27 Aralık 2017

Komintern - Lenin 'in Ulusal Sorun ve Sömürgeler Komisyonu Adına Yaptığı Konuşma

ULUSAL SORUN VE SÖMÜRGE SORUNU ÜZERİNE RAPOR
26 TEMMUZ

Yoldaşlar, ben kısa bir girişle yetineceğim. Sonra komisyonumuzun sekreteri yoldaş Maring tezlerde yaptığımız değişikliklere ilişkin size ayrıntılı bilgi verecek. Ondan sonra ek tezleri hazırlamış olan yoldaş Roy konuşacak. Komisyonumuz değişmiş şekliyle hem tez taslaklarını hem de ek tezleri oy birliği ile kabul etmiştir. Böylelikle bütün önemli konularda tam bir görüş birliğine varmış oluyoruz. Ben şimdi kısaca bir kaç noktaya değineceğim.

Birincisi bu tezlerin altında yatan ana fikir nedir? Bu fikir ezilen uluslar ile ezen uluslar arasındaki ayrımdır. İkinci Entemasyonal'in ve burjuva demokrasisinin tersine biz bu ayrıma ağırlık tanıyoruz.

İçinde yaşadığımız emperyalizm çağında, bütün sömürge ve ulusal sorunlarda somut ekonomik olguları saptamak ve soyut varsayımlardan değil, somut gerçeklerden yola çıkmak proletarya ve Komünist Enternasyonal için özellikle önemlidir.


Emperyalizmin en belirgin özelliği, bütün dünyanın şimdi gördüğümüz gibi bir sürü ezilen ulusla muazzam zenginliğe ve güçlü silahlı kuvvetlere sahip bir avuç ezen ulus olarak ikiye bölünmesidir. Dünya nüfusunun ezici çoğunluğu bir milyarı aşkın, hatta belki dünyanın toplam nüfusunu 1.750 milyon olarak alırsak 1.250 milyon insan, yani dünya nüfusunun %70 kadarı ezilen ulusların insanlarıdır. Bu uluslar ya doğrudan doğruya sömürge bağımlılığı içindedirler, ya da örneğin İran, Türkiye ve Çin gibi yarı sömürge olan veya büyük bir emperyalist devletin saldırısına uğrayıp yenik düşerek barış antlaşmaları yoluyla o devletin egemenliği altına girmişlerdir. Bu ayrım, yani ulusların
ezen ve ezilen uluslar olarak birbirinden ayrılmaları fikri, bütün bu tezlere, daha önce yalnız imzamla yayınlanmış olanlara değil, yoldaş Roy tarafından getirilenlere de hakimdir. Bu--sq11.uncu tezler daha çok İngiltere 'nin tahakkümü altında olan Hindistan ve diğer Asya ülkelerindeki durum gözönünde tutularak hazırlanmıştır. Bizim için büyük önemleri bundan ileri gelmektedir.

Tezlerimizdeki ikinci temel fikir şudur. Dünyanın emperyalist savaşı izleyen bugünkü durumunda, karşılıklı ilişkileri küçük bir emperyalist uluslar grubunun Sovyet Rusya önderliğindeki sovyet hareketine ve sovyet devletlerine karşı yürüttüğü mücadele belirlemektedir.

Bunu akılda tutmazsak tek bir ulusal sorunu ya da sömürge sorunun dünyanın en ücra bir köşesini bile ilgilendirse doğru koyamayız. Uygar ülkelerde olsun, geri kalmış ülkelerde olsun komünist partileri, ancak bu temel koşuldan hareket ederlerse politik sorunları doğru koyup doğru bir çözüme götürebilirler.

Üçüncüsü geri kalmış ülkelerde demokratik burjuva hareketi sorununun önemine Ôzellikle parmak basmak isterim. Aramızda bazı görüş ayrılıkları doğurari bir sorundur bu. Komünist Enternasyoni'i:J'in ve komünist partilerinin geri kalmış ükelerde demokratik burjuva hareketi desteklemeleri gerektiğini söylemenin ilke olarak ve teoride doğru olup olmadığını tartıştık. Tartışmalarımız sonunda oy birliğiyle "burjuva demokratik" hareket yerine ulusal devrimci hareketten söz etme kararına vardık. Hiç şüphe yok ki her ulusal hareket ancak bir demokratik burjuva hareketi olabilir. Çünkü, geri kalmış ülkelerde nüfusun büyük çoğunluğu burjuva kapitalist ilişkileri temsil eden ki;iylülerdir.

Bu geri kalmış ülkelerde proletarya partilerinin kurulrrjalaiı gerçekten mümkün olsa bile, köylü hareketiyle kesin ilişkiler kurulmadan ve köylü hareketini etkin bir biçimde desteklemeden komünist taktikleri ve bir komünist politika izleyebileceklerini sanmak düşe kapılmaktır.

Bununla birlikte şöyle karşı görüşler ileri sürülmüştür. Burjuva demokratik hareketten söz edersek reformcu hareketle devrimci hareket arasındaki bütün ayrımı silip atmış oluruz. Oysa o ayrım son zamanlarda geri kalmış ve sömürge ülkelerde ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Çünkü emperyalist burjuvazi reformcu hareketi ezilen milletlere de sokmak için elinden geleni yapmaktadır. Sömürücü ülkelerin burjuvazisi ile sömürge ülkelerin burjuvazisi arasında belli bir yakınlaşma olmuştur.

Öyle ki birçok kere, belki de çoğu hallerde, ezilen ülkelerin burjuvazisi bir yandan ulusal hareketi desteklerken, öte yandan emperyalist burjuvazi ile tam bir anlaşma içerisindedir. Bütün devrimci hareketlere ve devrimci sınıflara karşı onunla güç birliği yapmaktadır.

Bu, komisyonda tartışma götürmez bir biçimde kanıtlandı ve tek doğru tutumun, bu ayrımı dikkate almak ve "ulusal devrimci" terimini kullanmak olduğu kararlaştırıldı. Bu değişikliğin anlamı şudur: biz komünistler olarak sömürgelerde burjuva kurtuluş hareketlerini ancak gerçekten devrimci bir ruhla eğitip örgütlememize engel olmadıkları takdirde desteklemeliyiz ve destekleyeceğiz. Bu şartlar yoksa bu gibi ülkelerde komünistler, İkinci Enternasyonal kahramanlarının da saflarında yer aldıkları reformist burjuvazi ile mücadele etmelidirler. Sömürge ülkelerde reformist partiler çoktan kurulmuştu ve bazı durumlarda sözcüleri kendilerine sosyal demokrat ve sosyalist demektedirk:r. Sözünü ettiğim bu ayrım bütün tezlerde yer almaktadır. Böylelikle görüşümüz eskisinden çok daha kesin bir biçimde anlatılmıştır sanırım.

Şimdi biraz da köylü sovyetleri konusuna değinmek istiyorum.

Rusya komünistlerinin eski Çarlık sömürgelerindeki Türkiskan vs. gibi geri kalmış ülkelerdeki pratik çalışmaları. bizi kapitalizm öncesi koşullarda komünist taktiklerini ve politikasını nasıl uygulamamız gerektiği sorunu ile yüzyüze getirıniştir. Kapitalizm öncesi ilişkilerin egemen oluşu bugün de bu ülkelerin,başlıca belirleyici özelliğidir. Bu nedenle buralarda salt proleter nitelikli bir hareket söz konusu olamaz.

Bu ülkelerde hemen hemen hiç sanayi proletaryası yoktur. Yine de biz oralarda da önderliği üzerimize aldık ve almak zorundayız. Deneylerimiz bize bu ülkelerde çok çetin güçlükleri yenmemiz gerekeceğini göstermiştir. Bununla birlikte, çalışmalarımızın pratik sonuçları da göstermiştir ki, bütün bu güçlüklere karşın proletaryanın yok denecek ı..adar az olduğu yerlerde bile yığınlarda bağımsız politik düşünce ve bağımsız politik eylem ruhunu uyandırabilecek durumdayız. Batı Avrupa ülkelerindeki yoldaşlarımızın bu yoldaki çalışmaları bizimki kadar zor olmayacaktır, çünkü Rusya'da proletarya devlet yönetiminden haşım alamamaktadır. Yarı feodal bağımlılık altında yaşayan köylülerin sovyetlerde örgütlenme fikrini benimseyip uygulamakta güçlük ı,:ekmeyecekleri kolayca anlaşılacak bir şeydir. Ayrıca ezilen yığınların, yalnız ticaret sermayesi tarafından değil, aynı zamanda feodaller ve feodalizme dayanan bir devlet tarafından sömürülenlerinde de kendi koşullarında bu silahı, bu örgüt tipini kullanabilecekleri açıkça ortadadır.

Sovyetlerde örgütlenme fikri basittir ve yalnız proleter ilişkilere değil, feodal ve yarı feodal köylü ilişkilerine de uygulanabilir. Bu alanda henüz fazla bir deneyimiz yok. Fakat sömürge ülkelerden gelen birçok temsilcilerin katıldığı komisyo,odaki tartışmalar, Komünist Enternasyonal'in tezlerinde şu noktanın belirtilmesi gerektiğini inandırıcı bir biçimde ortaya koydu: köylü sovyetleri, sömürülenlerin sovyetleri sadece kapitalist ülkelerde değil, kapitalizm öncesi ilişkilerin egemen olduğu ülkelerde de işe yarar bir silahtır ve komünist partileriyle komünist partileri kurmaya hazır unsurların mutlak görevleri, geri kalmış ve sömürge ülkeleri de kapsamak üzerine her yerde köylü sovyetleri ya da emekçi halk sovyetleri lehinde propaganda yapmak, nerede koşullar elveriyorsa derhal emekçi halk sovyctleri kurmaya çalışmaktır.

Pratik çalışmalarımız için bu çok ilginç ve önemli bir alan açıyor önümüzde. Şimdiye kadar bu alanda fazla bir ortak deneyimiz olmadı, ama zamanla gittikçe .daha çok veri birikecek. Hiç şüphe yok ki, ileri ülkelerin proletaryası geri kalmış ülkelerin emekçi yığınlarına yardım edebilir ve etmelidir, kuşkusuz sovyet cumhuriyetlerinin başarı kazanan proletaryası bu yığınlara yardım elini uzattığı ve onlara destek .sağlayabilecek bir durumda olduğu zaman, geri kalmış ülkeler bugünkü gelişme düzeylerinin üstüne çıkacaktır.

Komisyonda bu konuda yalnız benim imzamı taşıyan tezler üzerinde değil, hatta daha da çok, yoldaş Roy'un burada savunacağı tezler üzerine çok canlı tartışmalar geçti. Yoldaş Roy'un tezlerinde oy birliğiyle bazı değişiklikler yapıldı. Sorun şöyle konuldu: şimdi kuruluşlarına doğru yol alan, savaştan beri de ilerleme yönünde belli bazı adım!ar attıkları görülen, geri kalmış ülkeler için kapitalist ekonomik gelişme aşamasının kaçınılmaz olduğu savını_ doğru buluyor muyuz? Buna olumsuz cevap verdik. Eğer zaferi kazanan devrimci proletarya, geri kalmış halklar arasında sistemli bir propaganda yürütürse ve sovyet hükümetleri ellerindeki bütün olanaklarla onların yardımına koşarlarsa, o zaman geri kalmış halkların kapitalist gelişme aşamasından geçmelerinin mutlaka zorunlu olduğunu sanmak yanlış olur. Sömürgelerde ve geri kalmış ülkelerde bağımsız mücadele birlikleri ve parti örgütleri kurmak, köylü sovyetlerinin örgütlenmesi için derhal propagandaya girişip onları kapitalizm öncesi koşullara uydurmaya çalışmak yetmez, Komünist Enternasyonal, geri kalmış ülkelerin ileri tezini de teorik gerekçesini göstererek savunmalıdır.

Bunun için gerekli yollar önceden gösterilemez. Pratik deneyle varılacaktır bu yollara. Ne var ki sovyetler fikrinin en kıyı/bucak ulusların emekçi halklarınca bile anlaşıldığı, sovyetlerin kapitalizm öncesi bir sosyal sistemin koşullarına uydurulmasının şart olduğu ve komünist partilerinin dünyanın her yanında bu yönde çalışmaya derhal başlamaları gerektiği kesinlikle belli olmuştur.

Bu arada komünist partilerinin yalnız kendi ülkelerinde değil, sömürge ülkelerde de özellikle sömürücü ulusların sömürge halklarını boyunduruk altında tutmak için kullandıkları askeri birlikler arasında yürüttükleri devrimci çalışmanın önemine de işaret etmek isterim.

Komisyonumuzda İngiliz Sosyalist Partisi'nden Yoldaş Quelch bu konuya değindi. Sıradan İngiliz işçisinin köle ulusların İngiliz egemenliğine başkaldırımalarına yardım etmeyi vatana ihanet sayacağını söyledi. İngiltere ve Amerıka'nın gözü dönmüş, şoven kafalı işçi aristokratlarının sosyalizm için büyü􀂁 bir tehlike oluşturdukları ve'ikinci Enternasyonal'in temel direği oldukları doğrudur.

Burada bu burjuva enternasyonale bağlı önderler ve o işçilerin en büyük ihanetiyle karşı karşıyayız. Sömürge sorunu İkinci Enternasyonal'de de tartışılmıştır. Basel Manifestosu bu konuda da çok açıktır.

Üçüncü Enternasyonal partileri devrimci eyleme girişeceklerine söz vermişlerdir, ama onların gerçekten devrimci bir yolda çalıştıkları, ya da egemei'ı uluslara ·başkaldıran sömürülen ve bağımlı ülkelere yardım ettikleri hiç görülmemiştir. Bana kalırsa bu aynı zamanda, Üçüncü Enh.:rnasyonal'e katılmak isteyen partilerin de çoğu için doğrudur. Herkesin işitmesi için bunu açıkça ilan etmeliyiz. Kimsenin karşı çıkmayacağı bir gerçektir. Kabul etmek istemeyenlerin çıkmayacağını göreceğiz.

Bütün bunlar, aldığımız kararlara temel olan düşüncelerdir. Kararlarımız, şüphesiz çok uzun, fakat eminim bizim için yararlı olacaklar.

ulusal ve sömürge sorunlarına bağlı gerçekten devrimci çalışmaların gelişmesini ve örgütlenmesini ileri götüreceklerdir. Başlıca görevimiz de zaten budur.

Komünist Entenıasyonal'in
ikinci Kongre Bülteni,
No: 6 7 Ağustos, 1920.
Toplu· Eserler, Cilt 31, s :
240 - 4 5