27 Ağustos 2018

Ekim devriminin İki özelliği


Ekim Devrimi'nin, bu devrimin iç anlamını ve tarihsel önemini kavramak için, herşeyden önce açıklığa kavuşturulması gereken iki özelliği vardır.

Bu özellikler nelerdir?

Birincisi, bizde proletarya diktatörlüğünün, proletarya ile, proletarya tarafından önderlik edilen emekçi köylü kitleleri arasındaki ittifak temelinde ortaya çıkan bir iktidar olarak dünyaya gelmiş olması olgusudur. 

İkincisi, bizde proletarya diktatörlüğünün, kapitalizm, ka-pitalist açıdan daha gelişmiş diğer ülkelerde varlığını sürdürürken, kapitalist bakımdan daha az gelişmiş bir ülkede sosyalizmin zaferinin sonucu olarak sağlamlaşması olgusudur. Elbette bu, Ekim Devri-mi'nin başka hiçbir özelliği olmadığı anlamına gelmez. Fakat şu anda bizim için önemli olan, tam da bu iki özelliktir; çünkü bu özellikler, yalnızca Ekim Devrimi'nin özünü açıkça dile getirmekle kalmayıp, aynı zamanda "sürekli devrim" teorisinin opotünist niteliğini de parlak bir biçimde ortaya çıkarmaktadır.

Bu özellikleri kısaca inceleyelim.

Kent ve kır küçük burjuvazisinin emekçi kitleleri sorunu, bu kit-lelerin proletarya için kazanılması sorunu, proletarya devriminin son derece önemli bir sorunudur. Kent ve kır emekçi halkı iktidar uğrundaki mücadelede kimi destekleyecek, burjuvaziyi mi, yoksa proletaryayı mı, kimin yedeğini oluşturacak, burjuvazinin yedeğini mi, yoksa proletaryanın yedeğini mi — devrimin kaderi ve proletarya diktatörlüğünün sağlamlığı buna bağlıdır. Fransa'daki 1848 ve 1871 devrimlerinin başarısızlığa uğramalarının esas nedeni, köylü yedekle-rin burjuvazinin safında yer almasıdır. Ekim Devrimi ise, burjuvaziyi köylü yedeklerinden yoksun bırakmayı becerdiği, bu yedekleri prole-taryaya kazanmayı becerdiği, ve bu devrimde proletarya, kent ve kırın emekçi halkının milyonlarca kitlesinin tek önder gücü olduğu için zafer kazanmıştır.

Bunu kavramayan kişi, ne Ekim Devrimi'nin niteliğini, ne prole-tarya diktatörlüğünün özünü ve ne de proleter iktidarımızın iç politikasının özgünlüğünü asla kavramayacaktır.

Proletarya diktatörlüğü, "deneyimli bir stratejisyen"in dikkatli eliyle "ustalıkla" "seçilmiş" ve nüfusun şu ya da bu kesimine "akıllıca dayanan" basit bir hükümet doruğu değildir. Proletarya diktatörlüğü, ittifakın önder gücünün proletarya olması koşuluyla, sermayenin devrilmesi, sosyalizmin kesin zaferi için, proletaryanın ve köylülüğün emekçi kitlelerinin sınıf ittifakıdır.

Yani burada sorun, "sürekli devrim"in bazı diplomatça temsilcilerinin şimdi ifade etmekten hoşlandıkları gibi, köylü hareketinin devrimci potansiyelini "az biraz" küçümsemek ya da "az biraz" abartmak sorunu değildir. Burada sorun, Ekim Devrimi'nin sonucu olarak ortaya çıkan yeni proleter devletin özü sorunudur. Sorun, proleter iktidarın niteliği sorunu, proletarya diktatörlüğünün temelleri sorunudur. 
"Proletarya diktatörlüğü", diyor Lenin, "emekçilerin öncüsü pro-letarya ile, emekçilerin proleter olmayan çok sayıdaki katmanları (kü-çük burjuvazi, küçük mülk sahipleri, köylülük, aydınlar, vb.) arasındaki, ya da bunların çoğunluğu arasındaki sınıf ittifakının; ser-mayeye karşı ittifakın, sermayeyi tamamen devirmek, burjuvazinin di-rencini ve onun restorasyon girişimlerini tamamen bastırmak amacıyla bir ittifakın, sosyalizmin kesin kuruluşunu ve sağlamlaştırılmasını amaçlayan bir ittifakın özel bir biçimidir." (Bkz. Lenin, Bütün Eserler, C. 24, s. 311, Rusça.)
Ve daha ilerde:
"Proletarya diktatörlüğü, eğer bu Latince, bilimsel, tarihi-felsefi terimi daha basit bir dile çevirirsek, şu demektir: Ancak belli bir sınıf, yani kent işçileri ve genelde fabrika işçileri, sanayi işçileri; sermaye-nin boyunduruğunu silkip atma mücadelesinde, bizzat bu silkip atma süreci içinde, zaferi koruma ve sağlamlaştırma uğruna mücadelede, yeni, sosyalist toplum düzenini yaratmada, sınıfları tamamen ortadan kaldırma mücadelesinin tümünde, tüm emekçi ve sömürülen kitlelere önderlik edecek durumdadır." (Bkz. Lenin, Seçme Eserler, C. 9, s 468)
Lenin tarafından verildiği şekli ile proletarya diktatörlüğü teorisi budur.

Ekim Devrimi'nin özelliklerinden biri, bu devrimin, Lenin'in proletarya diktatörlüğü teorisinin klasik gerçekleştirilmesi olmasıdır.

Bazı yoldaşlar, bu teorinin, sadece Rus gerçekliği ile ilgisi olan, katıksız bir "Rus" teorisi olduğu görüşündedirler. Bu yanlıştır. Tamamen yanlıştır. Lenin, proletaryanın önderlik ettiği proleter olmayan sınıfların emekçi kitlelerinden söz ederken, yalnızca Rus köylülerini değil, fakat aynı zamanda, daha kısa bir süre öncesine kadar Rus sö-mürgeleri olan, Sovyetler Birliği'nin kenar bölgelerinin emekçi unsurlarını da kastetmektedir. Lenin, diğer milliyetlerin bu kitleleriyle ittifak kurmaksızın Rusya proletaryasının zafere ulaşamayacağını yorulmaksızın tekrarlamıştır. Ulusal sorun üzerine makalelerinde ve Komünist Enternasyonal kongrelerindeki konuşmalarında Lenin, tek-rar tekrar, ileri ülkelerin proletaryası ile köleleştirilmiş sömürgelerin ezilen halkları arasında devrimci bir ittifak, devrimci bir blok olmaksızın, dünya devriminin zaferinin olanaksız olduğunu söylemiştir. Ama sömürgeler; ezilen emekçi kitleler, ve herşeyden ön-ce de köylülüğün emekçi kitleleri değil de nedir? Sömürgelerin kurtuluşunun, özünde, proleter olmayan sınıfların emekçi kitlelerinin mali sermayenin baskısından ve sömürüsünden kurtuluşu sorunu olduğunu kim bilmez?

Ama bundan şu sonuç çıkar ki, Lenin'in proletarya diktatörlüğü teorisi, katıksız bir "Rus" teorisi değil, bütün ülkeler için koşulsuz ge-çerli bir teoridir. Bolşevizm, salt Rusya'ya özgü bir olay değildir. "Bolşevizm", diyor Lenin, "herkesin örnek alması gereken bir taktik örneğidir. (bkz. Lenin, Bütün Eserler, C. 23, s. 499).

Ekim Devrimi'nin ilk özelliğinin karakteristik çizgileri bunlardır.

Ekim Devrimi'nin bu özelliği açısından, Troçki'nin "sürekli devrim" teorisi ne âlemdedir?

Troçki'nin 1905 yılında, devrimci güç olarak köylülüğü "basitçe" unuttuğu ve "Defolsun Çar! Gelsin İşçi Hükümeti!" şiarını, yani köylülük olmaksızın bir devrim şiarını ortaya attığı zamanki tavrı üzerinde uzun uzadıya durmayacağız. "Sürekli devrim"in diplomatça savunucusu Radek bile şimdi, "sürekli devrim"in 1905 yılında gerçeklikten uzaklaşan bir "takla atma" anlamına geldiğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Şimdi herkes, artık bu "takla atma" ile uğraşmanın zahmete değmeyeceğini açıkça kabul etmektedir.

Troçki'nin savaş sırasındaki; örneğin 1915 yılında, "İktidar Mücadelesi" adlı makalesinde, "emperyalizm çağında yaşıyoruz", emperyalizm "burjuva ulusla eski rejimi değil, proletarya ile burjuva ulusu karşı karşıya getirir"den yola çıkarak, köylülüğün devrimci rolünün azalmak zorunda olduğu, topraklara elkonulması şiarının artık eskisi kadar önemli olmadığı sonucuna vardığı zamanki tavrı üzerinde de uzun uzadıya durmak istemiyoruz. Bilindiği gibi, Lenin o dönemde Troçki'nin bu makalesinin bir eleştirisinde, onu "köylülüğün rolünü" "yadsımak"la suçlamış ve "Troçki gerçekte, köylülüğün rolünün 'yadsıması'ndan, köylüleri devrim için ayaklandırmada irade yetersizliğini anlayan Rusya'nın liberal işçi politikacılarına yardım etmektedir!" demiştir." (Bkz. Lenin, Seçme Eserler, C. 5, s. 157.)

Daha ziyade, Troçki'nin bu sorundaki daha sonraki yazılarına, proletarya diktatörlüğünün artık sağlamlaşmış olduğu ve Troçki'nin "sürekli devrim" teorisini pratik temelinde sınayıp, hatalarını düzeltmek olanağına sahip olduğu dönemdeki yazılarına gelmek istiyoruz. "1905 Yılı" adlı kitaba Troçki'nin 1922 yılında yazdığı "önsöz"ü alalım. Troçki bu "önsöz"de "sürekli devrim" üzerine şunları söylüyor:
'Sürekli devrim' teorisi tanımını alan, Rusya'daki devrimci gelişmenin karakteri konusundaki görüşler, yazarın kafasında tam da 1905'in 9 Ocak'ıyla Ekim grevi arasındaki zaman dilimi içinde billurlaştı. Bu alimce tanım, Rus Devrimi'nin her ne kadar ivedilikle burjuva hedefleri olsa da, orada durup kalamayacağı düşüncesini dile getiriyordu. Devrim, önündeki burjuva görevleri, proletaryayı iktidara getirmekten başka bir yolla çözemeyecekti. Ama bu, [proletarya,—ÇN] iktirdarı ele geçirdikten sonra, kendini devrimin burjuva çerçevesiyle kısıtlayamayacaktı. Tam tersine, tam da zaferini güvence altına almak için proleter öncü, iktidarının daha ilk döneminde yalnızca feodal değil, fakat aynı zamanda burjuva mülkiyete de derinlemesine mü-dahale etmek zorunda kalacaktı. Bunu yaparken, onu devrimci mücadelesinin başlangıcında desteklemiş olan yalnızca tüm burjuva gruplaşmalarla değil, fakat aynı zamanda destekleriyle iktidara gelmiş olduğu köylülüğün geniş kitleleri ile  de düşmanca çatışmlara girecekti. Ezici çoğunluğu köylü olan bir nüfusa sahip geri bir ülkedeki işçi hükümetinin konumundaki çelişkiler anccak uluslararası ölçekte, proletaryanın dünya devrimi arenasında çözümünü bulabilecekti."
Troçki, "sürekli devrim"inden işte böyle söz ediyor.

Lenin'in proletarya diktatörlüğü teorisini, Troçki'nin "sürekli devrim" teorisinden ayıran tüm uçurumu anlamak için, bu alıntıyı yukarıda proletarya diktatörlüğü konusunda Lenin'in eserlerinden yapılan alıntılarla karşılaştırmak bile yeter.

Lenin, proletarya ile köylülüğün emekçi tabakaları arasındaki ittifaktan, proletarya diktatörlüğünün temeli olarak söz ediyor. Troç-ki'de ise, "proleter öncü" ile "köylülüğün geniş kitleleri" arasında """"düşmanca çatışmalar"    görülüyor.

Lenin, emekçi ve sömürülen kitlelere proletarya tarafından önderlik edilmesinden söz ediyor. Troçki'de ise, "ezici çoğunluğu köylü olan bir nüfusa sahip geri bir ülkedeki işçi hükümetinin konumundaki çelişkiler"   görülüyor.

Lenin'e göre devrim, gücünü herşeyden önce bizzat Rusya'nın işçi ve köylülerinden alır. Troçki'de ise, gerekli güçler """ancak proletaryanın dünya devrimi arenasından" alınabilir.

Ama eğer uluslararası devrim gecikecek olursa ne olacak? Bu durumda devrimimiz için herhangi bir umut ışığı var mı? Troçki'de hiç umut ışığı yoktur, çünkü "işçi hükümetinin konumundaki çelişkiler ...ancak.. proletaryanın dünya devrimi arenasında çözümünü bulabilecektir." Bu plana göre, devrimimiz için yalnızca tek perspektif  kalıyor: kendi öz çelişkileri içinde bitkisel bir hayat sürdürmek ve dünya devrimini beklerken çürüyüp gitmek.

 Lenin'e göre proletarya diktatörlüğü nedir?

Proletarya diktatörlüğü, "sermayeyi tamamen devirmek" için ve "sosyalizmin kesin kuruluşu ve sağlamlaştırılması" için, proletaryanın ve köylünün emekçi kitlelerinin ittifakına dayanan bir iktidardır.

Troçki'ye göre proletarya diktatörlüğü nedir?

Proletarya diktatörlüğü, "köylülüğün geniş kitleleri" ile "düşmanca çatışmalara" giren ve "çelişkilerin" çözümünü yalnızca "proletaryanın dünya devrimi arenasında" arayan bir iktidardır.

Bu "sürekli devrim teorisi", proletarya diktatörlüğü düşüncesini reddeden menşevizmin ünlü teorisinden ne ile ayrılmaktadır? 

Gerçekte hiçbir şeyle.

Bundan kuşku duymak imkânsızdır. "Sürekli devrim", köylü hareketinin devrimci potansiyelinin basitçe küçümsenmesi değildir. "Sü-rekli devrim", köylü hareketinin, Lenin'in proletarya diktatörlüğü teorisinin reddine götüren bir küçümsenmesidir.

Troçki'nin "sürekli devrimi", Menşevizmin değişik bir türüdür.

İşte, Ekim Devrimi'nin ilk özelliği açısından mesele böyledir.

Ekim Devrimi'nin ikinci özelliğinin karakteristik çizgileri nelerdir?

Emperyalizmi incelerken, özellikle savaş döneminde, Lenin, ka-pitalist ülkelerin iktisadi ve siyasi gelişmesinin eşitsizliği, sıçramalı niteliği yasasına vardı. Bu yasaya göre, işletmelerin, tröstlerin, sanayi dallarının ve tek tek ülkelerin gelişmesi, eşit bir şekilde değil, sabit bir sıralanışa göre değil, bir tröstün, bir sanayi dalının ya da bir ülke-nin tüm zaman boyunca önde gitmesi, diğer tröstlerin ya da ülkelerin sıraya göre birbiri ardında geri kalması şeklinde değil; tam tersine sıçramalı bir şekilde, bazı ülkelerin gelişmesinde duraklamalar ve diğer ülkelerin gelişmesinde ileriye doğru sıçramalarla olmaktadır. Bu durumda, geri kalan ülkelerin eski konumlarını korumak için "tamamen meşru" çabaları ve önde giden ülkelerin aynı şekilde "meşru" yeni konumlar ele geçirme çabalarının sonucu, emperyalist ülkeler arasında askeri çatışmaların kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmesi olmaktadır. Örneğin, yarım yüzyıl önce, Fransa ve İngiltere'ye kıyasla geri kalmış bir ülke olan Almanya'nın durumu böyleydi. Aynı şey, Rusya ile kıyaslandığında Japonya için de geçerlidir. Bununla birlikte  şu iyi biliniyor ki, 20. yüzyılın daha başında Almanya ve Japonya öy-lesine ileriye sıçramışlardı ki, Almanya Fransa'yı geçmeyi başarmış ve İngiltere'yi dünya pazarında sıkı bir şekilde zorlamaya başlamıştı, aynı şeyi Japonya, Rusya karşısında başarmıştı. Son emperyalist savaş da, bilindiği gibi, bu çelişkilerden çıktı. 

Bu yasa, şunlardan yola çıkar:

1— "Kapitalizm, bir avuç 'ileri' ülke tarafından, dünya nüfusunun muazzam çoğunluğunun sömürge zulmüne uğratılması ve mali bakımdan boğulmasının dünya sistemi haline gelmiştir." (Bkz. Le-nin'in "Emperyalizm"inin Fransızca baskısına önsöz, s. 13. )

2— "Bu 'ganimet'i, dünyaya hükmeden, dişlerine kadar silahlanmış, kendi ganimetlerini paylaşma uğrundaki kendi savaşlarına tüm dünyayı sürükleyen iki, üç haydut (Amerika, İngiltere, Japonya) paylaşmaktadır." (Aynı yerde.)

3— Mali baskının dünya sistemi içindeki çelişkilerin büyümesi ve askeri çatışmaların kaçınılmazlığı, emperyalizmin dünya cephesi-nin devrim tarafından kolaylıkla yararlanabilir hale gelmesine ve tek tek ülkeler tarafından bu cephenin yarılmasının muhtemel hale gelmesine yol açmaktadır.

4— Bu yarma, en büyük olasılıkla, emperyalist cephe zincirinin en zayıf olduğu, yani emperyalizmin en az donatımlı olduğu ve devri-min en kolay gelişebileceği noktalarda ve ülkelerde olacaktır.

5— Bundan dolayı, sosyalizmin tek  ülkede zaferi, —bu ülke kapitalist bakımdan daha az gelişmiş olsa bile— kapitalizmin diğer ülkelerde sürmesi halinde de —bu ülkeler kapitalist bakımdan daha gelişmiş olsa bile— tamamen mümkün ve olasıdır.

Lenin'in proletarya devrimi teorisinin temelleri kısaca bunlardır.

Ekim Devrimi'nin ikinci özelliği nerde yatar?

Ekim Devrimi'nin ikinci özelliği, bu devrimin, Lenin'in proletarya devrimi teorisinin pratik örnek numunesi olmasında yatar.

Ekim devriminin bu özelliğini kavramayan, ne bu devrimin uluslararası özünü, ne onun muazzam uluslararası kudretini, ne de onun dış siyasetinin özgünlüğünü asla kavramayacaktır.
"İktisadi ve siyasi gelişmenin eşitsizliği", der Lenin, "kapitaliz- min mutlak bir yasasıdır. Bundan şu sonuç çıkar ki, sosyalizmin zafe- ri başlangıçta birkaç kapitalist ülkede ya da tek başına alınan bir ülke- de bile olanaklıdır. Bu ülkenin muzaffer proletaryası, kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve kendi ülkesinde sosyalist üretimin örgütlenme- sinden sonra kendini diğer, kapitalist dünyanın karşııısııına koyacak ve diğer ülkelerin ezilen sınıflarını kendi yanına çekecek, onlarda kapita- listlere karşı isyanlar körükleyecek ve gerektiğinde sömürücü sınıflara ve onların devletlerine karşı hatta silah zoruna bile başvuracaktır." Çünkü "sosyalizmde ulusların özgür birleşmesi, sosyalist cumhuriyet- lerin geri kalmış devletlere karşı az çok uzun süren ve inatçı bir müca- delesi olmaksızın olanaksızdır." (Bkz. Lenin, Seçme Eserler, C. 5, s. 134-135.)
Bütün ülkelerin oportünistleri, proletarya devriminin —eğer onların teorilerine göre, devrim herhangi bir yerde başlayacak olur- sa— ancak sınai bakımdan gelişmiş ülkelerde başlayabileceğini, bu ülkeler sınai bakımdan ne kadar gelişmiş olursa, sosyalizmin zafer şansının o kadar büyük olduğunu iddia ediyorlar. Tek ülkede, üstelik de kapitalist bakımdan az gelişmiş bir ülkede, sosyalizmin zaferi olanağını ise tamamen ihtimal dışı gösteriyorlar. Daha savaş sırasında Lenin, emperyalist devletlerin eşitsiz gelişmesi yasasına dayanarak, oportünistlerin karşısına, kendi proletarya devrimi teorisini, tttek ülkede —bu ülke kapitalist bakımdan daha az gelişmiş olsa bile— sosyalizmin zaferi teorisini çıkarmıştır.

Bilindiği gibi, Ekim Devrimi, Lenin'in proletarya devrimi teorisi- nin doğruluğunu tamamıyla onaylamıştır.

Tek ülkede proletarya devriminin zaferine ilişkin Lenin'in teorisi bakış açısından Troçki nin sürekli devrimi nin durumu medir?

Troçki'nin "Devrimimiz" (1906) broşürünü alalım. Troçki şöyle yazıyor:
"Avrupa proletaryasının doğrudan devlet desteği olmadan, Rusya'nın işçi sınıfı iktidarı koruyacak ve geçici egemenliğini kalıcı bir sosyalist diktatörlüğe dönüştürecek durumda olmayacaktır. Bun- dan bir an bile kuşku duyulamaz."
Bu alıntı ne ifade etmektedir? Sosyalizmin tek ülkede, bu durum da Rusya'da, "Avrupa proletaryasının doğrudan devlet desteği olllma- dan",,, yani Avrupa proletaryası iktidarı ele geçirmeden önce, zafer kazanmasının olanaksız olduğunu ifade etmektedir.

Bu "teori" ile, Lenin'in "tek başına alınan bir kapitalist ülkede" sosyalizmin zaferi olanağına ilişkin önermesi arasında ortak ne vardır?

Açıktır ki, burada hiç bir ortak şey yoktur.

Ama varsayalım ki, Troçki'nin 1906'da, devrimimizin karakterini belirlemenin zor olduğu bir zamanda yayınlanan bu broşürü, istenme- den yapılan hatalar içermekte ve Troçki'nin daha sonraki bir dönemde ki görüşlerine tam olarak uymamaktadır. Troçki'nin bir başka broşürüne, 1917 Ekim Devrimi'nden önce yayınlanan ve şimdi (1924'te) "1917" kitabında yeniden basılan "Barış Programı"na bakalım. Bu broşürde Troçki, Lenin'in proletarya devrimi teorisini, tttek ülkede sosyalizmin zaferi teorisini eleştirmekte ve onun karşısına Avrupa Birleşik Devletleri şiarını çıkarmaktadır. Tek ülkede sosyalizmin zaferinin olanaksız olduğunu, sosyalizmin zaferinin ancak, Avrupa Birleşik Devletleri olarak birleşen, Avrupa'nın belli başlı birkaç ül- kesinde (İngiltere, Rusya, 
Almanya) zafer olarak mümkün olduğunu; yoksa tümüyle olanaksız olduğunu iddia etmektedir. Gayet açık bir dille "Rusya'daki ya da İngiltere'deki muzaffer bir devrim, Almanya'da bir devrim olmadan, ya da bunun tersi olmadan, düşünülemeyecek bir şeydir" demektedir.
"Birleşik Devletler şiarına karşı az çok somut biricik tarihsel argüman", diyor Troçki, "İsviçre'li 'Sosyal-Demokrat'ta (Bolşeviklerin o sıradaki merkez yayın organı. J. St.) şu cümlede formüle edilmişti: 'İktisadi ve siyasi gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır.' 'Sosyal-Demokrat' bundan, tttek ülkede sosyalizmin zaferi- nin mümkün olduğu ve bundan ötürü tek tek her devlette proletarya diktatörlüğünü Avrupa Birleşik Devletleri'nin yaratılmasına bağımlı kılmaya gerek olmadığı sonucunu çıkardı. Çeşitli ülkelerin kapitalist gelişmesinin eşitsiz olduğu, tamamen tartışma götürmez bir argümandır. Ama bu eşitsizliğin kendisi son derece eşitsizdir. İngiltere, Avusturya, Almanya ya da Fransa'nın kapitalist düzeyi bir ve aynı değildir. Ama Afrika ve Asya ile karşılaştırıldığında, bütün bu ülke- ler, sosyal devrim için olgunlaşmış olan kapitalist 'Avrupa'yı oluşturmaktadır. Hiçbir ülkenin mücadelesinde diğerlerini 'beklemek' zorunda olmadığı düşüncesi, paralel uluslararası eylem fikrinin yeri- ne, bekleyici uluslararası eylemsizlik fikri geçmesin diye tekrarlanması yararlı ve zorunlu olan önemli bir düşüncedir. Diğerlerini beklemeksizin, inisiyatifimizin diğer ülkelerdeki mücade- leye hız katacağından tamamen emin olarak, ulusal zeminde mücade- leye başlarız ve sürdürürüz; ama eğer bu olmazsa, örneğin devrimci bir Rusya'nın tutucu bir Avrupa karşısında tutunabileceğini, ya da sosyalist bir Almanya'nın kapitalist dünyada izole kalabileceğini düşünmek umutsuz bir şey olurdu; hem tarihsel deneyimler hem de teorik mülahazalar bunu kanıtlamaktadır."
Görüldüğü gibi, Avrupa'nın tayin edici ülkelerinde sosyalizmin eşzamanlı zaferi teorisinin tıpkısıyla, tek ülkede sosyalizmin zaferine ilişkin Lenin'in devrim teorisini dıştalayan bir kural olarak, karşı karşıyayız.

Söylemeye gerek yok ki, sosyalizmin tam zaferi için, eski düze- nin yeniden kurulmasına karşı tttam bir garanti için, birden çok ülkenin proleterlerinin ortak çabaları zorunludur. Söylemeye gerek yok ki, Rusya proletaryası, devrimimizin Avrupa proletaryası tarafından des- teklenmesi olmaksızın, genel saldırıya karşı koyamazdı, tıpkı, Batı'daki devrimci hareketin Rusya'daki devrim tarafından desteklen- mesi olmaksızın, bu hareketin Rusya'daki proletarya diktatörlüğü[nün kuruluşundan —ÇN] sonra gelişmeye başladığı hızla gelişemeyeceği gibi. Söylemeye gerek yok ki, desteğe ihtiyacımız var. Ama devrimi- mizin Batı Avrupa proletaryası tarafından desteklenmesi ne demektir? Avrupa işçilerinin devrimimize sempati duyması, emperyalistlerin müdahale planlarını başarısızlığa uğratmaya hazır olmaları — tüm bunlar bir destek, ciddi bir yardım mıdır? Kuşkusuz. Yalnızca Avrupalı işçilerin değil, fakat aynı zamanda sömürge ve bağımlı ülkelerin de bu desteği, bu yardımı olmasaydı, Rusya'daki proletarya diktatörlüğü zor durumda kalırdı. fiimdiye kadar bu sempati ve bu yardım, Kızıl Ordumuzun gücü ve Rusya işçilerinin ve köylülerinin sosyalist anavatanı canla başla savunmaya hazır oluşları ile birlikte, emperyalistlerin saldırılarını püskürtmeye ve ciddi bir inşa çalışması için zorunlu koşulları elde etmeye yetmiş midir? Evet, yetmiştir. Bu sempati artmakta mıdır, yoksa azalmakta mıdır? Hiç kuşkusuz, artmaktadır. O halde bizde, yalnızca sosyalist iktisadın örgütlenmesi işini ilerletmek için değil, ama aynı zamanda bizim tarafımızdan Batı Avrupa işçilerinin olduğu gibi Doğu'nun ezilen halklarının da destek- lenmesi için de elverişli koşullar var mıdır? Evet, vardır. Rusya'da proletarya diktatörlüğünün yedi yıllık tarihi canlı bir biçimde bunu gösteriyor. Bizde güçlü bir emek coşkunluğunun halihazırda başlamış olduğu yadsınabilir mi? Hayır, bu yadsınamaz.

Tüm bunlardan sonra, Troçki'nin, devrimci bir Rusya'nın tutucu bir Avrupa karşısında tutunamayacağı şeklindeki açıklaması ne anla ma gelebilir?

Ancak şu anlama gelebilir: Birincisi, Troçki devrimimizin içgücünü hissetmiyor; ikincisi, Troçki Batı'nın işçilerinin ve Doğu'nun köylülerinin devrimimize gösterdiği manevi desteğin paha biçilmez önemini kavramıyor; üçüncüsü, Troçki bugün emperyalizmi kemiren müzmin ağır iç hastalığı kavramıyor.

Lenin'in proletarya devrimi teorisini eleştirme ateşi içinde Troç- ki, 1917'de yayınlanan ve 1924'te yeniden basılan "Barış Programı" broşüründe, farkında olmadan başını taşa vurmuştur.Ama belki bu broşür de eskimiş ve herhangi bir nedenden dolayı Troçki'nin bugünkü görüşlerine uymamaktadır? Troçki'nin, proletarya devriminin tttek ülllkede,,, Rusya'da, zaferinden sonra yazılmış olan daha sonraki yazılarını alalım. Örneğin, Troçki'nin, "Barış Programı" broşürünün yeni baskısı için 1922'de yazdığı "Sonsöz"ünü alalım. Bu "Sonsöz"de şunları yazıyor:
"'Barış Programı'nda defalarca tekrarlanan, proletarya devriminin ulusal çerçeve içinde zaferle sonuna kadar götürülemeyeceği iddiası, bazı okurlara elbette, Sovyet Cumhuriyetimizin nerdeyse beş yıllık deneyimiyle çürütülmüş gibi görünebilir. Ama böyle bir sonuç çıkarmak asılsız olurdu. İşçi devletinin tttek,,, hem de üstelik geri kalmış bir ülkede tüm dünyaya karşı tutunabilmiş olması olgusu, proletaryanın diğer, daha ileri, daha uygar ülkelerde hakiki mucizeler yaratabilecek olan muazzam gücüne tanıklık etmektedir. Ama biz dev- let olarak siyasi ve askeri bakımdan tutunabildiğimiz halde, sosyalist bir toplumun yaratılmasına kesinlikle varmış, ya da buna yaklaşmış bile değiliz… Diğer Avrupa ülkelerinde burjuvazi iktidarda durduğu sürece, iktisadi soyutlanmaya karşı mücadelemizde kapitalist dünya ile bir anlaşma aramak zorundayız; aynı zamanda şu kesinlikle söyle- nebilir ki, bu anlaşmalar, en iyi halde, şu ya da bu iktisadi yarayı sarmamız da, ileriye doğru şu ya da bu adımı atmamızda bize yardım edebilir, ama Rusya'da sosyalist iktisadın gerçek bir ilerlemesi ancak Avrupa'nın en önemli ülkelerinde proletaryanın zaferiiinden sonra* mümkün olacaktır."
İşte gerçeğe karşı açıkça suç işleyen ve inatla "sürekli devrim"i kesin yıkımdan kurtarmaya çabalayan Troçki böyle söylüyor.

Şu çıkıyor ki, ne yapılırsa yapılsın, sosyalist toplumun yaratılmasına "varmamakla" kalmamış, tersine ona "yaklaşmamışız bile". Demek ki bazıları "kapitalist dünya ile anlaşma" yapmayı ummuşlar, ama görüldüğü gibi, bu anlaşmadan da bir şey çıkmıyor, çünkü ne yapılırsa yapılsın, "Avrupa'nın en önemli ülkelerinde" prole- tarya zafer kazanmadığı sürece, "sosyalist iktisadın gerçek bir ilerle- mesi" olmayacaktır.

Ama Batı'da zafer henüz kazanılmadığı için, Rusya'daki devrime sadece şu "seçenek" kalmaktadır: ya çürüyüp gitmek, ya da bir burjuva devletine yozlaşmak.

Troçki iki yıldan beri Partimizin "yozlaşması"ndan boşuna söz etmiyor.

Troçki geçen yıl ülkemizin "mahvolacağı" kehanetinde boşuna bulunmadı.

Bu garip "teori"yi Lenin'in "sosyalizmin tek ülkede zaferi" teorisiyle nasıl bağdaştırmalı?

Bu garip "perspektif"i, Lenin'in Yeni Ekonomik Politika'nın bize "sosyalist iktisadın temellerini inşa etme" olanağını vereceği şeklindeki perspektifiyle nasıl bağdaştırmalı?

Bu "sürekli" umutsuzluğu, örneğin Lenin'in şu sözleriyle nasıl uyum içine sokmalı?
"Şimdi artık sosyalizm, uzak geleceğin bir sorunu ya da herhangi soyut bir şema ya da herhangi bir aziz tablosu sorunu değildir. Aziz tablolarına ilişkin eski, çok kötü görüşümüzü halen koruyoruz. Sosyalizmi günlük yaşantının içine çekmiş bulunuyoruz, ve işte burada doğru yolu bulmamız gerekiyor. Günümüzün görevi, çağımızın göre- vi budur. İzin verirseniz, sözlerimi, ne kadar zor olursa olsun, önceki görevimize kıyasla ne kadar yeni olsa da ve bize ne kadar çok güçlük çıkarırsa çıkarsın, bu görevi hep birlikte, hemen yarın değil ama, bir- kaç yıl içinde ne pahasına olursa olsun çözeceğimize, böylece NEP Rusyası'nın sosyalist Rusya haline geleceğine olan inancımı
belirterek bitireyim." (Bkz. Lenin, Seçme Eserler, C. 9, s. 412. [s. 414.)
Troçki'nin bu "sürekli" karamsarlığını, Lenin'in örneğin şu sözleriyle nasıl uyum içine sokmalı?
"Gerçekten de, tüm büyük çaplı üretim araçları üzerinde devletin tasarruf yetkisi, devlet iktidarının proletaryanın ellerinde olması, bu proletaryanın milyonlarca küçük ve küçücük köylülerle ittifakı, bu proletaryanın köylülük karşısındaki yönetici konumunun güvenlik altına alınmış olması vs. — tüm bunlar, daha önce küçümseyerek bezirgânlık olarak gördüğümüz ve şimdi, NEP düzeninde bazı bakımlardan öyle görmekte haklı olduğumuz kooperatiflerden, sadece kooperatiflerden hareket ederek, tam bir sosyalist toplumu kurmak için gerekli olan herşey değil mi? Bu, henüz sosyalist bir toplumun kuruluşu değildir, ama bu kuruluş için gerekli ve yeterli olan herşeydir." (Bkz. Aynı yerde, s. 437.)
Burada hiçbir uyum olmadığı ve olamayacağı açıktır. Troçki'nin "sürekli devrim"i, Lenin'in 
proletarya devrimi teorisinin yadsımasıdır; ve bunun tersi olarak, Lenin'in proletarya devrimi teorisi, "sürekli devrim" teorisinin yadsımasıdır.

Devrimimizin güçlerine ve yeteneklerine inançsızlık, Rusya proletaryasının güçlerine ve yeteneklerine inançsızlık — işte "sürekli devrim" teorisinin temeli budur.

fiimdiye kadar genellikle, "sürekli devrim" teorisinin biiir yanı öne çıkarıldı — köylü hareketinin devrimci potansiyeline inançsızlık. Bu- gün, doğruluk uğruna, bu yan bir başka yanla —Rusya proletaryasının güçlerine ve yeteneklerine inançsızlıkla— tamamlanmalıdır.

Troçki'nin teorisi, Menşevizmin, proletarya devrimi önce "Batı Avrupa'nın belli başlı ülkelerinde" zafer kazanmadan, sosyalizmin tttek ülkede, ve üstelik de geri bir ülkede zaferi olanaksızdır teorisinden ne ile ayrılmaktadır?

Aslında hiçbir şeyle.

Bundan kuşku duymak imkânsızdır. Troçki'nin "sürekli devrim" teorisi, Menşevizmin değişik bir 
türüdür.

Son zamanlarda basınımızda, "sürekli devrim" teorisini, Leni- nizmle bağdaşır bir şey olarak yutturmaya çalışan çürük diplomatlar ortaya çıkmıştır. Elbette, diyorlar, bu teorinin 1905 yılında işe yaramaz olduğu görüldü. Ama Troçki'nin hatası, 1905'teki duruma o sırada uygulanamayacak olan bir şeyi uygulamaya çalıştığından, o sırada çok önden gitmesidir. Ama daha sonra, diyorlar, örneğin Ekim 1917'de, devrim tamamen olgunlaştığında, Troçki'nin teorisinin tama- men yerinde olduğu görülmüştür. Bu diplomatların başında gelen kişinin Radek olduğunu tahmin etmek zor değildir. 

Dinleyin:
"Savaş, toprak elde etmek isteyen ve barışı özleyen köylülük ile, küçük-burjuva partiler arasında bir uçurum açtı; savaş, köylülüğü, işçi sınıfının ve onun öncüsü Bolşevik Partisi'nin önderliği altına soktu. İşçi sınıfının ve köylülüğün diktatörlüğü değil, köylülüğe da- yanan işçi sınıfının diktatörlüğü olanaklı hale geldi. Rosa Luxemburg ve Troçki'nin 1905'te Lenin'e karşı ileri sürdükleri şey (yani "sürekli devrim" —J. St.)'in, gerçekte, tarihsel gelişmenin ikinci aşaması olduğu görüldü.
Buradaki her bir söz bir çarpıtmadır.

Savaş sırasında "işçi sınıfının ve köylülüğün diktatörlüğü(nün) değil, köylülüğe dayanan işçi sınıfının diktatörlüğü(nün) olanaklı ha- le geldiği doğru değildir. Gerçekte, 1917 fiubat Devrimi, burjuvazinin diktatörlüğüyle özgün bir biçimde içiçe girmiş olan proletaryanın ve köylülüğün diktatörlüğünün gerçekleştirilmesiydi.

Radek'in mahçup bir şekilde suskunlukla geçiştirdiği "sürekli devrim" teorisinin, 1905 yılında Rosa Luxemburg ve Troçki tarafından öne sürüldüğü doğru değildir. Gerçekte bu teori Parvus ve Troçki tarafından öne sürülmüştür. fiimdi, on ay sonra, Radek kendini düzelt- mekte ve "sürekli devrim" teorisi yüzünden Parvus'u paylamayı gerek- li görmektedir. Ama doğruluk Radek'ten, Parvus'un ortağı Troçki'nin de paylanmasını talep ediyor.

1905 Devrimi tarafından bir kenara fırlatılan "sürekli devrim"in, "tarihsel gelişmenin ikinci aşaması"nda, yani Ekim Devrimi sırasında doğru olduğunun görüldüğü doğru değildir. Ekim Devrimi'nin tüm seyri, tüm gelişmesi, "sürekli devrim" teorisinin tam iflasını, Leniniz- min temelleriyle kesinlikle bağdaştırılamayacağını açıkça göstermiş ve tanıtlamıştır.

Tatlı söylevler ve çürük diplomasi, "sürekli devrim" teorisi ile Leninizm arasındaki derin uçurumu gizleyemez.