20 Kasım 2016

Son Yazılar - MARKSİST BİR EKONOMİ POLİTİK ELKİTABI

İkinci Bölümden
X. MARKSİST BİR EKONOMİ POLİTİK ELKİTABININ ULUSLARARASI ÖNEMİ

görüşüme göre, yoldaşlar, marksist bir ekonomi politik elkitabmın bütün önemini yeterli bir şekilde hesaba katmamaktadırlar. Bu elkitabı yalnızca bizim Sovyet gençliğimiz için gerekli değildir. Bu kitap, özellikle, bütün ülkelerdeki komünistler ve onlara yakın olan kişiler için gereklidir. Yabancı ülkelerdeki yoldaşlarımız, kapitalist boyunduruğundan kurtulmak, ülkenin ekonomisini sosyalizmin ruhuna göre dönüştürmek için ne yaptığımızı; köylülüğün dostluğunu kazanmak için ne yaptığımızı; daha dün sefil ve güçsüz olan ülkemizi zengin ve güçlü bir ülke haline dönüştürmek için ne yaptığımızı; kolhozlarm ne olduğunu; üretim araçlarının toplumsallaşmasına karşın neden meta üretimini, parayı, ticareti vb. sürdürdüğümüzü bilmek istiyorlar. Bunları ve daha birçok şeyi, sırf bir merak nedeni ile değil, ama bizden öğrenmek ve bizim deneyimimizden yararlanmak için bilmek istiyorlar. Bu yüzden, iyi bir marksist ekonomi politik elkitabmın yayınlanmasının yalnızca ulusal bakımdan bir önemi değil, üstelik uluslararası bakımdan büyük bir siyasal önemi bulunmaktadır.

Bu yüzden, yalnızca ülke içinde değil, aynı zamanda sınırlarımızın dışında da devrimci gençliğe başucu kitabı olacak bir elkitabı gerekmektedir. Bu kitap fazla şişkin olmamalıdır, aksi halde başucu kitabı olamaz, özümlenmesinde, onunla başa çıkmada sıkıntı çekilir. Oysa, gerek ülkemizin ekonomisini, gerek kapitalizmin ve sömürgeci sistemin ekonomisini ilgilendiren bütün temel konuları kapsamalıdır.

Tartışmalar sırasında bazı yoldaşlar elkitabımn içine bir sürü yeni bölümün eklenmesini önerdiler; tarihçiler, tarih hakkında; politikacılar, politika hakkında; felsefeciler, felsefe hakkında; iktisatçılar, iktisat hakkında. Ancak, bu, elkitabını ölçüsüz şekilde genişletirdi. Bu, elbette kabul edilemez. Elkitabı, ekonomi politik sorunlarını aydınlatmak için tarihsel yöntemi kullanmıştır, bu demek değildir ki, ekonomi politik elkitabını bir ekonomik ilişkiler tarihi haline sokmamız gerekir.

En çok 500, 600 sayfalık bir elkitabı gereklidir - fazla değil. Bu, marksist ekonomi politik konusunda bir başucu kitabı, bütün genç komünistler için yararlı bir armağan olacaktır.

Kaldı ki, yabancı komünist partilerinin çoğunun marksist yetişme düzeyinin eksik olmasından dolayı, bu elkitabı, o ülkelerin daha yaşlı kadroları için de çok yararlı olacaktır.


X. EKONOMİ POLİTİK ELKİTABI TASLAĞINI YETKİNLEŞTİRME YOLLARI

Tartışma sırasında bazı yoldaşlar elkitabı taslağını "yıkma" yönünde fazla gayretkeşlik gösterdiler; yazarlarını yanılgılarından ve atlamalarından dolayı kınadılar ve taslağın o kadar başarılı olmadığını öne sürdüler. Bu, doğru değildir. Kuşkusuz, elkitabında yanılgılar ve atlamalar vardır - önemli bir çalışmada aşağı yukarı her zaman böyle şeyler olur. Ne de olsa, tartışmaya katılanların büyük çoğunluğu elkitabı taslağının, buna karşın, gelecekteki elkitabına temel oluşturabileceğini ve yalnızca bazı düzeltmeler ve bazı eklere gerek olduğunu kabul ettiler. Gerçekten, taslağı, mevcut ekonomi politik elkitapları ile karşılaştırmak, onun, mevcut elkitaplarını bir boy aştığı sonucuna varmak için yeterlidir. Bu, taslağın yazarlarının büyük bir başarısıdır.

Düşünceme göre, onu yetkinleştirmek için sınırlı üyeli bir komisyon atamak gerekir, bu komisyona, hem taslağın yazarlarını ve tartışmaya katılanlardan çoğunlukta olanları ve hem de, aynı zamanda çoğunluğa karşı gelenleri, elkitabı taslağının sert eleştiricilerini de katmalıdır.

Komisyona bilgili bir istatistikçinin alınması iyi olur, kendisi rakamları doğrular ve taslağa yeni istatistikler ekleyebilir; aynı zamanda resmî tümcelerin doğruluğunu denetleyecek tecrübeli bir hukuk yazarının da alınması gerekir.

Komisyon üyelerini geçici olarak bütün öteki çalışmalarından bağışık tutmak, kendilerinin maddî olanaklarını tam olarak sağlamak, ve böylece bu çalışmaya kendilerini tam olarak vermelerini sağlamak gerekir.

Ayrıca, elkitabının kesin biçimini sağlamak için, örneğin üç kişilik bir yazıkurulu atamalıdır. Bu, aynı zamanda, ne yazık ki, elkitabı taslağında tamamen eksik olan üslup birliği için gereklidir.
Elkitabının hazırlanmış olarak Merkez Komitesine sunulması süresi: bir yıl.
1 Şubat 1952


ALEKSANDIR İLİÇ NOTKİN YOLDAŞA YANIT

Notkin Yoldaş,

Size hemen yanıt vermedim, çünkü sorularınızı ivedi saymadım. Kaldı ki, ivedilik gerektiren ve, doğal olarak, dikkati çekip onu sizin mektubunuzdan ayıran başka sorular bulunmaktadır.

Noktası noktasına yanıtlıyorum.
Birinci nokta.
Düşünceler'imde toplumun bilimsel yasalar karşısında güçsüz olmadığı, insanların ekonomik yasaları bilmekle, onları toplumun yararına kullanabilecekleri bilinen tezi yer almaktadır. İddia ediyorsunuz ki, bu tez, toplumun öteki oluşumlarına uygulanamaz; bu tez, ancak sosyalizm ve komünizm için geçerlidir, örneğin kapitalist rejimde ekonomik süreçlerin kendiliğindenliği, toplumun, ekonomik yasaları kendi yararına kullanmasına olanak vermez.

Yanlış. Burjuva devrimi döneminde, örneğin Fransa'da, burjuvazi, feodalizme karşı, üretim ilişkileri ile üretici güçlerin niteliği arasındaki zorunlu uygunluk yasasını kullanmış; feodal üretim ilişkilerini yıkmış; yeni, burjuva üretim ilişkilerini yaratmış ve onları feodal rejimin bağrında gelişmiş bulunan, üretici güçlerin niteliğiyle uyuşur hale sokmuştur. Burjuvazi, bunu, kendi özel yetileri dolayısıyla değil, bunda büyük çıkarı olduğu için yapmıştır. Feodaller, buna, aptallıklarından dolayı değil, bu yasanın uygulanışını engellemekte büyük çıkarları olduğundan dolayı karşı gelmekteydiler.

Ülkemizdeki sosyalist devrim, için aynı şeyi söyleyebiliriz. İşçi sınıfı, üretim ilişkileri ile üretici güçlerin niteliği arasındaki zorunlu uygunluk yasasını kullanmış, burjuva üretim ilişkilerini devirmiş, yeni, sosyalist üretim ilişkileri kurmuş ve onları üretici güçlerin niteliği ile uyuşur hale sokmuştur. Bunu, kendi özel yetileri gereğince değil, bunda büyük çıkarı olduğu için yapabilmiştir. Burjuva devrimi şafağında öncü güç iken, bir karşı-devrimci güce dönüşmeye vakit bulmuş olan burjuvazi, bu yasanın uygulanışına karşı bütün yollara başvurarak direndi - bu direniş, ne örgütlenme eksikliğin-dendi, ne de ekonomik süreçlerin kendiliğindenliğinin onu direnmeye ittiğinden ötürüydü; başlıca neden, burjuvazinin bu yasanın uygulanmamasmdaki büyük çıkarıydı.

Buna göre:
1. Ekonomik süreçlerin, ekonomik yasaların, toplumun yararına kullanılması, yalnızca sosyalist ve komünist rejimde değil, ama öteki biçimlenmelerde de az ya da çok büyük bir ölçüde meydana gelmektedir.
2. Sınıflı bir toplumda, ekonomik yasalardan yararlanma, her zaman ve her yerde, sınıfsal nedenlerle olur, ve her zaman ve her yerde, ekonomik yasaların toplumun yararına kullanılışını sağlayan, öncü olan sınıftır, oysa çökmekte olan sınıflar buna karşı gelirler.

Burada, proletarya ile tarih boyunca üretim ilişkilerinde devrimler yapan sınıflar arasındaki fark şudur ki, proletaryanın sınıfsal çıkarları toplumun büyük çoğunluğunun çıkarları ile çakışmaktadır; çünkü proletarya devrimi, şu ya da bu sömürü biçiminin kaldırılması anlamına gelmeyip, her tür sömürünün yok oluşu anlamına gelmektedir, oysa öteki sınıfların devrimleri, sömürünün şu ya da bu biçimini kaldırırken kendi dar sınıf çıkarlarının ötesine gitmemekteydiler, ve bu çıkarlar toplumun çoğunluğunun çıkarları ile çelişki halinde bulunmaktaydı.

Düşünceler'de, ekonomik yasaların, toplumun çıkarma kullanılmalarını sağlayan nedenlerden sözedilmek-tedir. Şöyle denmektedir:

"Doğayı ilgilendiren alanlarda yeni bir yasanın bulunuşu ve onun uygulanması, azçok engele raslamadan gerçekleşiyorsa, ekonomik alanda toplumun çökmekte olan güçlerinin çıkarlarına zarar getiren yeni bir yasanın bulunuşu ve uygulanması, bu güçler tarafından en enerjik bir direniş ile karşılaşır."

Oysa siz bu sözlere hiç dikkat etmemişsiniz.

İkinci nokta.

Üretim ilişkileri ile üretici güçlerin niteliği arasındaki tam uygunluğun, ancak sosyalist ve komünist rejimde sağlanabileceğini ve öteki biçimlenmelerde ancak tam olmayan bir uygunluğa varılabileceğini öne sürmektesiniz.

Yanlış. Burjuva devrimini izleyen dönemde, burjuvazi, feodal üretim ilişkilerini yıktığı ve burjuva üretim ilişkilerini kurduğu zaman, kuşkusuz, burjuva üretim ilişkilerinin üretici güçlerin niteliğine tamamen uygun olduğu dönemler olmuştur. Aksi halde, kapitalizm, burjuva devriminden sonra hızla gelişemezdi.

Sonra, "tam uygunluk" sözcükleri, kesin anlamları içinde ele alınamazlar. Bunları, sosyalist rejimde, üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişmesi karşısında, hiç bir şekilde geri kalmaz anlamında yorumlamak olanaksızdır. Üretici güçler, üretimin en devingen ve en devrimci güçleridir. Sosyalist rejimde de bunlar, kuşkusuz üretim ilişkilerinin önünden giderler. Ancak bir süre geçtikten sonradır ki, üretim ilişkileri, üretici güçlerin niteliğine uygun duruma gelir.

Böyle olunca "tam uygunluk" sözcüklerini nasıl anlamak gerekir? Şöyle anlamak gerekir: sosyalist rejimde, olaylar, genellikle üretim ilişkileri ile üretici güçler arasında bir çatışmaya kadar varmazlar; toplum, geri kalmış üretim ilişkileri ile üretici güçlerin niteliğini zamanında uygunluğa ulaştırma olanağına sahiptir. Sosyalist toplum bunu gerçekleştirme olanağına sahiptir, çünkü bağrında, karşı koyusu örgütleyecek, çökmekte olan bir sınıf yoktur. Elbette, sosyalist rejimde de üretim ilişkilerini değiştirmek gerektiğini anlamayan geri kalmış atalet kuvvetleri olacaktır; ancak, kuşkusuz, olayları bir , çatışmaya, vardırmadan bunları yola getirmek kolay olacaktır..!

Üçüncü nokta.
Sizin düşüncelerinizden şu anlam çıkıyor ki, üretim araçlarını ve her şeyden önce ulusallaştırılmış işletmelerimizde imal edilen üretim aletlerini bir meta olarak görüyorsunuz.

Sosyalist rejimimizde üretim araçlarına bir meta olarak bakılabilir mi? Bence kesin olarak bakılamaz. 
Meta, üretimin bir ürünüdür ki, o, her alıcıya satılır; ve satış anında metam sahibi mülkiyet hakkını yitirir, oysa alıcı, metam sahibi olur; o, onu başkasına yeniden satabilir, rehin edebilir, bırakıp çürütebilir. Bu tanımlama, üretim araçlarına uyar mı? Uymadığı açıktır. Önce, üretim araçları, her alıcıya, hatta kolhozlara bile "satılmazlar"; onlar yalnızca devlet tarafından işletmeler arasında dağıtılırlar. İkinci olarak, üretim araçlarının sahibi devlet, onları şu ya da bu işletmeye teslim ettiği zaman üretim araçlarının üzerindeki mülkiyet hakkını hiç bir zaman yitirmez, tersine, mülkiyetlerini eksiksiz olarak korur. Üçüncü olarak, devletten üretim araçları almış bulunan işletme müdürleri, onun sahibi olmadıkları gibi, tersine, bu üretim araçlarının devletin saptadığı planlara uygun biçimde kullanılması için devlet tarafından yetkili kılınmış kimselerdir.

Görüldüğü gibi, rejimimizde, üretim araçları, hiç bir şekilde meta kategorisine sokulamazlar.
Böyle olunca, üretim araçlarının değerinden, onların maliyetinden, satış bedellerinden vb. niçin sözedilmektedir?

Bunun iki nedeni vardır.

Önce, hesaplar için, hesaplaşmalar için, işletmelerin verimli ya da zararlı niteliğini saptamak için, bu işletmeleri yoklamak ve denetlemek için buna gerek vardır. Ancak bu, sorunun yalnızca biçimsel yanıdır.

İkinci olarak, dış ticaretin yararı için, üretim araçlarını yabancı devletlere satabilmek için, bunun zorunluluğu vardır. Burada, dış ticaret alanında, ama ancak bu alanda, bizim üretim araçlarımız, gerçekten birer metadır ve fiilen (tırnak arasında olmayarak) satılırlar.

Böylece, dış ticaret alanında, işletmelerimizde imal edilen üretim araçları öz bakımından da, biçim bakımından da, meta niteliğini sürdürmektedirler; oysa, ülkenin içindeki ekonomik dolaşımda, üretim araçları meta niteliğini yitirirler, meta olmaktan çıkarlar, değer yasasının etki alanı dışına çıkarlar ve yalnızca metam dış görünüşünü (hesap vb.) korurlar.

Bu özelliği nasıl açıklamalı?
Bunun nedeni şudur ki, bizim sosyalist koşullarımızda, ekonomik gelişme, devrimlerle değil, derece derece değişikliklerle yapılır, o zaman, eski, doğrudan doğruya yok edilmemektedir, yeniye uymak için o, niteliğini değiştirmekte ve yalnızca biçimini sürdürmektedir; yeniye gelince, o, eskiyi, doğrudan doğruya yok etmez, ama onun içine girer, biçimini kırmadan ve ama onu, yeninin gelişmesi için kullanarak, niteliğini, görevlerini değiştirir. Durum yalnızca meta için böyle değildir, ama ekonomik dolaşımımızda para için de aynı durum vardır, nasıl ki, eski görevlerini yitirerek ve yenilerini kazanarak, bankalar da, biçimlerini koruyarak sosyalist rejim tarafından kullanılırlar.

Eğer sorun biçimsel bakımdan, olguların yüzeyinde oluşan süreçler bakımından ele alınırsa, ekonomimizde, kapitalist kategorilerin sözde yürürlükte kaldığı yanlış sonucuna varılır. Ancak sorun, ekonomik sürecin içeriği ile biçimi arasında, gelişmenin derin süreçleri ile yüzeydeki olgular arasında kesin bir ayrım yapan marksist görüş açısından incelendiği zaman tek doğru olan şu sonuca varılabilir: bizde kapitalizmin eski kategorilerinin dış görünüşü özellikle korunmuştur; öze gelince, bu kategoriler ulusal ekonominin, sosyalist ekonominin gelişmesinin zorunluluklarına göre kökünden değişmişlerdir.

Dördüncü nokta.
Öne sürüyorsunuz ki, değer yasası, tarım tarafından üretilen ve devlete stok fiyatlarına teslim edilen "üretim araçları"nın fiyatları üzerinde düzenleyici bir etkide bulunmaktadır. Bunu söylerken, hammaddeler olarak "üretim araçları"nı, örneğin pamuğu gözönüne getiriniz. Buna, keten, yün ve diğer tarımsal hammaddeleri de katabilirdiniz. .

Önce şunu not edelim ki, bu durumda, tarım, "üretim araçları" üretmez, ancak üretim araçlarının birini, hammaddeleri üretir. "Üretim araçları" üzerinde sözcük oyunu yapmamalı. Marksistler üretim araçları üretiminden sözettikleri zaman, her şeyden önce, üretim aletleri üretimini kastetmektedirler; Marx, buna, "tümüne, üretimin kemik ve kas sistemi diyebileceğimiz çalışmanın mekanik araçları", "toplumsal üretimin belirli bir dönemindeki ayırdedici karakteristik belirtileri"ni oluşturan sistem adını vermektedir. Üretim araçlarının bir kısmını (hammaddeleri), üretim aletleri dahil olmak üzere, bütün üretim araçları ile aynı düzeyde ele almak, marksizme karşı suç işlemek olur, çünkü marksizm, üretim aletlerinin bütün öteki üretim araçlarına oranla belirleyici rolünden hareket etmektedir. Herkes bilir ki, üretim aletlerinin imali için bazı türden hammaddelerin gerekli olmasına karşın, hammaddelerin kendileri, üretim aletleri üretemezler, oysa hiç bir hammadde üretim araçları olmadan üretilemez.

Devam edelim. Notkin yoldaş, değer yasası, tarım hammaddeleri fiyatı üzerinde, sizin öne sürdüğünüz gibi, düzenleyici bir etkide bulunmuyor mu? Eğer bizde tarımsal hammaddelerin fiyatları "serbest" oynasaydı, eğer rekabet ve üretim anarşisi yasası bizde var olsaydı, eğer planlı bir ekonomimiz olmasaydı, eğer hammaddelerin üretimi bir plana göre düzenlenmeseydi, [değer yasasının etkisi] düzenleyici olurdu. Ancak bütün bu "eğer"ler, ulusal ekonomi sisteminde bulunmadıklarına göre,tarımsal hammaddelerin fiyatları üzerinde değer yasasının etkisi hiç bir şekilde düzenleyici olamaz. Önce, bizde, tarımsal hammaddelerin fiyatları kesindir, plan tarafından saptanmıştır, "serbest" değildir. İkinci olarak, tarımsal hammaddelerin hacmi, ne kendiliğinden olarak, ne de beklenmedik unsurlar tarafından saptanır, o, plan tarafından saptanır. Üçüncü olarak, tarımsal hammaddelerin üretimi için gerekli üretim aletleri, kişilerin ya da kişi gruplarının ellerinde değil, devletin elinde toplanmıştır. Bundan sonra değer yasasının düzenleyici rolünden geriye ne kalır? Görüldüğü gibi yasanın kendisi, yukarda belirtilen sosyalist üretimden ayrılmaz olgular tarafından düzene sokulmaktadır.

Sonuç olarak, değer yasasının tarımsal hammaddelerin fiyatlarının oluşumu üzerinde etkide bulunduğu, onun etkenlerinden biri olduğu yadsınamaz. Ama bu etkinin düzenleyici bir etki olmadığını ve olamayacağını da ister istemez kabul etmek gerekir.

Beşinci nokta.
Ulusal ekonominin, sosyalist ekonominin verimliliğinden sözederken, planlı ulusal ekonomimizin verimli işletmelere özel bir tercihte bulunmadığını ve bunların yanında verimi olmayan işletmelerin varlığını kabul ederek, ekonomide verimlilik ilkesinin kendisini sözümona yıkacağını iddia eden bazı yoldaşlara, Düşünceler yazısında karşı çıkmıştım. Düşünceler'de değişik işletmelerin ve üretim dallarının verimliliğinin, aşırı üretim bunalımlarına karşı bizi koruyan ve üretimin sürekli bir artışını sağlayan sosyalist üretimin bize sağladığı üstün verimlilik ile hiç bir şekilde karşılaştırılamayacağı yazılıdır.

Ancak bu sözlerden, değişik işletmelerin ve üretim dallarının verimliliğinin özel bir değeri olmadığı ve ciddî bir ilgi gerektirmediği anlamını çıkarmak yanlış olur.

Bu, elbette yanlıştır. Değişik işletmelerin ve üretim dallarının verimliliğinin üretimimizin gelişmesinde çok büyük bir önemi vardır. Gerek inşaatı, gerek üretimi planlarken, bunun hesaba katılması gerekir. Bu, gelişmesinin şimdiki aşamasında, ekonomik çalışmamızın alfabesidir.

Altıncı nokta.

"Elle tutulur derecede şekli bozulmuş bir görünüş altında genişletilmiş üretim" şeklindeki kapitalizm tanımlamanızın ne anlamda anlaşılacağı pek bilinmemektedir. Böyle üretimler, ve üstelik genişletilmiş olarak, gerçekten mevcut değildir.

Dünya pazarı bölündükten ve (Amerika Birleşik Devletleri, Büyük Britanya, Fransa) gibi en önemli kapitalist ülkelerin güçlerinin dünya olanaklarına uygulanış alanı daralmaya başladığından beri, kapitalizmin gelişmesinin devresel niteliğinin -üretimin artışının ve kısılışının- buna karşın süregelmesi gerektiği apaçıktır. Böyle olmakla birlikte, bu ülkelerde üretimin genişlemesi, kısılmış bir temel üzerinde oluşacaktır, çünkü bu ülkelerdeki üretim hacmi azalarak gidecektir.

Yedinci nokta.
Dünya kapitalist sisteminin genel bunalımı, özellikle Sovyetler Birliği'nin kapitalist sistemden ayrılması dolayısıyla, Birinci Dünya Savaşı sırasında başlamıştır. Bu, genel bunalımın ilk aşaması olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında, hele Avrupa ve Asya'da halk demokrasisi ülkelerinin kapitalist sistemden kopmasından sonra, genel bunalımın ikinci aşaması gelişti. Birinci Dünya Savaşı döneminde birinci bunalım ve İkinci Dünya Savaşı döneminde ikinci bunalım, bağımsız, ayrı, birbirinden kopuk olarak değil de, dünya kapitalizminin genel bunalımının gelişmesinin aşamaları olarak görülmelidirler.

Dünya kapitalizminin bu genel bunalımı, yalnızca politik ya da yalnızca ekonomik bir bunalım mıdır? Ne biri, ne de öteki. Bu, genel bir bunalımdır, yani dünya kapitalist sisteminin bütün yönlerini etkileyen, aynı derecede ekonomiyi de, politikayı da sarmalayan bir bunalımdır. Bu bunalımın temelinde, bir yandan kapitalizmin dünya ekonomik sisteminin durmadan daha belirgin olan çözülüşünün bulunduğu, ve öte yandan da, kapitalizmden kopan ülkelerin, SSCB'nin, Çin'in ve diğer halk demokrasisi ülkelerinin, büyümekte bulunan ekonomik gücü bulunduğu, kavranmaktadır.

21 Nisan. 1952