02 Ocak 2018

Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü

Viladimir İliç Lenin Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü 

PROLETARYA VE KÖYLÜLÜĞÜN DEVRİMCİDEMOKRATİK DİKTATÖRLÜĞÜ [1*]

SOSYAL-DEMOKRASİNİN geçici devrimci hükümete katılması sorunu, olayların akışından çok, sosyal-demokrat bir eğilimin teorik usavurmaları tarafından gündeme getirilmiş bulunuyor. Sorunu ilk kez ortaya atan Martinov'un düşüncelerini, iki sayıda (n° 13 ve 14) tahlil etmiştik. Sorunun uyandırdığı ilgi öylesine büyük ve bu düşünceler tarafından yolaçılan yanlış anlamalar (özellikle Iskra n° 93'e bakınız) öylesine aşırı ki, bu sorun üzerinde bir kez daha durmak gerekiyor. Sosyal-demokratlar, bu sorunu yakında, teorik plandakinden başka türlü çözme zorunda kalmamız olasılığını ne biçimde tasarlarlarsa tasarlasınlar, ivedi ereklerimizdeki açıklık, parti için bir zorunluluktur. Bu konuda açıklık olmadıkça, kararsızlık ve duraksamalardan yoksun bir propaganda ve bir ajitasyon, daha şimdiden olanaksız olur. 

Tartışılan sorunun özünü ortaya koymaya çalışalım. Eğer ödünlerle yetinmek değil, ama mutlak hükümdarlığı gerçekten yıkmak istiyorsak, çar hükümetinin yerine, ilkin genel, dolaysız, eşit ve gizli oyla seçilmiş Kurucu meclisi toplanmaya çağıracak, ve sonra da seçimlerin tam ve gerçek özgürlüğünü sağlayacak geçici bir devrimci hükümet geçirmeye çalışmalıyız. Bunu dedikten sonra, insan kendi kendine şöyle soruyor: Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin bu geçici devrimci hükümete katılması doğru olur mu? Partimizdeki oportünist eğilim sözcüleri, özellikle Martinov, sorunu, daha 9 Ocaktan önce ilk kez olarak ortaya atmışlar, ve İskra tarafından izlenen Martinov da, bunu olumsuz olarak yanıtlamıştı. Martinov eğer devrimi iyi örgütlemeyi başarırsak, eğer partimiz silahlı halk ayaklanmasının yönetimini eline alırsa, geçici devrimci hükümete girme zorunda kalacağımızla korkutarak, sosyal-demokratların görüşlerini saçma sonuçlara değin götürmeye çalışıyordu. Geçici devrimci hükümete girme, ona göre, kabulü olanaksız bir "iktidara geçme", sosyal-demokrasi gibi bir sınıf partisi için hoşgörülmez "bayağı bir jorecilik" idi.

Bu görüşü savunanların tanıtlaması üzerinde duralım. Geçici hükümete katılarak, deniyor bize, sosyal-demokrasi iktidarı eline alacak; oysa, sosyal-demokrasi, proletarya partisi, azami programımızı gerçekleştirmeye girişmeksizin, yani sosyalist devrimi yapmaya girişmeksizin, iktidarı eline alamaz. Ve eğer şimdiden bu işe girişirse, kesin olarak kendisini saygınlıktan düşürmek ve gericiliğin işine yaramaktan başka bir sonuç veremeyecek bir yenilgiye uğrar. Bundan ötürü sosyal-demokrasinin geçici devrimci hükümete girmesi, kabulü olanaksız bir şeydir. 

Bu usavurma, demokratik devrim ile sosyalist devrimin, cumhuriyet için savaşım (tüm asgari programımız için savaşım dahil) ile sosyalizm için savaşımın birbirine karıştırılmasına dayanıyor. Sosyal-demokrasi, eğer sosyalist devrimi ivedi amacı durumuna getirmeye kalkışırsa, kendini gerçekten saygınlıktan düşürür. Sosyal-demokrasinin, "sosyalist-devrimciler"imizde her zaman savaşmış bulunduğu şeyler, bu karışık ve bulanık fikirlerin ta kendisidir. Sosyal-demokrasi, işte bu nedenle, gelecek Rus devriminin burjuva niteliği üzerinde her zaman önemle durmuş, işte bu nedenle asgari demokratik program ve azami sosyalist program arasında kesin bir ayrım yapılmasını istemiştir. Kendiliğinden olaylara boyun eğmeye yatkın bazı sosyal-demokratlar, devrim sırasında bütün bunları unutabilirler; parti, unutamaz. Bu yanlış düşüncenin savunucuları temel bilgiler karşısında secdeye kapanıyor ve işlerin gidişinin sosyal-demokrasiyi, istemeye istemeye, sosyalist devrimi başlatma zorunda bırakacağını sanıyorlar. Eğer böyle olsaydı, programımız yanlış olur ve "işlerin gidişi"ne uygun düşmezdi; kendiliğindencilik karşısında boyun eğenler işte bundan korkuyorlar; programımızın doğruluğu için tir tir titriyorlar. Ama (gazete yazılarımızda psikolojik açıklamasını vermeye çalıştığımız) korkuları iyiden iyiye yersizdir. Programımız doğrudur. Bunu işlerin gidişinin ta kendisi, kuşkusuz ve giderek daha açık bir biçimde tanıtlayacaktır. Cumhuriyet için canımızı dişimize takarak savaşma mutlak zorunluluğunu bize işlerin akışı "kabul ettirecek", pratik etkinlikte, güçlerimizi, siyasal bakımdan etkin proletaryanın güçlerini tastamam bu yöne, işlerin gidişi yöneltecektir. İşlerin gidişi, demokratik devrim sırasında, bize hayati çıkarları asgari programımızın ta kendisinin gerçekleşmesini gerektirecek küçük-burjuvazi ve köylülükten gelme böylesine bir müttefikler çoğunluğunu kaçınılmaz bir biçimde kabul ettireceği içindir ki, azami programa çok zamansız bir geçişten duyulan her korku son derece gülünçtür. 

Ama, öte yandan, küçük-burjuva demokrasisinden gelen bu müttefikler, belli bir eğilimdeki sosyal-demokratlar arasında yeni korkular, özellikle "bayağı jorecilik" korkusu uyandırırlar. Amsterdam kongresi[2*] kararı, burjuva demokrasisi ile hükümete katılmayı yasaklar; bu, joreciliktir; bu, proletaryanın çıkarlarına ne yaptığını bilmeden ihanet etmek, proletaryayı burjuvazinin kuyruğuna takmak, gerçekte burjuva toplumda onun için kesinlikle ulaşılmaz olan yapmaca bir iktidar parlaklığı ile proletaryayı bozmaktır. 

Bu usavurma da daha az yanlış değildir. Sahiplerinin iyi kararları ezbere bildiklerini, ama anlamını kavrayamamış bulunduklarını gösterir - bazı anti-joreci sözleri bilirler bunlar, ama bu sözlerin anlamını kavramadıkları için, yerli-yersiz kullanırlar; uluslararası devrimci sosyal-demokrasinin son derslerinin özünü değil, sözünü kavramışlardır. Joreciliği diyalektik materyalizm açısından yargılamak isteyen birinin, öznel nedenler ile nesnel tarihsel koşullar arasında kesin bir ayrım yapması gerekir. Bu "deney"in nesnel koşulları şunlardı: Fransa'da cumhuriyet bir olgu idi ve hiçbir ciddi tehlike onu tehdit etmiyordu; işçi sınıfı, kendi sınıfsal bağımsız siyasal örgütlenmesini geliştirme yolunda tam bir olanağa sahipti, ama -önderlerinin parlak ve bol parlamenter uygulamaları tarafından, belli bir ölçüde etkilenmesi nedeniyle- bu olanaktan yeterince yararlanmıyordu; tarih daha o zamandan, gerçeklikte, işçi sınıfı önünde, Millerand'ların küçük toplumsal reformlar vaadederek proletaryayı caydırdıkları sosyalist devrim sorununu koymuş bulunuyordu. 

Şimdi Rusya’yı düşünün. Parvus, ya da Vperyod'da yazan arkadaşlar, bu erekle devrimci burjuva demokrasisiyle ittifak kurarak, cumhuriyeti savunmak istiyorlar - onların öznel görüşleri, bu. Nesnel koşulları, Fransa'da varolmuş olan nesnel koşullardan, yerle gök kadar ayrı. Nesnel bir açıdan, olayların tarihsel akışı, şimdi Rus proletaryasının önüne (kısa kesmek için, tüm içeriğini cumhuriyet sözcüğünde özetlediğimiz) burjuva demokratik devrim sorununu koyuyor; bu sorun, kendini, tüm halk, yani küçük-burjuva ve köylüler yığını karşısına koyuyor; bu devrim olmaksızın, sosyalist devrim bakımından proletaryanın bağımsız bir sınıf örgütünün hiçbir ciddi gelişmesi düşünülemez. 

Nesnel koşulların farklılığını somut bir biçimde gözönüne getirin ve söyleyin: Bu farklılığı unutarak, kendilerini bazı sözcüklerin benzerliğine, bazı harflerin benzeşmesine, nesnel güdülerin özdeşliğine kaptıran kimseler üzerine ne düşünmeli? 

Fransa’da, kendini doğrulamak için, cumhuriyeti savunma öznel niyetini haksız yere öne süren Jaurès, burjuva toplumsal reform karşısında boyuneğdi diye, biz Rus sosyal-demokratlar, cumhuriyet uğruna ciddi olarak savaşmaktan vazgeçeceğiz! Yeni-İskra'nın yüksek bilgeliği, işte bu sonuca varıyor. 

Halkın küçük-burjuva yığınıyla ittifak kurmadıkça, proletaryanın cumhuriyet için savaşımının, gerçekte anlaşılmaz bir şey olduğu açık değil mi? Proletarya ve köylülüğün devrimci diktatörlüğü olmaksızın, bu savaşımda bir başarı umudu gölgesi bile olamayacağı açık değil mi? Burada tartışılan görüşün başlıca kusurlarından biri de, onun yaşam eksikliği, biçimciliği, zamanın devrimci koşullarını gözden yitirmesidir. Cumhuriyet için savaşmak ve aynı zamanda da devrimci demokratik diktatörlükten vazgeçmek. Oyama'nın, Muhden'e, girme düşüncesinden önceden vazgeçerek, bu kent önünde Kropotkin ile boy ölçüşmek istemesine benzer. Eğer, devrimci halk, yani proletarya ve köylüler olarak, biz mutlakiyeti "birlikte yenmek" istiyorsak, kaçınılmaz restorasyon girişimlerini de birlikte durdurmak, birlikte ortadan kaldırmak, birlikte püskürtmek zorundayız! (Her türlü yanlış anlamadan sakınmak için bir kez daha yineleyelim, biz cumhuriyetten, bir hükümet biçiminden çok, asgari programımızın tüm demokratik reformlar bütününü anlıyoruz.) Her şeyin, yavaş yavaş ve düzenli olarak yükselen bir doğru çizgi üzerindeymiş gibi, "sıçrama"sız gideceğini: sıranın, ilkin sanki liberal büyük burjuvazi ve mutlakiyetten küçük ödünlerin, sonra devrimci küçük-burjuvazi ve demokratik cumhuriyetin, ve en sonra da proletarya ve sosyalist devrimin olacağını düşünmek için, gerçekte çocukça bir tarih fikrine sahip olmak gerek. Bu tablo, büyük çizgileri içinde, Fransızların dediği gibi "uzun vadede", diyelim, yüzyıllık bir dönem için (örneğin Fransa'da, 1789'dan 1905'e değin) doğrudur; ama devrimci bir dönemde, kendine bu şemaya göre bir eylem planı çizmek için olağanüstü bir hamkafa olmak gerekir. Eğer Rus mutlakiyeti işin içinden şimdi bile güdük bir anayasa ile sıyrılamıyorsa, yalnızca sarsılmış değil, ama gerçekten devrilmiş bulunuyorsa, bu kazanımı korumak için elbette bütün öncü sınıfların engin bir devrimci çabası gerekecektir. Ve bu kazanımı "kurtarmak" demek, proletarya ve köylülüğün devrimci diktatörlüğüne başvurmak demektir, başka bir şey değil! Bugün ne kadar çok kazanır, kazanımlarımızı ne kadar gözüpeklik ile savunursak, kaçınılmaz gericiliğin daha sonra bize yitirteceği şey o kadar küçük olacak, bu gericilik aralığı o kadar az sürecek, ve bizden sonra gelecek proleter savaşçıların işi o kadar kolaylaşacaktır. 

Ve gelecekteki şatafatsız kazanımlar parçamızı önceden, savaştan önce, "İlovayski tarzında",[3*] elifi elifine ölçmek isteyen kimseler, mutlakiyetin devrilmesinden önce, hatta 9 Ocaktan önce, devrimci demokratik diktatörlük korkuluğunu göstererek, Rusya işçi sınıfına korku salmayı uygun görmüş kimseler de bulunur. Ve bu adamlar devrimci, sosyal-demokratlar adına atıp tutarlar...

Devrimci burjuva demokrasisi ile geçici hükümete katılmak diyerek dolanırlar, ala bu, burjuva rejimi onaylamak, kapitalistleri ve polisi, işsizlik ve sefaleti, mülkiyet ve fuhuşu onaylamak demektir! Bu kanıt, anarşistlere ya da narodniklere yaraşır. Sosyal-demokrasi, siyasal özgürlük için savaşımdan, bunun bir burjuva siyasal özgürlüğü olduğu bahanesi ile yançizmez. Sosyal-demokrasi, burjuva rejimin "onaylanması”nı, tarihsel açıdan gözönünde tutar. Feuerbach'a, Büchner, Vogt ve Moleschott'un materyalizmini onaylayıp onaylamadığını sordukları zaman, şöyle yanıtlar: "Ben materyalizmi geçmişe oranla onaylıyorum, ama geleceğe oranla değil." Sosyal-demokrasi de, burjuva rejimi, işte tastamam bu biçimde onaylar. O, burjuva demokratik rejimi, burjuva feodal mutlakiyet rejimine oranla onayladığını söylemekten hiçbir zaman korkmamıştır ve hiçbir zaman korkmayacaktır. Ama o, burjuva cumhuriyeti, yalnızca sınıf egemenliğinin son biçimi olarak, yalnızca proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımına en elverişli alan olarak "onaylar"; o, onu hapishaneleri ve polisi, mülkiyeti ve fuhuşu nedeniyle değil, ama bu sevimli kurumlara karşı geniş ve özgür bir savaşım ereğiyle onaylar. 

Sosyal-demokrasinin, geçici devrimci hükümete katılarak, kendini hiçbir tehlikeye atmadığını ileri sürmekten elbette uzağız. Hiçbir tehlike içermeyen ne bir savaşım biçimi ve ne de siyasal durum vardır ve olabilir. Eğer devrimci sınıf içgüdüsü yoksa, bilimsel bir düzeyde bütünsel dünya görüşü yoksa, eğer (yeni-iskracı arkadaşlar beni bağışlasın) kafada beyin yoksa, o zaman grevlere katılmak bile tehlikelidir, insanı ekonomizme götürebilir; parlamenter savaşıma katılmak bile tehlikelidir, insan, soluğu parlamenter alıklıkta[4*] alabilir; zemstvoların liberal demokrasisini desteklemek bile tehlikelidir, "zemstvolar kır planı"na yolaçabilir. Bu durumda Jaurès ve Aulard'ın Fransız devrimi üzerine güzel yapıtlarını okumak bile tehlikelidir - çünkü bu, Martinov'un iki diktatörlük üzerindeki broşürüne götürebilir. 

Elbette, eğer sosyal-demokrasi, proletaryayı küçük- burjuvaziden ayıran sınıf özelliklerini bir an olsun unutsaydı, eğer güvene değmez bir entelektüel küçük-burjuva parti ile hiç yeri yokken elverişsiz bir ittifak yapsaydı, eğer kendi öz ereklerini ve (siyasal durum ve konjonktürler ne olursa olsun, siyasal dönemeç ve devrimler ne olursa olsun) en başta proletaryanın sınıf bilincini ve bağımsız siyasal örgütlenmesini geliştirme zorunluluğunu bir an bile gözden yitirseydi, geçici devrimci hükümete katılma son derece tehlikeli olurdu. Ama, bu koşullar içinde, yineliyoruz, hangi siyasal eylem olursa olsun, aynı ölçüde tehlikelidir. Çok basit birkaç veri, devrimci sosyal-demokrasi tarafından güncel olarak saptanmış bulunan ivedi ereklerle bu olası tehlikeler arasında bir ilişki kurmanın ne ölçüde haksız olduğunu gösterecektir. Kendimizden sözetmeyecek, Vperyod gazetesinin, bu konu üzerindeki birçok bildirim, uyarı ve haberini yinelemeyeceğiz. Parvus'u anmak bize yetecek. Sosyal-demokrasinin geçici devrimci hükümete girmesinden yana çıkmakla birlikte, Parvus, hiçbir zaman unutmamamız gereken koşulları aşırı bir etkinlik ile belirtir: birlikte vurmak, ayrı ayrı yürümek, örgütleri karıştırmamak, müttefikimizi bir düşman gibi gözlemek, vb.. Sorunun, dizi yazımızda daha önce açıklanmış bulunan bu yönü üzerinde durmayacağız. 

Hayır, sosyal-demokrasiyi tehdit eden gerçek siyasal tehlike, bugün, yeni-İskra'nın onu aradığı yerde değil. Bizi kurtarması gereken şey proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü fikri değil, ama proletarya partisini bozan ve kendini süreç-örgütlenme üzerinde, süreç silahlanma üzerinde vb. gösteren bu kuyrukçu ve cançekişmekte olan anlayıştır. Örneğin İskra'nın, geçici devrimci hükümet ile, proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü arasında bir ayrım yapmaya yönelen en son girişimine bakın. Kısır bir skolastik örneği değil mi? Bu ayrımları türeten kimseler, güzel sözler sıralamaya yetenekli, ama düşünmeye hiç mi hiç yeteneksiz kimselerdir. Bu iki kavram arasında, aşağı-yukarı, hukuksal biçim ile sınıfsal içerik arasındaki ilişkinin tıpkısı vardır. Kim ki: "geçici devrimci hükümet" derse, kâvramın kamu hukuku yönünü, hükümetin kaynağını yasadan değil, ama devrimden aldığı, ve gelecekteki kurucu meclise bağlanan, geçici bir nitelik taşıdığı olgusunu belirtmiş olur. Ama biçimi, kökenleri, koşulları ne olursa olsun, geçici devrimci hükümetin, her durumda bazı sınıflara dayanmaktan geri kalamayacağı açıktır. Geçici devrimci hükümetin, proletarya ve köylülüğün devrimci bir diktatörlüğünden başka bir şey olamayacağını görmek için, bu ilkel gerçeği anımsamak yeter. Bundan ötürü, İskra tarafından yapılan ayrım, partiyi geriye, kısır söz tartışmalarına götürür ve onu Rus devrimindeki sınıf çıkarlarının somut tahlilinden alıkoyar. 

Ya da İskra'nın bir başka usavurmasına bakın. İskra, "Yaşasın geçici devrimci hükümet!" çığlığı konusunda, "yaşasın!" ve "hükümet" sözcüklerinin birleşmesinin, "dudakları kirlettiği"ni bilgiç bilgiç gözler önüne seriyor. Boş bir lafazanlık değil mi bu? İnsanlar mutlakiyeti yıkmaktan sözediyor ve devrimci hükümete yaşasın derken kirlenmekten korkuyorlar! Gerçekte, cumhuriyete yaşasın derken kirlenmekten korkmamaları şaşırtıcı: çünkü cumhuriyet, zorunlu olarak bir hükümet içerir ve hiçbir sosyal-demokrat bunun bir burjuva hükümet olacağından hiçbir zaman kuşku duymamıştır. Öyleyse geçici bir devrimci hükümeti alkışlamak ile demokratik bir cumhuriyeti alkışlamak arasında ne fark var? En devrimci sınıfın siyasal yol göstericisi olan sosyal-demokrasi, asma yaprağının zorunluluğu üzerinde cilvelerle direnen kansız ve isterik bir yaşlı kıza mı benzemeli? Burjuva demokratik hükümeti içeren bir kurumu alkışlamak, serbest, ama geçici devrimci demokratik hükümeti, açıkça alkışlamak yasak olacak. Şu tabloyu tasarlayın. İşçi ayaklanması Petersburg'da zafer kazanmış. Mutlakiyet yıkılmış. Geçici devrimci hükümet ilan edilmiş. Silahlı işçiler keyifli keyifli haykırıyor: "Yaşasın geçici devrimci hükümet!" Ama, bir köşede, temiz gözlerini göğe kaldıran ve duygulu yürekleri çarpan yeni-iskracılar, şöyle söyleniyor: "Bu günahkârlara benzemediğimiz, ve dudaklarımızı bu sözcüklerin çiftleşmesi ile kirletmediğimiz için, sana şükürler olsun Tanrım..." 

Hayır, bin kez hayır, yoldaşlar! Devrimci burjuva demokrasisi müttefikleri olarak, hiçbir şey karşısında durmaksızın, cumhuriyetçi devrimde en etkili payı alarak kirlenmekten korkmayın. Tehlikeleri abartmayın: örgütlenmiş proletaryamız bu tehlikenin üstesinden kolayca gelecektir. Proletarya ve köylülerin birkaç aylık devrimci diktatörlüğü, dingin ve sersemleştiren bir hava içindeki onlarca yıllık siyasal  durgunluktan daha çok şey yapacaktır. Rus işçi sınıfı, 9 Ocaktan sonra, tam bir siyasal kölelik içinde, sarsılmaz ve eğilmez bir ortaklaşa eylem için bir milyondan çok proleteri seferber etmesini bildiğine göre, biz, devrimci demokratik bir diktatörlük altında, on milyonlarca kent ve kır yoksulunu seferber edecek ve siyasal Rus devrimini, Avrupa'daki sosyalist devrimin başlangıcı durumuna getireceğiz. 

Vperyod, n° 14 
12 Nisan (30 Mart) 1905