Header Ads

Header ADS

Anti-Dühring - Önsözler


Bay Eugen Dühring Bilimi Altüst Ediyor Eylül 1876 - Haziran 1878 tarihlerinde yazıldı.
İlk kez 3 Ocak 1877 - 7 Temmuz 1878'de Vorwärts'da yayınlandı.
[Türkçe baskı, Sol Yayınları, Ekim 1995, Üçüncü Baskı (Birinci Baskı: Mart 1975, İkinci Baskı: Mart 1977)]

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.


ÜÇ BASKININ ÖNSÖZLERİ
I
      Aşağıdaki çalışma herhangi bir "iç dürtü"nün ürünü değildir. Tersine.

      Bundan üç yıl önce bay Dühring, sosyalizmin yandaşı ve aynı zamanda düzelticisi olarak birdenbire yüzyılına meydan okuduğu zaman, Almanya'daki dostlar, o sıralarda sosyal-demokrat parti merkez organı olan Volksstaat'ta bu yeni sosyalist teorinin eleştirici incelemesini yapmam için beni birçok kez zorladılar. Onlar bu işin, eğer henüz çok genç olan ve kesin olarak daha kısa bir süre önce birleşmiş bulunan partide, mezhepçilik anlayışına yeni bölünme ve karışıklık çıkarma firsatları verilmek istenmiyorsa, kesenkes gerekli olduğunu düşünüyorlardı. Almanya'daki dostlar, Almanya'daki koşulları benden daha iyi değerlendirecek bir durumda bulunuyorlardı; buna göre, onlara inanmam gerekiyordu. Ayrıca sosyalist-basının bir kısmının, bu yeni-dönmeyi gerçi (sayfa: 43) yalnızca iyi niyetine yönelen bir sıcaklıkla karşıladığı belli olmuştu; ama aynı zamanda, bu gazetelerde bay Dühring'in sözü geçen iyi niyetine karşı beslenen saygı sonucu, onun öğretisini ve üstelik gözü kapalı kabul etme iyi niyeti de kendini gösteriyordu. Hatta bu öğretiyi vulgarize bir biçim altında işçiler arasında yaymak için hazırlanan kimseler bile çıktı. Ve son olarak bay Dühring ve küçük mezhebi, Volksstaat'ı böyle büyük savlarla ortaya çıkan yeni öğreti karşısında açık bir durum almaya zorlamak için, her türlü reklam ve entrika ustalıklarını kullanıyorlardı.

      Gene de, öbür işleri bir yana bırakarak bu ekşı elmayı ısırmaya karar vermem için bana bir yıl gerekti. Bu ekşi elma gerçekte, bir kez ısırıdıktan sonra tamamen yutulması gereken elmalardandı. Ve yalnızca çok ekşi değil, çok iriydi de. Yeni sosyalist teori, yeni bir felsefe sisteminin son pratik meyvesi olarak çıkıyordu ortaya. Öyleyse bu teoriyi, bu sistem bütünü içinde incelemek ve sonra sistemin kendisini incelemek gerekiyordu; bay Dühring'i, olanaklı olan her şeyi ve daha başka birkaç şeyi ele aldığı o geniş alanda izlemek gerekiyordu. 1877 yılından başlayarak, Volksstaat'ın ardılı olarak Leibzig'de çıkan Vorwärts'de yayınlanan ve burada birarada bulunacak olan bir dizi makalenin kökeni, budur.

      Eleştiriye konunun, yani bay Dühring'in yapıtlarının bilimsel yüküyle tamamen ters orantılı boyutları kazandıran şey, konunun niteliği oldu. Bununla birlikte, bu boyutları bağışlatabilecek iki başka şey daha var. Bir yandan bu boyutlar bana, burada yanaşılması gereken çok çeşitli alanlarda, bugün bilimsel ya da pratik bir önem taşıyan sorunlar üzerindeki görüşümün olumlu bir açıklamasını sunmak fırsatını veriyordu. Bu işi her bölümde yaptım ve bu yapıt bay Dühring'in "sistem"ine karşı bir başka sistemi çıkarma amacını ne denli az taşırsa taşısın, tarafımdan sunulan düşünceleri birbirine bağlayan iç bağın okurun gözünden kaçmayacağını umarım. Bu bakımdan, çalışmamın büsbütün verimsiz olmadığı konusunda, daha şimdiden yeterli kanıtlara sahibim.

      Öte yandan "sistem yaratıcı" bay Dühring, bugünkü  Almanya'da tek başına bir olay değildir. Bir süreden beri Almanya'da evrendoğum, genel doğa felsefesi, siyaset, iktisat vb. sistemleri, bir gece içinde, mantar gibi, düzinelerle boy vermektedir. En önemsiz felsefe doktoru, hatta en önemsiz öğrenci bile, bugün kendini, en azından bir tam "sistem" kurmaktan bağışık saymıyor. Tıpkı modern devlette her yurttaşın, üzerinde oy vermeye çağrıldığı bütün sorunlar konusunda bir yargıya varmak için olgun bulunduğunun varsayılması gibi; tıpkı ekonomide, her tüketicinin, geçimi için satın alma durumunda bulunduğu bütün metalar üzerinde tam bir bilirkişi olduğunun kabul edilmesi gibi — aynı varsayım bundan böyle bilimde de hüküm sürecek. Bilim özgürlüğü kişinin öğrenmediği şeyler üzerinde yazması ve bunu sıkı sıkıya bilimsel tek yöntem olarak satması anlamına geliyor. Bay Dühring'e gelince o, bugünün Almanya'sında her yerde öne fırlayan ve kendi ekstra... işporta malının yaygarası her şeyi bastıran bu gösterişçi sözde-bilimin en temsil edici örneklerinden biridir. Şiirde, felsefede, siyasette, iktisatta, tarihte ekstra işporta malı, ders ve siyaset kürsüsünde ekstra işporta malı, her yerde ekstra işporta malı, öteki ulusların orta malı ve bayağı işporta malından farklı olarak, üstünlük ve fikir derinliği iddialarına sahip ekstra işporta malı; Almanya entelektüel sanayisinin, tam da Philadelphia sergisinde ne yazık ki yanlarında temsil edilmediği öteki Alman malları gibi, ucuz ama kötü kaliteli, en özellik belirtici ve en ağır ürünü olan ekstra işporta malı. Alman sosyalizmi bile, bu yakınlarda, özellikle bay Dühring tarafından verilen iyi örnekten bu yana, kendini ekstra işporta malına veriyor ve "tek sözcüğünü bile gerçekten öğrenmediği" [1*] bir "bilim"i sergileyen şu ya da bu kişiyi öne sürüyor. Alman öğrencisinin sosyal-demokrasıyi benimseyişinin başlangıcını gösteren ve bundan ayrılmaz bir şey olan, ama işçilerimizin son derece sağlıklı yaradılışı sayesinde çabucak üstesinden gelinecek  bir çocukluk hastalığıdır bu.
      Eğer bay Dühring'i ancak amatör olarak ilerleme savında bulunabileceğim alanlarda izlemek zorunda kaldıysam, bu benim suçum değil. Böyle durumlarda, çoğu kez, hasmının düzmece ya da yanlış olumlamalarının karşısına doğru, sözgötürmez olguları koymakla yetindim. Hukuk alanında ve sık sık da doğa bilimlerinde böyle oldu. Öteki durumlarda, doğa bilimlerinin teorik kısmından çıkartılmış genel fikirler alanı, yani uzmanın bile, bay Virchow'un itirafına göre, hepimiz gibi bir "yarı-bilgin" olduğu komşu alanlara geçmek üzere, kendi uzmanlığının dışına çıkmak zorunda kaldığı bir alan sözkonusudur. [2*] Bu konuda, küçük yanlışlıklar ve anlatım beceriksizlikleri için herkese gösterilen hoşgörünün bana da gösterileceğini umarım.
      Bu önsözü bitirirken elime, bay Dühring'in Rasyonel Bir Fiziğin ve Rasyonel Bir Kimyanın Yeni Temel Yasaları adlı yeni bir "temel" yapıtını duyurmak için, gene bay Dühring tarafından kaleme alınmış bir kitabevi duyurusu geçti. Fizik ve kimya bilgilerimin yoksulluğunu ne denli bilirsem bileyim, gene de bu yapıtı hiç görmeksizin, bay Dühring'in bu yapıtta ortaya koyduğu fizik ve kimya yasalarının, yanlışlıklar ve beylik düşünceler bakımından, kendisi tarafından daha önce bulunmuş ve bu kitapta incelenmiş olan iktisat, evrenin genel şematik bilgisi vb. ile ilgili yasalar yanında yer alacaklarını ve bay Dühring tarafından yapılmış rigometre ya da son derece düşük ısıları ölçme aletinin, yüksek ya da düşük ısıları değil, ama yalnızca bay Dühring'in zır cahil gururunu ölçmeye yarayacağını söyleyebilmek için, bay Dühring'imi yeteri kadar tanıdığımı sanıyorum.

Londra, 11 Haziran 1878
II
      Bu yapıtın bir yeni baskısını yayınlama zorunluluğu benim için şaşırtıcı bir şey oldu. Eleştirisinin konusu olan şey, bugün hemen hemen unutulmuştur. Yapıtın kendisi, yalnızca Leipzig'de çıkan Vorwärts'de 1877 ve 1878 yıllarında bir dizi halinde binlerce okura sunulmakla kalmamış, ayrıca çok sayıda basılmış bir cilt halinde bütün olarak yayınlanmıştır da. Nasıl oluyor da biri çıkıp, benim yıllarca önce bay Dühring üzerinde söylemek gereğini duyduğum şeylerle ilgilenebiliyor?

      Kuşkusuz bunu, en başta, bu yapıtın o sırada dolaşımda bulunan hemen bütün çalışmalarım gibi, sosyalistlere-karşı yasanın resmen yayınlanmasından hemen sonra, Alman İmparatorluğunda yasaklanmış olmasına borçluyum. Kutsal-Bağlaşma ülkelerinin soydan geçme bürokratik önyargılarına saplanıp kalmamış herhangi bir kimse için bu önlemin etkisi apaçık ortadaydı: yasaklanan kitapların iki-üç kat fazla sürümü, uygulama güçleri olmaksızın yasaklar yayınlayan Berlinli efendilerin güçsüzlüklerinin günışığına çıkması. Aslında İmparatorluk hükümetinin iyilikseverliği, küçük kitaplarımın benim göze alabildiğimden çok yeni baskı yapmasını sağlıyor; metni gerektiği gibi gözden geçirecek zamanım yok ve çoğu kez, onu olduğu gibi yeniden bastırmak zorunda kalıyorum.

      Ama buna bir başka özellik daha ekleniyor. Bay Dühring'in bu kitapta eleştirilen "sistem"i çok geniş bir teorik alanı kapsar; ben onu her yerde izlemek ve onun görüşlerine karşı kendi görüşlerimi çıkarmak zorunda kalmıştım. Böylelikle olumsuz eleştiri olumlu bir duruma gelmiş, polemik, Marks'ın ve benim temsil etmekte olduğumuz diyalektik yöntem ve komünist dünya görüşünün, hem de bir dizi oldukça geniş alanda, azçok tutarlı bir açıklaması durumuna dönüşmüştü. Bizim görüşümüz, ilk kez Marks'ın Felsefenin Sefaleti'nde ve Komünist Manifesto'da ileri sürülmesinden bu yana, Kapital'in yayınlanmasına değin yirmi yıl süren bir  kuluçka döneminden geçti; o zamandan beri giderek daha hızlı bir biçimde her gün daha geniş çevrelere yayılıyor, öyleki şimdi, Avrupa sınırlarının çok ötesinde, bir yanda proleterler ve öte yanda taraf kayırmayan bilimsel teorisyenler bulunan bütün ülkelerde, dinleyici ve destek buluyor. Öyle görünüyor ki, üstelik Dühring'in tezlerine karşı birçok bakımdan bu vesileyle verilen olumlu açıklamalar yararına gereksiz bir duruma gelmiş polemiği bile kabul etmek üzere, konu ile yeteri kadar ilgilenen bir kamuoyu var.

      Bu arada bir not: bu kitapta açıklanan görüşlerin temelleri ve gelişmesi çok büyük ölçüde Marks'a ve ancak çok küçük ölçüde bana ilişkin olduğundan, kitabımın onun bilgisi dışında yazılmadığı kendiliğinden anlaşılır. Ben bütün elyazmasını basılmadan önce ona okudum, ve ekonomi üzerindeki kısımda onuncu bölümü ("Eleştirel Tarih Üzerine") yazan da odur; ben yalnızca, büyük bir üzüntü duyarak, dışsal nedenlerden ötürü bu bölümü biraz kısaltmak zorunda kaldım. Zaten bizim özel konularda her zaman birbirimize yardım etme alışkanlığımız vardı.

      Bu baskı, bir bölüm dışında, bundan öncekinin tıpkısıdır. Bir yandan, kitapta birçok değişiklik yapmak yolundaki isteğim ne denli büyük olursa olsun, derinleştirilmiş bir gözden geçirme için zamanım yoktu. Marks tarafından bırakılmış elyazmalarını baskı için hazırlamak ödevim var ve bu iş, bütün başka işlerden çok daha önemli. Ve sonra, vicdanım herhangi bir değişikliği kabul etmiyor. Bu yapıt, bir polemik yapıtıdır ve hasmıma karşı, onun hiçbir şey düzeltemediği yerde, kendi payıma hiçbir şey düzeltmemek borcuyla yükümlü olduğumu sanıyorum. Ben yalnızca bay Dühring'in yanıtına karşı yanıt vermek hakkını isteyebilirdim. Ne var ki ben, bay Dühring'in saldırıma karşı yazdıklarını okumadım ve özel bir neden olmadıkça da okumayacağım; teorik düzeyde ondan kurtulmuş bulunuyorum. Öte yandan, o günden bu yana, Berlin Üniversitesi tarafından utanç verici bir haksızlığa uğramış bulunduğu için, ona karşı yazınsal savaşımın efendilik kurallarına daha da çok uymak gereğini duyuyorum.  Gerçi üniversite, bunun cezasını gördü: bay Dühring'in öğretim özgürlüğünü, bilinen koşullar altında geri almaya razı olan bir üniversite, gene bilinen koşullar altında, bay Schweninger'i [3*] kendisine zorla kabul ettirmelerine şaşırmamalıdır.

      Açıklamalar eklemekte sakınca görmediğim tek bölüm, üçüncü kısmın ikinci bölümüdür: "Teorik Bilgiler" bölümü. Burada yalnızca tuttuğum görüşün önemli bir noktasının açıklanması sözkonusudur ve hasmımın daha popüler bir üslup kullanmak ve fikirlerin birbirine bağlanmasını tamamlamak için çaba göstermemden yakınmasının yeri yoktur. Aslında, bunun bir dış nedeni vardı. Yapıtın üç bölümünü (girişin ilk bölümü ile, üçüncü kısmın birinci ve ikinci bölümleri), Fransızcaya çevrilmesi amacıyla bağımsız bir broşür durumuna getirecek biçimde, dostum Lafargue için yeniden elden geçirmiştim ve Fransızca baskının bir İtalyanca ve bir de Polonya dilindeki baskıya temel hizmeti görmesi üzerine, Sosyalizmin Ütopyadan Bilime Evrimi başlığı altında bir Almanca baskı çıkardım. [4*] Bu sonuncusu, birkaç ay içinde üç baskı yaptı ve Rusça ve Danimarka dilinde de çevirileri yayınlandı. Bütün bu baskılarda, yalnızca sözkonusu bölüme bazı eklemeler yapılmıştı ve özgün yapıtın yeniden yayınlanmasında, uluslararası bir nitelik kazanan daha sonraki metin yerine ilk metne sarılmayı istemek, ukalalık etmek olurdu.

      Yapılmış olmasını istediğim öteki değişiklikler, başlıca iki nokta ile ilgili. Önce Morgan'ın, anahtarını bize ancak 1877'de verdiği insanlığın ilkel tarihi ile. Ama, o zamandan beri, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Zürih 1884, adlı yapıtımda, buarada elime geçen bilgileri kullanmak fırsatını bulduğumdan, bu sonraki çalışmaya işarette bulunmak yeter.

      İkinci olarak, teorik doğa bilimini işleyen kısmı değiştirmek isterdim. Bu kısımda büyük bir açıklama beceriksizliği  egemendir ve bugün birçok nokta daha açık ve daha belgin bir biçimde anlatılabilirdi. Eğer burada kendime bazı düzeltmeler yapmak hakkını tanımıyorsam, bundan ötürü bu düzeltmeler yerine kendi özeleştirimi yapmaya daha da zorunluyum.

      Alman idealist felsefesinden bilinçli diyalektiği, onu doğanın ve tarihin materyalist anlayışı ile bütünleştirmek üzere kurtaran, hemen hemen yalnızca Marks ve ben olduk. Ne var ki aynı zamanda, hem diyalektik hem de materyalist bir doğa anlayışı, matematik ve doğa bilimi ile içli-dışlı olunmasını gerektirir. Marks, dörtbaşı bayındır bir matematikçi idi ama doğa bilimlerini biz ikimiz de ancak parça parça, kesikli, dağınık bir biçimde izleyebiliyorduk. Ancak, tecimsel işlerden çekilmem ve Londra'ya yerleşmem bana zaman verdikten sonradır ki sekiz yıl boyunca zamanımın en büyük bölümünü bu işe vererek, matematik ve doğa bilimlerinde, olanak ölçüsünde, (Liebig'in dediği gibi) [5*] tam bir "ses değişimi" yaptım. Bay Dühring'in sözde doğa felsefesi ile ilgilenme firsatını bulduğum zaman, işte tam da bu ses değişimi işleminin ortasındaydım. Bu nedenle, tam teknik deyimi her zaman bulamamamdan ve teorik doğa bilimi alanında genellikle belli bir yavaşlıkla ilerlememden daha doğal bir şey olamaz. Ama bir başka yandan, bu alanda henüz rahat olmadığımı bilmenin bilinci beni sakınımlı yaptı: o zaman tanıtlanmış olgular konusunda gerçek düşünüş yanlışlıkları ya da o sıralarda kabul edilmiş bulunan teorilerin yanlış bir sunuluşu suçunu, kimse bana yükleyemez. Bu bakımdan, yalnızca bilinmeyen bir büyük matematikçi, benim kök içinde kök eksi bir'in onuruna kıyarcasına suikastte bulunmuş olduğumdan Marks'a mektupla yakındı. [6*]

      Matematik ve doğa bilimlerinde bu özetlemeyi yaparken, benim için hiç kuşkusuz, sayısız değişikliklerin karışıklığı arasından, tarihte de olayların görünürdeki olumsallığını düzenleyen aynı hareket yasalarının; insan düşüncesi tarafından gerçekleştirilen evrim tarihinde de çıkış yolu oluşturarak, yavaş yavaş düşünen insanların bilinç alanına giren aynı yasaların: Hegel'in ilk kez olarak geniş bir tarzda, ama mistikleştirilmiş bir biçim altında geliştirdiği ve bizim öteki özlemlerimiz arasında, bu mistik zarftan çekip çıkarmak ve bütün basitlikleri, bütün genellikleri ile bilinç alanına sokmak istediğimiz yasaların, doğada kendilerini zorla kabul ettirdiklerinden —bütünde hiçbir kuşkum olmadığıina göre— ayrıntıda güven getirmek sözkonusuydu. Eski doğa felsefesinin, gerçek değer ve verimli tohumlar olarak içerdiği her şeye karşın, [7*] bizi doyuramadığı açıktı. Bu yapıtta ayrıntılı (sayfa: 51) biçimde açıklamış bulunduğum gibi doğa felsefesi, özellikle hegelci biçimi altında, doğada zaman içinde bir evrim, bir ardarda geliş değil yalnızca bir yanyana konuluş görme kusuruna sahipti. Bu, bir yandan yalnızca "tin"e ("esprit") tarihsel bir gelişme tanıyan hegelci sistemin kendisinin, ama öte yandan da o zamanki doğa bilimlerinin genel durumunun sonucuydu. Böylece Hegel, daha önce nebula (bulutsu) teorisi ile güneş sisteminin doğuşunu ve dünyanın dönüşünün sulardaki gel-git yüzünden yavaşlaması bulgusuyla da bu sistemin sonunu açıklamış bulunan Kant'in çok gerisine düşüyordu. [8*] Ensonu benim için, diyalektik yasaları kurgu aracıyla doğaya sokmak değil ama onları orada bulmak ve oradan çıkarmak sözkonusu olabilirdi.

      Bununla birlikte bu iş, eğer buna tutarlı bir biçimde ve her özel alan için girişilirse, bir dev işidir. Egemenlik altına alınması gereken alanın hemen hemen sonsuz derecede büyük olması bir yana, ayrıca bütün bu alan üzerinde doğa biliminin kendisi öylesine güçlü bir altüst olma süreci içine girmiş bulunuyor ki hatta bütün boş zamanını bu iş için kullanan bir kimse tarafından bile güç izlenebilir. Oysa, Karl Marks'ın ölümünden sonra zamanım, en geciktirilmez ödevler tarafından alınmıştı, ve işime ara vermek zorunda kaldım. Durum değişene değin bu kitapta verilen bilgilerle yetinmein ve çıkacak bir firsatın bana elde edilen sonuçları bir araya getirme ve onları belki de Marks tarafından bırakılmış son derece önemli matematik elyazmaları ile birlikte yayınlama olanağını sağlamasını beklemem gerekiyor. [9*]

      Bununla birlikte, teorik doğa bilimindeki gelişmenin çalışmamı, büyük bir bölümü bakımından ya da bütünüyle gereksiz kılması olanaklı. Çünkü, teorik doğa bilimine, yığınsal olarak biriken salt görgücül (empirique) bulguları bir düzene koyma basit zorunluluğu tarafından zorla kabul ettirilen devrim öylesine büyük ki en dikkafalı görgücüyü bile doğal süreçlerin diyalektik niteliği üzerine gitgide daha çok bilinç sahibi olmaya zorluyor. Eski sert karşıtlıklar, açık ve aşılmaz ayrım çizgileri, gitgide ortadan kalkıyor. [10*] Son "gerçek" gazların bile sıvılaşmasından, bir cismin sıvı ve gaz biçimlerinin birbirinden ayırdedilmez bir duruma getirilebileceğinin gösterilmesinden sonra, çökelekleşme durumları, eski mutlak niteliklerinin son kalıntısını da yitirmiş bulunuyorlar. Tam gazlarda, gaz moleküllerinin hareket hızlarının karelerinin, eşit sıcaklıkta, molekül ağırlıklarıyla ters orantılı oldukları yolundaki kinetik-gazlar teorisinin önerisiyle, sıcaklık da doğrudan doğruya hareketin araçsız olarak ölçülebilir biçimleri dizisi içine giriyor. Daha on yıl önce, hareketin daha yeni bulunmuş olan büyük temel yasası, enerjinin basit sakınımı yasası olarak, hareketi yoketme ve yaratma olanaksızlığının yalın anlatımı olarak, yani yalnızca nicel yönünden kavranmıştı: ama gitgide bu olumsuz anlatım, yerini enerjinin dönüşümü olumlu anlatımına bırakıyor ki bu anlayış içinde, sürecin nitel yönünün ilk kez hakkı veriliyor ve doğaüstü yaratıcının son anısı da sönüyor. Hareket miktarının (enerji denilen şey), (mekanik güç denilen) kinetik enerji durumundan elektriğe, sıcaklığa, potansiyel konum enerjisine, vb. ve bunların da kinetik enerji durumuna dönüştüğü zaman değişmediği düşüncesinin artık bir yenilik olarak öğütlenmeye gereksinmesi yoktur; bu düşünce, dönüşüm sürecinin, bilgisi bütün doğa bilgisini kapsayan o büyük temel sürecin, şimdi içerik yönünden daha zengin bir irdelenmesine sağlam bir temel hizmeti görüyor. Ve biyoloji, evrim teorisi (sayfa: 53) ışığında gelişmeye başladığından beri, organik doğa alanında sert sınıflandırma sınırlarının birbiri ardına, eridiği görüldü; hemen hemen hiç bir sınıflandırmaya girmeyen aracı halkalar günden güne artıyor, daha özenli bir irdeleme, organizmaları bir sınıftan ötekine atıyor ve hemen hemen bir inanç konusu haline gelmiş bulunan ayırdedici belirtiler mutlak değerini yitiriyor; şimdi yumurtlayan memelilerimiz ve hatta, eğer haber doğrulanırsa, dört ayak üzerinde yürüyen kuşlarımız var. [11*] Eğer Virchow, bundan yıllarca önce, hücrenin bulunması üzerine hayvan bireyin birliğini, bilimsel ve diyalektik olmaktan çok ilerici bir biçimde, bir hücre devletleri federasyonları biçiminde dağıtmak zorunda kaldıysa, [12*] bugün de yüksek derecedeki hayvanların bedenlerinde amipler gibi dolaşan beyaz kan yuvarlarının bulunmasıyla daha da karmaşık bir durum alan hayvan (dolayısıyla insan) bireyliği kavramı karşısında bulunuyoruz. Ama modern çağların teorik doğa bilimine sınırlı metafizik niteliğini veren şey de, işte o uzlaşmaz ve çözülmez olarak tasarlanan taban tabana karşıtlıklar, ayrım çizgileri ve zorla saptanmış sınıf ayrımlarıdır. Bu karşıtlık ve ayrımların doğada elbette varolduklarını ama ancak görece bir geçerlilikle varolduklarını; buna karşılık, onlara yüklenen o mutlak değişmezlik ve değerin doğaya yalnızca bizim düşüncemiz tarafından yüklendiğini kabul etmek: işte doğanın diyalektik anlayışının özü. Doğa biliminde biriken olguların baskısı altında bu anlayışa varmak olanaklıdır; ama eğer bu olguların diyalektik niteliğine diyalektik düşünce yasaları bilinciyle yanaşılırsa, bu anlayışa daha kolay varılır. Herhalde, doğa bilimi öylesine gelişmeler gerçekleştirmiştir ki artık diyalektik bireşimden kurtulamaz. Doğa bilimi, eğer deneylerinin içinde bireşimleştiği sonuçların kavramlardan başka bir şey olmadığını; (sayfa: 54) kavramlarla iş görme sanatının ne doğuştan geldiğini, ne de her günkü olağan bilinçle elde edildiğini ama gerçek bir düşünce, doğanın görgücül araştırmasından ne daha çok, ne de daha az uzun bir görgücül tarihe sahip gerçek bir düşünce gerektirdiğini unutmazsa, bu işte kolaylıklar kazanacaktır. Doğa bilimi, bir yandan kendi dışında ve kendi üstünde geçinen her türlü ayrı doğa felsefesinden ve öte yandan İngiliz görgücülüğün kalıtı olan kendi öz sınırlı düşünce yönteminden, işte ancak felsefenin iki bin beş yüz yıllık evrim sonuçlarını özümlemeyi öğrenerek kurtulacaktır.

Londra, 23 Eylül 1885

III

      Bu yeni baskı, çok önemsiz bazı biçem değişiklikleri dışında, bir önceki baskının tıpkısıdır. Yalnızca bir bölüme, ikinci kısmın "Eleştirel Tarih Üzerine" başlıklı onuncu bölümüne, aşağıdaki nedenlerle, bazı önemli eklemeler yapmakta sakınca görmedim.

      Daha önce ikinci baskının önsözünde de belirtmiş bulunduğum gibi bu bölüm, özsel olarak Marks'ın elinden çıkmıştır. Bir gazete için hazırlanan ilk versiyonunda Marks'ın elyazmasını, özellikle Dühring'in tezlerinin eleştirisinin yerini daha çok iktisat tarihi üzerindeki kişisel açıklamalara bıraktığı yerlerde, önemli ölçüde,kısaltma zorunda kalmıştım. Ama bunlar, tam da elyazmasının bugün bile canlı ve en sürekli yarar sağlayan bölümünü oluşturan açıklamalardır. Kendimi, Marks'ın Petty, North, Locke, Hume gibi kimseleri, klâsik ekonominin oluşumu içinde yerli yerlerine koyduğu parçaları ve daha önemlisi Quesnay'nin Tableau économique'ini, bütün modern iktisat için çözümlenemez kalan o sfenks bilmecesini aydınlığa çıkarma biçimini, olanaklı olduğunca tam ve sözcüğü sözcüğüne bir biçimde vermek zorunda sayıyorum. Buna karşılık, salt bay Dühring'in yapıtlarına göndermede bulunan parçalar, fikirlerin akışı izin verdiği  ölçüde, bir yana bırakıldı.

      Bunun dışında, bu yapıtta sunulan görüşlerin, bir önceki baskıdan bu yana, dünyanın bütün uygar ülkelerinde, bilim dünyasının ve işçi sınıfının bilincini dışavuran yayınlardaki yaygınlaşma biçiminden son derece hoşnut olabilirim. 

Londra, 23 Mayıs 1894 


Blogger tarafından desteklenmektedir.