21 Aralık 2017

PROLETER DEMOKRASİSİ GERÇEK DEMOKRASİDİR - 2

Arnavutluk Demokratik Cephesi Genel Kurulu toplantısında yapılan konuşma (20 Eylül 1978)
Enver Hoca

Kapitalist  burjuvazi  ve  revizyonistler,  güçlü  bir biçim­ de proletarya diktatörlüğüne dayandığımız için bize saldı­ rıyorlar. Biz komünistleri, sözümona, toplumumuzda insan kişiliğini önemsememekle suçluyorlar!   Bu,   proletaryanın ve emekçi halkın sermaye tarafından vahşice ezilmesini gizlemek amacını güden büyük bir iftiradır. Uzlaşmaz sı­ nıfların varlığı, insan kişiliğinin ve emekçi kitlelerin ezil­ mesinin kaynağıdır. Tam tersine, eğer insanı açıdan, kay­ gılardan, değersiz duygulardan, eski idealist kalıntılardan gerçekten özgür kılacak bir toplumsal sistem varsa,  bu ancak,  sömürücü  sınıfları,  özel  mülkiyeti  yok  eden  ve   in­sanın insan tarafından sömürülmesine bir son veren sos­ yalist  toplumsal  sistem  olabilir.

Sömürücü sınıfların emekçi halka karşı barbarca kul­ landıkları  iktidarlarının  yıkılması  ve  işçi  sınıfının  iktidarı­ nın kurulması, insanı özgür kılar ve yüceltir; onu, istekli çalışmaya, saf bir bilinçle  önderlik  etmeye,  tam  zamanın­ da eleştirme ve övmeye teşvik eder. Sosyalizm, insanı dün­ yadan soyutlanmış olmadığını, tüm toplumun gelişmesi çerçevesinde bireyin refahını amaçlayan yeni bir toplumun üyesi olduğunu, bizzat  kendisinin  hissedeceği  ve  görece^  ği   bir    duruma    getirir.    Bu    toplumda    insan,    yete­ neği   ve   yaptığı   iş   temelinde,   hak   ettiği   yere    yük­ selir. Çalışmakta ve  alınterinin  meyvesinden  yararlan­ makta özgürdür. Toplumumuzdaki kişi özgürlüğü, burjuva için, kapitalist için ya da  revizyonist  için  anlaşılmazdır. Çünkü onlar, insan kişiliğini, insanların tek bir örneğe uy­ durulmasını ve kullanılmasını  içeren  kendi  kıstaslarına  gö­ re değerlendiriyorlar.

Sömürücü sınıflar, bireyin toplumdan bağımsızlığını  kabul etmekle, kendi sınıflarından  insanlar  için  ayrıcalık­  lar sağlamayı, onların bilgi kazanmalarına, özgürlüklerden yararlanmalarına ve hakları kullanmalarına ve başkaları üzerinde egemen olmalarına olanak sağlamayı tasarlıyor­ lardı. 

Bizim sistemimiz, burjuva bireyciliğinin köklerine dar­ be indirmiş ve yeteneklerini geliştirmeleri 
ve tüm anayasal hak ve özgürlüklerden yararlanmaları için bireye ve  top­ luma  sınırsız  olanaklar 
sağlamıştır.

Elbette kapitalizm ve onun propagandası, bizim sos­ yalist gerçekliğimizle, bizim proletarya diktatörlüğümüzle savaş halindedir ve savaş halinde olacaklardır. Çünkü on­  lar, insanın ekonomik, siyasal ve manevi olarak sömürül­ mesine ve  özgürlüklerinin  ayaklar  altında  çiğnenmesine  izin vermeyen bizim ahlâk sistemimize tahammül  edemez­ ler. Ama bizim sosyalist, gerçekliğimiz, kapitalist ya da revizyonist  hiçbir   idealist  propaganda  ve   «teori»   ile  karartılamaz.

Kapitalist  dünya  büyük  bir  bunalıma  batmıştır.  Burju­ va düzeninin savunucuları, burjuva ekonomistleri ve sos­ yologları, gerçeğin zorlamasıyla, Marks ve Lenin'in kapi­ talizm ve emperyalizm üzerine tezlerinin eskimemiş oldu­ ğunu, bugünkü kapitalist toplumda kapitalizmin ve emper­ yalizmin tıpkı Marks ve Lenin'in önceden gördüğü gibi bir çürüme süreci içinde olduğunu görüyorlar. Fakat, buna­ lımdan çıkmak için, eski düzenin bu savunucuları,  emekçi halk kitlelerinin kapitalist düzene karşı isyanlarının ve dev­ riminin engellenmesi ya. da onların deyimiyle «kargaşalık­ lara» karşı mücadele amacıyla, «terörizme karşı mücadele»nin yüksek sesle reklamını  yapıyorlar. Burjuvazinin    bu    sosyologları     ve     ekonomistleri,     ak­ si halde kapitalizm bunalımdan çıkamaz ve sistemini «is­ tikrara kavuşturamaz», diye ümitsizlik içinde feryat edi­ yorlar.

İnsanların sözde her  türlü  demokratik  özgürlüklerden ve «nimetlerden» yararlandığı iddia edilen kapitalist ve re­ vizyonist ülkeler,  kitle  protestolarıyla  kaynaşmaktadır. E- ğer gerçek özgürlük varsa ve kitleler her türlü maddi ni­ metlerden yararlanıyorlarsa, o halde bu ülkelerde, ne diye milyonlarca insan sürekli sokaklara dökülmekte ve burju­ vazinin polisiyle çatışmaktadır? 

Açıktır ki, kitleler, yaşan­ tıları iyi olmaktan uzak olduğu için protestoda bulunmak­ tadırlar. 

Açıktır ki, onlar ekonomik ve siyasal  olarak ve di­  ğer birçok yönden acı çekmektedirler, bu yüzden de,  ger­  çek demokrasiye aykırı olan devleti yıkmaya çalışmakta­ dırlar.

Tekelci devlet  kapitalizminin  egemen  olduğu  döne­ min burjuva devleti, orada sözde genel  oy  hakkı  ile  seçil­ miş çeşitli partilerin temsil edildiği parlamentonun hükmü­ nün geçtiği izlenimini vermeye uğraşır. Fakat seçim sis­ teminin ve yasa ile onun üzerine konulan çeşitli kısıtla­ maların, ancak sermayenin en güçlü direkleri olan siyasal partilerin parlamentoda her zaman çoğunluğu kazanma­ larına  olanak  tanıdığı  herkes  tarafından  bilinmektedir.   Bu ülkelerde   parlamenter  oyun  sadece  bir  maskaralıktır.   O,«demokrasi»nih var olduğu sahte izlenimini vermek ve bu sahte demokrasiyi gerçek gibi sunmak için burjuvazinin iktidarına hizmet eden bir araçtır. Devlet iktidarının ve ka­ pitalist ve revizyonist yönetimin yüksek organları, resmi o- larak hükümet ile hiçbir ilişkisi olmayan takat gerçekte hükümet  etmekte  olan,     yasa   ile  tanınmamış  bir   gücün«temsilcilerinin»  ellerindedir.  Bu,  «baş  belaları»  karşısın­ da ve isyan halinde ayağa kalkan 
ve kapitalistlerin kendi­ lerinden gasbettiği haklarını geri almak isteyenler karşı­ sında kendi çıkarlarını savunmaları için kâhyalarını para­ larının gücü sayesinde hükümete veya parlamentoya tem­ silci olarak sokmuş olan büyük kapitalistlerin iktidarıdır. Kapitalizmin ve revizyonizmin savunucuları bütün bu sah­ tekârlığa   «gerçek  demokrasi»   adını veriyorlar.

Lenin, kapitalist sistemi teşhir etmek için legal müca­ delelerinin biçimlerinden bir tanesi olarak burjuva parla­ mentosunun kürsüsünden belirli fırsatlarda devrimciler ta­ rafından yararlanılabileceğini belirtmiştir. Ancak o aynı zamanda, bunun komünistler ve kitleler arasında parla­ menter yol aracılığıyla  iktidarın  ele  geçirilebileceği  haya­ lini  yaratmaması  gerektiğini  de vurgulamıştır.

Burjuva-kapitalist ve revizyonist toplumda, «parla­ menter budalalık», burjuvazinin, seçimierde sağladığı san­ dalye çoğunluğu aracılığıyla elde tutup kullandığı  kendi devlet iktidarının  baskıcı  niteliğini  gizlemek  için  kullandı­  ğı «demokrasi» biçimidir;  Fakat,  devlet  iktidarının  yanı  sı­ ra, burjuvazi, aynı zamanda devlet dışındaki, devlet üstü güçlü iktidarı, yani tekelleri, tröstleri, ortak şirketleri ve onların kendi ülkesi içindeki ve dışındaki  yatırımlarını  da  elde tutmaktadır. Büyük özel mülkiyetin bu iktidarı,  ülke içinde ya da dışında emekçi halkın alınterine el koyan  ve azgın sermaye egemenliğine daha uygun düşen üstyapıyı güçlendirmek durumunda olan ekonomik gücü oluştur­ maktadır. Burjuva üstyapı, halkların köleleştirilmesi siya­ setinin   uygulanması   için,   proletaryaya,  yoksul  köylülüğe ve emekçi aydınlara karşı askeri, ideolojik ve siyasal zor kullanılması için bir araçtır. O aynı zamanda, sözcüğün gerçek anlamıyla çürümüş burjuva ahlakını yaymak için proleter ahlak kurallarını yozlaştırıp yıkmaya çaba göster­ mektedir.

Burjuva parlamentosu «seçilenlere» kapılarını açar, fakat, burjuvazinin diktatörlüğü kendi işini yürütür. Parla­ mentoda bitmez tükenmez tartışmalar yapılmakta, oyla­ maları oylamalar izlemekte ve işler hükmü geçenlerin, zenginlerin, tröst, tekel ve  banka  patronlarının  istedikleri gibi sürüp gitmektedir. Onların iktidarı,  yani  ikinci  kapita­ list devlet, böyle bir yönetimin yürürlükteki anayasa tara­ fından öngörülmemiş olması gerçeğine rağmen, parla­ mentoyu ve hükümeti çekip çevirmektedir. Bu nedenlerden yola  çıkarak  Lenin  şöyle yazıyordu:

«Her parlamenter ülkede ... gerçek ‘devlet’ işleri perde ar­ kasında yürütülmekte ve bakanlıklar, 
başbakanlıklar ve genel­ kurmaylar  tarafından   uygulanmaktadır.»   (1).

Arnavutluk'ta, Anti-faşist Ulusal Kurtuluş Savaşı sı­ rasında Partinin önderliği altında kurulmuş olan ve Kurtu­ luştan sonra ve sosyalizmin inşası dönemi boyunca güçle­ nen ulusal kurtuluş konseyleri, halk tarafından seçilen ve emekçi halkın iradesini ve özlemlerini temsil eden prole­  tarya diktatörlüğü organlarıdır.  Devlet  iktidarı  içinde  hal­ kın temsili organları Halk Meclisi ve halk konseyleridir. Ar­ navutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti Anayasası hükmüne göre, «temsili organlar diğer bütün devlet organlarının faaliyetini yönetir ve denetler;  ki  bütün  bu organlar, temsi­  li organlar önünde sorumludurlar  ve  onlara  hesap  verir­ ler.»

Bizde demokrasi halkı aldatmak  için  bir  oyun  değil­  dir, tersine hayata geçirilmektedir. 

Bizde, birisi yasa ile tanınan ve ötekisi fiilen var olan  ikili bir iktidar yoktur.  Fa­ kat  sadece  halktan  kaynaklanan  ve  ona  ait  olan  tek   bir devlet iktidarı vardır. Bizim devletimiz, kendi yasalarını yapmış ve kendi devrimci  aygıtını,  yeni  çalışma  yöntemini ve tarzını yaratmış  olan,  emekçi halkın  çıkarlarını  ifade eden  ve  savunan  oroletarya  diktatörlüğü   devletidir.

Ülkemizce, insanların proletarya diktatörlüğü devleti­  nin yasalarına uymalarını sağlayan zorbalık değildir; ter­ sine, yasalara uymanın kendilerinin ve toplumun yararına olduğu konusunaaki tam inançlarıdır. Halkımız  yasaları bilinçli bir biçimde uvaularnaktadır. Çünkü o, bu yasaların hazırlanmasına  geniş  bir  biçimde   katılmaktadır.

Kapitalist ve revizyonist ülkelerde, yasa, burjuvazinin vahşi zorbamdı aracılığıyla uygulanmaktadır. Yasaların i- oeriği halkın çıkarlarıyla açık bir zıtlık  içinde  olduğu süre­ ce, yasaların nalK tarafından bilinçli bir biçimde uygulan­ masından söz edilemez. Burjuva hukukunun adaletsizli­ ğinden  söz  eoerken.  Marks  şöyle diyordu «Anayasanın  her  paragrafı  kendi  antitezini  içinde   taşır...genel ifade içinde özgürlük, sayfa kenarındaki notta ise özgür­ lüğün  iptali.»   «Bu ülkelerde vurttaş  bir  metadır ve  kesinlikle  bir  me­ ta olarak değerlendirilmektedir. Oysa bizim ülkemizde. Cumhuriyetin her yurttaşına çok büyük  değer  verilmekte­ dir. O, toplumda büyük bir ro!  oynamaktadır.  Yurttaşın  bu rolü daha etkin bir biçimde oynaması için, onun kendisini ideolojik, siyasi, kültürel ve bilimsel olarak daha da yük­ seltmesi  ve  kendi  rolünün  bilincine  varması  zorunludur.

Yoldaşlar

Demokratik Cenhenin  görevi,  demokrasimizin,   Parti ve halkın bu büyük zaferinin, savunulması ve geliştirilmesi için, sosyalist yasamı düzenleyen yasa ve kuralların uy­ gulanması  lan  durmaksızın  mücadele  etmektir.

Demokratik Ceohe, geniş emekçi kitlelerin düşünce­ lerini gittikçe daha Ivi derlemek için, onların bütün devlet sorunları v b bütün toolumsal sorunlar üzerine sözlerini söylemelerine,  bövlelîkle   de  işçilerin  ve   köylülerin  devlet organları, ekonomik ve diğer organlar üzerinde denetim­ lerini uygulamalarına yardım etmek için durmaksızın çalış­ malıdır.

Demokratik Cephemiz şekilsiz, cansız bir örgüt  değil­ dir. Tam tersine, her sorunu devrimci açıdan görecek ve onun devrimci bir tarzda çözümü için en uygun biçimleri bulacak  bir  siyasal   canlılığa  sahip  olan  bir   örgüttür.

Demokratik Cepheye işçi sınıfının öncüsü Arnavutluk Emek Partisi önderlik ediyor. Cephe, Arnavutluk halkının yararına olan fikirleri, özlemleri  ve  siyaseti  ifade  ediyor;  öte yandan da, sosyalist Anayurdumuza  zarar verebilecek her şeyi teşhir ediyor ve onunla mücadele ediyor. Yani, Cephenin siyaseti bütünlüklü, tutarlı bir siyasettir. Çünkü, Cephe içinde uzlaşmaz siyasal  eğilimler  ve  farklı  sınıfla­  rın çıkarlarını savunan çeşitli partiler yoktur. Cephenin si­ yasa! mücadelesi, Partinin siyaseti  ile,  sosyalist  devleti­ mizin siyaseti ile tamamen uyum halindedir. Arnavutluk Demokratik Cephesinin siyaseti, Sosyalist Halk Cumhuri­ yetimizin devrimci hukukunu yansıtmakta ve onu destek­ lemektedir.

Ülkemizin dış düşmanlan, Arnavutluk Demokratik Cep­ hesinin siyasetinin uyuşuk, içerikten yoksun beylik  sözler­ den oluşan bir siyaset olduğunu düşünüyorlar. Onlar, Cep­ hemizin siyasetinin, çeşitli eğilimlerin ve çatışan dünya gö­ rüşlerinin ve amaçlarının bir ürünü olan karmaşık  ve  çe­ lişkili bir siyaset olmasını istiyorlar. Çünkü, onlar, ancak bunun demokrasi olduğunu iddia ediyorlar. Devrimci örgü­ tümüz Cephemizin bu muhalifleri, bizim halkımız gibi bir­ leştiği zaman, bir halkın, ilkelerde ve amaçlarda doğru, ber­ rak ve tek bir siyasal görüşe sahip olabildiğini ve gerçekten de sahip olduğunu kavrayacak durumda değillerdir. Tek bir siyaset dediğimizde, cansız ve beylik sözlerden oluşan bir siyaseti değil, fakat, gerek karmaşık iç sorunlar olsun ge­ rekse çok karışık dış sorunlar olsun, her türlü soruna tar­ tışmalar  ve  görüşmeler  yoluyla  çözüm  sağlayabilecek du­rumda  olan  bir  siyaseti   kastediyoruz.

Demokratik  Cephenin     bütün  bu   gücü  ve  olgunluğu nereden kaynaklanmaktadır? Bu tamamen, bu örgütün i- çeriğinin gerçekten demokratik olması gerçeğinden kay­ naklanmaktadır. Çünkü Cephemiz, Marksist-Leninist bir Partinin önderlik ettiği ve en mükemmel demokrasiyi, pro­ letaryanın gerçek  demokrasisini  temsil  eden  bir  geniş  kit­ le örgütüdür. Proletarya  ve  onun  partisi,  halk  için  mutlu  bir toplumun, özgür bir toplumun, demokratik bir  toplu­  mun, ekonomik ve entellektüel gelişmesi bakımından, sağ­ lam proleter bilgileri ve ahlakı bakımdan her  geçen  gün  daha çok yükselen bir topiumun inşası için her zaman mü­ cadele ve devrim içindedirler. Ve bu, yorucu çabaları ve demokratik tartışmaları gerektiren sürekli yaratıcı bir ça­ lışma  aracılığıyla  başarılır.

Demokratik Cephemiz, bu siyaseti izlemekte ve bu amaçlara ulaşmak için mücadele etmektedir. Böyle bir si­ yasetin uygulanması, sadece gösteriş  olsun  diye  kurul­  muş olan ve amacı ülke  içindeki  ve  dışındaki  halk  kitlele­ rini aldatmak ve böyle bir şeyin olmadığı bir sırada  bir  siyasal 
örgüt varmış gibi göstermek olan bir örgütün işi olamaz. Demokratik Cephemiz, dünyadaki gelişmeleri nasıl görüyor? Cephemiz bu gelişmeleri gerçekçi bir gözle gö­ rüyor. Yani, onu, diyalektik materyalizm ve tarihsel ma­ teryalizm yönlendiriyor; o, bilimsel ideolojimiz Marksizm- Leninizme dayanıyor. İşte, Cephe tarafından da izlenen, Partinin siyasetinin, temelsiz,  kararsız,  pragmatist  ve  ilke­ siz bir siyaset olmasına izin vermeyen  de  budur.  Bu  yüz­ den, Demokratik Cephenin  siyaseti  sınıfsal  niteliğe  sahip  bir siyasettir. 

Ve,  sınıfsal  niteliğe  sahiptir  dediğimiz  za­ man, onun daima ülke içinde ve uluslararası alanda yü­ rütülmekte olan  sınıf  mücadelesini  göz  önünde  tuttuğunu ve kendisine bu mücadeleyi teme! aldığını anlatmak  is­ tiyoruz.                                                               
                              •
Demokratik Cephemiz dünya halkları için, her şeyden önce  de  kurtuluş  isteyen  ve  sermayenin  boyunduruğu  ve çizmesi altında acı çeken halklar için içten bir dostluk besliyor. Cephenin bu siyaseti, bu halklara özlemleri için elinden gelen tüm desteği sağlıyor. Her zaman doğru, in­ sancıl ve devrimci sözüyle, Demokratik Cephemiz, öz­ gürlüğe,  gerçek demokrasiye  ve  egemenliğe  özlem  du­ yan dünyanın ezilen ve sömürülen halklarından ve sınıf­ larından,  tarihin  materyalist  gelişmesi  hakkındaki   gerçe­ ği hiç bir zaman gizlemiyor. Çetin sınıf mücadeleleri ol­ maksızın, kapitalist baskıcılara ve sömürücülere karşı, za­ man zaman kan dökülmesine kadar bile varan, çabalar olmaksızın, onların zafere ulaşamayacakları gerçeğini on­ lardan hiç bir zaman gizlemiyor. 

Demokratik Cephenin Marksist-Leninist siyasetinin temeli budur. Bu, aynı za­ manda,   Emek  Partimizin  siyasetinin   de temelidir.

Cephenin siyaseti, dünya  proletaryasının  ve  acı  çe­  ken ve ezilen köylülüğün yürütmekte  oldukları  mücadele­ nin çıkarlarını destekleyen ve bu çıkarlarla uyum  halinde  olan  bir  siyasettir.  O,  şehirlerin  yoksul  insanlarının,  ileri­ ci aydınların, gençliğin ve onurlu, değerli ve iyi bir yaşam kurmak ve her şeyi kendi alınteriyle kazanmak isteyen ve kendi alınterierinin hırsızların, kapitalistlerin ceplerini dol­ durmaya hizmet etmesini  istemeyen  herkesin  mücade­ lesini  desteklemektedir.

Bunlar siyasetimizde değişmeyen ilkelerdir. Demok­ ratik Cephemiz dünya halkları için  sevgi  duyguları  besli­  yor. Onlar da Arnavutluk halkı için aynı duyguları besliyor­ lar. Arnavutluk, bütün dünyada büyük bir sempatiye sahip olan, kendi güçlerine dayanarak sosyalizmi inşa eden, biz Arnavutların dediğimiz  gibi  «kendi  yağıyla  kavrulan»  kü­ çük bir ülkenin tipik bir örneğidir. 

Onun amacı, savaşlar kışkırtmak, ülkeleri ve halkları  işgal  etmek  değildir.  Tersi­ ne, onun halkı diğer halklarla dostluk içinde yaşamak  is­ tiyor. Bu  yüzdendir  ki,  halklar,  Arnavutluk  halkı  için  bü­ yük,  çok  açık  ve  somut  bir  sempati  duyuyorlar.

Dünyanın çeşitli halkları bizimkinden farklı rejimler altında  yaşıyorlar.  Onlar,  ülkemizde   kurulmuş  olan   prole­tarya  diktatörlüğü  gibi  bir  rejim  tarafından yönetilmiyor­ lar.: Bu ülkelerin hükümetleri bizimki ile aynı bir siyaset iz­ lememektedirler. Bu nedenle, proletarya diktatörlüğü dev­ letimiz ve sonuç olarak Demokratik Cephemiz, temel ilke­ lerinden ayrıimaksızın, Partinin önderliği altında ve onun verdiği ilhamla, dünyadaki değişen durumlar, çeşitli dev­ letlerin kendine özgü nitelikleri, bu devletlerin kendi halk­ larına, diğer halklara  ve  özellikle  de  halkımıza  karşı  amaç ve  hedefleri  hakkında  gerekli  tahlilleri  yapabilir.  Bu.   ge-r  lip geçici koşullara dayanan bir siyaset değil, doğru  ve sağlam bir siyaset inşa  edilmesine  yardım  eder.  Bu  evren­ sel ilkelere dayanarak, Partimiz ve Demokratik Cephemiz, Arnavutluk'a karşı ve genel olarak  diğer  küçük  uluslara  karşı  bir  burjuva  devletin  iyi  niyetli  amaçlarının  derecesi  ile başka bir burjuva devletin  iyi  niyetli  amaçlarının de­ recesi arasında bir ayrım yapabilirler. Başka bir büyük ka­ pitalist devlete kıyasla bir büyük  kapitalist  devletin  urzet- tiği tehlikeyi ve yine onun öteki  daha  küçük  kapitalist devletler için arzettiği tehlikeyi değerlendirebilirler. Genel olarak, emperyalist ve  sosyal-emperyalist  süper  devletle­ rin arzettiği büyük tehlikeyi ve hepsine karşı uygun tavr» benimsemeyi    bilirler.  

Partimizin,    sosyalist   devletimizin ve Arnavutluk Demokratik Cephesinin benimsediği tavır, oportünist  ve  temelsiz  değildir;  başka  birisi  tarafından dikte edilmiş de değildir. O, ilkeli, iyi niyetli ve içten  bir tavırdır. Bu tavır, düşmanlara karşı sert ve  uzlaşmazdır.  Fakat,   sosyalist   Arnavutluk’la   dostluk   siyaseti   izleyen ve  kendi  ülkelerinde  de  bazı  demokratik  ilkelere   bağlı olan, bazı reformları kabul eden,  vb.  burjuva  devletlerine karşı iyi niyetli ve dürüsttür. Bu ülkelerde var olan «de­ mokrasi» konusunda olduğu gibi, bu tür «reformlar» ko­ nusunda da, onların içerikleri ve uygulanma amaçlan ko­ nusunda da kendi  görüşlerimiz  var.  Bu  bizim  hakkımızdır, ve hiç kimse 
bizi  bundan  mahrum  edemez.  Aynı  biçimde, hiç kimse bizi fikirlerimizi özgürce açıklamaktan alıkoya­  maz.  İşte,  bir  burjuva  devletindeki  «demokrasinin  ve «re­formlarsın içeriğini, sınırlarını, niteliğini vb.  teorik  ve  sk yasal olarak halklara açıkladığımız  zaman,  yaptığımız  tam da budur. 

Bunu başkalarının içişlerine karışmadan yapı­ yoruz; çünkü, son tahlilde,  kendi  devletlerinde  bu  olgu­  ların değeri konusunda yargıya varmak çeşitli ülkelerin halklarının   kendilerinin  bileceği   bir iştir.

Bununla birlikte. Partimiz ve Demokratik Cephe,  ge­  rekli ayırımları yapmaktadırlar ve bunları, sadece kendi halklarının ve ülkelerinin çıkarlarını savunmak için değil, fakat öteki halkların çıkarlarını da savunmak için yapmak­ tadırlar. Çünkü, Parti ve Cephe, ülkelerinin ve halklarının çıkarlarını dünya halklarının ve dünya  proletaryasının  ge­  nel çıkarlarından asla ayırmıyor. 

Partimizin ve Demokratik Cephenin siyasetinin ifade ettiği büyük ve güçlü gerçek burada yatar. 

Devletimizin siyasetinin dünyada sahip ol­  duğu  desteğin  kaynağı  burada  yatar.

Bizim siyasetimiz, burjuva ve revizyonist kapitalist devletlerin sonbahar rüzgarına kapılan sarı yaprak örneği siyasetine benzemez. Hayır. Bizim  siyasetimiz  şu  ilkeler­ den ayrılmamıştır ve asla ayrılmayacaktır: Biz  halklarla kardeş olmalıyız ve kardeş olacağız, onlarla, aynı olan amaçlarımız için, yani gerçek özgürlük, demokrasi, ege­ menlik ve bağımsızlık için  birlik  olmalıyız  ve  birlik  olaca­ ğız; halkları ezenlere ve sömürenlere karşı mücadelede, halkların zararı pahasına yürütülen yağmacı emperyalist savaşları kışkırtıp hazırlayanlara karşı  mücadelede halklar­ la beraberiz. Bizimki değişmez  bir  siyasettir,  ve  şu  ya  da bu halk hangi yönetim biçimi altında olursa olsun, bu siya­ setten   asla  ayrılmayacağız.

Bu yüzden, sosyalist Arnavutluk’un, özellikle komşu ülkelerle iyi dostluk içinde yaşamak istediği  ve  bu  ülke­  lerin halklarını kardeş olarak  gördüğü  yolundaki  açıkla­ ması inkâr  edilemez bir  gerçektir. Biz,  bu  ülkelerin  ve diğer ülkelerin bazı yöneticilerinin, bizimkinden farklı top­ lumsal  rejimler  altında  olmalarına  rağmen,  ülkemize   kar­ şı   iyi   niyetli   bir  siyaset  izlediklerini   görmekten   memnun oluyoruz. Öte yandan, Arnavutluk proletarya devleti de, karşılıklı yarara dayanan iyi  niyetli  bir  siyaset  izlemekte­  dir. Yani o, çeşitli burjuva devletleri arasında ilerici olan ve kendisine karşı iyi duygular besleyenleri layıkıyla ayırt etmektedir. Biz, tıpkı bizim de bir  dizi  ilke  sorununda  on­ lara karşı olduğumuz gibi, bir dizi sorunda olasılıkla  ona  karşı olmalarına rağmen Arnavutluk Sosyalist Halk Cum- huriyeti'ne saygı duyan ve ülkemizle dostça ekonomik ve kültürel ilişkiler sürdürmek isteyen, büyük ya da küçük, bü­ tün  devletlerle  benzer  ilişkiler  kurmak  
istiyoruz.

Biz, kötü niyetli ilişkilerin her zaman zararlı ve çok tehlikeli olduğunu ve onları gizlemenin zor olduğunu söy­ lüyoruz. Yaşam ve insanlık tarihi, halkımıza ardında  kal­  leşlik gizli olan ilişkilere karşı daima uyanık olmayı öğ­ retmiştir. Halen yurt dışında, Arnavutluk halkının, kendi ka­ rakterinde hiç bir zaman bulunmamış  olan  ve  bulunma­  yan kalleşliği her zaman mahkum etmiş  olduğunu  bilen birçok kimse ve resmi çevreler vardır.  Biz,  Titocuların, Sovyet  revizyonistlerinin  ve  Çin  revizyonist   yöneticileri­ nin Marksizm-Leninizme kalleşliğini ve ihanetini mahkum ettik.  Bu  gerici  revizyonist  gruplarla   bozuşmamız,  önem­ siz şeylerden değil, derin ideolojik ve siyasal nedenlerden kaynaklanıyordu. Bu nedenler sadece ulusal bir nitelik taşımıyordu, çünkü sadece Arnavutluk'un ekonomik çıkar­ larına dokunmadı. Hayır. Onlar daha çok uluslararası bir nitelik  taşıyordu  ve  taşıyor.  Çünkü  onlar,  halklarını,  dün­ ya  proletaryasının  ve  ilerici   insanlığın   uğrunda   mücade­ le  ettiği  büyük  ilkeleri  ihlal  ettiler.

Partimizin ve Cephemizin siyaseti yurt içinde  ve  dı­ şında genç yaşlı herkes tarafından bilinmiştir ve bilin­ mektedir. Bu yüzden bu konuşmada onun ayrıntılarına gir­ meye gerek  yok.  

Sadece,  özellikle  dıştaki  bazı  çevreler için, Partimizin ve Arnavutluk Demokratik Cephesi’nin siyasetinin, Marksizm-Leninizme dayanan doğru, kesin ve sürekli ilkelerinden en küçük bir biçimde yalpalamayaca­  ğına  ve  ayrılmayacağına   dikkat  çekmek  istiyorum.   Siya­setimiz, her zaman, ülkemizin, sosyalizmin ve halkların kurtuiuş mücadelesinin  yüce  çıkarlarına  uyum  halinde olan sınıfsal ve ilkeli bir siyaset olacaktır. Halkımız,'Ame­ rikan emperyalizmine, Sovyet sosyal-emperyalizmine ve bütün  gericilere  karşı   her  zaman bocalamadan  mücade­ le edecektir. Hiç kimse, sosyalist Arnavutluk’un kendisine karşı tavrını değiştireceği yolunda en küçük bir hayal beslemesin. Aynı şekilde, Arnavutluk Emek Partisi ve Ar­ navutluk devleti,  halklara  karşı,  özelliklede  Arnavutluk’­ taki  sosyalizme  karşı   mücadelede  ABD  emperyalizminin ve dünya gericiliğinin safında yer alan Çin sosyal-emper­ yalizmine karşı mücadele edecek ve onu  teşhir edecektir. Öte yandan, Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti, devletimizin iyiliğini isteyen ve, tıpkı bizim  gibi,  hiç  kim­ seye zarar vermeye çabalamayan devletlere  karşı  iyi  ni­ yetli bir siyaset izlemiştir ve izlemektedir. Biz  hiç  bir za­ man onların halklarına zarar vermeye çalışmıyoruz, buna niyet de etmiyoruz; tam tersine, kurtuluşa, özgürlüğe, de­ mokrasiye, bağımsızlığa, egemenliğe ve sosyalizme özlem duyan bütün halkların yüce amaçları ve ateşli özlemleri uğruna,  her  zaman  onlarla   uyum  ve  işbirliği  içinde  olmakistiyoruz. 

Yoldaşlar,
Halk Meclisi temsilci  seçimleri  kampanyası  örgü­ tümüz Demokratik Cephenin  büyük  bir  siyasal 
eylemidir.  Bu vesile ile, diğer bütün kitle örgütleriyle birlikte,  çalış­ mada daha da büyük sonuçlar elde etmek için var gücü­ müzle çalışalım. Bu seçimleri tam  bir  başarıyla  taçlan­ dırmak için, Partinin  doğru  çizgisine  ve  halkımızın  önün­ de açılan parlak ufuklara sarsılmaz inançla, işçilerin, köy­ lülerin, gençliğin, kadınların, tüm  emekçi  halkımızın  dev­ rimci coşkusu ve seferberliği bu kampanyada güçlü bir biçimde  patlak  versin.

Yaşasın kahraman halkımız! Yaşasın  Parti!
Yaşasın  Demokratik  Cephe!