15 Aralık 2018

Sosyal-Demokrasi ve Geçici Devrimci Hükümet

Lenin
Collected Works V3
Bölüm 3

Martinov'un kafa karışıklığının kaynağı nerede yatmaktadır? De­mokratik devrimle sosyalist devrimin karıştırılmasında, "burjuvazi" ile "proletarya" arasında bulunan ara katmanın, halk katmanının (kent ve kır yoksullarının küçük-burjuva kitlesi, "yarı-proleterler", yarı mülk sahipleri) rolünün unutulmasında, asgari programımızın gerçek anlamının kavranmamasında yatmaktadır. Martinov (proletarya sosyalist bir dev­rim için mücadele ettiğinde) bir burjuva hükümete katılmanın sosyaliste yakışmadığını duymuştur ve bunu aceleyle, devrimci burjuva demokra­sisiyle birlikte devrimci-demokratik devrime ve böyle bir devrimin tama­men uygulanması için gerekli olan diktatörlüğe katılınmaması gerektiği biçiminde "anlayıvermiştir", Martinov asgari programıınızı oku­muştur fakat sosyalist dönüşümlerden farklı olarak burjuva toplumu­nun zemini üzerinde gerçekleştirilebilen reformların katı biçimde ayrılmasının sadece yazınsal değil, aynı zamanda son derece canlı ve pratik bir anlamı olduğunu farketmemiştir: bu programın devrim döneminde derhal bir sınamaya ve pratik uygulamaya tabi tutulduğunu farketmemiş­tir.

Martinov, otokrasinin devrilmesi zamanında devrimci-demokratik diktatörlük fikrinden vazgeçmenin, asgari programımızın uygulanma­sından vazgeçmekle eş anlamlı olduğunu düşünüp taşınmamıştır. Ger­çekten de bu programda ileri sürülen bütün ekonomik ve politik reform­lar, cumhuriyet, halkın silahlanması, kilise ve devletin ayrılması, tam de­mokratik özgürlükler, kararlı ekonomik reformlar talepleri anımsansın. Alt sınıfların devrimci-demokratik diktatörlüğü olmadan, bu reformları burjuva düzeni zemini üzerinde uygulamanın düşünülemeyeceği açık değil midir? Burada söz konusu olanın, "burjuvazi"den farklı olarak sa­dece ''proletarya" değil, her demokratik devrimin itici gücü olan "alt sı­nıflar" olduğu açık değil midir? Bu sınıflar proletarya ve, küçük-burju­va varlık koşulları içinde yaşayan, sayıları düzinelerce milyon olan kent ve kır yoksullarıdır. Bu kitlenin pekçok temsilcisinin burjuvaziye men­sup olduğuna kuşku yoktur. Fakat demokrasinin tam anlamıyla gerçek­leştirilmesinin bu kitlenin çıkarına olduğu ve bu kitle ne kadar aydınlan­mış olursa, bu tam olarak gerçekleştirme için mücadelesinin de o kadar kaçınılmaz olacağına hiç mi hiç kuşku yoktur. Sosyal-demokrat, kent ve kır küçük-burjuva kitlesinin çelişik politik-ekonomik doğasını elbette hiçbir zaman unutmayacaktır, sosyalizm için mücadele eden proletarya­nın ayrı ve bağımsız bir sınıf örgütünün zorunluluğunu hiçbir zaman unutmayacaktır. Fakat o, bu kitleyi ileriye, devrimci-demokratik dikta­törlüğe doğru ilerleten "bir geçmişi dışında bir geleceği, önyargıları dı­şında bir yargısı" olduğunu da unutmayacaktır; bilinçlenmenin tek başı­na kitapla olmadığını ve hatta kitaptan çok, gözleri açan, politik bir okul olan devrimin seyriyle olduğunu unutmayacaktır. Bu koşullar altında, devrimci-demokratik diktatörlük fikrinden vazgeçen bir teori, politik ge­riliğin felsefi açıdan haklı çıkarılmasından başka bir şey olarak tanımla­namaz. 

Devrimci sosyal-demokrat böyle bir teoriyi elinin tersiyle reddede­cektir. Devrimin arifesinde sadece ''kötü son"a dikkat çekmeyecektir. Hayır, aynı zamanda iyi sona ulaşma olanağına da dikkat çekecektir. Avrupa'nın dev deneyiminden sonra, Rusya'da işçi sınıfının enerjisinin eş­siz biçimde gelişmesinden sonra, şimdiye kadar eşi görülmemiş biçim­de, cahil ve ezilen kitlenin önünde devrimci aydınlığın meşalesini yak­mayı başaracağımızı, -Avrupa'nın bir dizi devrimci kuşağının omuz­larında yükselmemiz sayesinde- tüm demokratik reformları, tüm asgari programımızı bugüne kadar eşi görülmedik. bir tamlıkla gerçekleştirme­yi başaracağımızı; Rus devriminin birkaç aylık bir hareket değil, yıllar süren bir hareket olmasını, iktidar sahiplerinin sadece küçük tavizler ver­mesine değil, tamamen yıkılmasına yol açmasını sağlamayı başaracağı­mızı düşleyecektir- eğer iflah olmaz bir darkafalı değilse, düşlemekle yükümlüdür. Eğer bunu başarırsak, o zaman ... o zaman devrimci yan­gın Avrupa'yı saracaktır; burjuva gericiliği altında ezilen Avrupalı işçi ayaklanacak ve "nasıl yapıldığını" bize gösterecektir, o zaman Avru­pa'nın devrimci atılımı Rusya'yı etkileyecek ve birkaç yıl süren devrim­ler çağı, yerini onlarca yıl süren devrimler çağına bırakacaktır, o zaman ... ama daha. "o zaman" ne yapmamız gerekeceğini defalarca konuşacak zamanımız olacak; hem de ta lanet olası Cenevre 'den değil, Moskova ve Petersburg sokaklarında binlerce kişinin katıldığı işçi mitinglerinde. Rus "mujik" (köylü, EA)lerinin özgür toplantılarında konuşacağız.

4

Yeni "lskra''nın darkafalıları ve onların "önde gelen beyni", kitap kurdu Martinov'umuza bu tür düşler elbette yabancı ve tuhaf geliyor. Bunlar, asgari programımızın, sıradan, sade halkın devrimci diktatörlü­ğü tarafından tamamen gerçekleştirilmesinden korkuyorlar. Kendi kav­rayış yetenekleri adına korkuyorlar, ezberledikleri (ama üzerinde dü­şünmedikleri) kitapçık temelinde geliştirdikleri konsepti yitirmekten korkuyorlar, doğru ve cesur demokratik reform adımlarını Narodnikle­rin ya da anarşistlerin sınıfsız sosyalizmlerinin maceracı sıçramalann­dan ayırt edemeyeceklerinden korkuyorlar. Darkafalı ruhları onlara hak­lı olarak, hızlı bir ilerleyişte doğru yolu saptamanın, karmaşık ve yeni sorunları çabucak çözmenin, küçük günlük çalışmanın rutin işlerinden daha zor olduğunu söylüyor, o nedenle içgüdüsel olarak homurdanıyor­lar: ""Beni rahatsız etme! Devrimci-demokratik diktatörlüğün acıları bize değmesin! Bu bir yokoluş olabilir, baylar! Sizin için şu daha iyi: "Ağır adımlarla. çekingen zikzaklar çizerek"! ... ( Martov'un 1900 yılında Ekonomistlere ve oportunistlere karşı yazdığı ve Narsis Tuporilov takma adıyla yayınladıgı bir Taşlamadan.)

Özellikle en eski ve liyakatlilcrin koopte edilmesi (Akselrod, Zasuliç ve Potresov' un seçilmesi ) söz konusu ol­duğu sürece, yeni "'Iskra"yı alicenapça desteklemiş olan bir Parvus'a bi­le, böyle bir bataklıkta bulunmanın en sonunda tekin gelmemesine şaş­mamak gerekir. Böyle bir yerde giderek daha çok midesi bulanmasına şaşmamak gerekir. Ve sonunda isyan bayrağını çekti. Yeni "Iskra"yı ölümüne korkutan "devrimi örgütlemek" sloganını savunmakla yetinmedi, "Iskra"nm bildiri olarak bastığı ve "Jakobencilik" korkusu nedeniyle Sosyal-Demokrat İşçi Partisi'nin sözünü etmeyi bile unutan çağrılar­la yetinmedi. Hayır. Çokbilmiş Akselrodçu (ya da Luxemburgçu mu?) süreç olarak örgütlenme teorisinin kabusundan sıyrıldıktan sonra Par­vus, yengeç gibi geriye doğru sürüneceğine, nihayet ilerlemeyi bildi. Martinov'un ve Martov'un sayısız budalalıklarını düzeltmek için artık daha fazla "iğneyle kuyu kazmak" istemedi. Doğrudan (ne yazık ki Troç­ki ile birlikte), devrimci-demokratik diktatörlük fikrinin. otokrasinin yıkılmasından sonra sosyal-demokrasinin geçici devrimci hükümete katıl­ma yükümlülüğü fikrinin savunusuyla öne atıldı. Parvus, sosyal-demok­rasinin ileriye doğru cesur adımlar atmaktan korkmaması gerektiğini söylediğinde, örgütlerin birbirine karışmaması zorunlu (ve tam zama­nında anımsatılan) koşuluyla, devrimci burjuva-demokrasisi ile el ele düşmana ortak "darbeler, indirmekten çekinmemesi gerektiğini söyledi­ğinde bin kez haklıdır; ayrı yürü, birlikte vur; çıkarların farklılığını giz­leme: müttefikini düşmanın gibi kolla vs.

Fakat kuyrukçulardan uzaklaşan bu devrimci sosyal-demokratın tüm bu şiarlarına duyduğumuz sempati ne kadar büyükse, Parvus'un yaptığı bazı falsolar bizi o kadar rahatsız etti. Bu küçük yanılgıları huysuzluğu­muzdan değil, çok olandan çok istendiği için öne çıkartıyoruz. Şimdi en tehlikeli şey Parvus 'un doğru pozisyonunun, kendi dikkatsizliği sonucu zarar görmesi olur. Parvus'un Troçki'nin broşürüne yazdığı söz konusu önsözde en azından düşüncesizce kaleme alınmış sözler arasında şu cümle de vardır:
"Eğer devrimci proletaryayı diğer politik akımlardan ayırmak istiyorsak, ideolojik. olarak devrimci hareketin en önünde durmayı" (bu doğru), "hep­sinden daha devrimci olmayı bilmeliyiz".
Bu doğru değil .Yani bu cümleyi Parvus'un söyleminde içerili genel anlamda alırsak doğru değildir; söz konusu önsözü, Parvus'un söz etme­diği yeni "Iskra"cılardan ve Martinov'dan bağımsız, kendi başına bir­şey olarak gören okurun bakış açısından doğru değildir. Bu cümleye di­yalektik olarak, yani göreli, somut, bütün yanlarıyla bakıldığında, yıllar sonra bile bütünlüklü bir yapıttan tek tek cümleleri alarak anlamlarını çarpıtan yazın devriyeleri gibi yapılmadığında-bunun Paıvus tarafın dan kuyrukçuluğa karşı yöneltildiği açıklık kazanmaktadır, ve bu öIçüde de doğrudur (bkz. özellikle Parvus'un daha sonraki şu sözleri: "eğer devrimci gelişimin gerisinde kalıyorsak " vs.). Fakat okur sadece kuyrukçuları göz önünde bulunduramaz, ve devrimci­ler kampındaki tehlikeli devrim dostları arasında kuyrukçulardan başka­ları da vardır, "Sosyal-Devrimciler" vardır, olayların cereyanına kapılıp, devrimci lafazanlık karşısında çaresiz kalan Nadyejdinler gibileri vardır, ya da içgüdüsü devrimci dünya görüşünün yerine geçmiş olanlar (Gapon gibileri) vardır. Parvus bunları unutmuştur, ve şu nedenle unutmuştur. çünkü anlatımı, düşüncelerinin gelişimi serbest değildir, bilakis okuru uyarmaya çalıştığı Martinovculuğun keyifli anısı tarafından kösteklenmiştir. Parvus'un anlatımı yeterince somut değildir, çünkü de­mokratik devrim çağında kaçınılmaz olan ve doğal olarak böyle bir de­virde toplumun yetersiz sınıfsal ayrışımını yansıtan Rusya'daki çeşitli devrimci akımları bütünlüğü içinde göz önünde bulundurmamıştır. Böyle bir dönemde belirsiz, hatta bazen gerici sosyalist düşünceler, devrimci-demokrat programları gayet doğal olarak çevreler ve devrimci la fızların arkasına gizlenirler (devrimci Sosyalistler''den ayrılıp yeni "Iskra"ya geçtiğinde, öyle anlaşılıyor ki sadece adını değiştiren Nadyedjin ve Sosyal-Devrimciler anımsansın). Bu koşullar altında biz sosyal-demokratlar hiçbir zaman "hepsinden daha devrimci olarak" şiarını ortaya atmayız ve atamayız. Biz gösterişli laflara ve revaçta olan ve ucuz sloganlara (özellikle tarım alanında) meraklı olan sınıfsal zeminden kopmuş bir demokratın devrim çığırtkanlığına katılmayı düşünmüyoruz; biz tam tersine, ona karşı her zaman eleştirel tavır takınacağız, sözcüklerin gerçek anlamlarını, idealize edilen büyük olayların 'gerçek içeriklerini açığa çıkaracığız ve devrimin en hareketli anlarında sınıfları ve sınıflar içindeki nüansları soğukkanlılıkla değerlendirmeyi öğreteceğiz. 

Parvus'un şu cümleleri de yine aynı nedenden dolayı yanlıştır: 
"Rusya'da geçici devrimci hükümet bir işçi demokrasisi hükümeti olacaktır". "eğer sosyal-demokrasi Rus proletaryasının devrimci hareketinin başın­da olursa, bu hükümet sosyal-demokrat bir hükümet olacaktır", sosyal· demokrat geçici hükümet "sosyal-demokrat çoğunluğa sahip bütünlüklü bir hükümet olacaktır". 
Eğer söz konusu olan rastlantısal, kısa süreli değil de, bir ölçüde sürekliliği olacak, tarihte belli izler bırakacak bir devrimci diktatörlük olacaksa, bu oIamaz. Bu olamaz, çünkü ancak halkın muazzam çoğunluğuna dayanan bir devrimci diktatörlük bir ölçüde sürekli (elbette mutlak değil, göreli olarak) olabilir. Oysa Rus proletaryası bugün Rusya nüfusunun azınlığını oluşturuyor. Muazzam, ezici bir çoğunluk haline ancak yarı-proleterler kitlesiyle, yarı-mülk sahipleriyle. yani kent ve kırın küçük-burjuva yoksul kitleleriyle birleştiğinde gelebilecektir. 

Olanaklı ve arzu edilir bir devrimci-demokratik diktatörlüğün sosyal tabanının böyle bir bileşimi, elbette devrimci hükümetin bileşi­mine de yansıyacaktır, bu hükümete devrimci demokrasinin en çeşitli temsilcilerinin katılımını, hatta ağır basmasını kaçınılmaz kılacaktır. Bu konuda hayallere kapılmak son derece zararlı olur. Kuru nutukçu Troçki şimdi (ne yazık ki Parvus'un yanında) "Papaz Gapon sadece bir kez ortaya çıkabilirdi", "ikinci bir Gapon 'a yer yoktur" diye yazıyorsa, bunun nedeni onun kuru nutukçu oluşudur. Rusya'da ikinci bir Gapona yer olmasaydı, ülkemizde gerçekten "büyük", sonuna kadar giden demokratik bir devrim için de yer olmazdı. Devrimin büyük bir devrim ola­bilmesi, 1846-1850'1eri değil, I789-1793'leri anımsatması ve aşa­bilmesi için, muazzam kitleleri aktif hayata, kahramanca çabalara, "esaslı tarihsel yaratım "a çekmek, onları korkunç karanlıktan, eşi görülmedik baskıdan, dile gelmez sefaletten ve umutsuz cehaletten çıkarmak zorun­dadır. Devrim kitleleri sarsmaya başladı, daha da sarsacaktır- hüküme­tin kendisi bunu şiddetli direnişiyle daha da kolaylaştırmaktadır; fakat bu kitlelerin ve onların sayısız "kendinden bitme" halk ve hatta köylü liderinin derli toplu bir politik bilincinden, sosyal-demokrat bilincinden söz edilemez elbette. Bir dizi devrimci sınavdan geçmeden sosyal-de­mokrat olamazlar hemen, sadece bilinçsizlikleri nedeniyle değil (devrim, yineliyoruz, inanılmaz bir hızla aydınlatır), sınıfsal konumları proleter bir konum olmadığı için, tarihsel gelişimin nesnel mantığı onların önüne şu an kesinlikle sosyalist değil, demokratik bir devrimin görevlerini koy­duğu için bu böyledir. 

Ve devrimci proletarya bazılarının acınası kuyrukçuluğunu, diğerle­rinin devrimci lafazanlığını elinin tersiyle iterek, olayların başdöndürü­cü kasırgasına sınıfsal kesinlik ve bilinç taşıyarak, durmadan ve cesaret­le ilerleyerek, demokratik devrimden korkmayarak, tersine bu devrimin gerçekleşmesini isteyerek, sosyalizm mücadelesi için gerçekten geniş ve 20. yüzyıla yaraşır bir arena yaratılması amacıyla cumhuriyet ve bü­tün cumhuriyetçi özgürlükler, ciddi ekonomik reformlar için mücadele ederek bu devrime bütün enerjisiyle katılacaktır.

Nisan 1905
Collected Works V3