08 Temmuz 2017

RUS DEVRİMİ VE İÇ SAVAŞ

Viladimir İliç Lenin 

BİZİ İÇ SAVAŞLA KORKUTMAYA ÇALIŞIYORLAR


Menşeviklerin ve sosyalist-devrimcilerin, kadetler ile bir koalisyon oluşturmayı kabul etmemeleri, ve demokratların kadetler olmadan da bir hükümet kurabileceği ve onlara karşı Rusya'yı yönetecekleri olasılığı kaygısıyla, Burjuvazi demokratları korkutmak için elinden gelen herşeyi yapıyor. 

Onları korkutabildiğin kadar korkut! Burjuva basının bütün sloganı bu. Bütün yeteneklerini kullanarak korkut onları! Yalan söyle, çamur at, ama korkut! 

Borsa Gazetesi, bolşeviklerin gizli marifetleri üstüne baştan aşağı uydurma haberlerle okurlarının gözlerini korkutmaya çalışıyor. Alekseyev'in istifası üstüne, Petrograd doğrultusunda bir Alman yarma hareketi tehdidi üstüne bir sürü gürültü yapılarak çevreye korku saçılıyor; sanki, olaylar, cepheyi Galiçya'da, Riga önlerinde, Petrograd önlerinde Almanlara açabilecek olanlar Kornilov'un generallerinin (ki hiç kuşkusuz Alekseyev de bunların arasında bulunmaktadır) ta kendileri olduklarını, ordu içinde Genelkurmaya karşı en büyük kini körükleyenlerin bu generaller olduklarını tanıtlamamış gibi. 

Bu demokrasiyi yıldırma yöntemini, daha "ciddî" ve daha inandırıcı kılabilmek için "iç savaş" tehlikesi ileri sürülüyor. Bütün yıldırma yöntemleri arasında iç savaş korkuluğunu sallayıp durmak belki de en yaygın olanıdır. Şu sırada pek geçerli ve dar görüşlü burjuva çevrelerinde çok yaygın olan bu fikir, Halkın Özgürlüğü Partisinin Merkez Komitesi tarafından, komitenin Rostov'daki 1 eylül tarihli (Reç'in 210'uncu sayısı kararında bakın nasıl belirtilmektedir:

"... Komite, iç savaşın, devrimin bütün kazançlarını silip süpürebileceğine ve henüz yerine oturmamış genç özgürlüğümüzü kan dalgaları içinde boğabileceğine inanmıştır; bu yüzden devrimin kazançlarını kurtarmak için gerçekleşemeyecek sosyalist ütopyalar adına devrimi daha ileri götürme eğilimine karşı enerjik bir protesto hareketine geçmeyi zorunlu sayar. ..." 

Burada Ref'in başyazılarında, Plehanov'un ve Potressov'un makalelerinde, menşevik gazetelerin başyazılarında vb., vb. aralıksız ortaya çıkıp duran ana fikrin en açık, en kesin, üzerinde en çok düşünülmüş ve en ayrıntılı biçimi ile ifade edilişini görüyoruz. Onun için bu fikir üzerinde daha uzun boylu durmamız yararlı olacaktır. 

İç savaş sorununu, özellikle altı aylık devrim deneyimimize dayanarak daha somut bir biçimde tahlil etmeye çalışalım. 

18. yüzyılın sonundan beri Avrupa'daki bütün devrimlerin deneyimine tamamıyla uygun düşen bu deneyim, bize gösteriyor ki, iç savaş, birbiri ardı sıra gelen, birbiri üzerine yığılmış, artmış, kızışmış, iktisadî ve siyasal çatışmalardan sonra iki sınıf arasında silahlı çatışma haline dönüşen sınıf savaşımının, en keskin biçimidir. Ülkelerin pek çoğunda -hemen istisnasız hepsinde denilebilir- ne kadar az özgür ve az gelişmiş olurlarsa olsunlar, kapitalizmin bütün iktisadî gelişmesinin, bütün dünyadaki modern toplumun tüm tarihinin, aralarında uzlaşmaz karşıtlık yarattığı ve bu uzlaşmaz karşıtlığı güçlendirdiği sınıflar arasında, yani burjuvazi ile proletarya arasında iç savaş görülür. 

Böylece, devrimimizin altı ayı boyunca, 20-21 nisanların, 2-3 temmuzların, proletarya tarafından başlatılan bir iç savaşın başlangıcı olmaya çok yaklaşmış olan kendiliğinden şiddetli patlamalara tanık olduk. Kornilov ayaklanması ise, başta kadet partisi olmak üzere toprak sahipleri ve kapitalistler tarafından desteklenen, hükümete karşı askerî bir hareketti: bu burjuvazi tarafından başlatılmış bir iç savaşın eşiğine varan hükümete karşı bir hareketti. 

İşte olgular bunlardır. Bizim kendi devrimimizin tarihi budur. Biz, her şeyden önce, bu tarihten bir ders almalıyız, her şeyden önce onun gelişmesi ve onun sınıf anlamı üzerinde düşünmeliyiz. 
Rusya'da proletarya iç savaşının başlangıcı ile burjuva iç savaşının başlangıcını şu noktalarda karşılaştırmaya çalışalım: 1° hareketin kendiliğindenliği; 2° amaçları; 3° harekete katılan yığınların bilinci; 4° hareketin gücü; 5° hareketin direşkenliği. Biz şunu kabul ediyoruz ki, bugün "iç savaş" sözleriyle "yerli yersiz hokkabazlık eden" bütün partiler, sorunu bu biçimde koymuş olsaydılar ve iç savaşın ilk adımlarını gerçekten incelemek için bir çaba gösterseydiler, bütün Rus devriminin bilinci bundan kazançlı çıkacaktı, çok şey kazanacaktı. 

Hareketin kendiliğindenliğiyle başlayalım. 3 ve 4 temmuz günleri konusunda, menşevik Raboçaya Gazeta ve sosyalist-devrimci Diyelo Naroda'nın hareketin kendiliğinden büyümesi olgusunu kabul eden tanık niteliğindeki bildirileri elimizdedir. "Karaçalıcılara Yanıt" adı ile tek yapraklı bildiri halinde yayınlanan Proletarskoye Diyelo'nun bir makalesinde bu bildirilerden söz etmiştim. Ama pek iyi anlaşılabilecek nedenlerden ötürü, menşevikler ve sosyalist-devrimciler, bolşeviklere karşı yapılan kovuşturmalara katılmış olmaktan dolayı kendilerini savunmak amacıyla, 3 ve 4 temmuz patlamasının kendiliğindenliğini resmen yadsımaya devam ettiler. 

Bir an için yadsınılabilir olanı bir yana bırakalım. Yadsınılamaz olan üzerinde duralım. 20-21 nisan hareketinin kendiliğindenliği hiç kimse tarafından yalanlanmadı. Bolşevik partisi bu kendiliğinden harekete "bütün iktidar Sovyetlere!" sloganı ile katıldı; bu partiden tamamen bağımsız olarak merhum Linde de harekete katıldı ve hükümeti tutuklamaya hazır 30.000 silahlı askeri sokağa döktü. (Söz arasında, bu birliklerin sokağa dökülüşünün henüz aydınlatılmamış ve incelenmemiş olduğunu söyleyelim. Ve eğer iyice düşünülür, eğer 20 nisan olayları tarihsel gidişine bağlanırsa, yani 20 nisan, 28 şubattan 29 ağustosa giden zincirin bir halkası sayılırsa, bolşeviklerin, taktiklerinde, burjuvaların bizi suçladıkları gibi, asla devrimci ruhta aşırılıktan dolayı değil, devrimci ruhtaki yetersizlikten dolayı hata işlemiş oldukları açıkça ortaya çıkar.) 

Öyleyse, bir proletarya iç savaşının patlak vermesine çok yaklaşmış olan hareketin kendiliğindenliği her türlü kuşkunun dışındadır. Kornilov hareketindeki kendiliğindenliğe uzaktan bile hiç bir şekilde benzememektedir. Bu hareket, birliklerin bir kısmını aldatarak yetkenin etkisiyle onları sürüklemeyi hesaplayan generallerin bir komplosundan başka bir şey değildi. Hareketin kendiliğindenliğinin, onun halk yığınları arasında derin bir biçimde nüfuz etmiş olmasının, köklerinin sağlamlığının, ve onu uzaklaştırmak olanaksızlığının bir belirtisi olduğu kesin bir şeydir. Proletarya devriminin derin kökleri, burjuva karşı-devriminin köksüz oluşu; işte hareketin kendiliğindenliği lehinde bize olguları gösteren budur. 

Hareketin amaçlarını inceleyelim: 20-21 nisan hareketi, bolşevik sloganlarına bütün öteki hareketlerden daha fazla yaklaşıyordu; 3 ve 4 temmuz hareketine gelince, bu hareket, bu sloganlarla bağlantılı olarak, onların etkisi altında ve onların doğrudan yönetimi altında doğdu. Proletaryanın ve yoksul köylülüğün diktatörlüğü, barış ve hemen barış önerisi, toprak sahiplerinin topraklarının zoralımı: bolşevik partisi, bu proletarya iç savaşının esas amaçlarından gazetelerinde ve sözlü propagandalarında kesinlikle ve açıklıkla, açıkça ve yüksek sesle söz ediyordu. 

Kornilov ayaklanmasının amaçlarına gelince, hepimiz biliyoruz, ve demokrasi saflarında bunu hiç kimse yadsıyamaz ki, bu amaçlar, toprak sahiplerinin ve burjuvazinin diktatörlüğünden, Sovyetlerin dağılmasından ve krallığın yeniden kurulmasına hazırlıktan ibaretti. Bolşeviklerinkinden daha üstün bir basını ve propaganda araçlarını elinde bulunduran kadet partisi -kornilovcu baş parti (aslında bu partiyi, bundan böyle, Kornilov partisi diye adlandırmak yerinde olur)-, hiç bir zaman burjuvazinin diktatörlüğünden, Sovyetlerin dağılmasından, ne de genellikle Kornilov'un amaçlarından halka açıkça söz etmeyi göze almadı ve almıyor! 

Hareketin amaçları bakımından, olgular gösteriyor ki, proletarya, iç savaşın amaçlarını açık açık halkın gözleri önüne serebilir ve bununla emekçilerin sempatisini kazanabilir. Oysa burjuvazi, iç savaşa, ancak kendi amaçlarını gizleyerek yığınların bir kısmını çekmeye çalışabilir; yığınların bilinç derecesi bakımından pek büyük fark bundan ileri gelmektedir. 

Bu nokta üzerindeki nesnel veriler, öyle görünüyor ki,  yalnızca partilerin üye sayısı ve seçimlerle ilgilidir. Yığınların bilinç derecesi üzerinde kesinlikle bir değerlendirme yapmaya olanak sağlayacak başka belirtiler yok gibi görünüyor. Devrimci proletarya hareketinin başında bolşevik partisi, burjuva karşı-devrim hareketinin başında da kadet partisi bulunuyor, işte altı aylık devrim deneyiminden sonra kesin olan ve tartışma götürmez olan budur. Olaylara dayanan üç karşılaştırma öğesi, incelemekte olduğumuz sorunda bizi aydınlatabilir. Petrograd bölgesi dumaları için mayıs ayında yapılan seçimler ile ağustosta yapılan Merkez Duması seçimleri arasında karşılaştırma, kadetlerin oylarında bir azalma, bolşevikler tarafından elde edilen genel oylarda ise büyük bir artma göstermektedir. Kadetlerin basını, işçi ve köylü yığınlarının toplaşmış bulunduğu yerlerde genel kural olarak bolşevizmin gücüne tanık olunduğunu itiraf etmektedir. 

İkinci olarak, parti üye sayılarındaki dalgalanmalar konusunda, toplantıların sıklığı konusunda, istatistiklerin bulunmayışı karşısında yığınların bilinç düzeyi, yığınların partiye sağladıkları yarar, ancak, parti yararına yapılan para yardımları konusunda yayınlanan bilgiler sayesinde ölçülebilmektedir. Bu bilgiler bolşevik işçi yığınlarının Pravda, yasaklanmış gazeteler, vb. yararına gerçekleştirdikleri para toplama kampanyası sırasında tanıtladıkları hareketli kahramanlığı göstermektedir. Para yardımlarının tutarı her zaman yayınlanmıştır. Kadetlerde yalnız şunu görüyoruz: partinin kasasını "besleyen" kaynağın para babalarının katkıları olduğu apaçık ortadadır. Yığınların etkin yardımından en küçük bir iz yok. 

Ensonu, bir yanda 20-21 nisan, 3-4 temmuz olayları arasında ve öte yanda Kornilov çılgınlığı arasındaki karşılaştırma, bolşeviklerin yığınlara iç savaşta düşmanlarını açıkça tanımladıklarını gösteriyor: bunlar, burjuvazi, toprak sahipleri ve kapitalistlerdir. Ama Kornilov hareketi, Kornilov'u izleyen birliklere ahlâksızca yalan söylendiğini, bundan böyle açıkça göstermiş ve bu yalan, "vahşî tümen" ve Kornilov'un gönderdiği askerî birlikler, Petrograd emekçileriyle karşılaşır karşılaşmaz ortaya çıkmıştır. 

Devam edelim. İç savaşta proletaryanın gücü ve burjuvazinin gücü konusunda hangi verilere sahibiz? Bolşeviklerin gücü yalnızca proleterlerin sayısına, onların bilinç düzeyine, sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin "alt tabakaları"nın (yani işçi ve yoksul köylülerin) bolşevik sloganlara karşı sempatilerine dayanır. Bu sloganlar, 20-21 nisan, 18 haziran ve 3 ve 4 temmuz günleri etkin devrimciler yığınının çoğunluğunu pratik olarak Petrograd'a sürüklemişlerdir. Bu, tartışma götürmez bir olgudur. 

Parlamenter seçimlerin verileri ile daha yukarda sözü edilen hareketlere ilişkin veriler arasındaki karşılaştırma, Rusya bakımından, Batıda birçok kez yapılan, devrimci proletaryanın gücünün, yığınlar üzerinde etki ve yığınları savaşıma sürükleme bakımından, parlamento-dışı savaşımda, parlamenter savaşımla karşılaştırılamayacak kadar daha büyük olduğu gözlemini tamamıyla doğrulamaktadır. Bu, iç savaşla ilgili çok önemli bir gözlemdir. 

Parlamenter savaşımın ve seçimlerin koşulları ve ortamının, ezilen sınıfların, iç savaşta pratik olarak ortaya koyabildikleri gücü ortaya koymalarına niçin izin vermediği anlaşılıyor. 

Kadetlerin ve kornilovcuların gücü, zenginliktir. Sermaye ve Fransa-İngiliz emperyalizmi, kadetlerden ve Kornilov'dan yanadır, bir sürü siyasal müdahale ve basın, bunu tanıtlamıştır. 12 ağustos Moskova Konferansındaki bütün "sağ"ın Kornilov ve Kaledin'den yana ayağa kalktığı herkesçe bilinmektedir. İngiliz ve Fransız burjuva hasmının Kornilov'a "yardım" ettiği gene herkesçe bilinmektedir. Bazı belirtiler, Kornilov'un bankalardan yardım gördüğüne tanıklık etmektedir. 

Zenginler bütün güçleriyle Kornilov'un yardımına koştu, ama gene de ne çabuk ve ne acınacak bir çöküş oldu! Kornilovcuların yanında, zenginlerin dışında ancak iki toplumsal güç daha görülebilir: "vahşî tümen" ve Kazaklar. Birincisinin gücü, yalnız aldatılmanın ve bilisizliğin gücüdür. Bu güç, basın, burjuvazinin elinde ne kadar kalırsa o kadar tehlikelidir. İç savaşın galibi proletarya, bu "güç" kaynağını bir darbede yok edecektir. 

Kazaklara gelince, onlar, Rusya'nın bir uç eyaletinin, yaşayışlarında, iktisatlarında ve törelerinde ortaçağdan sayısız çizgiler saklamış olan zenginlerinden, küçük ve orta toprak sahiplerinden (mülkler, ortalama olarak, aşağı yukarı 50 desiyatin kadardır) meydana gelen bir halk tabakasını temsil ederler. Kazaklarda bir Rus Vendée'sinin toplumsal ve iktisadî temeli bulunabilir. Ama Kornilov-Kaledin hareketine ilişkin olaylar ne göstermişlerdir? Kaledin bile Guçkovlar, Milyukovlar, Riyabuşinskiler ve hempaları tarafından desteklenen "gözbebeği lider" bile, her şeye karşın, bir yığın hareketi başlatamadı! Kaledin, bolşeviklerden çok daha "fazla dolambaçsız" bir yolla, dümdüz bir çizgi halinde iç savaşa doğru gidiyordu. Kaledin, dosdoğru "Don'u ayaklandırmaya" gidiyordu, ama gene de kendi "öz" bölgesinde, Rus demokrasisinin bu uzak Kazak ülkesinde hiç bir yığın hareketi çıkartamadı. Tam tersine, proletarya yönünden, anti-bolşevik Rus demokrasisinin etki ve kuvvet merkezlerinde bile hareketin kendiliğinden devrimci patlamalar gösterdiğine tanık oluyoruz. 

Kazakların çeşitli tabakalarının ve çeşitli ekonomik toplulukların demokrasiye ve Kornilov hareketine karşı tutumları üstüne nesnel veriler bulunmamaktadır. Yalnız, yoksul ve orta Kazakların çoğunluğunun daha çok demokrasiye doğru eğilim gösterdiklerini ve ancak subayların ve varlıklı Kazakların yüksek tabakalarının, tamamen, Kornilov'dan yana olduklarını bize gösteren belirtiler var.

Her ne olursa olsun, 26-31 ağustos deneyiminden sonra, burjuva karşı-devrimi lehinde Kazak yığın hareketinin son derece zayıf olduğu tarih bakımından tanıtlanmıştır. 

Son bir sorun kalıyor: hareketin dayanıklılığı sorunu. Bolşevik devrimci proleter hareket bakımından, Rusya'daki cumhuriyet rejiminin altı ayı içinde bolşevizmin düşmanlarını, bolşevizme karşı, fikirler alanında, basın ve propaganda araçlarındaki pek büyük üstünlükleriyle savaşım verdikleri gibi (ki kara çalma kampanyaları, büyük bir "cüretle fikirler alanında savaşım"a dahil edilmiştir) üstelik yüzlerce insanın tutuklanması, basımevimizin tahrip edilmesi, baş yayın organımızın ve başka birçok bolşevik gazetelerin kapatılması gibi baskı önlemlerine başvurdukları da bir gerçektir. Olaylar şu sonucu gösteriyor: Petrograd'daki ağustos seçimlerinde bolşevizmin son derece güçlenmesi, sonra, sosyalist-devrimciler ve menşevikler arasında enternasyonalist bir bolşevizme yakın "sol" akımların güçlenmesi. Bu, devrimci proletarya hareketinin dayanıklılığının, cumhuriyetçi Rusya'da çok güçlü olduğu anlamına gelir. Olaylar tanıtlıyor ki, kadetlerin, sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin birleşik çabaları, bu hareketi birazcık olsun zayıflatmayı başaramadı. Tersine, kesin olarak, kornilovcularla "demokrasi"nin koalisyonudur ki, bolşevizmi güçlendirmiştir. İdeolojik eylem ve baskılar dışında, devrimci proleter akıma karşı savaşım aracı bulunamazdı. 

Kadet-kornilovcu hareketin davaya bağlılığı üstüne veriler henüz bulunmamaktadır. Kadetler hiç bir kovuşturmaya uğramadılar. Guçkov'un kendisi bile serbest bırakılmıştı. Ne Maklakov, ne de Milyukov tutuklandı. Reç'i yasaklamadılar bile. Kadetleri korudular. Kerenski hükümeti kornilovcu-kadetlerin üstüne titriyor. Sorunu şöyle koyalım: diyelim ki, İngiliz-Fransız ve Rus Riyabuşinskileri, kadetlere, Edinstvo'ya, Dien'e vb. Petrograd'da yeni bir seçim kampanyası için milyonlar ve milyonlar ayırıyor; bun1ar, bugün, Kornilov darbesinden sonra, oylarının sayısını yükseltmek şansına sahip midir? Çok küçük bir olasılık; toplantılarla, mitinglerle vb. bu hükme varılacak olursa, bu soruyu olumsuz yanıtlamak gerekir.

RUS devrim tarihinin bize verdiği verileri karşılaştıracak ve özetleyecek olursak, şu sonuca varılır: iç savaşın proletarya tarafından başlatılması, proletarya hareketinin gücünü, bilincini, dayanışmasını, büyümesini ve çözülmezliğini ortaya koydu. İç savaşın burjuvazi tarafından başlatılması, hiç bir güç, yığınlarda hiç bir bilinç, hiç bir dayanışma, ne de hiç bir zafer şansı ortaya koymadı. 

Kadetlerin sosyalist-devrimciler ve menşeviklerle, bolşeviklere, yani devrimci proletaryaya karşı ittifakları, aylar boyunca pratikte denendi ve kornilovcuların, geçici olarak susturulan "demokrasi" ile ittifakı, aslında, bolşeviklerin zayıflamasına değil, güçlenmelerine, "koalisyon"un iflâsına, menşeviklerin kendi içinde de "sol" muhalefetin güçlenmesine yol açtı. 

Bolşeviklerin, kadetlere karşı, burjuvaziye karşı sosyalist-devrimciler ve menşeviklerle ittifakı, henüz sınavdan geçmedi. Ya da daha doğrusu, bu ittifak, ancak bir tek cephede, 26-31 ağustos arasındaki beş gün boyunca, Kornilov serüveni sırasında denenmişti, ve bu ittifak, bu günler içinde, karşı-devrime karşı başka hiç bir devrimde örneği olmayan bir çabuklukla elde edilen tam bir zafer sağladı; burjuvazinin, toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin müttefik emperyalizminin, kadetlerin karşı-devrimini öyle ezici bir bozguna uğrattı ki, daha başlangıcında toz duman edilen burjuvazinin başlattığı iç savaş, "vuruşulmaksızın, kolaylıkla" ezildi ve sönüp gitti. 

Bu tarihsel olgu karşısında, bütün burjuva basını, küçük adamlarıyla birlikte (Plehanovlar, Potressovlar, Breşko-Breşkovskayalar ve başkaları), iç savaş musibetini, ülkenin üstüne, kesin olarak, bolşevikler ile sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin ittifakı çökertti diye avazları çıktığı kadar haykırıyorlar!.. 

Bu, o kadar acıklı olmasa, gülünç olurdu. Olayları ve devrimimizin bütün tarihini alaya alan bu kadar belirgin, bu kadar açık, bu kadar çileden çıkartan bir saçmalığın, genellikle hâlâ benimsenmesi acıdır... Bu, devrimin en şaşmaz, en tartışma götürmez, en elle tutulur derslerini örtüp boğan yalanın, burjuvazinin çıkarına bağlı yalanın her zaman geniş bir şekilde yayılışını (basın, burjuvazinin tekelinde olduğu sürece de kaçınılmaz olan yayılışını) ortaya koyuyor. 

Eğer, devrim, bize kesin olarak yadsınılmaz, olayların kesinlikle tanıtladığı bir ders verdiyse, o da şudur: yalnız bolşeviklerin sosyalist-devrimcilerle ve menşeviklerle ittifakı, yalnız bütün iktidarın hemen Sovyetlere devredilmesi, Rusya'da, iç savaşı olanaksız kılacaktır. Çünkü, böyle bir ittifaka karşı, işçi, asker ve köylü vekilleri sovyetlerine karşı, burjuvazinin herhangi bir "iç" savaşı başlatabileceği düşünülemez, bu "savaş", bir tek kavgaya bile varamaz; Kornilov sorunundan sonra, burjuvazi, Sovyetler hükümetine karşı yürüyecek ne bir ikinci "vahşî tümen", ne de o kadar büyük bir Kazak kafilesi bulamaz! 

Devrim en ciddî sınıf çelişkilerinin son derece keskinleşmesi olduğu için, bir devrimin, hangi devrim olursa olsun, barışçı yollarla gelişmesi, genellikle son derece seyrek rastlanan ve güç bir şeydir; ama, proletarya ile köylülüğün ittifakının, en haksız, en caniyane bir savaşla bitmiş tükenmiş olan yığınlara barış getirebildiği ve bütün toprağı köylülere verebildiği bir tarım ülkesinde, bu kadar istisnaî tarihsel bir dönemde, devrimin barışçı yollarla gelişmesi, eğer bütün iktidar Sovyetlere devredilmişse, olanaklı ve olasıdır. Sovyetler içinde partilerin iktidar savaşımı, barışçı bir biçimde cereyan ederse, eğer şu demokrasi ilkelerinin  "küçük küçük tırtıklanmaları"ndan, şu demokrasi ilkelerine "çelme takmalar"dan, örneğin 500 askere bir temsilci, bin işçiye ise bir temsilci tanımak gibi davranışlardan vazgeçilirse, demokratik bir cumhuriyette bu küçük küçük tırtıklamalar yok olmaya mahkûmdurlar. 

Bütün toprağı, köylülere, satın almak zorunda bırakmaksızın verecek olan, bütün halklara âdil bir barış önerecek olan Sovyetlere karşı, İngiliz-Fransız ve Rus burjuvazisinin, Kornilovların, Buşananların, Riyabuşinskilerin, Plehanov ve Potressov ile herhangi bir ittifakı, hiç bir biçimde tehlikeli olamayacaktır, böyle bir ittifak tamamıyla güçsüz bir ittifak olacaktır
Burjuvazinin, toprağın ödenmesiz köylülere iadesine, yaşamın başka alanlarında da benzer değişiklikler yapılmasına, âdil bir barışa ve emperyalizme bağların koparılmasına karşı direnmeleri, elbette ki, kaçınılmaz bir şeydir. Ama bu direncin bir iç savaşa varabilmesi için, Sovyetlere karşı savaşabilecek ve onları yenecek yığınlar gereklidir. Oysa, burjuvazi, bu yığınlara sahip değildir ve onları hiç bir yerde bulamaz. Sovyetler ne kadar çabuk ve ne kadar azimle iktidarı ele geçirirlerse, o kadar çabuk "vahşî tümen"den ve Kazaklardan kurtulacaklar, ve yığınlar, o kadar çabuk, önemsiz bir bilinçli kornilovcular azınlığı ile, demokratik ve sosyalist birliğe bağlı pek büyük bir işçi ve köylüler çoğunluğu halinde bölüneceklerdir (çünkü o zaman kesin olarak sosyalizm söz konusu olacaktır). 

İktidarın Sovyetlere geçmesinden sonra burjuvazinin direncinin, her kapitalistin, çıkarları halkın aldatılmasını önlemeyi gerektiren onlarca ve yüzlerce işçi ve köylü tarafından yakından "izlenmesi", gözetilmesi, denetlenmesi ve gözlenmesi gibi bir sonucu olacaktır. Bu ayrıntılı denetimin biçim ve araçları, bizzat kapitalizm tarafından, kapitalizmin bankalar, büyük fabrikalar, karteller, demiryolları, postalar, tüketim kooperatifleri ve sendikalar gibi kurumları tarafından hazırlanıp geliştirilmiş ve yalınlaştırılmıştır. Kan akıtılmaksızın burjuvazinin direncini kırmak için, en ayrıntılı bir biçimde hesap vermeyi reddeden ya da halkı aldatan kapitalistlerin bütün mallarının zoralımı ya da kısa bir süre için hapsedilerek cezalandırılmaları, Sovyetlere yetecektir. Çünkü, kesin olarak, bankalar ulusallaştırıldıktan sonra, memur ve müstahdem dernekleri, postalar, tüketim kooperatifleri, sendikalar aracılığıyladır ki, ayrıntılı bir denetim genelleşecek, güçlü, her yerde mevcut ve yenilmez olacaktır. 

Ve Sovyetler, Rusya'nın işçi ve yoksul köylülerinin ittifakı, sosyalizme doğru yürüyüşünde yalnız değildirler. Eğer biz yalnız olsaydık, bu görevi sonuna kadar götüremezdik, çünkü, bu görev, en doğru deyimle, uluslararası bir görevdir. Ama bizim, öteki ülkelerdeki en ileri işçilerin ordusu gibi pek büyük tükenmez bir yedek gücümüz var: Rusya'nın emperyalizmle ve emperyalist savaşla ilişkisini kesmesi, her yanda işçi devriminin, sosyalist devrimin olgunlaşmasını kaçınılmaz olarak hızlandıracaktır. 

İÇ SAVAŞIN "kan dalgaları"ndan söz ediliyor. Kadet-kornilovcuların daha yukarda geçen kararı böyle diyor. Bütün burjuvalar, bütün oportünistler, çeşitli tonda, bu aynı sözü yineliyorlar. Kornilov sorunundan sonra, buna bilinçli işçiler ancak gülerler. 

Ama şu içinde bulunduğumuz savaş döneminde, bu "kan dalgaları" sorunu, vargılar ve sonuçlar göz önünde bulundurularak, güçlerin yaklaşık olarak hesaplanması konusunda konulabilir ve konulmalıdır; bu sorunu, burjuvazinin diktatörlüğünü, toprak sahiplerinin ve krallığın gücünü yeniden kurabilmesi yolunda, Kornilov'un bütün Rusya'yı "kan dalgaları" ile kaplamayı başarabilmesi için, her şeyi yapmış olan kadetlerin ikiyüzlülüğüyle değil, boş ve anlamsız bir söz gibi değil, ciddî bir biçimde ele almak gerekir.

"Kan dalgaları" deniyor bize. Sorunun bu yönünü de tahlil edelim. 

Kabul edelim ki, menşeviklerin ve sosyalist-devrimcilerin duraksamaları uzuyor, iktidarı, Sovyetlere teslim etmiyorlar, Kerenski'yi devirmiyorlar, burjuvaziyle eski kokmuş uzlaşmayı, değişikliği ancak fark edilebilecek bir biçimde yeniden kuruyorlar (örneğin kadetlerin yerine "partisiz" kornilovcular getirilebilir), bugünkü iktidar aygıtının yerine Sovyetler aygıtını koymuşlar, barış önerisinde bulunmuyorlar, emperyalizmle ilişkilerini koparmıyorlar, toprak sahiplerinin topraklarının zoralımına başvurmuyorlar. Bunu, sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin şimdiki duraksamalarından ve bugünkü "12 eylül"den çıkış yolu olarak kabul edelim. 

Devrimimizin deneyimi bize açıkça gösteriyor ki, böyle bir durumun sonucu, sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin daha da çok zayıflaması, onlarla yığınlar arasındaki mesafenin genişlemesi, yığınların, nefret ve öfkesinin son sınırına varması ve yığınların devrimci proletaryaya, bolşeviklere karşı sempatilerinin büyük ölçüde artması olur. 

Başkent proletaryası, o zaman, komüne, işçi ayaklanmasına, iktidarın ele geçirilmesine, en yüksek, en kesin biçimiyle savaşa bugünkünden çok daha fazla yaklaşmış olacaktır: 20-21 nisan ve 3-4 temmuz deneyiminden sonra bu sonucun tarih bakımından kaçınılmaz olduğunu kabul etmek gerekir. 

"Kan dalgaları" diye bağırıyor kadetler. Ama bu kan dalgaları, yüzde-doksan dokuz bir şansla bu zafer, emperyalist savaş yerine barışı getirecektir; ve bu demektir ki, bugün, kapitalistler arasında kârların ve kazançların (ilhaklar) paylaşılması için kan döken yüz milyonlarca insanın hayatını koruyacaktır. Eğer, 20 ve 21 nisanda bütün iktidar kesin olarak Sovyetlere geçmiş olsaydı ve Sovyetlerin içinde de, zafer, yoksul köylülerle müttefik olan bolşeviklerin olsaydı, bu "kan dalgaları"na mal olur muydu? 18 haziran çarpışmalarında can veren yarım milyon Rus askerinin hayatı kuşkusuz kurtarılmış olurdu. 

Bütün bilinçli Rus işçi ve köylülerinin, her yanda üzerinde o kadar gürültü koparılan bu iç savaş sorununu ciddî bir biçimde ele alıp değerlendirdikleri zaman yaptıkları ve yapacakları hesap budur; ve elbette ki, bir sürü deneyimden geçmiş, sorunlar üzerinde kafa yormaya alışmış işçi ve askerler, İstanbul'un, Lemberg'in (Lwow'un), Varşova'nın fethi uğruna, "Almanya'ya karşı zafer" uğruna, yeniden milyonlarca Rus askerinin yaşamını feda etmeye hazırlanan adamların, partilerin, grupların bu "kan dalgaları" üstüne kopardıkları yaygaralarla korkuya kapılmayacaklardır. 

Bir iç savaşta akacak bütün "kan dalgaları", Rus emperyalistlerinin 19 hazirandan sonra akıtmış oldukları kan denizleriyle (iktidarı Sovyetlere devretmekle bu kanların dökülmesini önlemelerinin pek olanaklı olduğunu hesaba katmasak bile) hiç bir biçimde karşılaştırılamazdı. 

Bay Milyukov, Potressov, Plehanov, savaş zamanında, iç savaşın "kan dalgaları"na karşı kanıtlamalarınızda biraz daha ihtiyatlı olunuz; çünkü, askerler, kan denizlerini tanıyorlar, bu kan denizlerini kendi gözleriyle gördüler. 

Bugün, 1917'de, eşine az rastlanır, çetin, halkları bitkin düşüren ve caniyane bir savaşın dördüncü yılında, Rus devriminin uluslararası durumu öyledir ki, iç savaşın galibi bir Rus proletaryası tarafından yapılacak âdil bir barış önerisinin, yeni kan denizleri akıtılmaksızın, bir silah bırakışmasına ve bir barışa varmak için yüzde-doksandokuz şansı olurdu. 

Gerçekte, İngiliz-Fransız ve Alman rakip emperyalizmlerin, Rusya'nın sosyalist proletarya cumhuriyetine karşı birleşmesi, pratik olarak olanaksızdır; İngiliz, Japon ve Amerikan emperyalizmlerinin bize karşı birleşmelerine gelince, bunun gerçekleştirilmesi son derece güçtür ve Rusya'nın coğrafya durumu nedeniyle de bizim için hiç de tehlikeli değildir. Ayrıca bütün Avrupa devletlerinde devrimci ve sosyalist proleter yığınların varlığı bir olgudur, evrensel sosyalist devrim, önüne geçilmez bir şekilde olgunlaşmaktadır; bu bütün kuşkuların dışındadır ve bu devrime ciddî olarak yardım edebilecek olan şey, yabancı Plehanovlarla ve Çeretelilerle komedi oynayan Stockholm delegasyonları ve konferansı değil, yalnız Rus devriminin ileriye yürüyüşüdür. 

Burjuvalar, eğer proletarya iktidarı ele geçirirse, Rus Komününün yenilgisinin, yani proletaryanın yenilgisinin kaçınılmaz olduğunu haykırıyorlar. 

Bunlar, sınıf çıkarından doğmuş yalancı yaygaralardır. 

Rus proletaryası, bir kez iktidarı ele geçirdikten sonra, bütün iktidarı korumak ve Rusya'yı, devrimin Batıdaki zaferine kadar götürmek şanslarına sahiptir. 

Çünkü, ilkin, Komünden beri çok şeyler öğrendik ve Komünün işlediği yanılgıları yinelemeyeceğiz. Devlet Bankasını burjuvazinin eline bırakmayacağız, "bizim Versaille'lılarımıza (kornilovculara) karşı kendimizi savunmakla yetinmeyecek, onlara karşı saldırıya geçeceğiz. 

İkinci olarak, zaferi kazanan proletarya, Rusya'ya barışı sağlayacaktır. Hiç bir güç, üç yıldan fazla bir zamandan beri süren bir halklar kıyımının bütün korkularından sonra barış hükümetini, namuslu, içten, âdil bir barışın hükümetini deviremeyecektir. 

Üçüncü olarak, zaferi kazanan proletarya, toprağı derhal ve bedelsiz, köylülere verecektir. Ve hükümetimizin, özellikle "koalisyon" hükümetinin, Kerenski hükümetinin "toprak sahipleri hesabına" çevirdiği "manevralar" yüzünden çileden çıkmış ve bitkin düşmüş köylülüğün pek büyük çoğunluğu, zafere ulaşmış proletaryayı, her şeyiyle, özveriyle ve tam olarak destekleyecektir. [

Durmadan halkın "kahramanca çabaları"ndan söz ediyorsunuz, menşevik ve sosyalist-devrimci beyler. Şu son günlerde, sizin Merkez Yürütme Komitenizin organının, İzvestiya'nızın başyazısında bu tümceyle karşılaşmış bulunuyorum. Sizin için bu, ancak bir tümcedir. Ama onu okuyan işçiler ve köylüler onun üzerinde düşünüyorlar, ve Kornilov belasının "deneyimi" ile, Peşehanov'un bakanlık "deneyimi" ile, Çernov'un bakanlık "deneyimleri" ile güçlenmiş olan bütün düşünceleri, onları hiç eksiksiz olarak şu yargıya götürür: bu "kahramanca çabalar", yoksul köylülerin, kendilerine müttefik ve en güvenilir kılavuz saydıkları kentlerdeki işçiler konusundaki güvenlerinden başka bir şeyi ifade etmez. Bu kahramanca çaba, Rus proletaryasının iç savaşta burjuvazi karşısındaki zaferinden başka bir şey değildir, çünkü, yalnız bu zafer, içimizi kemiren bocalamalardan bizi kurtaracaktır, yalnız o, bir çıkış yolu getirecek, toprak verecek, barış verecektir. 

Eğer iktidar hemen Sovyetlere teslim edilerek, kentlerdeki işçilerle yoksul köylülüğün ittifakı gerçekleştirilebilirse ne iyi. Bolşevikler, devrimin gelişmesinin bu barışçı yolunu güven altına almak için her şeyi yapacaklardır. Yok eğer bu ittifak gerçekleştirilmezse, Kurucu Meclis, tek başına, kurtuluşu sağlayamayacaktır, çünkü sosyalist-devrimciler, Mecliste, kadetlerle, Breşko-Breşkovskaya ve Kerenski vb. vb. ile anlaşma "oyun"larını sürdürebilirler. 

Eğer Kornilov sorununun deneyimi bile "demokrasi"ye bir şey öğretmediyse, eğer demokrasi bu uğursuz bocalama ve koalisyon siyasetini sürdürürse, o zaman biz, hiç bir şey bu bocalamalar kadar devrime zararlı değildir diyeceğiz. Şu halde iç savaş korkuluğunu sallayıp durmayınız baylar; eğer Kornilovların ve "koalisyon"un hemen ve kesin olarak hesabını görmezseniz, iç savaş kaçınılmazdır - o zaman bu savaş, sömürenlere karşı zaferi getirecek, toprağı köylülere verecek, halkı barışa kavuşturacak, bütün dünyanın  sosyalist proletaryasının devriminin zaferine giden gerçek yolu açacaktır. 

Raboçi Put, n° 12 
16 (29) Eylül 1917 
N. Lenin.