02 Mart 2019

ENGELS'İN BEBEL'E MEKTUBU

Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü


 Engels'in Bebel'e yazdığı 18/28. III. 1875 tarihli mektubu, devlet sorunu bakımından son derece önemlidir. 

      (BEBEL, Aus meinem Leben, IV. kısım, s. 318 ve devamı, Stuttgart 1911. - 2. IX. 1911 tarihli Önsöz). 

      İşte en önemli pasajın tam metni:




      "... Halkçı devlet özgür bir devlet şeklini almıştır. Bu terimlerin gramer anlamına göre, özgür bir devlet kendi yurttaşlarına karşı özgür olan devlettir, yani despotik bir hükümeti olan devlettir. Devlet üzerine bu gibi gevezeliklere son vermek gerek, (sayfa 213) özellikle sözcüğün tam anlamıyla bir devlet olmayan Paris Komünü deneyiminden sonra. Daha Marx’ın Proudhon'a karşı kitabından beri ve sonra da Komünist Partisi Manifestosu'nda sosyalist toplumsal düzenin kurulmasıyla devletin kendiliğinden dağıldığı ve yokolduğu açıkça söylenmiş olmasına karşın, anarşistler, yeteri kadar "halkçı devleti" kafamıza çalmış durmuşlardır. Devlet, savaşımda, devrimde devrim düşmanlarını bastırmak için yararlanmak zorunda olduğumuz geçici bir kurumdan başka bir şey olmadığına göre, özgür halkçı bir devletten sözetmek saçmadır: proletaryanın devlete gereksinmesi [altı Engels tarafından çizilmiştir] olduğu sürece, o, bunu, özgürlük için değil, hasımlarını altetmek için kullanacaktır. Ve özgürlükten sözedilmesi mümkün olduğu gün, devlet, devlet olarak kalkmış olacaktır. Onun için biz, devlet [altı Engels tarafından çizilmiştir] sözcüğünün yerine her yerde "topluluk" (Gemeinwesen) gibi Fransızca "komün"ün karşılığı olan mükemmel bir eski Alman sözcüğünün kullanılmasını önermekteyiz."
N.B.*
N.B.
N.B.

      Hiç kuşku yok ki, bu pasaj, Marx ve Engels'te, devlete karşı diyebileceğimiz en mükemmel ve en alaylı pasajdır.
      1. "Devlet hakkında bütün bu gevezelikleri bırakmak gerekir."
      2. Paris Komünü, sözcüğün tam anlamıyla, artık bir devlet değildir. (Ya neydi? Besbelli ki, devletten devletsizliğe geçiş şekliydi!)
      3. Anarşistler yeteri kadar "halkçı devleti" "kafamıza çalmış durmuşlardır". (Demek ki, Marx ve Engels, Alman dostlarının bu açık hatasından utanç duymaktaydılar; bununla birlikte, onlar, bunu, o günün koşullarında haklı olarak anarşistlerinkinden çok daha az önemli bir hata saymaktaydılar. Bu N. B.!)

      4. (sayfa 214) Devlet "sosyalist düzenin kurulmasıyla"… "kendiliğinden dağılır ("erir"), Nota Bene ve yokolur" (bakınız: daha sonraları "çürür gider").
      5. Devlet "savaşımda, devrimde" yararlanılan "geçici bir kurumdur" (besbelli ki yararlanacak olan proletaryadır) ... 
      6. Devletten özgürlük için değil, proletaryanın düşmanlarını bastırmak için yararlanılır (? bastırmak tam anlamıyla ezmek demek değildir, eski düzeni kurmalanna engel olmak, onları tabi durumda tutmak demektir).
      7. Ve özgürlük olduğu zaman devlet olmayacaktır.

      Çoğunlukla "özgürlük" ve "demokrasi" kavramlarının aynı anlama geldikleri kabul edilir ve sık sık birinin yerine öteki kullanılır. (Başlarında Kautsky, Plehanov ve avanesi olmak üzere) vülger marksistler de bu konuda aynen böyle düşünmektedirler. Gerçekte ise demokrasi özgürlükle bağdaşmaz. Gelişmenin diyalektiği (ileriye doğru seyri) şöyledir: mutlakiyetten burjuva demokrasisine; burjuva demokrasisinden proleter demokrasisine; proleter demokrasisinden demokrasisizliğe.

      8. "Biz" (yani Engels ve Marx) (programda) "devlet" sözcüğünün yerine her yerde "topluluk", "komün" sözcüğünün konmasını önerirdik!!!
N.B.!!!

      Bu, açıkça gösteriyor ki, sadece oportünistler tarafından değil, Kautsky tarafından da, Marx ve Engels'e aptalca anlamlar atfedilmiş, onlara çamur atılmıştır.
      Olağanüstü değer taşıyan bu sekiz düşünceden oportünistler bir tanesini bile anlamamışlardır!! 
      Onlar sadece içinde bulundukları anın pratik gereğini kabullenmişlerdir: siyasal savaşımdan yararlanma, proletaryayı teşkil etmek, eğitmek için, "ödünler koparmak" için bugünkü devletten yararlanmak. (Anarşistlere karşı) bu tutum doğrudur, ama eğer matematik tarzda ifade etmek mümkünse, bu, marksizmin ancak yüzde-biridir.
      Genel olarak propagandacı ve yazar olarak eyleminde Kautsky, (Pannekoek'e karşı 1912'de ya da 13'teki polemikte [bkz: aşağıda s. 45-47.] Kautsky, daha o zaman bu sorunda tamamen oportünizmin kucağına düşmüştü) 1, 2, 5, 6, 7, 8. noktaları olsun, Marx'ın "devletin yıkılması kavramını' olsun, tamamen susarak geçmiştir (ya da unutmuş? ya da anlamamış?).
      Anarşistlerden bizi ayıran şey, (α) devletin, şimdiki ve (β) proletarya devrimi ("proletarya diktatörlüğü") sırasındaki kullanılışıdır; bu, şimdiden pratikte pek büyük önem taşıyan bir sorundur (işte Buharin'in unuttukları da bunlardır! ).
      Oportünistlerden bizi ayıran daha derin ''daha ömürlü" gerçeklerdir: (αα) devletin "geçici" niteliği, (ββ) şu anda devlet üzerine "gevezeliğin" zararlılığı, (γγ) proletarya diktatörlüğünün tamamen devletçi olmayan niteliği, (δδ) devlet ile özgürlük arasındaki çelişki, (εε) devlet yerine "topluluk" fikrinin (programda kavram terimi kullanılmaktadır) daha tam ve doğru olduğu, (ζζ) bürokratik-askeri makinenin "yıkılması"dır. Şunu da unutmamak gerekir ki, proletarya diktatörlüğünün Almanya'nın (Bernstein, Kolb gibi) müseccel oportünistleri tarafından doğrudan doğruya reddedilmesine karşılık, aynı şey, her günkü ajitasyonda susarak geçiştirildiğinden ve Kolb'un ve yandaşlarının döneklikleri desteklendiğinden, resmî program ve Kautsky tarafından dolaylı olarak reddedilmektedir.
      1916 Ağustosunda, Buharin'e şöyle yazıldı:
      "Bırak, devlet hakkındaki fikirlerin olgunlaşsın." Ama, o fikirlerini olgunlaşmaya bırakmadı, "Nota Bene" şeklinde basına sızdı ve bunu (sayfa 216) o biçimde yaptı ki, Kautsky yanlılarının maskelerini düşüreceğine, onlara hatalarında yardımcı oldu. Bununla birlikte, özünde, Buharin, gerçeğe Kautsky'den daha yakındır.

      
      * N. B. (Nota Bene), Önemli Not. -ç. 

MARX. GOTHA PROGRAMININ ELEŞTİRİSİ

     

      Engels'in Bebel'e 
mektubu, 18/28. III. 1875 tarihli.

      Marx'ın Gotha Programının 
Eleştirisi'yle birlikte Bracke'ye gönderdiği, bir ayı aşan bir süre sonra kaleme ahnmış mektup: 5. V. 1875 tarihli (Neue Zeit, IX. 1. 1891) (1890-1891, n° 18).

      İlk bakışta Marx, bu mektupta, Engels'ten çok daha "devletçi" görünmektedir. O, hasımlarımızın bu kaba deyimini bile kullanmaya kadar gitmiştir.
      Engels şunları öneriyordu: (1) genel olarak devletten sözetmemek; (2) bu sözcük yerine, (sayfa 218) “komün" sözcüğünü kullanmak; (3) Engels'in komünden (yani "proletarya diktatörlüğü"nden) sözederken, bunun, "sözcüğün asıl anlamıyla artık bir devlet olmadığını" söylemesine karşılık, Marx, bunlar hakkında tek sözcük sarfetmemekte, tersine, "komünist toplumdageleceğin devleti"nden!! bile sözetmektedir. (Neue Zeit, IX. 1. s. 573.)

      İlk bakışta insan, alelade bir çelişki bulunduğu, bir karışıklık ya da görüş ayrılığı sözkonusu olduğu izlenimine kapılabilir! Ama, sadece ilk bakışta!
      İşte Marx'ın mektubunda (bu sorunla ilgili) çok önemli olan pasajın tam metni:
      "'Bugünkü toplum', ortaçağ unsurlarından azçok arınmış, her ülkeye özgü tarihsel evrim tarafından azçok değişikliğe uğratılmış, azçok gelişmiş bütün uygar ülkelerde mevcut olan kapitalist toplumdur. 'Bugünkü devlet' ise, tersine, sınırlar aşıldıkça değişir. Devlet Prusya-Almanya İmparatorluğu'nda başka türlüdür, İsviçre’de başka; Ingiltere’de başka türlüdür, Amerika Birleşik Devletleri'nde başka. Demek ki, 'bugünkü devlet', bir uydurmadan başka bir şey değildir.
      "Bununla birlikte, ayrı ayrı uygar ülkelerin ayrı ayrı devletlerinin, hepsinin, şekillerinin çeşitliliğine karşın, şu ortak yanları vardır: ki bu da, kapitalist anlamda azçok gelişmiş çağdaş burjuva toplumunun alanı üzerinde kurulu olmalarıdır. Bu yüzden, bunların bazı ortak temel nitelikleri vardır. Bu anlamda, devlete, şu anda kökenlik eden burjuva toplumunun artık mevcut olmayacağı gelecekle karşıtlığı belirtmek için, türlü bakımdan bir anlatım olarak 'bugünkü devlet'ten sözedilebilir.

      "Bu durumda şu soruyla karşı karşıya geliyoruz: komünist bir toplumda devlet hangi değişikliğe uğrayacaktır? Başka bir deyişle: böyle bir toplumda devletin bugünkü görevlerine benzer
N. B.

      (sayfa 219) hangi toplumsal görevler bulunacaktır? Bu soruyu ancak bilim yanıtlayabilir; ve Halk sözcüğünü Devlet sözcüğüyle binbir biçimde çiftleştirerek bu sorun bir arpa boyu ilerletilmiş olmaz.

      "Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinden ötekine devrim yoluyla geçiş dönemi yeralır. Buna bir siyasal geçiş dönemi tekabül eder ki, burada, devlet proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.

      "Programın, şimdilik, ne bu iktidarla, ne de komünist toplumdaki geleceğin devletiyle ilgilenmesinin gereği yoktur."*

      Besbelli ki bu, bir azarlamadır; bu, aşağıdaki tümceden de anlaşılıyor: program eski demokratik nakaratla "meşgul olabilir", ama proletaryanın devrimci diktatörlüğü ve komünist toplumda devlet sorunuyla ilgilenmemelidir...

      "Programın siyasal taleplerinde herkesin bildiği eski demokratik nakarattan fazla bir şey yok: evrensel oy hakkı, doğrudan doğruya yasama halk hukuku, halk milisi vb.. Bunlar, sadece burjuva Halkçı Partinin, Barış ve Özgürlük Ligasının yankılarıdırlar." (s. 573.**)
      (Marx'a göre, bu talepler, Alman devletinin sınırları içinde değil, başka devletlerin sınırları içinde, Isviçre'de, Amerika Birleşik Devletleri'nde şimdiden "gerçekleşmiştir". Bu taleplerin, ancak demokratik bir cumhuriyette yeri olabilirdi. Program, Louis-Philippe ve Louis-Napoléon zamanında, Fransız işçilerin programlarında yaptıkları gibi, cumhuriyet talep etmemektedir, bu, Almanya'da olanaksızdır. Bundan ötürü askerî despotik yönetimden, ancak demokratik bir cumhuriyette yerinde olabilecek şeyler talep

      etmenin bir anlamı yok... kaba şekliyle demokrasi bile "polisin izin verdiği ve mantığın yasakladığı sınırlar içine hapsedilmiş bu cinsten demokrasicilikten yüz arşın daha yüksektir".***)
Çok iyi ve çok önemli
      Marx, bu sözleriyle, denebilir ki, kautskiciliğin bütün bayağılığını önceden görebilmiştir: demokratik barışla emperyalizmin, demokrasiyle krallığın vb. bağdaşmazlığı boğuntuya getirildiği ya da gölgede bırakıldığı için ancak gerçeği süsleyip güzelleştirmeye yarayan bir sürü güzel şeyler hakkında, tatlı maval.
      Demek ki, proletarya diktatörlüğü bir "siyasal geçiş dönemi"dir; besbelli ki bu dönemin devleti de devlet ile devletsizlik arasında bir geçiştir; yani "sözcüğün öz anlamıyla bir devlet değildir". Bu bakımdan, Marx ile Engels arasında bu sorunda hiçbir görüş ayrılığı katiyen yoktur.

      Ama Marx "komünist toplumdaki geleceğin devleti"nden sözetmeye devam ediyor!! Demek ki, "komünist toplumda" bile bir devlet olacaktır!! Burada bir çelişki yok mudur? Hayır.

      I. - Kapitalist toplumda sözcüğün öz anlamıyla devlet.
Burjuvazi devlete muhtaç

      II. - Geçiş (proletarya diktatörlüğü). Geçiş tipi devlet (artık sözcüğün öz anlamında bir devlet değildir).
Proletarya devlete muhtaç

      III.- Komünist toplum: devletin yokolmaya yüztutması.
Devlete gerek kalmadı. Devlet yok olmaya yüz tutuyor.

      Mantıki sonuç ve mutlak açıklık!! Başka, bir deyişle:

      I.- Demokrasi genel kural niteliği taşımaz, hiçbir zaman tam değildir.

      I.- Sadece zenginler için ve proletaryanın küçük bir tabakası için demokrasi. [Yoksullar onun kapsamına girmez!]      

      II.- Hemen hemen tam demokrasi, ancak burjuvazinin direnmesinin bastırılmasıyla sınırlanmış.

      II.- Yoksullar için, nüfusun 9/10'u için demokrasi, zenginlerin direnmesinin zorla bastırılması.

      III.- Gerçekten tam demokrasi, ki bu, alışkanlık halini alıyor ve dolayısıyla yokolmaya yüztutuyor.
      Tam demokrasi hiçbir demokrasiyle, demokrasinin hiçbir çeşidiyle özdeş değildir.

      III.- Alışkanlık halini alan ve dolayısıyla yokolmaya yüztutan "herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesine göre" ilkesini uygulayan tam demokrasi.
133. sayfanın kenarına bak
      Devlet sorunu, Gotha Programının Eleştirisi'nde geleceğin toplumunun bir iktisadi tahlilinin yapıldığı başlıca pasajlarından birinde ele alınmaktadır.
      Marx, burada (s. 565-567), Lassalle'ın "emeğin eksiksiz ürünü" fikrini eleştiriyor, yıpranmış olan üretim araçlarının yenilenmesi için fonların, ihtiyat fonunun, yönetim, okullar, sağlık tesisleri vb. için ayrılması gereken fonların gereğine işaret ediyor, ve şöyle devam ediyor:

      "Burada karşılaştığımız şey, kendine özgü olan temeller üzerinde gelişmiş olan bir komünist toplum değildir, tersine, kapitalist toplumdan çıkıp geldiği şekliyle bir komünist toplumdur; dolayısıyla, iktisadi, manevi, entelektüel, bütün bakımlardan bağrından çıktığı eski toplumun damgasını hâlâ taşıyan bir toplumdur. Bu bakımdan üretici birey olarak (gerekli indirimler yapıldıktan sonra), topluma vermiş
N. B.
      olduğunun karşılığını alır. Onun topluma verdiği şey, birey olarak, kendi emek miktarıdır. Örneğin toplumsal işgünü, bireysel iş saatleri toplamını temsil eder; her üreticinin birey olarak işzamanı , toplumsal işgünü olarak sunmuş olduğu kısımdır, onun bu bakımdan katkısıdır. O, toplumdan şu kadar emek verdiğini saptayan bir bono alır (bunda kolektif fonlar için sarfetmiş olduğu emeğin indirimi yapılmıştır) ve, bu bono ile, toplumun üretim maddeleri stoklarından emeğinin eşit bir miktarının maliyeti kadar bir miktar alır. Topluma, bir biçimde sunmuş olduğu emek miktarını, ondan başka bir biçimde geri alır." (s. 566.****)
      "... bireyin mülkiyetine, bireysel tüketim maddelerinden başka hiçbir şey geçemez. Ama, birey olarak ele alınan üreticiler arasında bu maddelerin paylaşılması konusunda egemen ilke, eşdeğer metaların değişimine hükmeden ilkeden farksızdır: bir biçimdeki aynı miktar emek, başka bir biçimdeki aynı miktar emekle değişilmektedir." (s. 567.*****)
      Bu eşit hak eşitsizliği, fiiliyatta eşitsizliği, insanlar arasındaki eşitsizliği varsayar, çünkü biri kuvvetlidir, öteki zayıftır vb. ... (bireyler "eşit olsalardı, aynı ayrı bireyler olmazlardı") (s. 567), biri ötekinden daha çok alacaktır.

 "Ama bu gibi kusurlar uzun ve sancılı bir doğumdan sonra kapitalist toplumdan çıkıp geldiği şekliyle komünist toplumun birinci aşamasında kaçınılmaz şeylerdir. Hukuk, hiçbir zaman, toplumun iktisadi durumundan ve ona tekabül eden uygarlık derecesinden daha yüksek olamaz."

 "Komünist toplumun daha yüksek bir aşamasında, bireylerin işbölümüne ve onunla birlikte kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkiye kölece boyun eğişleri sona erdiği zaman; emek, sadece bir geçim aracı değil, ama kendisi birincil hayati gereksinme haline geldiği zaman; bireylerin çeşitli biçimde gelişmeleriyle,
Demek ki:
I
Uzun ve ıstıraplı doğum
II
Komünist toplumun birinci aşaması
III
Komünist toplumun en yüksek aşaması

üretici güçler de arttığı ve bütün kolektif zenginlik kaynakları gürül gürül fişkırdığı zaman, ancak o zaman, burjuva hukukunun dar ufukları kesin olarak aşılmış olacak ve toplum bayraklarının üstüne şunu yazabilecektir: 'Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesine göre!' " (s. 567.******).

  Demek ki burada, komünist toplumun iki aşaması, açık, net, belirli bir tarzda ayırdedilmektedir.

  Alt
 aşama ("birincisi"), tüketim maddelerinin, herkesin topluma sunduğu emek miktarına "orantılı olarak" üleştirilmesi. Bölüşümde eşitsizlik, henüz çok büyüktür.
}}Bu da zorlamanın bir biçimidir: "çalışmayan yemez"

      "Burjuva hukukunun dar ufku" henüz tam olarak aşılmış değildir.

      Bu, N. B.!! (Yarı-burjuva) hukukuyla (yarı-burjuva) devlet de henüz tamamen ortadan kalkmış değildir. Bu, Nota Bene!!"Yukarı" aşama: "herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesine göre". Bu ne zaman mümkündür?
N. B.

      1° Kafa emeğiyle kol emeği arasındaki çelişki ortadan kalktığı zaman;  çalışma, birincil hayati gereksinme haline geldiği zaman (N. B.: çalışma alışkanlığı herhangi bir zorlanma gerektirmeden kural halini alıyor!);
}}Çalışma bir gereksinme olmuştur ve her türlü zorlama dışındadır.

      3° üretici güçler büyük bir büyüme göstermiş olacaklardır vb.. Besbelli ki, devletin tam olarak yokolmaya yüztutuşu ancak bu yüksek aşamada mümkündür. Bu, N. B..
   
  

Gotha ve Erfurt Programlarinin Eleştirisi,
s. 136-143.


Notlar:
* Bkz: Gotha ve Erfurt Programlarinin Eleştirisi, s. 40-41. -Ed.
** Bkz: Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, s. 41. -Ed.
*** Bkz: Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, s. 42. -Ed.
**** Bkz: Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, s. 29. -Ed.
***** Aynı yapıt, s. 30. -Ed.
****** Bkz: Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, s. 31. -Ed.