24 Eylül 2017

Felsefenin Temel İlkeleri - Sınıf Savaşımı ve Özgürlük

IV. SINIF SAVAŞIMI VE ÖZGÜRLÜK

a) Burjuvazi ve "özgürlük".

Burjuvazinin "özgürlük" uğruna tarihsel savaşımının bir sınıf içeriği vardı. Eğer burjuvazi, burjuva devrimi çağında, özgürlüğün önderi olduysa, nedenleri şunlardır: a) çünkü, burjuvazinin, pazarda, feodal bağlardan kurtulmuş, bir senyöre bağlı olmayan özgür bir kol gücü, kapitalist üretimin gereksinmelerine göre sanayi çevresinde toplayabileceği ya da tersine işsizliğe terkedebileceği kol emeği bulmaya gereksinmesi vardır; b) çünkü, yeni üretici güçlerin gelişmesi, ticaret özgürlüğü, girişim özgürlüğü ve feodal ekonominin kısıtlamalarının ortadan kaldırılmasını gerektirir; c) çünkü, "bireyin özgürlüğü", burjuvazinin temeli olan, toplum üyeleri arasındaki bütün kişisel bağları ortadan kaldıran paranın temsil ettiği bir zenginlik olan özel mülkiyet biçimini en iyi şekilde ifade eden hukuksal ve siyasal biçimdir, her ne kadar burjuvazi, tersine, mutlak birey kavramının, üstün değerin, özel mülkiyeti haklı gösterdiğine inandırmak isterse de bireysel özgürlük fikrinin temeli, burjuva özel  mülkiyetidir! d) çünkü, özgürlüğün önderliğini yaparak, burjuvazi, feodaliteye karşı savaşımında, halkın öteki sınıflarıyla, köylülerle ve küçük-burjuvazinin çeşitli tabakalarıyla siyasal bir ittifak kurmak üzere ideolojik bir temel yaratır. Burjuva demokratik devrim, feodaliteye karşı savaşımı başarıya götürmeye özgü bir yöntemdir. Dikkat edelim ki, kendisini "liberal-özgürlük yanlısı" ilan eden bu burjuvazi, "edilgin yurttaşlara" seçim hakkını reddeden aynı burjuvazidir. Onun "liberalizmi"nin sınırları, tamı tamına sınıf çıkarının sınırlarıdır.
Kapitalizmin kendi özellikleri nedeniyle ve rekabet yüzünden çıkarları ayrı yönlerde olabilen kesimlere bölünen burjuvazi, bu kesimlere uygun düşen siyasal örgüt biçimlerini yaratır: burjuva partilerinin çeşitliliği, parlamentarizm. Bununla birlikte, burjuvazinin şu ya da bu kesiminin çıkarlarının, burjuva sınıfının genel ve sürekli çıkarlarına bağlı olması gerektiğinden, burjuvazi, parlamentonun haklarını sınırlandırır, yürütmeyi yasamadan ve devlet yönetimini parlamentonun denetiminden ayırır. Burjuvazinin, sonradan genel oy hakkına (19. yüzyılın ortasında); parlamentarizme yönelmesi de çok açık nedenlere bağlıdır: Gerçekte, sınıf savaşımı gelişir, proletarya siyasal haklar isteminde bulunur; kamuoyunun önemi artar, çünkü kamuoyu yeni, etkin, büyük sanayinin geliştirdiği tabakalara yayılır; demokratik cumhuriyet o zaman sınıf egemenliğini gizler, nasıl ki işgünü sonunda ödenen ücret, sınıf sömürüsünü gizlerse. Üstelik demokratik cumhuriyet, burjuvazi için henüz tehlike arzetmemektedir, çünkü proletarya, o çağda, ideolojik olarak burjuvaziden bağımsız değildir. Onun için dizginleri burjuvazinin elinde olan demogogların aracılığıyla proletaryanın oylarını elegeçirmek ve uygun bir oylama sistemiyle genel seçimlerin sonuçlarını değiştirmek kolaydır. Ayrıca milletvekili olmak için asgari bir öğrenim gerekmez mi? Ve "demokratik" burjuvazi, yığınları, demokratik bir doğrultuda siyasal bakımdan eğitmek için en ufak bir hizmette bulunmaktan kaçınır! Daha sonra, zorunlu ilk eğitimi, doğrudan doğruya yığınları burjuvaziye karşı bir saygı duygusuyla yetiştirmek görevini yerine getirecektir. Ensonu, seçmenlere karşı yaptıkları vaatlerle, parlamentodaki işleri arasındaki çelişki, yığınlarla burjuvazi arasındaki çıkar karşıtlığını yansıtan çelişki, burjuva siyasetçilerinin bir kuralıdır. Kısacası, bu çağda, genel oy hakkı, burjuvaziye zarardan çok yarar sağlar. Onu kabul ederek yığınlarla bağlarını sıklaştırır, yığınlar yanında kendini popüler kılar ve böylece siyasal bakımdan kendini kuvvetlendirir. Cavour, liberal bir büyük burjuva, hep şöyle demez miydi: "Meclislerin en kötüsü, kulislerin en iyisinden daha iyidir." Bu sözlerle, bir kamuoyu desteğinin sergilendiği bir parlamento vitrininin, burjuvazi için yararına işaret etmek isterdi. Ayrıca şu sözleri de söylüyordu: "Kendimi hiçbir zaman meclislerin tatilde oldukları zamanlardaki kadar zayıf hissetmedim." Lenin şöyle yazmıştı:

"Demokratik cumhuriyette 'zenginlik'in sınırsız gücü daha güvenlidir; çünkü artık, kapitalizmin siyasal dış görünüşündeki kusurlara bağımlı değildir. Demokratik cumhuriyet, kapitalizmin olanaklı olan en iyi siyasal biçimidir; esasen sermaye, demokratik cumhuriyeti ... elegeçirdikten sonra, iktidarını öyle sağlam, öyle emin bir biçimde kurar ki, burjuva demokratik cumhuriyetindeki hiçbir kişi, kurum, ya da parti değişikliği, onu sarsamaz."[22]
Bu demektir ki, genel seçim, burjuva devletinde, emekçilerin çoğunluğunun iradesini tam olarak ortaya koymak ve iradenin gerçekleşmesini sağlamak yeteneğinde değildir. Bu o kadar doğrudur ki, eğer genel seçimin bunları yapabilecek duruma gelmesi tehlikesi başgösterirse, burjuvazi, örneğin kısmi temsili kaldırarak seçimin etkisini yıkmakta kusur etmez;  çoğunluk sistemi, "ortak liste usulü", Gasperi'nin İtalya'da, Adenauer'in Almanya'da örneğini verdikleri daha da utanmazca hileler, burjuvaziye göre bütün bunlar, genel oylamanın halkın iradesini ortaya koymasını önlemek için mubahtır. Maurice Thorez, burjuva demokratik cumhuriyetinde devlet biçimi ile içeriği arasında varolan çelişkiyi şu biçimde nitelemiştir:
"En demokratik kapitalist devletlerde yasaların tanıdığı eşitlik ile olguların ortadan kaldırdığı eşitlik arasında, halklara demokratik özgürlükler veren anayasalarla, bu özgürlüklerin kısıntısız kullanılmasını önleyen yoksulluk arasında, biçimsel, görünürde özgürlük ile gerçekte varolan bağımlılık arasında durmadan çelişki patlak verir." [23]
Bu, gene de, ilerde de göreceğimiz gibi hiçbir zaman, faşizme malzeme sağlayan oportünist sosyal-demokrat liderlerin ileri sürdükleri gibi, proletarya, burjuva devletinin demokratik niteliklerine kayıtsız olmalıdır demek değildir.


b) Proletarya ve özgürlükler.

Kapitalizmin genel bunalım döneminde, emperyalizmin çelişkileri daha da derinleştiğinde, saldırı savaşlarının hazırlığı burjuvazi için her zamandan daha çok günün konusu olur. Emperyalist devletler arasındaki savaşın hazırlıklarına, sosyalist ülkelere karşı, işçi sınıfı iktidarının kurulduğu ülkelere karşı savaş hazırlıkları eklenir. Emperyalistler, (elbette ki, kapitalizmi en az tehlikeye atmak koşuluyla) kapitalizmi kurtarma çaresi olarak, bunalıma ve rejimin çelişkilerine çözüm yolu olarak savaşı istemezlik edemezler. Ama, emperyalizmin, savaşların nesnel nedeni olduğu doğru ise de bir saldırının başlaması aynı zamanda öznel koşullara da bağlıdır: burjuvazi, geleceğin erlerini saldırıya hazırlamalıdır, ulusun çoğunluğunu emperyalizm davasına kazanması  gerekir. Bunun için de, işçi sınıfının barış uğruna savaşım veren, emperyalizme karşı duran, sosyalizm ilkesini savunan bilinçli bölümünü susturmak zorunludur. Hiçbir burjuvazi, bu çağda, gerisini güven altına almadan, kendi işçi sınıfına ve kendisine yedek kuvvet olarak hizmet eden, ezdiği sömürge halklarına boyun eğdirmeden savaşa atılamaz. Bu zorunluluğa faşizm yanıt verir. Faşizm, ayrıca, kapitalist çelişkiyi hızlandırarak, iktisadi bunalımın etki ve sonuçlarını orta burjuvaziye yükleyerek ve onun her türlü siyasal anlatım olanaklarını şiddetle yasaklayarak kapitalizmi kurtarmak çabasından ibaret olan bir iktisadi siyasetin araçlarım verir. Bu orta burjuvazinin yıkımı, toplumsal bir demagojiyi besler: faşizm, işçi sınıfına hitap ederken, kendisini devrimci, kapitaliste-karşı ilan eder; ama yoksullaşmış orta sınıflara hitap ederken savaş sayesinde, savaş açmakla, emperyalist yayılmayla, "yaşam alanı" ile tazminat elde etmeyi önerir, ve ulusal demagojiyi, şovenizmi sunar. İşte bunun içindir ki, iki demagojiyi birleştirerek kendisini nasyonal-sosyalist ilan eder. Faşizm, anti-kapitalist demagojiyi ulusal ve ırksal nefretle birleştirdiğine göre, yahudi düşmanlığı bu iki demagojinin özü olmaktan başka bir şey değildir. Faşizm, mali oligarşinin ortaksız egemenliğini, "onun en gerici, en şoven, en emperyalist unsurlarının açık terörist diktatörlüğünü" temsil eder. Bunlar, diktalarını yalnız işçi sınıfına değil bütün kapitalist ekonomiye kabul ettirirler. Burjuvazi, bu devlet biçimini kabul etmekle, devletin ekonomi üzerindeki karşı-etkisi sayesinde, esas biçimi üretici güçleri tahrip etmek olan savaşın etkisi sayesinde, kapitalizmin cançekişme dönemini uzatır.[24] Faşizm, savaşa hazırlanıştır ve savaşın kendisidir. Faşizm, daha savaşa hazırlık döneminde burjuva demokrasisinin tasfiyesi demektir. Faşist devlet, burjuvazinin -kapitalizmin son evresinin artık kaçınılmaz  seçme durumu içinde; sosyalizme geçmek ya da devresel emperyalist savaşları yapmaktan- savaş seçimini yapmalarını empoze etmek üzere, toplumun yükselen sınıflarının karşısına dikmek isteyeceği "aşılmaz" bir engeldir.
"Faşizm, -diyor Maurice Thorez-, işçi sınıfına karşı kanlı terördür, işçi örgütlerinin tahrip edilmesidir, sınıf sendikalarının dağıtılmasıdır, devrimci partilerin yasaklanmasıdır, işçi ve devrimci militanların toplu halde tutuklanması-dır, işçi sınıfının en iyi unsurlarının işkenceye uğratılması, öldürülmesidir. Faşizm, hayvanlığın, zincirinden boşanmasıdır. Ortaçağ pogromlarına dönüştür, bütün kültürün yok edilmesidir, bilgisizliğin egemenliğidir, kan dökücülüktür; faşizm, lanetli, iğrenç bir savaştır."[25]
Faşizme yönelme, burjuvazinin, yığınlar arasında çoğunluğu kaybedeceğini hissetmesinin belirtisidir; bu koşul olmadan savaşı başlatamaz. Bu yüzden, faşizme başvurma, burjuvazinin bir zayıflık belirtisidir, yığınlarda hile ile elegeçirilen bir saygınlığa dayanmak yerine, ona terörden başka bir şey kalmadığının belirtisidir. Ama faşizmin zaferi, burjuvazinin, işçi sınıfını tecrit etmeyi başardığını, siyasal manevrasını başardığını, kendi sınıf terörünü örgütlendirdiğini, savaş açabileceğini, kendi kaçınılmaz düşüşünün saatini yıllarca geciktirebileceğini anlatır. Burjuva demokratik devlet ile faşist devletin sınıf içeriği aynıdır, ama kapitalizmin ve sınıflararası savaşımın çelişkilerinin değişik gelişim evrelerine uygun düşerler. Bunun için faşizm, yığınların saygınlığını kazanmak için kendisini ulusal ve sosyalist devrimle örtmeye çalışır: "Proletarya sosyalizmi, eskimiş bir mittir, diyordu Mussolini, faşizm yeni bir mittir.". Burjuvazi faşizme başvuruyorsa, bu, elbette ki, burjuvazinin içinde bulunduğu zayıf durumda, faşizmin, burjuva düzeni kurtarmanın en iyi çaresi olmasındandır: demek ki, bu, faşist devletin rolünün burjuvazi için büyük bir önem kazanmış olmasındandır. Demek ki, işçi sınıfının, kendi köleleşmesini  sağlayacak olan bu aracın yaratılması fırsatını burjuvaziye vermemesi gerekir. İşte bunun için işçi sınıfı, burjuva devletin biçimine kayıtsız kalamaz. Kaba bir materyalizme dayanarak sosyal-demokrat liderler, "her durum ve koşulda" hükmedilen kendisi olduğuna göre, işçi sınıfı için sınıf egemenliğinin biçiminin o kadar önemli olmadığı fikrini yaymaya çaba gösterirler. Ama işçi sınıfı, kendisi, en kısa zamanda bu egemenliği başından atmaya, ondan kurtulmaya uğraşır! Yüzeyde doğru görünen düşünüş tarzlarıyla sosyal-demokrat liderler, işçi sınıfını, diş bileyen faşizm karşısında silahsızlandırmış olurlar; burjuvazinin hesabına çalışırlar. Fransa'da, burjuvazinin diktatörlüğünün aldığı biçimlerin önemini küçümseme akımına kesin darbeyi indiren Maurice Thorez olmuştur. Komünist Enternasyonalin VII. Kongresindeki konuşmasında, pek sınırlı niteliğine karşın, burjuva demokrasisinin işçi sınıfı için ne kadar önemli olduğunu göstermişti.
"Burjuva demokrasisi, iğreti, raslantıya bağlı, iktidardaki burjuvazi tarafından durmadan kısıtlanan ama gene de işçi sınıfına, çalışan yığınlara, kapitalizme karşı seferber olma, örgütlenme olanakları sunan bir özgürlükler asgarisidir."[26]
Demokrasi uğruna savaşımın, proletaryayı , tarihsel görevinden başka yana saptırabileceğini düşünmek, temelden yanlıştır. Lenin şunu belirtiyordu ki, demokratik cumhuriyet, "... her ne kadar sermaye egemenliğini ve bunun sonucu olan yığınların ezilmesini ve sınıf savaşımını hiçbir şekilde ortadan kaldırmazsa da, kaçınılmaz olarak, bu savaşımın yayılması, hız alması, gelişmesi, keskinleşmesi sonucunu verir, öyle ki ezilen yığınların temel çıkarlarını tatmin etme olanağı bir kez ortaya çıktıktan sonra, bu olanak kaçınılmaz olarak proleter iktidarında gerçekleşir."[27] Burada, ayrıca, kayda değer bir diyalektik örneği de vardır: "... bir 'nicelikten niteliğe dönüş' olayı: bu dönüş o kadar  tam olarak ve öyle yöntemli olarak gerçekleşmiştir ki, bunu kavramak, kafada canlandırmak olanaklıdır, burjuva nitelikte olan demokrasi, proleter demokrasisi haline geliyor."[28] Onun için XIII. Kongresinde kabul edilen "Fransız Komünist Partisinin Siyasal Durumu ve Görevleri Konusunda Tez"in 15. maddesinde, Lenin, o öğrettiği şu önemli noktayı bize anımsatıyor:
"Proletarya, demokrasi uğruna bütün alanlarda bir savaşımda, tutarlı ve devrimci bir savaşım yürütmeden burjuvaziyi yenmeye hazırlanamaz."[29]
Zamanımızda burjuvazinin kendi meşruluğunu ortadan kaldırışının aldığı kurnazca biçimlere karşı dikkatli davranılmalıdır. Ülkesinin yığınları tarafından demokratik biçimi sürdürmeye zorlanan burjuvazi, şu biçimin etkilerini başka yöne çevirmekle meşguldür. Bu, işçi sınıfını hedef olarak alan devletin faşistleştirilmesidir. Kamuoyunun hakkında verdiği hükümden kurtulmak isteyen burjuvazi, komplolar kurmaktadır. Ve seçimler sözkonusu olduğu zaman, bu sınıf, işçi sınıfını geriletmeyi amaç edinen koskoca bir mekanizma kurmaktadır. Bu mekanizmanın tarihsel şekilleri değişiktir: adayların teminat yatırmaları, iki turda oylama, çoğunluk listesi üzerinden oylama, tek ad üzerinden çoğunluk sistemi, yeniden oylama ve adaylıktan vazgeçme, ortak liste usulü, (apparentement) seçim bölgeleri üzerinde oyunlar, seçmen listelerinde yapılan hileler, sandıklara atılan sahte oy pusulaları, siyasal yöneticilerin müdahalesi, demokratik gazetelerin yasaklanması, adaylar hakkında kovuşturma açılması vb.. 1953 Ağustosunda, savaşım halinde olan emekçiler tarafından talep edilen ve milletvekillerinin üçte-birinin isteğiyle toplanması anayasa gereğince zorunlu olan millet meclisinin hemen toplantıya çağrılması işinin hangi düzenbazlık ve safsatalarla ertelendiği anılardadır. a) Komünist grubun istemini alır almaz, meclis başkanı,  bu istemin değer taşımadığı kararını aldı ve tek tek istemde bulunulmasını istedi; b) 21 Ağustos, 229 istem gönderiliyor. Meclis bürosunun çoğunluğu telgrafla gönderilen istemleri geçersiz ilan ediyor (valiler, telgrafla gönderilen ve bakanlıktan gelen baskı emirlerine karşı aynı şekilde hareket etmiyorlar); c) 24 Ağustos, 211 yazılı istem geliyor, büronun çoğunluğu, keyfî olarak, dört imzayı dikkate almayı reddediyor, böylece istem sahiplerinin sayısını 209'un altına indiriyor; d) 5 Eylül, yeniden 214 istem toplanıyor: o zaman büro, mecliste görülmekte olan bazı onarım işlerinin, meclisin toplantıya çağrılmasını bir ay ileriye, yani olağan açılışın bir gün öncesine atmayı zorunlu kıldığını birdenbire keşfediyor. Başka örnekler de ister misiniz? Anayasanın girişi "Hiç kimsenin, kökenleri, fikirleri, inanışları nedeniyle işinde ya da memuriyetinde zarar göremeyeceğini" şart koştuğu halde, Ulusal Yönetim Okulu adaylarının, fikirlerinden dolayı ya da Cezayirli kökenden gelme oldukları için seçme sınavlarına girmeleri yasaklanıyor. İşte işçi sınıfının burjuva devlete "nüfuz edebileceğini" öne süren sosyalist yöneticilerin o kadar değer verdikleri burjuva devletin ünlü "geçirimliliği"nden yana burjuva devlete girilebilişin örneği! Emekçiler anayasal haklarından birini kullanarak grev yapmaktadırlar: hükümet barış zamanında, yasalara aykırı olarak, bir savaş zamanı yasası gereğince binaların zoralımını emrediyor. Ama hukuk bilimi binaların zoralımı konusunda bambaşka hükümler taşır. Yasalar burjuvazinin çıkarlarını mı yaralıyorlar? Burjuvazinin hükümeti, bu yasaları uygulamaktan beri durur, onları uygulamayan patronları tutar: ücretler için de, maaşlar için de, halk hizmetleri yönetmeliği, sosyal güvenlik konusundaki yasalar için de bu böyledir. Faşistleşme sürecinde burjuvazi bütün olanaklarını harekete geçirir: seçim hileleri düzenler, parlamento görüşmelerini süresiz olarak -sine die- erteler, bütün memurları kendi valilerinin boyunduruğu altına sokmaya çalışır, ahlak bozukluğunu ve polis şantajını örgütlendirir, anayasanın gerici bir görüşle yeniden gözden geçirilmesini ister, askerî kuvvetin serüvenci, partizanca darbe hareketlerini korur, yasa yerine geçen kararnameler sistemini başlatır. Ensonu işçi sınıfına ve örgütlerine karşı komploya geçer; yasal güvencelerin işçi sınıfına uygulanmadığı "ilke"sinden hareket ederek, bu örgütlerin yasal eylemlerini engellemeye çalışır; yurttaşların kişi güvenliğini ortadan kaldırır, önleyici tutuklamalara, ilgili kişilerin gıyabında aramalara, tutuklanan kimselerin evrakını çalmaya, tutuklama olayından sonra suç isnadına esas icat etmeye, sorgusuz, mahkemesiz hapsetmelere, sorgu sırasında suç isnadı esaslarını değiştirmeye başvurur. Aynı zamanda, parlamenter dokunulmazlığın kaldırılması tehdidini işçi sınıfı milletvekillerinin başı üzerinde asılı tutar, sivil kişileri askerî mahkemelerin huzuruna sürüklemeye niyetlenir, yüksek görevli devlet memurları üzerinde şantajlar yapar, bunlara karşı tecavüzde bulunanları korur. Barbusse'ün de dediği gibi "İnsan Hakları Bildirgesi çoktan burjuvazinin elinden düşmüştür."[30] Şu halde görülüyor ki, bu koşullarda, işçi sınıfının burjuva devlete ve onun faşist girişimlerine karşı savaşımı, burjuvazi tarafından ayaklar altına alman, ama işçi sınıfının birlik halinde olduğu takdirde saygı gösterilmesini sağlamaya yetecek güçte olduğu burjuva demokratik özgürlüklerin savunulması uğruna savaşımla bir bütün oluşturur. Örneğin, 21 Ağustos 1953'te, hizipçi sendikaların sosyal-demokrat yöneticileri işe başlama emri vererek, birkaç saat önce greve bir darbe indirmiş olmasaydılar, meclis bürosunun, parlamentonun toplantıya çağrılmasına karşı koyması olanaksız olurdu. Birlik halindeki işçi sınıfı, artık burjuva demokratik yasallıktan yararlanarak eylemini bütün alanlarda geliştirecek güçtedir. İşçi sınıfının, burjuva devlete karşı, burjuva demokratik özgürlükleri, elegeçirmiş olduğu ve iktisadi savaşımında büyük önemi olan sendika kurma özgürlüğünü, bağımsız ve  proletaryanın tarihsel görevine uygun bir siyaset izleme yeteneğinde bir siyasal güç halinde örgütlenme özgürlüğünü savunmak için, sınıf ve ilke bakımından nedenleri vardır.
"Bugün, kapitalizm koşulları altında yaşayan milyonlarca emekçi için sorun, burjuva egemenliğin çeşitli ülkelerde aldığı biçimlere göre tutumlarını saptamaktır. Biz, anarşist değiliz, hele şu ya da bu belli ülkede hangi siyasal rejim bulunduğunu bilmek konusunda hiç de kayıtsız değiliz: mevcut rejim en kısıtlanmış demokratik hak ve özgürlüklerle de olsa burjuva demokrasisi biçiminde bir burjuva diktatörlüğü müdür, yoksa açıkça faşist olan bir burjuva diktatörlüğü mü? Biz, Sovyet demokrasisinden yana olanlar,[31] uzun yıllar süren inatçı bir savaşım boyunca işçi sınıfı tarafından koparılıp alınan demokratik kazançları karış karış savunuyoruz, ve bu kazançların genişlemesi için azimle savaşım vereceğiz. "İngiltere'deki işçi sınıfı, grev hakkını, sendikaların yasal oluşunu, toplanma özgürlüğünü, basın özgürlüğünü, oy verme hakkının genişletilmesini vb. elde etmek için ne fedakarlıklara razı olmak zorunda kalmıştır! Fransa'da 19. yüzyılda en ilkel hakları elde etme uğruna ve sömürenlere karşı savaşım için güçlerini örgütlemek olanaklarını elde etme uğruna verilen devrimci kavgalarda binlerce işçi yaşamını vermiştir! Bütün ülkelerin proletaryası, burjuva demokratik özgürlükleri elde etmek için pek çok kan dökmüştür ve bu özgürlükleri korumak için bütün güçleriyle savaşım vermek istemesi anlaşılır bir şeydir."[32]
Burjuvazi, burjuva demokratik özgürlükleri, yalnız kendi kullanımı için tasarlarken, proletarya bu özgürlükleri kendi hesabına elde ederek kendi siyasal gelişmesini sağladı. Lenin şöyle yazıyordu:
"Burjuva cumhuriyet, parlamento, genel oy - hepsi toplumun dünya ölçüsündeki gelişmesi yönünden büyük gelişme demektir. İnsanlık kapitalizme doğru ilerledi, ve yalnızca  kapitalizm, kent kültürü sayesinde, ezilen proletarya sınıfının, kendi bilincine varmasını ve dünya işçi sınıfı hareketini yaratmasını, bütün dünyada milyonlarca işçinin partiler ... içinde örgütlenmelerini sağladı. Parlamentarizm olmaksızın, seçim sistemi olmaksızın, işçi sınıfının bu gelişmesi olanaksız olacaktır."[33]
Şu halde, sosyal-demokrat liderlerin yaptıkları gibi, marksist-leninistlerin en kötü siyaseti uyguladıkları, faşizmi cumhuriyete yeğ tuttukları, bir karaçalmadır. Marksizmin, yığınlara nüfuz ederek maddi bir güç haline gelen ve nesnel koşullar gerçekleştiği zaman da toplumsal dönüşüm için zorunlu olan siyasal değişikliklerin kesin, belirleyici etmeni olan fikirlerini yığınlar içinde en iyi biçimde yaymak, siyasal eylem ereğiyle yığınları seferber etmeyi ve örgütlendirmeyi sağlayan bu fikirlerin açık propagandasıyla değil de başka nasıl olur? Proleter devrimciler için kapitalist toplumda en iyi koşullar, demek ki, partilerinin yığınlara siyasetini açıkça anlatabileceği demokratik cumhuriyet koşullarıdır. Yalnız diyalektikten, fikirlerin rolünden ve öneminden haberleri olmayan kaba materyalistler, tıpkı anarşistler gibi, burjuva devletin biçimine kayıtsız olabilirler. 1891 sosyal-demokrat program taslağının eleştirisinde Engels'in bir gözlemini yorumlarken şöyle diyor Lenin:
"Engels, burada, Marx'ın, bütün yapıtlarını kırmızı bir çizgi gibi işaretleyen o temel fikri, yani demokratik cumhuriyetin proletarya iktidarına götüren en kısa yol olduğu fikrini, özellikle belirgin bir duruma koyarak ele alıyor."[34]
Daha yukarda sözünü ettiğimiz metnin son kısmında, Dimitrov, işçi sınıfının burjuva demokrasisi konusundaki tutumu tamamıyla sınıfsal nedenler tarafından saptanılır ve karşı-devrimci güçlerin burjuva demokrasisine ilişkin tutumlarıyla belirlenir, gözleminde bulunuyor.
"Bugün emekçileri, sömürü düzenine ve en barbar baskı düzenine boyun eğdirme çabası içinde burjuva demokrasisine  saldıran, faşist karşı-devrimdir. "Bugün, bir sürü kapitalist ülkede, emekçi yığınları, şu içinde bulunduğumuz anda, proletarya diktatörlüğü ile burjuva demokrasisi arasında değil, burjuva demokrasisi ile faşizm arasında somut olarak seçim yapmak zorundadırlar."[35]
Maurice Thorez, marksist diyalektiğin bu konudaki öğretilerini, şu aşağıdaki terimlerle özetlemiştir:
"Bizzat partimiz, burjuva diktatörlüğünün bütün biçimlerine karşı, bu diktatörlük burjuva demokrasisi biçimine büründüğü zaman bile savaşım verir. Ama partimiz, hiçbir zaman burjuvazinin siyasal düzeninin aldığı biçime ilgisiz kalmaz. Burjuva demokrasisinin faşizme yolaçan, geriye doğru yozlaşması sürecini somut bir biçimde ortaya koyar. Ama partimiz yığınların kendi kazanmış oldukları bütün demokratik özgürlükleri ve en başta işçi sınıfının bütün haklarını savundu, savunuyor ve savunacaktır."'[36]
İşçi sınıfı, burjuva demokratik özgürlüklerin savunulması uğruna, faşizme karşı savaşım verirken, demokratik özgürlüklere bağlı ve büyük sermayenin diktatörlüğünün kurbanı olan orta sınıflar ve emekçi köylülerle ittifak için bir ortam yaratır. İşçi sınıfı, onların büyük burjuvaziden ayrılmasına, büyük burjuvazinin küçük-burjuvazi içindeki dayanaklarını kaybederek tecrit olunmasına yardım eder. Faşizme karşı savaşım, şu halde, proletaryanın, köylülerin ve orta sınıfların ittifakını güçlendirir, bu toplumsal güç olmadan, gerici güçlerin toplumsal ilerlemenin karşısına çektikleri barajdan kurtulmak olanaklı değildir. İşçi sınıfı, burjuva demokratik özgürlükleri savunma uğruna savaşım verirken, gerçekte, daha üstün tipte bir özgürlük için, insanın insan tarafından sömürüsünden kurtulmuş emekçilerin özgürlüğü için, ulusun en büyük çoğunluğunun iradesinin ifadesi olan yeni tipte bir devlet iktidarını yürütme özgürlüğü için ve bu iktidarı doğa ve toplum yasalarının toplumun yararına bilinçli bir şekilde uygulanması hizmetinde  kullanma özgürlüğü için savaşım verdiğini unutmaz. Bunun içindir ki, işçi sınıfı, burjuva demokratik özgürlükleri savunma uğruna ve genişletme uğruna savaşım verir. O halde bu savaşımın, burjuvazinin "özgürlük" uğruna savaşımından farklı toplumsal bir içeriği vardır. İnsanlığın gerçek, fiili özgürlüğe geçmesi anlamına gelen yeni, sosyalist üretim ilişkilerinin yaratılması, ancak, en geniş anlamda demokrasinin açılıp gelişmesiyle olanaklıdır. İşçi sınıfının demokratik özgürlükler uğruna savaşımı siyasal sorununu, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki zorunlu uygunluk yasasının uygulanması teorik sorununa hangi bağın birleştirdiğini Stalin şöyle ifade ediyor:
"Eskiden burjuvazi liberalizm oyununu oynayabilirdi, burjuva demokratik özgürlükleri savunur ve böylelikle halka hoş görünürdü. Şimdi artık burjuva liberalizminden iz kalmamıştır. Sözümona 'kişi özgürlükleri' yoktur artık, kişi hakları şimdi artık yalnızca sermaye sahiplerine tanınmaktadır, ve geri kalan yurttaşların hepsi, ancak sömürülmeye yarayan bir insan hammaddesi sayılmaktadır. İnsanların ve ulusların hak eşitliği ilkesi ayaklar altında çiğnenmektedir, bunun yerini, bütün hakları sömürücü azınlığa tanıyan ve sömürülen yurttaşlar çoğunluğunu haklardan yoksun bırakan ilke almıştır. Burjuva demokratik özgürlükler bayrağı geminin bordasından denize atılmıştır. Eğer siz komünist ve demokratik partiler temsilcileri, halkın çoğunluğunu çevrenizde toplamak istiyorsanız, bence, bu bayrağı başınızın üstünde yükseltmek ve ilerilere taşımak size düşmektedir. Bu bayrağı sizden başkası yükseltemez."[37]
Dipnotlar
[1] 12. ve 13. derslerde, devlet sorunu özel olarak ele alınmamıştı. Konunun incelenmesini bu derse bırakmıştık. Bununla birlikte özellikle proletarya diktatörlüğü (s. 414-423) ve devletin çöküntüye uğraması (s. 418, 422, 433) üzerine, 12 ve 13 derslerle 19 20, ve 21. derslere başvurmak yararlı olacaktır.
[2] V. İ. Lenin, "Devlet", Marx-Engels-Marksizm, Sol Yayınları, Ankara 1990, s. 299-300.
[3] Bu kesim, onikinci ders ile paralel olarak konmuştur.
[4] Bkz: Onyedinci ders, I ve II.
[5] Burada silahlar sorunundan sözediyoruz, ama şunu da dikkate almak gerekir ki, sömürgecilik baskısı, daha temel olarak, tüm polisin, ordunun, adaletin, yönetimin, eğitimin, sömürgeleştirilene karşı sömürgecinin hizmetinde olması olayıyla nitelenir.
[6] Aktaran: Sextus Empiricus, "Sisyphe", IX, 54.
[7] V. İ. Lenin, "Devlet", Marx-Engels-Marksizm, Ankara 1990, s. 290.
[8] Gerçekten de, üretim ilişkileriyle üretici güçlerin niteliği arasındaki zorunlu uygunluk, insanın insan tarafından sömürülmesinin, bazı çağlarda tarihsel bir görevi yerine getirdiğini göstermektedir.
[9] Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Sol Yayınlan, Ankara 1992, s. 175.
[10] Lénine, L'Etat et la révolution, s. 12.
[11] Bu kesim, onüçüncü ders ile paralel olarak konmuştur.
[12] Burada, işçi hareketinin gevşekliğine ve bunun yanında kapitalizmin genel gücü ile zayıflığının da reddedilmeyeceğine işaret eden Stalin'in, faşizme ait önsözünün anlamı anlaşılır.
[13] Lénine, L'Etat et la révolution, s. 13.
[14] Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, s. 177.
[15] V. İ. Lenin, "Proletarya Diktatörlüğü", Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü, s. 161.
[16] Aynı yapıt, s. 161-162.
[17] Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, s. 178.
[18] J. Stalin, "SSCB'de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları", Son Yazılar, 19S0-1953. s.101.
[19] Maurice Thorez, 1937'de Arles'da toplanan Fransız Komünist Partisinin IX. Kongresinde sunduğu raporunda, dış politika alanındaki büroların mutlak egemenliğim gösteriyordu. Bir demokratik haftalık yayından sözederek şöyle diyordu: "Dışişleri bakanlığı genel sekreteri bay Leger, 1914'te Quai d'Orsay'e girdi. 1916'da Şangay'dadır. 1921'de Paris'te. Ve 1921'den 1937'ye kadar bay Alexis Leger Paris'te kaldı. 1929'da siyasal ve ticari işler müdürüydü. Bu atamadan beri bay Briand bay Briand'ın yerine geçti. Bay Laval ve bay Briand'ın, bay Tardieu bay Laval'ın, bay Herriot bay Tardieu'nun, bay Paul-Boncour bay Herriot'nun, bay Daladier bay Paul-Boncour'un, bay Barthou, bay Daladier'nin, bay Laval bay Barthou'nun, bay Flandin bay Laval'ın, ve bay Yvuon Delbos bay Flandi'nin yerine geçti. Ama bay Leger hep dışişleri bakanlığı genel sekreteridir. "Gerçek dışişleri bakanı kimdir? Temsilcilerinin gözlerinde Fransa'yı kim temsil ediyor? Bay Delbos mu? Hadi canım! Temsil eden, sürekli bakan, bay Alexis Leger'dir." M. Thorez (Euvres c XIV. Editions Sociales, Paris 1954, s. 269.
[20] M. Thorez, (Euvres, c. XIV, s. 149.
[21] Soylular sınıfının, papazlar sınıfının ve soylular ve papazlar dışında kalan halkın her birinin birer oyu vardı, ve genellikle papazlar sınıfı oyunu soylular sınıfının kullandığı yönde kullanırdı.
[22] L'Etat et la Révolution, s. 18.
[23] Maurice Thorez, Cahiers du bolchévisme, 1 Kasım 1936, "Déclaration à un journaliste du Temps", Euvres, kitap III, c. XIII, s. 101.
[24] 1914'ün hemen başında, burjuvazi, emperyalist savaşı daha rahat yürütmek için, olağan parlamenter etkinliğin askıya alındığını ilan ediyordu.
[25] M. Thorez, "Discours au VII. Congrès de l'Internationale Communiste", 3 Ağustos 1935. Euvres, kitap 2, c. IX, s. 121.
[26] M. Thorez, Euvres, kitap 2, c. IX, s. 121.
[27] Lénine, Euvres Choisies, c. II, s. 218.
[28] Aynı yapıt, c.U, s. 194 ve 244.
[29] Lénine, Euvres Complétes, c. XXII, s. 133, 134. Aktaran: Dımıtrov, Euvres Choisies, Editions Sociales, s. 138, 139.
[30] H. Barbusse, Paroles d'un combattant, s. 24.
[31] Ya da, proletaryanın zaferini ve halkın ezici çoğunluğunun sosyalizm yoluna geçişini öngören her tür demokrasiden yana olanlar.
[32] Dimitrov. "Le VII. Congrès de l'Internationale communisme (13 Ağustos 1935)", Euvres Choisies, Editions Sociales, 1952, s. 136-137.
[33] Lénine, "De l'Etat". L'Etat et la Révolution s. 123. [bkz: V. İ. Lenin, Marx-Engels-Marksizm, Ankara 1990, s. 302. -Ed.] f="#34">
[35] Dimitrov, Euvres Choisies, s. 137.
[36] M. Thorez, Euvres, kitap 2, c. VI, s. 170, 171.
[37] J. Stalin, "Sovyetler Birliği Komünist Partisi XIX. Kongresi Kapanış Toplantısı Konuşması", Son Yazılar, 1950-1953, s. 190.