07 Mayıs 2017

Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı RSDİP'NİN ULUSAL PROGRAMI

V. İ. Lenin'in Question de-la Politique Natioanale et de l'Internationalisme Prolétarien (Editions du Progrès, Moscou 1968) adlı derleme yapıtını, Fransızcasından Muzaffer Ardos dilimize çevirmiş ve kitap, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı adı ile,. Sol Yayınları tarafından, Nisan 1979 (Birinci Baskı: Kasım 1968; İkinci Baskı: Ocak 1975; Üçüncü Baskı: Mart 1976; Dördüncü Baskı: Şubat 1977; Beşinci Baskı: Nisan 1978) tarihinde, Ankara'da, İlkyaz Basımevi'nde dizdirilip bastırılmıştır.

RSDİP'NİN ULUSAL PROGRAMI
15 (28) ARALIK 1913

MERKEZ Komitesi Konferansı, İzveşçeniye'de[1] yayınlanmış olan ulusal sorun üzerine kararı[1*] kabul etti ve ulusal program sorununu kongre gündemine aldı.

Ulusal sorunun şu anda -karşı-devrimin tüm politikasında, burjuvazinin sınıf bilincinde, ve Rusya sosyal-demokrat proletarya partisinde- niçin ve nasıl önemli bir yer tuttuğuna, kararda, ayrıntılı olarak değiniliyor.

Kuşkusuz bu konu üzerinde durmanın gereği yok, çünkü durum apaçıktır. Marksist teorik yazında, bu durum ve sosyal-demokratların ulusal programının temelleri, son dönemde aydınlığa kavuşturulmuştur (burada başta Stalin'in makalesini belirtmek gerekir[2], Onun için bu yazıda sorunu salt parti açısından koymayı ve Stolipin-Maklakov[3] baskısı altında boğulmakta olan legal basının ele alamayacağı noktalara açıklık getirmekle yetinmeyi doğru buluyoruz,

Rusya'da sosyal-demokrasi, daha eski ülkelerin, yani Avrupa'nın deneyimlerine ve bu deneyimlerin teorik ifadesi olan marksizme dayanarak oluşmaktadır. Ülkemizin özelliği, ve bu ülkede sosyal-demokrasinin yaratıldığı tarihsel anın özelliği şundadır ki, burada -Avrupa'dan farklı olarak- sosyal-demokrasi, burjuva devriminden önce oluşmaya başladı ve bu devrim sırasında oluşmaya devam ediyor. İkincisi, bizim ülkemizde, proleter demokrasisini genel olarak burjuva ve küçük-burjuva demokrasisinden ayıkmak için kaçınılmaz olan savaşım -ki bu, özünde bütün ülkelerin tanımış olduğu savaşımlardan farksızdır-, marksizmin, Batıda ve bizim ülkemizde tam bir teorik zafer sağladığı bir koşul oluşturmaktadır. Onun için bu savaşımın biçimi, marksizm uğruna bir savaşım olmaktan çok, "hemen hemen Marksist" tümcelerle kendisini maskeleyen küçük-burjuva teorilere karşı bir savaşımdır.

"Ekonomizm"[4] (1895-1901) ve "legal- marksizm"den[5](1895-1901, 1902) bu yana, bu, hep böyle olmuştur, Bu akımların menşevizm[6] ile (1903-1907) ye likidatör akımla[7] (1908-1913) sıkı, üstü örtülü bağlarını ve yakınlığını ancak tarihsel gerçeklerden korkanlar unutabilirler.

1901 - 1903 yıllarında RSDİP programını hazırlamış olan eski İskra[8], ilk kez esaslı bir tarzda Rusya işçi hareketinin teori ve pratiğinde marksizmi kurarken, öteki sorunlarda olduğu gibi ulusal sorunda da küçük-burjuva oportünizmine karşı savaşıyordu. Bu küçük-burjuva oportünizmi, en başta Bundun milliyetçi saplantılarında ya da dalgalanmalarında ifadesini buluyordu. Eski İskra, Bundun milliyetçiliğine karşı çetin bir savaş yürüttü. Bu savaşı unutmak bir kez daha belleğini yitirmiş zavallının durumuna düşmek, Rusya sosyal-demokrat işçi hareketinin tarihsel ve ideolojik temelinden kopmak olur.

Öte yandan, Ağustos 1903'te toplanan İkinci Kongrede RSDİP programının kesin olarak kabul edilmesi sırasında, bazı Polonyalı sosyal-demokratların "ulusların kaderlerini tayin hakkına" gölge düşürme, yani bambaşka bir yönden oportünizmin ve milliyetçiliğin içine kayma doğrultusunda bazı acemice girişimlerine karşı bir savaşım yürütüldü (bunun kongre tutanaklarında kaydı yoktur, çünkü savaşım hemen "hemen bütün kongrenin katıldığı Program Komisyonunda olmaktaydı).

Bugün bile, aradan on yıl geçtiği halde, savaşım, iki temel çizgiyi izleyerek devam ediyor; bu da, savaşımın Rusya'da ulusal sorunun tüm nesnel koşullarıyla sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösterir.

Avusturya'da, (Kristan, Ellenbogen vb. tarafından savunulan ve Güney Slavları tasarısında ifade edilmiş olan) "ulusal kültürel özerklik" programı Brünn Kongresinde(1899) reddedildi. Bölgesel ulusal özerklik kabul edildi, ve bütün ulusal bölgelerin zorunlu birliği yolunda sosyal-demokrat propaganda, "ulusal kültürel özerklik" fikri ile yalnızca bir uzlaşmaydı. Bu mutsuz görüşün bellibaşlı teorisyenleri, bunun, Yahudilere uygulanmayacağını özellikle. belirttiler.

Rusya'da, her zaman olduğu gibi, küçük bir oportünist yanlışı geliştirerek bir oportünist siyasal sistem haline getirmeyi amaç edinen kimseler çıktı. Nasıl ki, Almanya'da Bernstein, Rusya'da sağ kadetlerin, Struvelerin, Bulgakovların, Tugan ve şürekâsının ortaya çıkmasına neden olduysa, aynı biçimde, Otto Bauer'in (aşırı ölçüde ihtiyatlı Kautsky'nin deyişi ile) "enternasyonalizmi unutması", Rusya'da tüm Yahudi burjuva partilerin ve bir dizi küçük-burjuva akımların (Bund ve 1907 sosyalist-devrimci ulusal partiler konferansı) "ulusal kültürel özerkliği" bir bütün olarak benimsemeleri sonucunu verdi. Geri Rusya, bir bakıma, Batı Avrupa oportünizminin mikroplarının bizim barbar toprağımızda nasıl gerçek salgınlar meydana getirdiğinin örneğini vermektedir.

Bizde sıksık Bernstein'ın Avrupa'da "hoşgörü ile karşılandığı" belirtilir, ama bernştayncılığın bizim "kutsal" Rusya anamız dışında, dünyada hiçbir yerde struveciliği doğurmadığı, ve "bauercilik"in de Yahudi burjuvazisinin ince milliyetçiliğinin sosyal-demokratlar tarafından haklı gösterilmesine dek vardırılmadığı unutulur.

"Ulusal kültürel özerklik" en ince, bu yüzden de en tehlikeli milliyetçiliği temsil eder; bu, ulusal kültür sloganlarıyla ve son derece zararlı, giderek anti-demokratik bir şey olan eğitimin milliyetlere göre bölünmesi yolunda propaganda ile işçilerin yozlaştırılmasıdır. Kısaca, bu program, proleter enternasyonalizmiyle mutlak olarak çelişir; ve ancak küçük-burjuva milliyetçilerin ülkülerine yanıt verir.

Ama öyle bir durum vardır ki, marksistler, burada, eğer demokrasiye ve proletaryaya ihanet etmek istemiyorlarsa, ulusal sorunda özel bir istemi, ulusların kaderlerini serbestçe tayin etme hakkını (RSDİP programının 9. maddesi), yani siyasal bakımdan ayrılmayı savunmalıdırlar. Konferans kararı bu istemi öyle ayrıntılı olarak savunmaktadır ki, burada herhangi bir yanlış anlamaya yer olamaz.

Onun için biz, yalnızca bu programa karşı İleri sürülmüş olan ve inanılmaz bir bilisizliği ve oportünizmi yansıtan itirazların niteliğini gözler önüne sermekle yetineceğiz. Bu nedenle belirtelim ki, programımızın yürürlükte olduğu on yıl boyunca, RSDİP'nin hiç bir birimi, hiç bir ulusal örgüt, hiç bir bölgesel konferans, hiç bir yerel komite, bir kongrede ya da konferansta hiç bir delege, 9. maddenin değiştirilmesi ya da kaldırılması sorununu ortaya atmamıştır!

Bunu, asla unutmamak gerekir. Bu, bize, bu noktaya karşı itirazlarda bir parçacık olsun ciddiyet ye parti zihniyeti olup olmadığını gösterir.

Likidatörlerin gazetesinden Bay Semkovski'yi ele alalım. Bu kişi, partiyi tasfiye etmiş bir kimsenin hafifliğiyle şöyle diyor: "Bazı düşüncelerle programın 9. maddesinin tüm olarak kaldırılması yolunda Rosa Luxemburg'un önerisine katılmıyorum." (N. R Gaz., n° 71.)

Gizli düşünceler mi var! Ama programımızın tarihi hakkında bu ölçüde bilgisiz olduktan sonra, nasıl olur da insan "gizleme merakına" tutulmaz? Hafiflikte bir eşi olmayan aynı Bay Semkovski, (parti, program ne oluyormuş ki?) Finlandiya'yı bir istisna sayarsa, nasıl olur da "gizleme merakına" tutulmaz?

"Polonya proletaryası Rusya'nın bütün proleterleri ile birlikte ortak savaşı aynı devletin çerçevesi içinde vermek istemesine karşılık, Polonya toplumunun gerici sınıfları, bunun tersini, Polonya'nın Rusya'dan ayrılmasını isterlerse, ve bunlar bir referandumda oyların çoğunluğunu sağlarlarsa... nasıl davranmalı? Biz, sosyal-demokratlar, merkezi parlamentoda, Polonyalı yoldaşlarımızla birlikte ayrılmaya karşı mı oy vermeliyiz, yoksa ulusların kaderlerini serbestçe tayin hakkını ihlal etmemek için oyumuzu ayrılmadan yana mı kullanmalıyız?"

Böylesine bönce, böylesine tedavisi olanaksız olan bir kafa karışıklığını yansıtan sorular sorulduğunda, gerçekten nasıl davranmalı?

Ulusların kaderlerini tayin hakkı, bay likidatör, bu sorunun merkezi parlamentoda değil, ayrılan azınlığın parlamentosunda, meclisinde ya da referandumunda karara bağlandığı anlamını taşır. Norveç (1905'te) İsveç'ten ayrıldığı zaman, buna karar veren tek başına (İsveç'in yari büyüklüğünde olan) Norveç oldu.

Bay Semkovski'nin her şeyi inanılmaz bir biçimde karmakarışık hale getirdiğini çocuklar bile görebilir.

"Ulusların kaderlerini tayin hakkı", demokratik bir düzeni zorunlu kılar, öyle ki, bu düzende yalnızca genel olarak demokrasi ile yekinilmez, burada, özel olarak ayrılma sorununu demokratik olmayan yoldan çözüme bağlamak olanaklı değildir. Demokrasi, genel anlamıyla, savaşçı ve ezici bir milliyetçilikle bağdaşabilir. Proletarya, bir ulusun bir devlet sınırları içinde zorla tutulmasını olanaksız kılan bir demokrasiden yanadır. Bu yüzden, "ulusların kaderlerini tayin hakkını ihlâl etmemek için", pek akıllı Bay Semkovski'nin sandığı gibi, "oylarımızı ayrılma lehinde vermek" değil, ayrılan bölgenin sorunlarını bizzat kendisinin çözüme bağlayabilmesine izin verilmesi amacıyla kullanmak zorundayız.

Bay Semkovski'nin entelektüel yeteneklerine sahip bir kimsenin bile, "boşanma hakkı"nın boşanmaya oy vermeyi gerektirmediğini anlayabileceği sanılır! Ama mantığın ilkel esaslarını bile unutmak, 9. maddenin eleştiricilerinin yazgısı olsa gerek.

Norveç İsveç'ten ayrıldığı zaman, İsveç proletaryası, eğer milliyetçi küçük-burjuvazinin arkasından gitmek istemiyorduysa, İsveçli papazların ve büyük toprak sahiplerinin istedikleri şekilde Norveç'in zorla İsveç'e bağlanmasına karşı oylarını kullanmalı ve bu uğurda ajitasyon yapılmalıdır. Bu, açık ve anlaşılması pek güç olmayan bir şey. Ulusların kaderlerini tayin hakkı ilkesinin başkalarını ezen egemen ulusların proletaryasına yüklediği bu ajitasyonu, İsveçli milliyetçi demokratlar benimsemeyebilirlerdi.

"Eğer gericiler çoğunluktaysa ne yapmalı?" diye soruyor Bay Semkovski. On yaşında bir öğrencinin sorabileceği bir soru. Eğer demokratik bir oylama çoğunluğu gericilere verirse, Rus Anayasasını ne yapmalı? Bay Semkovski, yavan, içi kof, pratik bir değeri olmayan sorular soruyor, yedi aptalın sorduğu ve yetmiş akıllının yanıtlayamadığı sorular türünden bir şey.

Gericiler, bir demokratik oylamayla, çoğunluğu sağladıkları zaman, genellikle şu iki şeyden biri olur: ya gericilerin kararı uygulanır, ve bunun kötü sonuçları yığınları hızla ya da yavaş yavaş gericilere karşı demokrasiye doğru iter; ya da demokrasi ile gericiler arasındaki çatışma bir iç savaşla ya da benzeri bir şeyle çözüme, bağlanır, ki bu, (Semkovskilerin bile işitmiş olabilecekleri gibi) demokratik bir düzende bile olabilir.

Ulusların kaderlerini tayini hakkının tanınması en gerçek burjuva milliyetçiliğinin "oyununa gelinmesini" sağlar, diyor Bay Semkovski. Bu çocukça bir saçmadır, çünkü bu hakkın tanınması, hiç bir şekilde, ne ayrılmaya karşı propaganda ve ajitasyona, ne burjuva milliyetçiliğinin suçlanmasına engel değildir. Tam tersine, ayrılma hakkının reddi, tartışma götürmez biçimde en kesin gerici Büyük-Rus milliyetçiliğinin "oyununa gelinmesini" sağlar.

Rosa Luxemburg'un, çok zaman önce, Alman ve Rus sosyal-demokrasisinde alaya alınmasına neden olan (Ağustos 1903) gülünç yanılgısının düğüm noktası şöyledir: Ezilen ulusların burjuva milliyetçiliğinin oyununu oynamaktan korkulduğu için, ezen ulusun, yalnızca burjuva milliyetçiliğinin değil, Kara-Yüzler milliyetçiliğinin oyunu oynanıyor.

Eğer Bay Semkovski, parti tarihi ve programının bu kadar cahili olmasaydı, bundan onbir yıl önce, Zarya'da[9], RSDİP program taslağını savunurken (ki bu program, 1903'te onun kendi programı da olmuştur, s. 38) ulusların kaderlerini tayin hakkının tanınmasına özel olarak değinen Plehanov'u çürütmenin ona düştüğünü anlardı. Plehanov bu konuda şöyle yazıyordu:

"Burjuva demokratlar için, teoride bile, zorunlu olmayan bu istem, sosyal-demokratlar olarak bizim için zorunludur. Eğer biz bunu unutursak, ya da Rus yurttaşlarımızın ulusal önyargılarını yaralamak korkusuyla, bunu söylemeye cesaret edemezsek, uluslararası sosyal-demokrasinin birlik çığlığı olan 'bütün ülkelerin proleterleri birleşiniz!' sloganı,  bizim ağzımızda utanmazca bir yalan haline getirdi."

Plehanov, Zarya'da, konferans kararlarında ayrıntılı olarak geliştirilmiş olan başlıca iddiayı, onbir yıldır Bay Semkovskilerin dikkatini bir türlü çekmeyen iddiayı ileri sürüyor. Rusya'da Büyük-Ruslar yüzde-kırküçtür, ama Büyük-Rus milliyetçiliği nüfusun yüzde-elliyedisi üzerinde egemendir ve bütün ulusları eziyor. Bizde ulusal gericilerle ulusal-liberaller, (Struve ve şürekası, ilericiler vb.) şimdiden ortaklık kurmuşlardır ve ulusal-demokratizmin "ilk kırlangıçları" da görünmüştür (1906 Ağustosunda Bay Peşehanov'un mujiğin milliyetçi önyargılarını anlayışla karşılama çağrısını anımsayınız).

Rusya'da burjuva demokratik devrimin tamamlandığını kabul eden yalnızca likidatörlerdir; oysa bütün dünyada böyle bir devrim, ulusal hareketlerle birlikte gelişir. Rusya'da sınır bölgelerinde öyle ezilen uluslar görüyoruz ki, bunlar, komşu devletlerde daha büyük bir özgürlüğe sahiptirler. Çarlık, komşu ülkelerden daha gericidir. O, özgür iktisadi gelişme önünde en büyük engeli oluşturuyor ve bütün gücüyle Büyük-Rus milliyetçiliğini körüklüyor. Hiç kuşku yok ki, tüm öteki koşullar eşit olmak koşuluyla, bir marksist için büyük devletler, küçüklere kıyasla, her zaman yeğ tutulur. Ama yalnızca çarlık düzenindeki koşullar ile bütün Avrupa devletlerindeki ve Asya devletlerinin çoğundaki koşulların eşit olduğu fikrini benimsemek gülünçtür.

Onun için bucunün Rusya'sında ulusların kaderlerini tayin hakkının yadsınması açıkça oportünizmdir, bu, hâlâ çok güçlü olan gerici Büyük-Rus milliyetçiliğine karşı savaşımın reddedilmesidir.

Sosyal-Demokrat, n° 32


15 (28) Aralık 1913 (sayfa 14)