29 Mayıs 2017

II. "ULUSAL KÜLTÜR"


Ulusal Kültür

Okurun da gördüğü gibi, Severnaya Pravda, devlet dili sorunu gibi bir örnekten yola çıkarak, ulusal sorunda elini feodallere ve polislere uzatan liberal burjuvazinin tutarsızlığını ve oportünizmini açığa vurmaktadır. Liberal burjuvazinin aynı cinsten bir sürü başka sorunda da (liberalizmin çıkarları bakımından bile) daha az ihanet, ikiyüzlülük ve ahmaklıkla davranmamasını anlamak kolaydır.

 Sonuç? Her türlü liberal burjuva milliyetçiliğinin işçi çevrelerine fesat sokması ve özgürlük davasıyla proletaryanın sınıf savaşımı davasına pek büyük zararlar getirmesi. Burjuva eğilim (ve feodal burjuva eğilim), "ulusal kültür" sloganı ardında gizlendiği için durum daha da tehlikeli olmaktadır. Ulusal kültür adına -Büyük-Rus, Polonyalı, Yahudi, Ukraynalı vb. ulusal kültürü adına-, Kara-Yüzler ve papazlar ve bütün ulusların burjuvazisi, gerici iğrenç tertiplere girişmiş bulunmaktadırlar.

 Eğer konuyu marksist olarak, yani sınıf savaşımı açısından ele alırsak, sloganları, "genel ilkeler"le değil, anlamsız beyanlarla, parlak sözlerle değil, sınıfların siyasal çıkarları ile karşılaştırarak ele alırsak, bugünkü ulusal yaşamımızın görünümü işte böyledir.

 Ulusal kültür sloganı (çoğu kez Kara-Yüzlerin ve papazların ilham ettiği) bir burjuva aldatmacasıdır. Bizim sloganımız, demokratizmin ve dünya işçi hareketinin enternasyonal kültürü sloganıdır.
 Bu noktada, "bundçu Bay Liebmann bana karşı savaş açıyor ve şu sözleriyle üzerime yıldırımları yağdırıyor:

 "Ulusal kültür konusunda azıcık bilgisi olan bir kimse, uluslararası kültürün, ulusal olmayan (ulusal biçime bürünmeyen) bir kültür olamayacağını bilir; ne Rus, ne Yahudi, ne Polonyalı olmayan, ulusal nitelik taşımayan, saf bir kültür olma iddiasında bulunan bir kültür saçmadır: enternasyonalci  fikirler, ancak işçinin konuştuğu dille ifade edildiği ve işçinin içinde yaşadığı somut ulusal koşullara uyduğu takdirde işçi tarafından benimsenebilir; işçi kendi ulusal kültürünün, durumu ve gelişmesi karşısında ilgisiz kalamaz, çünkü, o, kültür aracılığıyla, ve ancak onun aracılığıyla 'demokratizmin ve dünya işçi hareketinin enternasyonal kültürüne' katılma olanağını elde etmektedir. Bütün bunlar uzun zamandan beri bilinen, şeylerdir, ama V. İ.'nin bunları dinlemeye tahammülü yok..."

 Şu tipik bundçu muhakemesine, yukarda ifade ettiğim marksist tezi sözde çürütecek olan bu muhakemeye bir bakınız. Bay bundçu, tam olarak kendinden emin olan ve "ulusal sorunu iyi bilen" bir adam tavrıyla, çoktan yıkılmış olan burjuva kavramları, "uzun zamandan beri bilinen" gerçekler olarak sunmaya kalkışmaktadır.

 Gerçekten, bir bundçuya göre, enternasyonal kültür, ulusal olmayan bir kültür değildir. Zaten kimse bunu öne sürmedi. Kimse herhangi bir "saf" kültürün olabileceğini, saf bir Polonya, Yahudi, Rus vb. kültürünün olabileceğini söylemedi; öyle ki, içi boş bir sürü lafı yanyana koymamız, yalnızca okurun dikkatini başka yere yöneltmek ve gürültülü bir sürü sözcük altında sorunun özünü maskelemek içindir.

 Her ulusal kültür, gelişmiş olmasa bile, demokratik ve sosyalist bir kültürün öğelerini içerir, çünkü her ulusta, yaşam koşulları zorunlu olarak demokratik ve sosyalist bir ideolojiyi doğuran, sömürülen bir emekçi yığını vardır. Ama her ulusta, aynı zamanda (çoğunlukla aşırı gerici ve yobaz nitelikte olan) bir burjuva kültür de vardır ve bu, ulusal kültürün "bir öğesi" olarak kalmaz, egemen kültür biçimine bürünür. Böylelikle, "ulusal kültür", genel olarak büyük toprak sahiplerinin, papazların ve burjuvazinin kültürüdür. Bir marksist için bu temel, basit gerçeği, bundçu gölgede bırakmış, laf kalabalığı içinde "boğmuştur", yani, gerçekte sınıflar arası uçurumu günışığına çıkaracak yerde, onu okurdan gizlemiştir. Pratikte, bundçu, sınıflar-dışı bir ulusal kültüre inancı yaymakta büyük çıkarı olan burjuvazinin tutumunu benimsemiştir. 


 "Demokratizmin ve dünya işçi hareketinin enternasyonal kültürü" sloganını ileri sürerken, biz, her ulusal kültürden yalnızca demokratik ve sosyalist öğeleri alıyoruz ve bunları, yalnızca ve kesin olarak burjuva kültürüne, her ulusun burjuva milliyetçiliğine karşı olduğumuz için alıyoruz. Hiç bir demokrat ve hele hiç bir marksist, dillerin eşitliğini ya da "kendi" burjuvazisiyle anadilinde polemiğe girişme gereğini, "kendi" köylüsü ve "kendi" küçük-burjuvazisi saflarında anti-feodal ve anti-burjuva fikirleri yayma gereğini yadsımaz. Bu konu üzerinde uzunboylu durmanın gereği yoktur: tartışma götürmez bu gerçeklerden, bundçu, polemiğin asıl konusunu, yani sorunun özünü maskelemek için yararlanmaktadır.

 Sorun, marksistlerin, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ulusal kültür sloganını kabul etmelerinin mi, yoksa buna karşı bütün dillerde ve bütün yerel ve ulusal özelliklere "uyarlanan" işçilerin enternasyonalizm sloganını ileri sürmelerinin mi doğru olup olmadığı sorunudur. 


 "Ulusal kültür" sloganının anlamı, bu sloganı "enternasyonal kültürü yayma aracı olarak yorumlamaya" hevesli şu ya da bu aydın bozuntusunun vaatlerine ya da iyi niyetlerine bağlı bir şey değildir. Soruna böyle bakmak çocukça bir öznelcilik olur. Bu sloganın anlamını, belirli bir ülkenin ve dünyanın bütün ülkelerinin, bütün sınıflarının nesnel durumu ve ilişkileri belirler. Burjuvazinin ulusal kültürü bir gerçektir (ve yineliyorum, burjuvazi, her yerde büyük toprak sahipleriyle ve papazlarla birlik halindedir). Burjuvazinin, boyunduruğa alabilmesi için, işçileri, hayvanlaştıran ve düşünme olanaklarından yoksun bırakan, onları bölen, militan burjuva milliyetçiliği -zamanımızın temel gerçeği budur.

 Kim proletaryaya hizmet etmek istiyorsa, bütün ulusların işçilerini birleştirmeli ve "kendisinin" olsun, başkalarının olsun, milliyetçiliğe karşı kesin savaşıma girişmelidir. Kim ulusal kültür sloganını savunuyorsa, onun yeri küçük-burjuva milliyetçilerinin arasındadır, marksistlerin arasında değil. 

  Somut bir örnek ele alalım. Bir Rus Marksistçi, Büyük-Rus ulusal kültürü sloganını benimseyebilir mi? Hayır. O zaman onun yeri milliyetçiler arasında olur, marksistler arasında değil. Bizim görevimiz, öteki ülkelerin işçileriyle sıkı bir ittifak kurarak, bizim demokratik ve işçi hareketimizin tarihinde de bulunan filizleri salt bir enternasyonalist ruh içinde geliştirerek, burjuvazinin ve Kara-Yüzlerin Büyük-Rus egemen ulusal kültürüne karşı savaşım vermektir. Bizim görevimiz, ulusal kültür sloganını savunmak ya da hoşgörü ile karşılamak değildir, görevimiz, enternasyonalizm adına büyük toprak sahiplerimize karşı ve Büyük-Rus burjuvalarımıza karşı, onların, Purişkeviçlerin ve Struvelerin özelliklerine "uyarlanan" "kültür"üne karşı savaşım vermektir.

 En çok ezilen ve en çok zulme uğrayan ulus için de, Yahudi ulusu için de, aynı şeyi söylemeliyiz. Yahudi ulusal kültürü, hahamların ve burjuvaların sloganıdır, düşmanlarımızın sloganıdır. Ama Yahudi kültüründe ve Yahudi tarihinde başka öğeler de vardır. Bütün dünyadaki on milyon Yahudi ve yarı-Yahudi'nin yarısından çoğu, Yahudileri zorla bir kast durumunda tutan geri ve yarı-yabanıl ülkeler olan Galiçya'da ve Rusya'da yaşamaktadır. Öteki yarısı, Yahudiler için kast durumu bulunmayan ve Yahudi kültürünün evrensel ilerici yüce çizgilerinin, enternasyonalizminin, çağının ilerici hareketlerine katılma eğiliminin (demokratik ve proleter hareketlerinde Yahudi oranı, her yerde, genel nüfustaki Yahudi oranından üstündür) açıkça belirlendiği bir uygar dünyada yaşamaktadır.

 Kim doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak Yahudi "ulusal' kültür" sloganına sahip çıkıyorsa, (niyetleri ne kadar iyi olursa olsun) proletaryanın düşmanıdır, eski öğelerin savunucusudur ve Yahudi toplumunun kast niteliği damgasını üzerinden atamamaktadır, hahamların ve burjuvaların suç ortağıdır. Oysa, işçi hareketinin enternasyonal kültürünün yaratılmasına (Rusça ve Yahudice) katkıda bulunarak uluslararası marksist örgütlerde, Rus, Litvanyalı, Ukraynalı vb. işçiler arasında eriyen Yahudi marksistleri, Bundun ayrılıkçılık tutumuna karşı duran böyle Yahudiler, "ulusal kültür" sloganına karşı savaşım vererek, en iyi Yahudi geleneklerini sürdürmektedirler.

 
Burjuva milliyetçiliği ve proleter enternasyonalizmi, kapitalist dünyanın iki büyük sınıf kampına tekabül eden ve ulusal sorunda iki ayrı siyaseti (hatta iki ayrı dünya anlayışını) ifade eden, "birbiriyle' bağdaşmaz iki slogandır. Ulusal kültür sloganını savunarak, "ulusal kültürel özerklik" denen şeyin planını ve pratik programını bu slogana dayandırarak, bundçular, gerçekte, işçi çevrelerinde burjuva milliyetçiliğini yaymaktadırlar. 

Devam