29 Mayıs 2017

MARKSİZM VE SOSYAL-ŞOVENİZM

Lenin: Sosyalizm ve Savaş

MARKSİZM VE SOSYAL-ŞOVENİZM (1914-1915)

1914-1915 büyük Avrupa savaşı, hem Avrupalı, hem de Rus sosyal-demokratlara, dünya ölçüsünde bir bunalım karşısında izledikleri taktikleri sınama olanağını verdi. Bugünkü savaşın gerici, yağmacı ve köleci niteliği, öteki hükümetlere bakışla, çarlık için daha göze batıcıdır. Böy1e olduğu halde, tasfiyecilerin çoğunluğu (liberal ilişkileri yüzünden, Rusya'da bizim dışımızda ciddi etkisi olan tek grup) sosyal-şovenizme saptılar! Oldukça uzun bir süre yasalar içinde çalışmanın tekelinden yararlanan bu Naşa Zarya grubu, yığınlar arasında, "savaşa karşı direnmeme", üçlü (şimdi dörtlü) antantın zaferi için, ve Alman emperyalizmini "pek şeytanca günahlar" işlemekle suçlayan vb. propagandalar yaptılar. 1903'ten beri politik belkemiğinden yoksunluğunu tekrar tekrar ortaya koyan ve çoğu zaman oportünistlerin saflarına katılan Plehanov, bu tutumu daha da açık bir biçimde takındı ve bu hareketi yüzünden, Rusya'daki burjuva basını tarafından pek övüldü. Plehanov, çarlığın haklı bir savaş verdiğini ilan edecek, İtalya'daki hükümet gazetelerine İtalya'yı savaşa girmeye özendirici demeçler verecek kadar küçüldü. 

Böylece, tasfiyecilik konusundaki görüşlerimizin ve tasfiyecilerin ana gruplarını partimizden atmamızın haklılığı yeterince tanıtlanmış oldu. Tasfiyecilerin gerçek programları ve tuttukları yolun gerçek anlamı, şimdi artık yalnızca genel anlamıyla bir oportünizm değil, Büyük-Rusya toprak beyleri ile burjuvazinin emperyalist ayrıcalıklarının ve çıkarlarının savunulmasıdır. Bugün tasfiyecilik, işçi hareketi içinde ulusal-liberal bir eğilimdir, radikal küçük- burjuvazinin bir kesimi ile küçük bir ayrıcalıklı işçi kesiminin proleter yığınlara karşı "kendi" ulusal burjuvazileri ile ittifakıdır.

RUS SOSYAL-DEMOKRASİSİNDE BUGÜNKÜ DURUM

Yukarda da söylediğimiz gibi ne tasfiyeciler, ne dış ülkelerdeki topluluklar (yani Plehanov, Aleksinski, Troçki ve ötekiler), ne de (Rus-olmayan azınlıkların) sözde "ulusal" sosyal-demokratlar, bizim 1912 Ocak Konferansımızı tanımadılar. Bize karşı en sık kullandıkları suçlama "zorbalık" ve "bölücülük" idi. Biz, bunlara, Rusya'daki sınıf bilinci olan işçilerin beşte-dördünü partimizin birleştirdiğini gösteren, doğruluğu nesnel olarak tanıtlanabilir rakamları yineleyerek karşılık verdik. Bu oran, karşı-devrimci bir dönemde yeraltı çalışmalarının güçlüğü gözönüne alınırsa, hiç de küçük değildir.


Eğer Rusya'da, Naşa Zarya grubunu partiden atmaksızın, sosyal-demokrat taktikler temeline dayanarak bir birlik kurmak olanaklıysa, bu birliği, bizim sayısız karşıtlarımız hiç değilse kendi aralarında niçin başaramadılar? Ocak 1912'den beri üçbuçuk yıl geçti, bütün bu süre içinde karşıtlarımız çok istedikleri halde, bize karşı bir sosyal-demokrat parti kurma durumuna gelemediler. Bu gerçek, partimizin en iyi savunmasıdır. 

Bizim partimize karşı savaşım veren sosyal-demokrat grupların tarihi, bir çöküşün, çözülmenin tarihidir. Mart 1912'de istisnasız hepsi de bizi suçlamada "birleştiler". Gene de, Ağustos 1912'de bize karşı sözde "Ağustos Bloku" kurulduğu anda çözülme de başladı. Bazı gruplar ayrıldılar. Bir türlü, bir parti ve merkez komitesi kuracak duruma gelemediler. Bütün yapabildikleri "birliğin sağlanması için" bir Örgütlenme Komitesi kurmak oldu. Gerçekte bu Örgütlenme Komitesi, Rusya'daki tasfiyeci grup için yetersiz bir kalkan olabildi. Rusya'da işçi hareketinin büyük dalgalanmalar gösterdiği dönem boyunca ve 1912-1914 yığın grevlerinde Ağustos Blokuna bağlı gruplardan yığınlar arasında bir şeyler yapabilen tek grup, bütün gücünü  liberal ilişkilerden alan Naşa Zarya grubu oldu. 1914 yılı başlarında Letonyalı sosyal-demokratlar "Ağustos Bloku"ndan resmen çekildiler (Polonyalı sosyal-demokratlar bloğa zaten girmemişlerdi), öte yandan bloğun liderlerinden Troçki, kendisi ayrı bir grup kurarak, resmi olmayan bir biçimde, bloktan ayrıldı. Temmuz 1914'te Uluslararası Sosyalist Büro Yürütme Komitesinin, Kautsky'nin ve Vandervelde'nin katılmasıyla Brüksel'de yapılan konferansında bize karşı "Brüksel Bloku" denilen topluluk kuruldu ise de, buna Letonyalılar katılmadığı gibi, Polonyalı muhalif sosyal-demokratlar da bu bloktan hemen çekildiler. Savaş çıkınca da bu blok büsbütün dağıldı. Naşa Zarya, Plehanov , Aleksinski ve Kafkasyalı sosyal-demokratların lideri An,[27] açıktan açığa sosyal-şoven oldular ve Almanya'nın yenilgisinin nasıl arzu edilir bir şey olduğunu anlatmaya koyuldular. Örgütlenme Komitesi ile Bund, sosyal-şovenleri ve sosyal-şovenizmin ilkelerini savundular. Çheydze'nin Duma grubu savaş harcamalarına karşı oy verdiği halde (Rusya'da burjuva demokrat trudovikler bile bu harcamalara karşı oy vermişlerdi), Naşa Zarya'nın en içten müttefiki olarak kaldılar. Bizim sosyal-şovenler, Plehanov, Aleksinski ve ortakları, Çheydze grubundan pek memnundular, Paris'te, başlıca yazarları Martov ve Troçki olan bir gazete, Naşa Slovo (eski Golos) kuruldu; bunlar enternasyonalizmin platonik bir savunmasını, Naşa Zarya, Örgütlenme Komitesi ya da Çheydze grubuyla kayıtsız şartsız birleşme isteğini birarada yürütmek istiyorlardı. 250 sayı çıktıktan sonra, bu gazete kendi çözülüşünü kabullenmek zorunda kaldı: yazıkurulunun bir bölümü partimize doğru yöneldi; Martov, Naşe Slovo'yu açıktan açığa anarşizm ile suçlayan (bu suçlama, tıpkı Almanya'daki oportünist David ve hempalarının Internationale Korrespondenz[28], Legien ve hempalarının, Liebknecht yoldaşı anarşizmle suçlamalarına benziyor) Örgütlenme Komitesine bağlı kaldı; Troçki, Örgütlenme Komitesiyle ilişkisini kestiğini bildirdi, ama Çheydze grubu ile yürümeyi sürdürdü. Çheydze grubunun programı, liderlerinin birisinin ifadesiyle şöyle: Plehanov ve Aleksinski'nin düşüncelerini yansıtan Sovremenni Mir[29] dergisinin 1915'te çıkan 5. sayısında Çenkeli diyor ki: "Alman sosyal-demokrasisinin, ülkesinin savaşa girmemesine engel olabilecek durumda olup da bunu yapmadığını söylemek, yalnızca onun barikatlarda son nefesini vermesini değil, anayurdunun da son nefesini vermesini gizliden gizliye istemek, ya da yakınımızdaki şeylere anarşist bir teleskop ile bakmak demektir." 

Bu birkaç satır, sosyal-şovenizmin özünü ortaya koyuyor: bugünkü savaşta ilke olarak "anayurdun savunulması" fikrini haklı göstermek ve askeri sansürün izniyle, devrim hazırlığını ve devrimin savunulmasını alaya almak, Alman sosyal-demokrasisinin savaşa engel olup olamayacağı ya da devrimcilerin genel olarak bir devrimin başarıya ulaşacağı güvencesini verip veremeyecekleri konunun dışındadır. Bütün sorun, sosyalistlere yakışan bir biçimde mi hareket edeceğiz, yoksa emperyalist burjuvazinin kucağında "son nefesimizi" mi vereceğiz? sorunudur.