Header Ads

Header ADS

Kominternde Faşizm Üzerine tartışmalar - Faşizm, Sosyal Demokrasi

1934
W. KNORİN
FAŞİZM, SOSYAL-DEMOKRASİ VE KOMÜNİSTELR
(KEYK 13. Plenumu’nda Konuşma, Aralık 1933)


1 -  Bizim Taktiğimiz Doğrudur Yoldaşlar! Altı yıl önce Kiel’deki kongresinde sosyal-de- mokrasi, "örgütlü kapitalizm", "demokrasi üzerinden sosyaliz­ me barışçıl geçiş" teorisini ortaya attı. Orada Hilferding "ko­ münizmin batmakta, sosyal-demokrasinin ise doğru yolda ve gelişmekte"  olduğunu söyledi.

O zamanlar kapitalizm hâlâ görece istikrarım yaşıyor­ du. Bu şartlarda 1928’de iki dünya kongresi yapıldı; Brük­ sel’de II. Enternasyonal Kongresi ve Moskova’da Komünist Enternasyonal’in VI. Dünya Kongresi. Brüksel kongresinde, kapitalizmin yaralarının iyileştiği, artık krizsiz kapitalizmin mümkün olduğu teorileri yapılırken, Moskova’da kapitaliz­ min istikrarının sarsılmaya başladığı ve yığınların sürekli güç­ lenen yeni bir devrimci atdımının oluşmaya başladığı tespiti yapılıyordu.

Bir sene sonra iktisadi krizin yaklaşması hissedildi. Aynı zamanda 1927’deki Sacco ve  Vanzetti’nin  idamına  karşı  yığın gösterilerinden hemen sonra işçi hareketindeki durgun­ luk kaybolup 1928’de muazzam bir grev hareketi  oluştu.

Sosyal-demokrasi bu arada hâlâ  "örgütlü  kapitalizm" den,  "Almanya’da  SB’den  daha  iyi  bir  sosyalizm  olduğun­dan"  bahsediyordu  (Magdeburg Kongresi).


Bir zaman daha geçtikten soma 1930’da iktisadi  kriz tüm dünyayı sardı. 1930 ilkbaharında burjuvazi Almanya’da sosyal-demokrasiyi hükümetten attı. İngiltere’de İşçi Partisi hükümeti büyük bir yenilgi aldı ve "örgütlü kapitalizm" teori­ si iflas etti, sosyal-demokrasi kapitalizmin ciddi olarak hasta olduğunu, sosyal-demokrasinin ona yol göstermesi gerektiği teorisini ortaya attı.

Ama biz KEYK’in XI. Plenumu’nda iki sistem arasında­ ki zıtlığın keskinleştiğini ve bir dizi ülkede devrimci krizin şartlarının olgunlaştığım, krizden tek  çıkış  yolunun  devrim ile mümkün olduğunu tespit ettik. Ve nihayet biz XII. Ple- num’da kapitalizmin istikrarının sona erdiğini, dünyanın büyük çatışflıalara gebe olduğunu, yeni bir devrimler ve savaşlar devresinin yaklaştığım tespit ettik.

Bizim genel durum üzerine yaptığımız tüm tespitlerin doğruluğu yıldan? yıla ispatlandı. Ama burjuvazinin ve sos- yal-demokrat teorisyenlerin teorileri birer birer kâğıt kulesi gibi yıkıldılar. Çünkü biz tek bilimsel teori olan M-L’e daya- nıyoruz, sosyal-demokrasi ise Marksizmi çoktan  terketti.

Devrimci atılım her yerde gelişiyor. Faşizmin belirli yer­ lerde iktidara gelmesi de bunu engelleyemeyecektir.

Bizim durum tespitlerimiz doğrudur, bizim taktiğimiz   doğ­rudur.

2 -  Şu Anki Kapitalist Devlet

Kapitalist toplumun en sağlam direkleri bile, krizin muazzam, yıkıcı gücü yüzünden, Sovyetler Birliği’nin büyü­ mesinin gücü yüzünden, kapitalist ülkelerdeki emekçi yığınla­ rın devrimci hareketi yüzünden sarsılmıştır.

Kapitalist ülkeler arasındaki çelişkilerin olağanüstü kes­ kinleşmesi ve devletler arası savaşın hazırlanmasını yaşıyo­ ruz. Aynı zamanda, iktidara burjuvazinin en gerici, en  şövenist, en faşist partilerini getirmek için milliyetçilik dalgası­ nın yükselmesi burjuvazi tarafından kullanılmaktadır. Ama hiçbir yerde egemen sınıflar dümeni ellerinde tutamıyorlar, kapitalist dünya dümensiz gemi gibi çöküşe gidiyor. Sanatçı­ lar karanlık tablolar çizip, ütopik romanlar yazıyorlar.

Kapitalist sistem içindeki iyi düşünebilen insanlar gittik­ çe daha fazla kapitalizmin vaktim doldurduğu kanaatine varı­ yorlar ve Sovyetler Birliği ile tüm dünyadaki devrimci hareke­ te olan sempatileri artıyor. Kapitalizm ise işçilerin devrimci hareketini ateş ve kanla bastırıyor, sistemin çökmemesi için bankaları,, tröstleri sübvanse ediyor. Mussolini’nin 1933’deki bir konuşmasında belirttiği gibi "devlet 24 saat uyuyup eko­ nomiye müdahale etmese muazzam çöküş olur, müdahale edilmeyen sanayi dalı kalmamıştır, bu devlet  kapitalizmi,  yani tersten devlet sosyalizmidir. Bu, kapitalist sistemin krizi­ nin eyrensel anlamıdir."

Kriz büyüdükçe, buıjuvazimn parazit devlet aygıtı da büyümektedir. Kapitalizm yaşamını, devlet aygıtının büyüme­ sine, yığınların kanla bastırılmasına, modem savaş tekniğine bağlamıştır. İşçi gösterilerine ateş açılmakta, sömürgelerde köyler uçaklarla gazlanmakta, hapishanelerde ortaçağ işken­ celeri uygulanmaktadır. Ama tüm bu teröre rağmen hâlâ devlet aygıtı bir istikrara kavuşmamıştır, bu yüzden fınans oligarşisi, kapitalist sistemin çelişkilerinin teröristçe aşılması için, yükselen devrimci hareketi kanla bastırmaya çalışmakta­ dır. Finans oligarşisi yeni bir devrimler ve savaşlar dönemi­ nin arifesinde bugün, devlet iktidarım, burjuvazinin en  geri­ ci,  en terörist,  en milliyetçi gruplarının eline vermektedir.

Şimdiki faşist dalga, tüm kapitalist sistemin sağlamlığı­ nın değil zayıflığının bir sonucudur.

Kapitalist sistemin tüm zayıflığı ve sarsılmasını burjuvazi, emekçi yığınlar üzerinde faşist terör uygulayarak aşmaya çalışmaktadır.  Burjuvazi faşist yöntemlere kendi isteğiyle değil,  zorunlu  gitmektedir. O,  eski aygıtla ezilen sınıfların hareketini  bastıramadığmdan milliyetçi-şovenist unsurlardan terörist çeteier oluşturmakta, işçi sınıfının üzerine devlet içine yerleşmiş faşist çeteleri sal­ maktadır.

"Ama faşizmin zaferi sadece, sosyal-demokrasinin prole­ ter taraftarlarım, merkezi proleter örgütleri sistemi ile komü­ nistlerle devrimci birlik cephesinde birleşmekten engellediği yerlerde kaçınılmaz veya mümkündür." "Sosyal-demokrasi­ nin faşizmi, proletaryayı bölerek, mücadeleden geri çekerek, onun mücadele gücünü polis keyfiliği, terörü ve kandırma ile zayıflatarak ve onu faşizme sunarak doğrudan desteklemedi­ ği hiçbir ülkede faşizm iktidara gelemez."

3 -   Faşizm ve Alman Sosyal-Demokrasisi

"Yığınlar ne kadar örgütlüyse, kapitalizmin durumu ne kadar kötüyser faşist diktatörlük faşist olmayan veya tam faşist olmayan örgütleri o kadar radikal tasfiye etmektedir." Mussolini sosyal-demokratlara  ilk  krize  kadar  tahammül etti, ancak ondan soma tamamen yasakladı. Hitler, işçi sınıfı­ nın herhangi bir ülkede olduğundan daha örgütlü olduğu bir ülkede iktidara geldi. Ama işçi sınıfının çoğunluğunu ardın­ dan götüren sosyal-demokrasî, çoktan sınıf mücadelesinin örgütü olmaktan çıkmıştı. KP, etkisini çok hızlı artırmasına rağmen sosyal-demokrasinin etkisini, kıramamıştı, bu yüzden işçi sınıfının çoğunluğu sosyal-demokratîarın arkasına takıl­ mıştı.

İşçi sınıfını ezmek için faşistler, önce KP’ne saldırdılar, ama SPD ve sendikalar kısa zamanda sistemden hoşnut olmayan unsurların toplanma merkezi olabilirdi. Faşizm, sos- yal-demokrasiyi, iktidara geldiğinde o hâlâ merkezi örgütlen­ mesiyle faşizmin gelişimim engelleyecek güce sahip olduğun­ dan, ama sağlayacağı destek ile kapitalist sistemin sağlamlığı­ nı garanti edecek kadar güçlü olmadığından yoketti. Hit- ler’in,   sosyal-demokratlan,   sendikaları   ve   diğerlerini  çok kısa zamanda tasfiye etmesi birincisi Alman burjuvazisinin krizden çıkabilmek için kısa zamanda tam merkezileşmiş bir aygıta ihtiyacı olduğundan; İkincisi sosyal-demokratlar ile bir­ likte Alman parlamenter sisteminin iflas etmiş olduğundan, satm alınabilir olduğundan, yolsuzluğun alıp yürümüş oldu­ ğundandır. Yoldaş Heckert’in "Almanya’da neler oluyor?" makalesinde belirttiği gibi sosyal-demokrasi. faşizme karşı mücadeleden vazgeçerek, onun karşısında teslim  olarak, onun hizmetine girmekte sakınca görmeyerek siyasi ve ahla­ ki intihar girişiminde bulunduğu için  battı.

II. Enternasyonal Alman sosyal-demokrasisinin çöküşü­ nü, Almanya’mn özgül şartları ve SPD’nin hataları ile açıkla­ yıp kendini aklamaya çalışıyor. Bu yeni değildir, aynı  şeyi  Mac Donald’a karşı yaptılar. O zamanlar Weis ve Vandervel- de, Mac Donald’ı eleştiriyorlardı, şimdi Vandervelde, Blum, Henderson ve Bauer, Wels’i eleştiriyorlar.Ama Alman sosyal-demokrasisinin bu felaketini açıkla­ mak için bu ve benzeri denemelerin hepsi boştur. Alman sos- yal-demokrasisinin, 1918’de burjuva-demokratik devrimi sonuna kadar götürmediği, bütün imkânlara sahip olmasına rağmen 1918’de sosyalist devrim yoluna tutmadığı doğrudur. Ama bunlar hiç de Alman sosyal-demokratlarının tüm hata­ ları değildir.

Sorun, Alman sosyal-demokrasisinin 1918’de, savaş yenilgisi şartlarında gerici bir diktatörlükten başka birşey olmayacak olan burjuva diktatörlüğünü gerçekleştirdiği, ken­ di ülkesinde devrimci güçlere karşı gerçek bir savaş  açtığı,  işçi örgütlerini dağıttığı, devrimci işçi örgütlerini yasakladığı ve faşistlere tam özgürlüğü sağlamış olmasıdır. "Alman sos- yal-demokrasisi olmadan Almanya’da faşizm olamazdı. Sos- yal-demokrasinin doğrudan desteği olmadan  burjuvazi,  faşist diktatörlükler kuramaz,  hiçbir ülkeyi yönetemez."


4 -  Eğer Sosyal-Demokrasi 1932 Yılında.

Breslau’lu sol sosyal-demokrat Müller,  üç  yıl  bnce "Eğer 1918’de" diye fantastik bir roman yazmış ve sosyal-de- mokrasinin 1918 devrimci bir parti olsaydı neleri gerçekleşti- rebileceğiııi tasarlamaya çalışmıştır. Biz de şimdi; eğer 1932’de sosyal-demokrasi, Weimar "demokrasisi"ni savun­ muş olsaydı -daha fazlasını değil, sadece Weimar"demokra­ s is in i- n e ler olacağını tasarlayacağız.

Biz o zamanlar sosyal-demokrasiye birlik cephesi  ve genel grev çağrısı yaptık, işçi yığınları buna hazırdı ve önder­ lerinden bir işaret bekliyorlardı. Eğer sosyal-demokratlar bu çağrıya uysalardı, faşistler işçi sınıfının birleşik gücü karşısın­ da geri çekilmek zorunda kalacaklardı. Mücadele sosyal-de­ mokrasi tarafından reddedildi.  Ocak  1933’de  durum  daha da kötüleştiğinde sosyal-demokrasi  hâlâ  faşistlerden  çok daha güçlüydü. Eğer sosyal-demokratlar, komünistlerin faşiz­ me karşı Ocak ayındaki eylemlerim destekleselerdi, Hitler iktidarı almaya cesaret edemezdi.

Eğer sosyal-demokrasi, 30 Ocak 1933’de komünistlerin genel grev çağrışma uysaydı, kaçırılan tüm fırsatlara rağmen Hitler pes etmek zorunda kalırdı.

Hitler’e karşı böyle bir ittifak, komünistler işçi sınıfının çoğunluğunu arkalarına almadan bir sosyalist devrim anlamı­ na gelmezdi; Bu sadece faşistlere karşı bir mücadele anlamı­ na gelirdi.

Ama Alman sosyal-demokrasisi, kitleleri mücadeleden uzak tuttu, Hitler’in önünde mücadelesiz teslim oldu, hatta onu selamladı. Weimar cumhuriyetim kesin  olarak  yokede- rek kendi intiharım 
hazırladı.

Olaylar sadece Almanya’da böyle gelişmedi,  İspan­ ya’da, sosyal-demokrasinin çok güçlü olduğu Avusturya’da, Letonya,   Estonya  ve   Çekoslovakya’da   da   aynı gelişmeler yaşandı.

"Sosyal-demokratlar da dahil olmak üzere tüm burjuva partileri gericiliğin, karşı-devrimin partisi haline geldiler."

"Devrimin bir tek partisi vardır  -  KP.”

"Sosyal-demokrasi, parti olarak kendi özgün çehresini kaybetti, o şimdi burjuvazinin karşı-devrimci 
birlik cephesi içindedir."

Faşizmin  başarısı,' sosyal-demokrasinin  faşistleşmesinin  sonucudur.

"Eğer sosyal-demokrasi 1918 yılında devrimci,  Marksist bir parti olarak davransaydı, Avrupa şimdi 
çoktan sosyalist olmuştu.

Eğer sosyal-demokrasi 1933 yılında en azından demokrat birparti olsaydı,  o zaman Almanya faşist olmazdı.

Sosyal-demokrasinin şimdiki krizi, onun Juzlafaşistleşme­ sinden, faşizm  önünde teslim olmasından 
ortaya çıkmıştır 

S - Sosyal-Demokrasinin Şimdiki Krizinin Özellikleri

Sosyal-demokrasinin şimdiki krizi, onun savaş (I. Dün­ ya Savaşı-ÇN) soması krizinden esasta farklıdır. O zamanlar sosyal-demokrasi, reformist bir küçük-burjuva partisine dönüşmüş, her ülkede kendi burjuvazisinin safına geçmiş ve sosyal-milliyetçi, sosyal-şoven, sosyal-emperyalist bir parti haline gelmişti.

II. Entemasyonal’in şimdiki krizi, SPD’nin Hitler önün­ de teslim olmasıyla başladı. II.

Enternasyonal çökmektedir. Sosyal-demokrasi, şimdi  sadece  devrimci niteliğini  yitirmek­ le kalmayıp, reformist, demokrat bir parti ol.arak  da  ihanet etti. "Bu yüzden şimdi, sadece siyasal yenilgiden değil, sos- yal-demokrasinin ideolojik felaketinden de bahsetmek daha doğrudur.” Bu ideolojik felaket, sosyal-demokrasinin bölün­ mesinden oluşan grupların birbirlerini eleştirmesine, suçla­ masına yolaçmıştır.

Ayrı ayrı tellerden çalan Prag, Berlin, Paris grupları ve bir sürü bağımsız  yazar,  sanatçı  vardır.  Bunların  arasındaki fark, Hitler’e karşı devrimi savunmaktan Hitler ile işbirliği­  ne kadar açılmıştır. Fransa, İngiltere, Avusturya, İsviçre, Hollanda’da durum aynıdır.

II. Enternasyonal, görünüşte ulusal partilerin çatışmala- ntu engellemeye çalışmaktadır. Ama hatanın kaynağı tek tek ulusal partilerde değil, II. Enternasyonal’in. genel çizgisinde yatmaktadır. Onların tümü, proleter birlik cephesine karşı mücadelede burjuvazinin karşı-devrimci birlik cephesinde birleşmişlerdir. "Onların hepsi proletaryayı zayıflatan bir politika izlemişlerdir. Onlar, faşizm önünde teslim olan sos- yal-faşist partilerdir.”

Sosyal-demokrasinin bu krizinin sebepleri nelerdir?

Birincisi, dünyada yeni bir emperyalist savaşın arifesinin yaşanmasıdır. Her yerde milliyetçilik korkunç  yayılmış  ve her sosyal-demokrat parti kendi burjuvazisinin safına geçti­ ğinden II. Enternasyonal çökmüştür. İkincisi, sosyal-demok- rasi parlamentarizm işlediği sürece burjuva hükümet siste­ minde bir yere sahip olabilir. Burjuva iktidarın olağanüstü merkezileştiği şartlarda sosyal-demokrasi fazlalıktır. Üçüncü- sü, yığınların yoksullaşması ve durumlarının kötülüğü sos­ yal-demokrasinin etkisinin  kaybolmasına  neden olmuştur. Bu onu, burjuvazisinin taleplerine daha hızlı uyum gösterme­ ye ve faşistleşmeye zorlamaktadır.

Sosyal-demokrasiriin her ülkede hızla faşistleşmesi, her ülkede bir sürü gruba ve partiye bölünmesi ve onun değişik ölçülerde faşistleşmesi bu yüzdendir. II. Enternasyonal’in çöküşü, "demokratik sosyalizm", "kapitalizmin barışçıl yollar­ dan sosyalizme dönüşümü" teorilerinin iflas etmesi bu yüz­ dendir.

Her sosyal-demokrat partide sosyal-demokrasinin ideo­ lojik çöküşünü yansıtan bir sürü gruplar, fraksiyonlar oluş­ maktadır.  Sağcılar,  açıktan  faşizme gidip,  milliyetçilik treni­ne takılıyorlar. "Sollar" pasif bekleyip gevezelik yaparak kitle­ lerin komünizme geçmesini engelliyorlar.

Sosyal-demokrasinin  çöktüğü  bu  şartlarda,  Troçki’nin,Brandler’in ve diğerlerinin grupçukları, eski sosyal-demokra- sinin oynayamadığı rolü oynayıp burjuvazi için en önemli, en zor görevi yerine getirmeye çalışıyorlar; işçi sınıfının bölün­ mesi, işçi hareketinin küçük semtlere, gruplara, tarikatlara bölünmesi. Onlar aynı zamanda Sovyetler Birliği ve III. Enternasyonal5e karşı temel teorileri üretiyorlar. Sosyal-de- mokrasiye karşı mücadele eden KE, aynı zamanda faşistler tarafından desteklenen troçkist, brandlerci ve diğer bölücü akımların yokedilmesi için de çalışmalıdır.

6 -   Devrime Doğru Gidiyoruz™

Almanya’da kitleler Hitler’in çizmesi altında yaşamak istemiyorlar, Weimar cumhuriyetine de geri dönmek istemi­ yorlar. Polonya’da, Macaristan’da, İtalya’da faşist  diktatör­ lük gittikçe zayıflıyor. Büyük devrimci olaylar, aniden ortaya çıkabilir. Bu yüzden biz Sovyet iktidarı için mücadele sorunu­ nu, egemen sınıfların iktidarım silahlı ayaklanma ile yıkma sorununu gündeme getirmeliyiz. Daha hiçbir büyük kapita­ list ülkede devrimci durum yok, ama çok kısa zamanda olgunlaşabilir. Bir sürü ülkede şimdiki aşama, barışçıl geliş­ me aşaması değil, sosyal-demokrasinin maskesini düşürmek değil, Almanya ve Avusturya’da işçi sınıfının çoğunluğunu kazanmak için mücadele 'de değil,  bilakis  iktidar  uğruna kesin sınıf savaşları için devrimci orduların oluşturulması aşa­ masıdır.

Biz, yığınların kendiliğinden ileri atılmalarına, kendili­ ğinden coşmalarına daha iyi reaksiyon  göstermeliyiz.

Almanya’da bir büyük grev bile yığınların huzursuzluğu­ nun patlamasına yolaçabilir. Bu yüzden gündeme genel grev sloganı konulmalıdır. Avusturya’da da yükselen faşist tehlike­ ye karşı genel grev şiarı ile mücadele  edilmelidir.

"Ama devrimci orduların oluşturulmasında en önemlisi birleşik cephe taktiğidir." Komünistler sosyal-demokrat ve partisiz işçilere yönelmeli, komünistlerin önderliğinde faşizm­ den nasıl kurtulunacağını göstermeli ve faşizmin iktidarı almaşım sağlayanların sosyal-demokratlar olduğunu kitlelere anlatmalıdır.

Almanya’daki birleşik cephe taktiğinin olumlu yanı Alman KP’nin sürekli sosyal-demokrat işçilere partileri üze­ rine gerçeği söylemiş olmasıdır.

Çekoslovakya’da Guttmann’m taktiği ise birleşik cephe­ yi sadece birlik isteği yüzünden, sosyal-demokrat işçilere uyum sağlayarak gerçekleştirmeye çalışması olumsuzdur. Thâlmann’ın taktiği devrimci, Guttmann’m taktiği oportü­  nist ve tasfiyecidir.

7 -   Almanya Sorunu Ve Komünist Enternasyonal Şimdi   her   Komünist   Partinin   devrimci   olgunluğu ve hedef berraklığı üç büyük soruna karşı tavırları ile denen­ mektedir. Birincisi, Sovyetler 
Birliği’ne karşı tavırları ile. Sovyetler Birliği’ni savunmayan, onu örnek almayan ve tüm gücü ile onu korumayan devrimci olamaz, karşı-devrimcidir. İkincisi, Çin devrimine ilişkin tavırları ile.

Çin devrimini savunmayan, komünistlerin uluslararası birliğini savunmu­ yor, kapitalist ülkelerin proletaryası ile sömürge, yan-sömür- gelerdeki emekçi halkların ittifakı için mücadele etmiyor demektir. Üçüncüsü, Alman devrimine karşı tavırları ile. Alman sorununu anlamayan, Avrupa’da proleter devrimin gelişim yolunu anlamamış demektir. Alman proletaryasını tüm gücü ile desteklemeyen, Avrupa’da proleter devrim için mücadele etmiyor demektir, çünkü Alman devriminin kaderi Avrupa devriminin kaderidir.

Almanya  emperyalist devletler arasında  en  zayıf  halka­dır ve Almanya aynı zamanda Avrupa’nın kalbidir. Alman­ ya, kapitalist dünyanın çelişkilerinin en keskin olduğu ülke­ dir, bu yüzden Almanya devrime en yakın ülkedir. Alman­ ya’da proleter devrimin zaferi, Avrupa’da proleter devrimin zaferi demektir. Bu yüzden bütün KP’ler ve bütün komünist­ ler Alman devriminin kaderi ile ilgilenmelidirler.

Bu anlamda, bizzat kendisi devrim ateşinin içinde bulu­ nan genç İspanyol KP’sinin Alman sorununa 
ilgisi ve Alman proletaryasına verdiği destek büyük övgüye değer, aynı şey Polonya KP’si için de geçerlidir. Avusturya, Belçika, Dani­ marka, Hollanda KPİeri de güçleri ölçüsünde enerjik bîr kampanya yürüttüler. Çek, Fransız, özellikle Amerikan yol­ daşlar oldukça zayıf kaldılar.

Bizim Alman devrimini destekleme kampanyamız, özel­ likle Dimitrov, Torgler, Popov ve Taner’in yargılanmaları bağıntısında yetersiz kaldı.

Karşılaştırırsak biz, Sacco ve Van- zetti davalarında çok daha büyük bir kampanya yürütmüş­ tük.

Leipzig duruşmaları, Sacco ve Anzetti olayından daha büyük siyasal anlama sahip olmasına rağmen 
biz, seviyeyi gerektiğince yükseltmeyi başaramadık. Sacco ve Vanzetti ile dayanışma kampanyamızda biz, devrimci atılımlarm yeni dev­ rimci atılınîlara yolaçtığmı gördük. Faşist teröre karşı yığın mücadelemiz, işçi sınıfı hareketinin daha büyük siyasal eylemleri için çıkış noktası  olabilir.

8 - "Sol"# Sosyal-Demokrasiye ve Komünist  Parti  İçindeki Sağ Sapmaya Karşı Mücadele

Alman sosyal-demokratlan Hitler önünde teslim olun­ ca, sosyal-demokrasinin bu tavrına kızan işçilerin  komüniz­ me kayma durumu belirdi. Bunu önlemek için sosyal-demok- ratlar, işçilerin gözünü karartmak için, Sovyetler Birliği ve KE’i karalamak için büyük bir manevra başlattı. Çek sos- yal-demokratları,  Sovyetler Birliği’nin Alman  proletaryasına ihanet ettiğini, çünkü Alman faşizmine savaş ile müdahale etmediği çamurunu attılar. Bu açık provokatif kampanya başarıya ulaşmadı.

Daha sonra Sovyetler Birliği’ne, faşist Almanya ile dip­ lomatik ilişkilere girdiği için işçi sınıfına ihanet ettiği suçla­ ması getirildi. Ama Sovyetler Birliği’nin Almanya’ya karşı berrak tavrı bu suçlamanın da etkisini  kırdı.

Biz komünistler için, eğer en büyük kapitalist devlet  ABD 16 yıl sonra Sovyetler Birliği ile diplomatik ilişki kur­ mak ihtiyacı duyuyorsa, eğer Mussolini, Litvinov’u Roma’ya davet ediyorsa, bu kötü birşey  değildir.  Sovyetler  Birliği,  tüm düşmanları tarafından bile dikkate alınmak zorunda kalı­ nan önemli bir siyasal güç haline gelmiştir. Bu, Sovyetler Bir- liği’nin gücünün, düşmanlan tarafından da kabül edilmesi­ dir.  Bu bize kıvanç verir.

Komünistlerin, baştan başarısızlığa mahkûm sosyal-demokrasinin boykot'taktiğinin ardına takılma 
diye bir sorunu yoktur. Avusturya sosyal-demokratlan, Hitler Avusturya’ya gelen turistleri yollamıyor diye boykot ilan ettiler. Uluslara­ rası proletaryanın, böyle bir şeyi boykot etmede bir çıkarı yoktur,  olsa olsa AvusturyalI otel sahiplerinin vardır.

İflasları ve Sovyetler Birliği ile KE’e karşı kızgınlıkları yüzünden Troçkistler ve Brandlerciler, sosyal-demokrasinin suçunu gizlemek için, faşizmin gelişinde sosyal-demokrasi kadar KPD’nin de suçlu olduğu safsatasını ortaya attılar. Gelişmeler tarafından tek doğru taktiğe sahip parti olduğu ispatlanmış olan KPD’yi, faşistlere karşı ayaklanmamakla suçlayıp kitlelerin gözünden düşürmeye çalıştılar.

Ya bizimle aynı saflara, ya da bize karşı mücadele. Baş­ ka bir yol yoktur.                         
                             ,
Tüm partilerin, ama özellikle Alman, Avusturya, Çekos­ lovak partilerinin en önemli görevi, yığınların siyasal önderli­ ğini garanti altına almak, olaylara zamanında tepki göster­ mek,  zamanında  hareketin  ihtiyaçlarına  cevap  veren siyasal sloganlar ortaya atmaktan oluşmaktadır, ikinci önemli görev illegal çalışmayı, gerçek illegal yığın çalışması ile birleştuv mekten oluşmaktadır. Üçüncü görev parti örgütlenmesinde, merkez komitesinden hücrelere kadar gerçekten işleyen kesintisiz bir çalışmayı örgütlemekten oluşmaktadır.

Olduk­ ça önemli dördüncü görev, proleter enternasyonalizmini sadece lafta değil, gerçekte pratikte 
uygulamaktan oluşmak­ tadır. Tüm bu görevlerin birleştirilmesi bağıntısında yaşayan  en iyi örnek, en eski illegal yığın partisi olan Polonya KP’si- dir.

Bizim görevimiz zor, ama hedefimiz büyük ve berrak, yolumuz doğrudur. Biz bugün bunu her zamankinden daha fazla bir haklılıkla söyleyebiliriz.

Bizden beklenen nedir?

"Şimdi komünistlerden, herşeyden önce, İktidarı almak için mücadele isteği beklenmektedir."

İktidarı  alma  isteği;  işçi  sınıfının  çoğunluğunu   kazan­ mak için, devrimci orduyu oluşturmak için hırslı, zor, feda­ kâr mücadele demektir.

İktidarı alma isteği; işçi sınıfının günlük çıkarlarının inat­ la savunulması demektir.

İktidarı alma isteği; proletaryanın müttefiklerini devri­ me kazanmak için hırslı,  zor mücadele demektir.

İktidarı alma isteği; savaşa ve faşizme karşı mücadele, Sovyetler Birliği’ni, Çin Sovyetlerini ve Alman proletaryasını savunmak demektir.

"Biz muazzam bir güce sahibiz, biz bu gücü işçiler arasın­ da gerektiğigibi kullanırsak, zayıflıklarımızı tasfiye edersek, fab­ rikalarda, işletmelerde, sendikalarda çalışmaya dalarsak o zaman biz, tüm dünya burjuvazisine rağmen, faşizme rağmen tüm dünyayı değiştirebilir ve proletaryanın tam zaferini garanti altına alabaliriz.”

“Die Kommunistische Internationale",
Jahrgang 1934,  Heft 2, s. 166.

Blogger tarafından desteklenmektedir.