsızlıktan muzdariptirler.

* [Prolelarskaya Borba (Proletarya Mücadelesi) adlı derlemenin 1. sayısı l899’da Ural Sosyal-Demokrat grubu tarafından yayınlanmıştı. “Ekonomist” görüşler ileri süren yazarları, bağımsız bir işçi sınıfı siyasi partisi kurma gereğini reddediyor ve siyasi bir devrimin, kitleler önceden örgütlenip hazırlanmaksızın ve silahlı bir ayaklanma olmaksızın gerçekleştirilebileceğine inanıyorlardı.
**[“Sosyal-Demokrat İşçi Kitaplığı” 1900-01l’de Vilna ve St. Petersburg’da yasa dışı olarak yayınlanan bir dizi broşürdü.]

Tüm bu sosyalistler unutmaktadır ki, otokrasinin çıkarları mülk sahibi sınıfların çıkarlarının ancak belli bir kısmıyla ve ancak belirli koşullar altında çakışır, çok kez çıkarlarının bu sınıfların bütünüyle değil, yalnızca belli bazı tabakalarınınkilerle çakıştığı olur. Başka burjuva tabakaların çıkarları ve bir bütün olarak burjuvazinin daha geniş anlamdaki çıkarları, kapitalizmin bir bütün olarak gelişmesinin gerekleri zorunlu olarak otokrasiye karşı liberal bir muhalefete yol açar. Örneğin, otokrasi burjuvaziye en vahşi sömürü biçimlerini uygulaması için fırsatlar verir, ama öte yandan üretici güçlerin yaygınlaşarak gelişmesi ve eğitimin yaygınlaşmasının önüne binlerce engel koyar, böylece yalnızca küçük burjuvaziyi değil, bazen büyük burjuvaziyi bile kendine karşı ayaklandırır. 

Otokrasi, burjuvaziye onu sosyalizmden koruma garantisi (?) verir ama halk haklarından yoksun olduğu için bu koruma zorunlu olarak bir polis şiddeti sistemine dönüşür ve tüm halkın nefretini kazanır. Bu uzlaşmaz eğilimlerin sonucunun ne olduğu, burjuvazi arasında içinde bulunulan zamanda tutucu ve liberal görüş ya da eğilimlerin karşılıklı güçleri birkaç genel tezden öğrenilemez, çünkü bu belirli bir andaki toplumsal ve siyasi durumun tüm özelliklerine bağlıdır. Bunu belirlemek için durum ayrıntılı bir biçimde incelenmeli ve hangi toplumsal tabakadan kaynaklanırsa kaynaklasın hükümetle içine düşülen bütün çelişkiler dikkatle izlenmelidir. Bir Sosyal-Demokrat’ın “Stakhovichler”in hoşnutsuzluğu ve başkaldırmaları karşısında kayıtsız kalmasına izin vermeyen tam da “sınıf bakış açısı”dır.

Yukarıda sözü edilen sosyalistlerin mantığı ve eylemleri, onların liberalizme karşı kayıtsız olduklarını göstermekte ve böylece uluslararası Sosyal-Demokrasi‘nin “İncil”i olan Komünist Manifesto’nun temel tezleri konusundaki anlayışsızlıklarını açığa çıkarmaktadır. Örneğin bizzat burjuvazinin iktidar mücadelesiyle, içindeki çeşitli tabaka, ve gruplar arasındaki çelişkiler yoluyla proletaryanın siyasi eğitimi için materyal sağladığı konusundaki sözleri hatırlayalım*. Yalnızca siyasal olarak özgür toplumlarda proletarya bu materyalden (o da yalnızca bir kısmından) yararlanabilir. Oysa köle Rusya’da biz Sosyal ­Demokratlar bu “materyali” işçi sınıfı için elde etmek amacıyla çok çalışmalı, genel siyasi ajitasyonu yönetme ya da otokrasiye karşı halkın gözü önünde bir teşhir kampanyası sürdürme görevini bizzat biz üstlenmeliyiz. Bu görev, özellikle siyasi altüst oluş dönemlerinde zorlayıcı bir öneme sahiptir. Akıldan çıkarmamalıyız ki, bir yıllık yoğun bir siyasi yaşantı içinde proletarya, siyasi açıdan sakin geçen birçok yıl içinde olduğundan daha fazla devrimci eğitim elde eder. Yukarıda sözü edilen sosyalistlerin bilinçli ya da bilinçsiz olarak siyasi ajitasyonun konularını ve içeriğini sınırlama eğilimleri bu yüzden özellikle zararlıdır.

*[Bak. Komünist Parti Manifestosu, Marks ve Engels, Seçme Eserler, Cilt I, Moskova, 1859, sf.71.65.]

Komünistlerin varolan düzene karşı her devrimci hareketi destekledikleri konusundaki sözleri de hatırlayalım. Bu sözler çoğunlukla çok dar olarak yorumlanır ve liberal muhalefetin desteklenmesi anlamında alınmaz. Ancak unutulmamalıdır ki, hükümetle ilerici toplumsal çıkarlar yüzünden doğan her çelişkinin, ne denli küçük olursa olsun, belirli koşullar altında (ki bizim desteğimiz bunlardan biridir) genel bir ayaklanmaya dönüşebileceği dönemler olur. Rusya’da hükümetle öğrenciler arasında akademik talepler uğruna verilen mücadeleden doğan büyük toplumsal hareketi [ Öğrencilerin 1901-1902 kışında düzenlenen genel boykotundan sözedilmektedir. Boykota 30,000 kadar öğrenci katılmıştır.] ya da Fransa’da sanığın sahte delillerle suçlandığı bir dava yüzünden [ Lenin, 1894’de açıkça düzmece bir casusluk ve ağır ihanet suçlamasıyla yargılanıp müebbet hapse mahkum edilen bir Yahudi olan Fransız Genel Kurmayı görevlisi Dreyfus davasından sözetmektedir. Bu kışkırtıcı dava Fransız gerici çevreleri tarafından düzenlenmişti. Fransa’da Dreyfus’un savunulması için girişilen genel hareket mahkemenin yozlaşmışlığını teşhir etti ve cumhuriyetçilerle kralcılar arasındaki mücadeleyi keskinleştirdi. 1899’da Dreyfus bağışlandı,ve serbest bırakıldı. Ancak 1906’da dava yeniden incelendikten sonra Dreyfus aklandı] tüm ilerci unsurlarla militaristler arasında çıkan çelişkiyi hatırlatmak yeterlidir bu konuda. 

Öyleyse, ister Zemstvo ile İçişleri Bakanlığı, ister soylulukla Ortodoks kilisenin polis rejimi, ister istatistikçilerle bürokratlar, köylülerle “Zemstvo” görevlileri, ya da dini hiziplerle jandarma arasında bir çelişki olsun, her türlü liberal ve demokratik isyanı proletaryaya açıklamak, bunu proletaryanın aktif katılımıyla genişletmek ve desteklemek bizim vazgeçilmez görevimizdir. Bu çelişkilerden bazılarının küçük önemine ya da bunları genel bir ayaklanmaya dönüştürmenin “umutsuzluğuna” kibirle burun kıvıranlar, çok yanlı siyasi ajitasyonun, proletaryanın siyasi eğitiminin hayati çıkarlarıyla, bir bütün olarak toplumsal gelişmenin, tüm halkın, yani halkın tüm demokratik unsurlarının hayati çıkarlarının çakıştığı bir odak noktası olduğunu anlamamaktadırlar. Her liberal sorunla ilgilenmek, ona karşı Sosyal-­Demokrat tutumumuzu belirlemek, proletaryanın çözümde aktif bir rol oynamasına ve kendi proleter yolundan çözümü sağlamasına yardımcı olmak doğrudan görevimizdir. Bu yolda çaba göstermekten kaçınanlar, (niyetleri ne olursa olsun) gerçekte liberalleri egemen kılmakta, işçilerin siyasi eğitimini onların eline teslim etmekte ve siyasi mücadelede egemenliği, son tahlilde burjuva demokrasisinin önderleri olanlara terketmektedirler.

Sosyal-Demokrat hareketin sınıfsal niteliği, ifadesini görevlerimizin “saf ve basit işçi hareketi”nin doğrudan ve yaşanılan anın gereksinimleriyle sınırlandırmasında bulmamalıdır. Bu nitelik, modern toplumdaki tek gerçek devrimci sınıf olan proletarya tarafından, sürdürülmekte olan büyük kurtuluş mücadelesinin her yönü ve her görünümündeki önderliğimizle ifade edilmelidir. Sosyal-Demokrasi, işçi hareketinin etkisini çağdaş toplumun toplumsal ve siyasi yaşamının her alanına sürekli olarak ve hiç yolundan sapmaksızın yaymalıdır. Proletaryanın yalnızca ekonomik değil, siyasi mücadelesine de önderlik etmelidir. Bir an için bile nihai hedefimizi gözden kaçırmamalı, proletarya ideolojisinin -bilimsel sosyalizmin teorisi, yani Marksizm­ propagandasını sürdürmeli, onu tahrifatlardan korumalı ve daha da geliştirmelidir. Ne denli moda ve çarpıcı bir kılığa bürünmüş olursa olsun her türlü burjuva ideolojisiyle yorulmaksızın savaşmalıyız. Yukarıda sözünü ettiğimiz sosyalistler, “Marksizmin eleştirisi”yle mücadele konusunda kayıtsız kalmaktadırlar; ve bu kayıtsızlık ölçüsünde de “sınıf bakış açısı”ndan uzaklaşmaktadırlar. Tam da Rusya’da günümüzde oluşmakta olan burjuva (artık bilinçlice burjuva) demokrasisinin bir unsuru olduğu için bu “eleştiri”nin Rusya’da tüm diğer ülkelerde olduğundan daha hızlı kök saldığını ve Rus liberal propagandası tarafından tüm diğerlerinden daha büyük bir hevesle ele alındığını görmemek için kör olmak gerekir.

Özellikle siyasi mücadeleye ilişkin olarak “sınıf bakış açısı”, proletaryanın her demokratik harekete bir itici güç sağlamasını gerektirir. İşçi sınıfı demokrasisinin siyasi talepleri ilke olarak burjuva demokrasisininkilerden farklı değildir, fark nicelikseldir. Ekonomik kurtuluş mücadelesinde, sosyalist devrim mücadelesinde proletarya ilke olarak farklı bir temelde ve tek başına ayakta durur (küçük üretici ancak onun saflarına katıldığı ya da katılmaya hazırlandığı ölçüde yardımına gelecektir). Oysa siyasi kurtuluş mücadelesinde birçok müttefikimiz vardır ve onlara karşı kayıtsız kalmamalıyız. Ancak, burjuva ­demokratik kamptaki müttefiklerimiz liberal reformlar uğruna mücadele içinde her zaman geriye bakar ve işleri eskisi gibi başkalarının sırtından “iyi yiyecekleri, huzur içinde uyuyacakları ve mutlu yaşayacakları biçimde ayarlamaya çalışırken; proletarya geriye bakmaksızın sonuna dek ileriye doğru yürüyecektir. R.N.S.’nin (Witte’nin Yıllığa önsözün yazarı) yandaşları otoriter Zemstvo’nun hakları ya da bir anayasa konusunda hükümetle cebelleşirken, biz demokratik cumhuriyet için mücadele edeceğiz. Ancak unutmayacağız ki, eğer bir kişiyi ileri itmek istiyorsak, ellerimizi sürekli arkasında bulundurmalıyız. Proletaryanın partisi, her liberali tam bir santim ilerlemek üzereyken yakalamayı ve bir metre ilerlemesini sağlamayı öğrenmelidir. Eğer ilerlememekte direnirse, onsuz ve onun üstünden geçerek ilerleriz.

Iskra, Sayı 16, 1 Şubat 1902