13 Ağustos 2018

Perspektifler

Pravda No. 286, 18 Aralık 1921
 J. Stalin

Uluslararası durum Rusya'nın yaşamında birinci derece­ den öneme sahiptir. Sadece, Avrupa'daki tilin diğer ülkeler gibi, sayısız bağlarla kapitalist komşu ülkelere bağlı olduğu için değil, bilakis, her şeyden önce, burjuva dünyası için bir «tehdit» olusturan bir Sovyet ülkesi olarak, kendisini, düş­ man burjuva devletleri tarafından ablukaya alınmış olarak gördüğü için de bu böyledir. Bu kamptaki durumun, bu kamp içinde birbirleriyle mücadele eden güçlerin ilişkisinin, Rusya için birinci derecede önem taşımak zorunda olduğu anlaşılır. 

Uluslararası durumu karakterize eden temel etken olarak, açık savaş döneminin yerini, «barışçıl» bir mücadele döneminin alması, mücadele eden güçlerin karşılıklı olarak bel­li oranlarda birbirlerini takdir etmesi ve aralannda, bir yan­ da burjuva karşı-devriminin başı olarak Antant ve öte yanda proleter devrimin öncü müfrezesi olarak Rusya arasında ateskesin gündeme gelmesi olgusu görülmelidir. Mücadele göstermiştir ki, bizler (işçiler) daha şimdiden emperyalizmin işini bitirecek güçte henüz değiliz. Ama mücadele, onlann (burjuvalar) artık Sovyet Rusya'yı boğabilecek kadar güçlü olmadıklarını da göstermiştir.

Bunun sonucunda, dünya burjuvazisinin örneğin Kızıl  Ordu'nun Varsova'ya doğru ilerlediği günlerde kapıldığı pro­leter devrimin'den «korku» veya «dehşet» geçmiş, kaybolmuştur. Aynı zamanda, Avrupa işçilerinin Sovyet Rusya üzerine aşağı-yukarı her küçük haberi sınırsız bir coşkuyla karşıladıkları dönemde geride kalmaktadır.

Güçlerin soğukkanlı bir biçimde tartıldığı, gelecekteki mücadeleler için güçlerin hazırlanması ve ,toplanması amacıyla moleküler çalışmanın yapıldığı bir dönem baslamıştır.

Bu, daha 1921 yılının başlarında ortaya çıkan güçler den­gesinin değişmeden kaldığı anlamına gelmez. Kesinlikle değil. 

Emperyalist savaş sonucunda aldığı devrim darbelerin den kendine geldikten ve toparlandıktan sonra, dünya burjuvazisi savunmadan çıkarak, "kendi işçileri" üzerine saldırıya geçti, sanayi krizinden ustaca yararlanarak, işçileri daha kötü yaşam koşullarına (ücretlerin düşürülmesi, işgününün uzatıl­ması, kitlesel işsizlik) geri itti. Bu saldırı, (başka etkenlerin yanısıra) Mark'ın hızla değer kaybetmesinin işçilerin duru­munu daha da kötüleştirdiği Almanyada özellikle kötü sonuçlar verdi. 

Bu zemin üzerinde, işçi sınıfı içinde, işçilerin birleşik cephesinin oluşturulması ve bir işçi hükümetinin mücadeleyle kazanılması için güçlü bir hareket (özellikle Almanya'da) ortaya çıktı. Bu· hareket, işçi sınıfının az-çok devrimci olan, «ılımlı»lardan «radikal»lere kadar tüm fraksiyonlarının anlasmasını, ortak düşmana karşı ortak mücadelesini talep etmek­tedir. Komünistlerin, işçi hükümeti uğruna mücadelede en ön safta olacaklarından kuşku duymak için hiçbir neden yok­tur, çünkü bu mücadele burjuvazinin daha da parçalanması­na ve bugünkü komünist Partilerinin gerçek proleter kitle partilerine dönüşmesine yol açacaktır. 

Ancak sorun, burjuvazinin sadece «kendi» iscilerine kar­şı saldırısı ile sınırlı kalmamaktadır. Burjuvazi  Rusya'ya gem vurmaksızın «kendi» işçilerine boyun eğdiremeyeceğini bılmektedir. Burjuvazinin Rusya'ya karşı, daha önceki saldı­rılardan daha karmaşık, daha esaslı bir saldırıyı hazırlamak için uğraşlarını hızlandırması buradan kaynaklanıyor. 

Elbette Rusya ile ticari anlaşmalar ve diğer anlaşmalar yapılıyor ve gelecekte de yapılacaktır, ve bu Rusya için en büyük önem taşımaktadır. Ama şu unutulmamalıdır ki; Rusya'ya doluşan, Rusya ile ticaret yapan, Rusya'ya yardım eden ticaret misyonları ile tüm diğer misyon ve şirketler, aynı za manda dünya burjuvazisinin en iyi casuslarıdır, bunun sonucunda dünya burjuvazisi Sovyet Rusya'yı, güçlü ve zayıf ta­raflarını her zamankinden daha iyi bilmektedir bu hususar, yeni müdahaleci eylemler durumunda bağrında ciddi tehlikeler taşımaktadır.

Elbette Doğu sorunundaki belli sürtüşmeler, «yanlış an­lamalara» indirgenmiştir. Ama unutulmamalıdır ki, Sovyet Rusya'nın etrafında ekonomik , (sadece  ekonomik değil)  bir çember oluşturmak için, Türkiye, İran,Afganistan, ve Uzak Doğu, emperyalist ajanlarla, altın ve başka «lütuf»larla akın akın istila edilmektedir. Kanıtlamaya gerek yok ki, Washingtondaki «barış» konferansı bize gerçek barışla ilgili hiç bir şey müjdelememektedir.

Elbette gerek Polonya, gerek Romanya ve Finlandiya ile iliskilerimiz «çok iyi». Ama unutulmamalıdır ki bu ülkeler,  özellikle Polonya ve Romanya, Antant hesabına yoğun bir bi­çimde silahlanmakta ve savaşa hazırlanmaktadır (Rusya'dan baska kime karsı olabilir?), bu ülkeler eskiden oldugu gibi emperyalizmin en yakın yedeklerini oluşturmaktadır, kısa sü­re önce Savinkov ve Petlyura haydutlarının beyaz muhafız birliklerini Rus topraklarına (casusluk amacıyla mı?) geti­renler tam da bunlardır

Tüm bunlar ve pekçok  benzer görüngüler, genel hazırlığının kuvvetli ihtimalle, Rusya'ya karşı yeni bir saldırı hazırlığının tek tek halkalarıdır. 

İktisadi  mücadelenin askeri mücadele ile birleştirilmesi, içten gelecek hücumla dıştan yapılacak hücumun birleştirilmesi -bu saldırının en muhtemel  biçimi budur.

Bu  saldırıyı önleyebilmemiz veya - buna rağmen başlarsa- dünya burjuvazisine karşı ölümcül bir silaha çevirebilmemiz, cephe gerisindeki ve ordudaki komünistlerin ­uyanık­lığına ekonomik alandaki çalışmalarımızn başarısına ve son olarak Kızıl Ordu'nun sağlamlığına bağlıdır.

Dış durum böyle görünmektedir.

Sovyet Rusya'nın iç durumu daha az karmaşık ve, eğer istenirse, daha az «orijinal» değildir. Bu durum şu cüm­lelerle karakterize edilebilir: Sanayinin, ,tarımın, ulaşımın geliştirilmesi amacıyla, yeni, ekonomik bir temelde işçi-köylü ittifakının sağlamlaşması için mücadele, ya da bir başka de­yişle: ekonomik yıkım koşullan altında proletarya diktatör­lüğünün korunması ve sağlamlaştırılması uğruna mücadele. 

Batıda bir teori dolaşmaktadır, bu teoriye göre, işçiler ancak çoğunlukta oldukları ya da her halükarda sanayide çalışan nüfusun çoğunluğu oluşturduğu ülkelerde iktidarı ele geçirebilir ve koruyabilirler. Bu nedenden ötürü Bay Kautsky'ler de, proletaryanın azınlıkta olduğu Rusya'da proleter devrimin «meşruiyet»ini inkar ediyor. Bu teori zimnen, küçük-burjuvazinin, öncelikle de köylülüğün, işçilerin iktidar için mücadelesini destekleyemeyeceği, köylülüğün ana kütle­sinin proletaryanın değil burjuvazinin yedeğini oluşturduğu varsayımından yola çıkmaktadır. Bu varsayımın tarihi teme­li, Batı'da (Fransa, Almanya) küçük-burjuvazinin (köylülük) kritik anlarda, genel olarak burjuvaz.inin yanında bulunmus olmasında (Fransa'da 1848 ve 1871, 1918'den sonra Almanya da proleter devrimi girişimleri) yatar.

Bu olgunun nedenleri şunlardır;

1 - Batıda burjuva devrimi, burjuvazinin önderliğinde bulunuyordu (o dönemde proletarya, devrimin sadece saldırı gücüydü), köylülük orada toprağı ve feodal boyunduruktan kurtuluşu burjuvazinin elinden elde etti, böylece köylülük üzerinde burjuvazinin etkisi daha o dönemde garantiliydi. 

2 - Batıda, burjuva devriminin başlangıcından, proleter devrimin ilk girişimlerine kadar, yarım yüzyıldan fazla bir zaman geçmiştir, bu süre içinde köylülük içinden, köylülük ile kentli büyük sermaye arasında köprü olarak hizmet eden ve böylece burjuvazinin köylülük üzerindeki hegemonyasını sağlamlaştıran güçlü ve kırda nüfuzlu olan bir köy burjuva­zisi çıkmıştır. 

Bu tarihi durum içinde de yukanda, sözü edilen teori doğ­muştur. 

Rusya'da ise bambaşka bir tablo görülmektedir. 

Birinci olarak, Rusya'da burjuva devrimi ( Şubat'tan Mart l 917'ye kadar),. Batı'nın, tersine, proletaryanın, önderliği altında bulunuyordu, mücadelenin seyri  içinde köylülüğün,kendi önderi olarak proletaryanın etrafında toplandığı, bur- juvaziye karşı sert mücadeleler içinde 
kazanıldı.  

İkinci olarak Rusya'da (başarılı) proleter devrimi girişimi (Ekim 1917), yine Batı'nın tersine, burjuva devrimin­ den yarım yüzyıl sonra değil, hemen  ardından  Yaklaşık 6-8 ay sonra başladı, elbette ki bu süre içınde, koylülük içinden  güçlü ve  örgütlü bir köy burjuvazisi çıkamazdı 1917 Ekimin­ de devrilen büyük burjuvazi ise bunun sonucu olarak bır daha toparlanamadı.

Bu son belirtilen husus, işçi-köylü ittifakını daha da sağlamlaştırdı.         ·             ·    
Rusya nüfusu içinde azınlığı oluşturan Rus işçilerinin buna rağmen ülkenin efendisi haline gelmesinin nüfusun muazzam çoğunluğunun ve her şeyden önce de köylülüğün  sem­pati ve desteğini kazanıp, iktidarı ele geçirmesi ve koruması­nın, burjuvazinin ise, her türlü teoriye rağmen tecrit olması­nın ve köylü yedeğinden yoksun kalmasının nedeni budur.

Buradan su sonuçlar çıkar:

1 - Yukarıda sözü edilen,proleter nüfus katmanının«mutlak çoğunluğu»  teorisi,  Rus gerçekliği  açısından. bakıldı­ğında eksiktir, yanlıştır veya en azından Bay Kautsky'ler tarafından çok basitçe ve bayağıca yorumıanmaktadır. 

2 - Devrim sırasında ortaya çıkan, proletaryaile emek­çi köylülüğün filli ittifakı, verili tarihsel koşullarda, Rusyada Sovyet iktidarının temelini   oluşturmştur.

3 - Komünistlerin görevi, bu fiili ıttifakı   korumak ve sağlamlaştırmaktır.

Verili durumda tüm sorun, bu ittifakın biçimlerinin her zaman aynı olmayışıdır. 
.
Eskiden savas sırasında, ağırlıklı olarak bir askeri-siyasi ittifak söz konusuydu, yani biz, çiftlik sahiple rini  Rusyadan kovarak toprakları köylülerin kullanımına verdik; fakat çıftlik. sahipleri «mal ve mülklerini» tekrar elde etmek için ülke­ yi istila ettiklerinde, onlara karşı savaşarak devrimin kazanımlarını koruduk; buna karşılık olarak  köylü    bize, işçiler için gıda maddesi ve ordu için insan verdi. Bu, ıttıfakın bir biçimiydi.

Savaşın bittiği ve toprağın artık tehlikede olmadığı bugün, ittifakın eski biçimi artık yetersiz kalmaktadır. Şimdi ittifakın yeni bir biçimine gerek var. Şimdi gündemde olan, artık köylüye toprağını güvencelemek değil, bu toprağın getirdiği gelir üzerinde özgürce tasarrufta bulunma hakkını köylüye garanti etmektir. Eğer bu o hakka sahip olmazsa ekim alanının giderek azalması , tarımın seviyesinin daha da düşmesi, ulaşımın ve sanayinin felce uğraması (ekmek sıkıntısı nedeniyle) , ordunun çözülmesi  (aynı nedenle) ve tüm bunların sonucu olarak - işçiler ve köylüler arasındaki fiili ittifakın çözülmesi kaçınılmazdır. kanıtlamaya gerek yokturki, devletin elinde asgari çlçüde belli bir tahıl stoku, sanayii yeniden canlandırmakta ve Sovyet devletini korumakta temel etkenlerin en temellisidir. Kronstadt (1921 baharı) olayı, ittifakın eski biçiminin miyadını doldurduğu ve ittifakın gerek işçilere gerek köylülere ekonomik yararlar sağlayan yeni bir biçiminin, ekonomik biçiminin zorunlu olduğu yolunda bir uyarıydı.

Yeni Ekonomik Politikayı anlamanın anahtarı burada yatar.

Teslim yükümlülüğü ve benzer diğer engellerin kaldırılması, küçük üreticiye serbesti tanıyarak besin maddesi, ham madde ve öteki ürünlerin daha fazla üretilmesi için itilim veren , yeni yoldaki ilk adımdır. Rusyanın bugün üretici güçlerin gelişiminde, Kuzey Amerikanın iç savaştan sonra yaşadığı gibi kitlesel bir atılım yaşadığı dikkate alınırsa, bu adımın dev önemini anlamak zor olmaz. Küçük üreticilerin üretim enerjisini özgür kılan ve ona belirli bir avantaj sağlayan bu adımın, ulaşımı ve sanayiyi kendi elinde tutandevlet hesaba katıldığında, küçük üreticiyi Sovyet devletinin değirmenine su taşımak zorunda bırakacak bir suruma sokacağı açıktır.

Ne var ki, besin maddesi ve hammadde üretimini arttırmak yetmez. Bunun dışında, bu ürünlerin, ulaşımın, sanayinin ve ordunun bakımı vb. için gerekli olan asgari bir ölçüde temini ve hazır tutulması zorunluluktur. Bunun için ikinci adım olarak  - teslim yükümlülüğünün kaldırılmasının sadece bir tümleyeni olan ayni vergi bir yana bırakılırsa-besin madde­si ve hammadde temininin, Tüketim Kooperatifleri Merkez Birliği'ne (Zentrosoyuz) devredilmesi görülmelidir. Gerçi Zentrosoyuz'un mahalli organlarının disiplin noksanlığı, hızla gelişen meta pazarı koşullarına uymada gösterdiği eksiklik, meta değişiminin ayni biçimLrıin amaca uygun olmayışı ve pa­ra biçiminin hızla gelişimi, para kaynaklarının yokluğu vb. nedenler, Zentrosoyuz'un üzerine aldığı görevleri yerine getirmesini mümkün kılmadı. Fakat en önemli besin maddelerı ve hammaddelerin büyük ölçüde temin edilmesinde, temel mekanizma olarak Zentrosoyuz'un her geçen gün artan bir rol oynayacağından kuşku duymak için hiçbir vesile yoktur. Bunun için sadece, devletin: 

a) Zentrosoyuz'u ülke içinde (resmi olmayan) ticaret faaliyetlerinin finanse edilmesinin merkezi yapması;

b) Devlete karsı hala düşmanca tavır içinde olan başka tür kooperatifleri mali olarak Zentrosoyuz'a tabi kılması;

c) Zentrosoyuz'a şu ya da bu biçimde dış ticaret olanağı vermesi gerekmektedir. 

Üçüncü adım olarak, ülkede para dolaşımını ayarlama organı olarak devlet bankasının açılması görülmelidir. Meta pazarının ve para dolaşımının gelişimi iki temel sonuç doğurmustur: 

1 -Gerek ticari operasyonları ( özel ve resmi) gerekse üretimdeki operasyonları (fiyatlar vb.) tamamen rubledeki dalgalanmalara bağımlı kılmaktadır; 

2 -Rusya'nın ekonomisini -abluka döneminde olduğu gibi- kapalı, kendi kendine yeten bir ekonomi olmaktan çı­kararak dıs dünya ile ticaret yapan, yani rublenin değerinde­ki. yalpaİanmaların değişikliklerine bağlı bir trampa ekonomi­sine dönüstürmüstür. 

Ama tüm bunlardan şu sonuç çıkar ki, eğer para dolaşı­mını düzene sokmaz ve rublenin değer kazanmasını sağla­mazsak, gerek içte gerek dıştaki ekonomik operasyonlarımız iki ayağıyla da topallayacaktır. Para dolaşımının regülatörü olarak devlet bankası, sadece alacaklı değil, aynı zamanda yeni emisyonlara başvurmadan kullanılabilecek, büyük özel tasarrufları ,kendisine çeken bir pompa da olabilecek olan bu devlet bankası, geleceği çok parlak olsa da, şimdilik henüz «gerçekleşmesi şüpheli bir umut»tur. 

Rublenin deger kazanması için bir başka araç ise, ihraca­tımızın genişlemesi ve korkunç derecede pasif ticaret bilanço­muzun iyileştirilmesi olmalıdır. Zentrosoyuz'un dıs ticarete çekilmesinin bu konuda yalnızca yararlı olacağı varsayılmalı­dır. 

Bunun dışında, sadece ödeme aracı olarak değil, aynı zamanda Rusya'nın dış kredisini yükseltme ve böylece kendi rublemize güven duyulmasını sağlama faktörü olarak da bir dış borçlanma gerekmektedir. 

Devamla, karma ticaret ve transit şirketleri ile kısa süre önce Sokolnikov'un «Pravda»da değindiği türden şirketler sorunu kolaylaştıracaktır. Fakat hemen belirtilmelidir ki, sana­yıde konsesyonların getirilmesi ve hammaddelerimizin ya­bancı makine ve teknik donatımla normal değişiminin geniş­lemesı -bu konuda basında belli bir süre çok şey yazıldı-, bızzat para ekonomisinin gelişmesinin faktörleri olarak, ta­mamen rublemizin önceden değer kazanmasına bağlıdır. 

Nihayet dördüncü adım olarak, işletmelerimizin rasyonallık ilkesının gereklerine göre reorganize edilmesi, küçük, rantabl olmayan işletmelerin kapatılması ya da kiraya veril­mesi, yaşamaya en elverişli büyük işletmelere öncelik veril­mesi, ölçüsüzce şişmiş olan resmi kurumlarda personel sa. yısının hızlandınlıruş biçimde azaltılması, istikrarlı bir dev­let mal ve para bütçesinin oluşturulması ve tüm bu önlemle rin sonucu olarak işletmelerde ve resmi kurumlarda emeklilik ruhunun kökünün kazınması, işçilerin ve memurların disip­lin. anlayışının genelde yükseltilmesi ve çalışmalarının iyileş­tırilmesı, yoğunlaştırılması görülmelidir. 

Uygulanan, ya da uygulanmak zorunda olan ve hepsi bir arada Yeni Ekonomik Politika denilen şeyi oluşturan önlem­ler genelde bunlardır.

Söylemeye gerek yok ki, bekleneceği gibi, bu önlemlerin uygulanmasında bir dizi hata yaptık ve onların gerçek karak­terini bozduk. Buna rağmen, tam da bu önlemlerin, ülkenin ekonomik yeniden doğuşuna giden yolu engellerden arındırdı­ğı, tarım ve sanayii ilerlettiği ve proleterler ile köylüler ara­sındaki iktisadi ittifakı tüm engellere, dıştan gelen tüm teh­ditlere ve Rusya içindeki açlığa rağmen sağlamlaştırabileceği kanıtlanmış sayılmalıdır. 

Yeni Ekonomik Politika'nın ilk sonuçları, ekim alanları­nın genişlemesi, işletmelerde emek verimliliğinin yükselmesi, köylülüğün maneviyatının iyileşmesi (kitlesel haydutluk son bulmuştur) bu sonucu kuşkusuz onaylamaktadır.

Pravda No. 286, 18 Aralık 1921
 J. S tali n