07 Mayıs 2017

MARKSİZM VE REVİZYONİZM

      EĞER geometrik aksiyomlar insan çıkarlarını etkiliyorsa, bunları da çürütmek için, bazı girişimler yapılacağına kuşku yoktur diye ünlü bir söz vardır. Doğa bilimlerinin teorileri ile çatışma halinde olan, tanrıbilimin eski önyargıları, en azgın karşı koyuşları harekete geçirmiştir ve hâlâ da geçirmektedir. Onun için, modern toplumdaki gelişkin sınıfı aydınlatmak ve örgütlemek için ona doğrudan hizmet eden, bu sınıfın görevlerini belirten ve mevcut sistemin yerini yeni bir düzenin (ekonomik gelişmenin yardımıyla) kaçınılmaz olarak alacağını gösteren marksist öğretinin — bu öğretinin yaşam çizgisinde ileri attığı her adımda savaşım vermek zorunda kaldığına şaşmamak gerek.

      Söylemeye gerek yok ki, bu, mülk sahibi sınıfların yükselen kuşaklarını sersemletmek için ve onu iç ve dış düşmanlara karşı "hazırlamak" için, resmî profesörler tarafından, resmî olarak öğretilen burjuva bilimi ve felsefesi için geçerlidir. Bu bilim, marksizmi, onun reddedilmiş ve yıkılmış olduğunu söyleyerek duymazlıktan gelecektir. Marx, aynı zevkle, hem, sosyalizmi reddederek bir unvan yapmak isteyen genç bilim adamları ve hem de her türden defteri durulmuş "sistemler”in geleneğini koruyan köhneleşmiş ihtiyarların saldırısına uğradı. Marksizmin ilerlemesi, işçi sınıfı arasında bu düşüncelerin yaygınlaşması ve benimsenmesi gerçeği, her zaman resmî bilim tarafından her "imha edilişinde" daha güçlü, daha sağlam ve daha dinç hale gelen marksizme bu burjuva saldırıların hızını ve yoğunluğunu kaçınılmaz olarak artırmaktadır. 

      Ama işçi sınıfının savaşımı ile bağıntılı öğretiler arasında bile, ve esas olarak proletarya arasındaki akımda, marksizm, durumunu hiç de birdenbire güçlendirmedi. Varoluşunun ilk yarım yüzyılında (1840'lardan sonra) marksizm, temel olarak kendine düşman olan teorilerle savaşmakla uğraştı. Kırkların başlarında Marx ve Engels, dünya görüşleri felsefî idealizm olan radikal genç-hegelciler ile hesaplaştılar. Kırkların sonlarında savaşımı prudonculuğa karşı, iktisadî öğreti alanında başladı. Elliler, fırtınalı 1848 yılında, ortaya çıkan partiler ve öğretilerin eleştirisiyle bu savaşımın tamamlandığına tanık oldu. Atmışlarda savaşım, genel teori alanından, doğrudan emek hareketine daha yakın olan alana kaydı: bakuninciliğin Enternasyonalden çıkarılmasına. Yetmişlerin başlarında, Almanya'da sahne kısa bir süre için prudoncu Mühlberger tarafından ve yetmişlerin sonunda ise olgucu Dühring tarafından işgal edilmişti. Ama, her ikisinin etkisi de proletarya üzerinde daha o sırada tamamen önemsizdi. Marksizm, daha o dönemde, emekçi hareket içindeki öteki bütün ideolojiler üzerinde tartışmasız bir zafer kazanmıştı. 
   
 Doksanlara doğru bu zafer ana çizgileriyle tamamlanmıştı. Prudoncu geleneklerin kendine hepsinden çok zemin bulduğu Latin ülkelerinde bile, işçi partileri, programlarını ve taktiklerini marksist temeller üzerine kurdular. Emek hareketinin —dönemsel uluslararası kongreler biçiminde yeniden canlanan— uluslararası örgütü, ta başından beri ve hemen hemen  hiç savaşım olmadan, marksist görüşün bütün temellerini benimsemişti. Ama marksizm, kendine düşman azçok bütünlük taşıyan öğretileri safdışı bıraktıktan sonra, bu öğretilerde ifadesini bulan eğilimler başka kanallar aramaya başladılar. Savaşımın biçimleri ve amaçlan değişti, ama savaşım sürdü. Ve marksizm var oluşunun ikinci yarım yüzyılında (doksanlarda), marksizmin kendi içinde, marksizme düşman bir eğilimle savaşım vermeye başladı.
    
  Bernstein, bir zamanların bu Ortodoks marksisti, en gürültülü bir biçimde ve Marx'ı en maksatlı değişikliklerle ifade ederek, Marx'ın revizyonu ile, revizyonizm ile ortaya çıkarak bu eğilime kendi adını verdi. Rusya'da bile —ülkenin ekonomik geriliği ve sertliğin izlerinin ağırlığı altında olan köylü nüfusun çoğunlukta olması nedeniyle— marksist olmayan sosyalizm, doğal olarak hepsinden daha uzun süre yerini korumakta ve gözlerimizin önünde revizyonizme dönüşmektedir. Hem tarım sorununda (bütün toprağın belediyelere geçmesi programı) ve hem de program ve taktiklerin genel sorunlarında, bizim sos-yal-narodnikler, kendine özgü bir bütünlüğe sahip ve marksizme temelden düşman olan eski sistemlerinin cançekişen ve modası geçmiş kalıntıları yerine giderek daha çok Marx'a getirdikleri "değişiklikleri" koyuyorlar. 
   
  Marx-öncesi sosyalizm yenilmiştir. Artık savaşımı kendi bağımsız tabanı üzerinde yürütmüyor, marksizmin genel tabanı üzerinde, revizyonizm olarak yürütüyor. Öyleyse, gelin, revizyonizmin ideolojik içeriğini inceleyelim. 

      Felsefe alanında revizyonizm, burjuva profesörce "bilim"in dümen suyunu izledi. Profesörler "Kant'a geri" döndüler — ve revizyonizm yeni-kantçıların kuyruğuna takıldı.57 Felsefî materyalizme karşı papazların bin kez mırıldandıkları yavan sözleri profesörler yinelediler — ve revizyonistler, hoşgörüyle gülümseyerek (en son Handbuch'un ardından sözcük sözcük), materyalizmin uzun süre önce "çürütülmüş" olduğunu gevelediler. Profesörler, Hegel'e bir "ölü köpek" gibi davrandılar,[18*]  kendileri idealizmi, öyle ki, Hegel'inkinden bin kez daha küçük ve bayağı olan bir idealizmi öğütlerlerken, diyalektiğe horgörü ile omuz silktiler — ve revizyonistler de onların ardından "ustalıklı" (ve devrimci) diyalektiğin yerine "basit" (ve sakin) "evrim"i koyarak, bilimin felsefî bayağılaştırmasının bataklığında debelendiler. Profesörler, kendi idealist ve kendi "eleştirel" sistemlerini egemen ortaçağ "felsefesi"ne (yani tanrıbilime) uydurarak resmî ücretlerini hak ediyorlardı — revizyonistler de, dini, çağdaş devletle değil de, ilerlemiş sınıfın partisiyle ilgili bir "özel iş" yapmaya çalışarak, onları yakından izliyorlardı. 

      Marx'ta böylesine "değişmeler"in sınıf terimleri içinde gerçekten ne anlama geldiğini belirlemeye gerek yok: bu apaçık ortadadır. Şunu belirtmekle yetinelim ki, uluslararası sosyal-demokrat hareket içinde, tutarlı diyalektik materyalizm açısından, revizyonistlerin akılalmaz yavanlıklarını eleştiren tek marksist Plehanov olmuştur. Plehanov'un taktiksel oportünizminin bir eleştirisi maskesi altında, eski ve gerici felsefî saçmalıkları sokuşturmak için, günümüzde çok büyük yanlış girişimler yapılmakta olduğundan, bunun üzerine önemle durulmalıdır.[19*]

      Ekonomi politiğe gelince, revizyonistlerin bu alandaki "değişikliklerinin" çok daha kapsamlı ve ayrıntılı olduğunu, her şeyden önce belirtmek gerek; "ekonomik gelişmenin yeni verileri" ile kamuoyunu etkilemek için girişimler olmuştur. Büyük üretimin küçük üretimin yerini almasının ve yoğunlaşmanın, tarımda hiç olmazken, ticarette ve sanayide çok yavaş olduğu söylenmiştir. Bunalımların şimdi çok daha seyrek ve çok daha zayıf olduğu tröst ve kartellerin, belki de, sermayeyi bunları tümüyle safdışı edebilecek duruma getireceği söylenmiştir. Sınıf  düşmanlıkları eğiliminin giderek daha yumuşaması ve daha az keskinleşmesi nedeniyle, kapitalizmin "çöküşe" yöneldiği "teorisi"nin anlamım yitirdiği söylenmiştir. Son olarak, Marx'ın değer teorisinin de Böhm-Bawerk'e uygun olarak düzeltilmesinin yanlış olamayacağı söylenmiştir. 


      Bu sorunlar üzerine revizyonistlerle savaşım gibi uluslararası sosyalizmin teorik düşüncesinde Engels'in Dühring ile yirmi yıl önce yapmış olduğu tartışmanın getirdiği kadar verimli bir canlanma ile sonuçlandı. Revizyonistlerin tezleri, gerçeklerin ve rakamların yardımıyla tahlil edildi. Revizyonistlerin sistemli olarak modern küçük üretimin görünümünü pembeye boyadıkları tanıtlandı. Büyük üretimin, küçük üretime olan teknik ve ticarî üstünlüğünün yalnızca sanayide değil tarımda da olduğu, reddedilmez gerçeklerle tanıtlandı. Ama meta üretimi, tarımda çok daha az gelişmiştir ve modern istatistikçiler ve iktisatçılar, bir kural olarak, dünya ekonomisi içerisinde değişim sürecine tarımın gelişen bir biçimde sokulduğunu gösteren, tarımdaki özel kolların (kimi zaman da işletilmelerin) seçilmesinde pek usta değildirler. Küçük üretim, doğal ekonominin yıkıntıları üzerinde, eksik beslenmeyle, kronik açlıkla, işgünü-nün uzamasıyla, sürü hayvanlarının niteliğinin ve bakımının kötüleşmesiyle kısacası, kapitalist imalât karşısında elzanaatı üretiminin kendi araçlarıyla varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Bilim ve teknolojideki her ilerleme, kaçınılmaz ve aralıksız olarak, kapitalist toplumdaki küçük üretimin temellerini çökertmektedir; ve bu sürecin bütün biçimleriyle, çoğu zaman karmaşık ve çapraşık biçimleriyle araştırılması, küçük üreticinin toprağını kapitalizm altında korumasının olanaksızlığını ve köylünün proleter bakış açısını benimsemesinin zorunluluğunu göstermek, sosyalist ekonomi politiğin görevidir. Bu sorun, üzerinde, tek-yanlı seçilen gerçeklere dayanan ve kapitalist sistemi bir bütün olarak dayanak almadan yapılan yüzeysel genellemelerle, revizyonistler, bilimsel anlamda günah işlemişlerdir. Siyasal açıdan, isteyerek ya da istemeyerek, köylüleri devrimci proletaryanın görüşlerini benimsemeye yöneltmek yerine onları küçük mülk sahibinin tutumunu (yani  burjuvazinin tutumunu) benimsemeye, kaçınılmaz olarak çağırmaları ve yöneltmeleri gerçeğiyle günaha girmişlerdir. 

      Revizyonizmin durumu, bunalım teorisi ve çöküş teorisi konusunda daha da kötüydü. Yalnızca kısa bir süre için ve yalnızca ileriyi daha da görenler, birkaç yılın sanayi patlaması ve gönencin etkisi altında Marx'ın teorisinin temellerinin yeniden biçimlendirilmesini düşünebilirdi. Gerçekler, revizyonistlere, bunalımların geçmişin bir şeyi olmadığını çabucak gösterdi: gönenci bir bunalım izlemekteydi. Her bunalımın biçimi, sırası ve görünümü değişmiştir, ama bunalım, kapitalist sistemin kaçınılmaz bir öğesi olarak kalmıştır. Karteller ve tröstler, üretimi birleştirirlerken, aynı zamanda da, ve herkesin gözü önünde, üretim anarşisini artırmış, proletaryanın varlığını sürdürmesinin koşullarını ve sermayenin baskısını ağırlaştırmış, bundan ötürü de sınıf karşıtlıklarını eşi görülmedik bir ölçüde şiddetlendirmiştir. Kapitalizmin bir yıkıma doğru gidişi —hem tek tek siyasal ve ekonomik bunalımlar ve hem de kapitalist sistemin bütününün tamamen yıkılması anlamında— tam da yeni dev tekeller tarafından özellikle açık ve özellikle geniş boyutlu bir hale getirilmiştir. Amerika'daki en son malî bunalım ve bütün Avrupa'yı kapsayan işsizliğin görülmedik bir biçimde artışı, birçok belirtisi görülen yeni bir bunalımın kapıyı çalmakta olması bir yana — bütün bunlar, revizyonistlerin son "teori"lerinin, anlaşılan revizyonistlerin birçoğu da dahil olmak üzere, herkesçe unutulmasına neden olmuştur. Ama aydınların işçi sınıfına vermiş olduğu bu kaypaklık dersi unutulmamalıdır. 

      Değer teorisine gelince Böhm-Bawerk örneği, belli belirsiz anıştırma ve görüşler dışında, revizyonistlerin tek bir şey katmamış oldukları ve bu yüzden de bilimsel düşüncenin gelişmesinde hiç iz bırakmamış oldukları söylenebilir ancak. 

      Siyasal alanda revizyonizm, marksizmin temelini, yani sınıf savaşımı öğretisi değiştirmeye gerçekten çalıştı. Siyasal özgürlük, demokrasi ve genel oy hakkının sınıf savaşımı tabanını ortadan kaldırdığı, Komünist Manifesto'nun işçilerin vatanı yoktur eski önermesini geçersiz kıldığı söylendi bize. Onun için, dediler, demokraside "çoğunluğun iradesi" üstün geldiğine göre, ne devlete sınıf egemenliğinin bir organı olarak bakmak gerek, ne de gericilere karşı, ilerici, sosyal-reformcu burjuvaziyle ittifak kurmayı reddetmek gerek. 


      Revizyonistlerin bu iddialarının oldukça iyi dengelenmiş bir görüşler sistemine, yani eski ve ünlü liberal burjuva görüşlere vardığı tartışılamaz. Liberaller, her zaman burjuva parlamentarizminin, oy hakkı ve ülkenin yönetimine katılma hakkı hiç bir ayrım olmaksızın bütün yurttaşlarca paylaşıldığına göre, sınıfların ve sınıf bölünmelerini ortadan kaldırdığını söyleyegelmişlerdir. 19. yüzyılın ikinci yansında Avrupa'nın tüm tarihi ve 20. yüzyılın başlarında Rus devriminin tüm tarihi, böylesine görüşlerin ne denli saçma olduğunu açıkça göstermektedir, iktisadî ayrılıklar, "demokratik" kapitalizmin özgürlüğü altında hafiflememiş, tersine ağırlaşmış ve yeğinleşmiştir. Parlamentarizm, en demokratik cumhuriyetlerin bile sınıf baskısının organı olmak doğal özelliğini gidermez, tersine gözler önüne serer. Parlamentarizm, daha önceden siyasal olaylara aktif olarak katılanlara oranla çok daha geniş halk yığınlarının aydınlatılması ve örgütlendirilmesine yardım ederek, bunalımları ve siyasal devrimleri önlemez, tersine bu tür devrimler sırasında iç savaşı en yüksek yeğinliğine ulaştırır. 1871 baharında Paris'teki ve 1905 kışında Rusya'daki olaylar, bu yeğinleşmenin nasıl kaçınılmaz olarak meydana geldiğini, olabildiğince açık olarak göstermiştir. Fransız burjuvazisi bir an bile duraksamadan, tüm ulusun düşmanı ile, ülkeyi yakıp yıkan düşman ordusuyla, proletarya hareketini ezmek için işbirliği yapmıştır. Parlamentarizm ve burjuva demokrasisinin önüne geçilmez iç diyalektiğini —ki bu, yığınsal şiddetle, tartışmada eskisinden çok daha kesin bir sonuca yolaçar— anlamayan bir kimsenin bu parlamentarizm temeli üzerinde, ilke olarak tutarlılık içinde bir propaganda ve ajitayon yürütmeye, işçi sınıfı yığınlarını böylesine "tartışmalara" başarıyla katılmaya gerçekten hazırlamayı gücü hiç bir zaman yetmeyecektir. Batıda sosyal-reformcu liberallerle ve Rus devriminde liberal reformcularla (kadetler) ittifak, anlaşma ve cephe kurma  deneyimi inandırıcı bir biçimde göstermiştir ki, bu anlaşmalar, savaşçıları, hemen hiç savaş yeteneği olmayan ve en sallantılı ve en hain unsurlarla biraraya getirerek, yığınların bilincini sadece körletiyor, yani onların savaşımlarının gerçek önemini güçlendirmiyor, tersine zayıflatıyor. Fransa'da millerandcılık —revizyonist siyasal taktikleri yaygın, gerçekten ulusal ölçülerde uygulamada en büyük deneyim— bütün dünya proletaryasınca hiç bir zaman unutulmayacak olan, revizyonizmin pratik bir değerlendirmesini sağlamıştır. 

      Revizyonizmin ekonomik ve siyasal eğilimlerinin doğal bir tamamlayıcısı da sosyalist hareketin sonal amacına ilişkin tutumudur. "Hareket her şeydir, sonal amaç hiç bir şey" — Bernstein'ın bu beylik lafı, revizyonizmin özünü, pek çok uzun incelemelerden çok daha iyi açıklamaktadır. Bir durumdan bir başka duruma göre tutumunu belirlemek, kendini günlük olaylara ve küçük politikanın kesinti ve değişmelerine uyarlamak, proletaryanın birincil çıkarlarını ve tüm kapitalist sistemin, tüm kapitalist evrimin özelliklerini unutmak, bu birincil çıkarları, anın gerçek ya da varsayılan avantajları uğruna feda etmek — revizyonizm politikası budur. Ve bu politikanın gerçek niteliğinden açıkça çıkan sonuç, onun sayısız biçim değişikliği göstermesi ve her azçok "yeni" sorunun, olayların her azçok beklenmedik ve önceden kestirilmeyen değişiminin, gelişimin temel çizgisini çok az ölçüde ve çok kısa bir süre için değiştirse bile, her zaman kaçınılmaz olarak şu ya da bu revizyonizm çeşidinin ortaya çıkmasına yolaçacağıdır. 

      Revizyonizmin kaçınılmazlığı, onun modern toplumdaki sınıfsal kökleriyle belirlenir. Revizyonizm uluslararası bir olgudur. Birazcık bilgisi olan ve düşünebilen hiç bir sosyalist, Almanya'da Ortodokslarla bernştayncılar arasındaki, Fransa'da guesdcilerle joreciler (ve şimdi özellikle brusçular) arasındaki Büyük Britanya'da Sosyal-Demokrat Federasyon ile Bağımsız İşçi Partisi arasındaki, Belçika'da Brouckire ve Vandervelde arasındaki, İtalya'da bütünlükçüler ile reformcular arasındaki, Rusya'da bolşevikler ile menşevikler arasındaki ilişkinin bütün bu ülkelerin bugünkü durumda ulusal koşulların ve tarihsel  etmenlerin çok büyük çeşitliliğine karşın, her yerde özünde aynı olduğundan en küçük bir kuşku duyamaz. Gerçekte, bugünkü uluslararası sosyalist hareket içerisinde "bölünme", dünyanın bütün çeşitli ülkelerinde şimdi aynı doğrultuda ilerliyor, bu, çeşitli ülkelerdeki türdeş olmayan eğilimlerin birtek uluslararası hareket içerisinde savaşım verdiği otuz, kırk yıl öncesiyle karşılaştırıldığında çok büyük bir ilerlemenin olduğunu tanıtlamaktadır. Ve "devrimci sendikalizm"59 olarak Latin ülkelerinde biçimlenen "soldan revizyonizm" de, marksizmi "düzelterek" kendini ona uyarlıyor: İtalya'da Labriola ve Fransa'da Lagardelle, sık sık yanlış anlaşılan Marx'ın yerine, doğru anlaşılan Marx'a başvuruyorlar. 

      Burada, biz, bu revizyonizmin henüz oportünist revizyonizmle aynı ölçüde gelişmekte epeyce uzak olan ideolojik içeriğini tahlil etmek için duramayız: daha uluslararası duruma gelmemiştir, daha hiç bir ülkedeki bir sosyalist parti ile hiç bir büyük savaşın pratiğinin deneyiminden geçmemiştir. Bu yüzden biz yukarda anlatılan "sağdan revizyonizmin" üzerinde duracağız. 

      Kapitalist toplumda onun kaçınılmazlığı nerede yatar? Niçin o ulusal özelliklerdeki ve kapitalist gelişmenin derecesindeki farklılıklardan daha derindir? Çünkü, her kapitalist ülkede proletarya ile yanyana, her zaman küçük-burjuvazinin geniş katmanları küçük mülk sahipleri bulunmaktadır. Kapitalizm küçük üretimden çıkmıştır ve çıkmaktadır. Bir sürü yeni "orta katmanlar" kapitalizm tarafından (fabrikalara eklentiler, evde çalışma, bisiklet ve otomobil sanayileri gibi büyük sanayilerin gereksinimlerini karşılamak için bütün ülkeye dağılmış küçük işlikler vb.) kaçınılmaz olarak tekrar tekrar ortaya çıkarılmaktadır. Bu yeni küçük üreticiler, aynı kaçınılmazlıkla yeniden proletaryanın saflarına atılmaktadır. Küçük-burjuva dünya görüşünün geniş işçi partilerinin saflarında tekrar tekrar boy göstermesi, pek doğaldır. Bunun böyle olduğu ve proletarya devriminde ortaya çıkacak olan yazgının değişmesine kadar da böyle olacağı çok doğaldır. Çünkü böyle bir devrimin doğması için nüfusun çoğunluğunun "tümden" proleterleşmesi  gerektiğinin esas olduğunu düşünmek büyük bir yanlış olur. Bizim şimdi, yalnızca ideoloji alanında sık sık karşılaşmakta olduğumuz şey, yani Marx'ta yapılacak teorik düzeltmeler üzerindeki tartışmalar; şimdi pratikte yalnızca revizyonistlerle olan taktiksel farklılıklar ve bu farklılıklara dayanan bölünmeler gibi işçi hareketindeki tek tek ikincil sorunlarda başgösteren anlaşmazlıklar — proletarya devrimi, bütün tartışma konularını keskinleştirdiği, tüm farklılıkları yığınların gidişini belirlemede en âcil önemi olan konularda odaklaştırdığı ve kavganın sıcağında dostun düşmanın ayırdedilmesini ve düşmana kesin darbeler indirmek için kötü yandaşların ayıklanmasını gerektirdiği zaman, işçi sınıfı tarafından çok daha büyük bir ölçüde yaşanacaktır. 

      Devrimci marksizmin revizyonizme karşı 19. yüzyılın sonunda verdiği ideolojik savaşımı, küçük-burjuvazinin bütün yalpalama ve zayıflıklarına karşın, davasının tam zaferine doğru ilerleyen proletaryanın büyük devrimci savaşlarının bir girişidir ancak.              



Nisan, 1908