15 Eylül 2016

Kadrolar Üzerine

G. DİMİTROV
Yoldaşlar, en iyi kararlarımız onları uygulayacak insanlara sahip değilsek, kağıt parçaları olarak kalacaktır. Ama maalesef, karşı karşıya olduğumuz en önemli sorunlardan biri olan kadrolar sorununun, bu Kurultaya’da hemen hemen hiç dikkat çekilmediğiniz belirtmeliyim. Komünist Enternasyonal’in Yürütme Kurulu’nun raporu yedi gün tartışıldı, çeşitli ülkelerden birçok konuşmacılar konuştu ama Komünist Partileri ve emek hareketi için son derece hayati olan bu sorunu sadece birkaç kişi, o da laf arasında tartıştı.

Pratik çalışmalarında Partilerimiz her şeyi insanların, kadroların belirlediğini anlamaktan hala çok uzaktır. Partilerimiz Stalin Yoldaş’ın bize yapmayı öğrettiği şeyi, yani “bir bahçıvanın en sevdiği meyva ağacını yetiştirdiği gibi” kadroları yetiştirmeyi, “insanlara değer vermeyi, kadrolara değer vermeyi, ortak davamıza yararlı olabilecek her işçiye değer vermeyi” beceremiyorlar.

Mücadelede kadrolarımızın en değerlilerinden bazılarını sürekli olarak kaybetmemiz nedeniyle, kadrolar sorununa karşı kayıtsız bir tutum, daha da izin-verilmezdir. Çünkü biz, bir bilgiçler topluluğu değil, sürekli ateş hattında olan savaşçı bir partiyiz. Bizim en çalışkan, en yiğit ve en sınıf bilinçli unsurlarımız ön-saflardadır.

Düşmanın, bulunduğu ülkelerde peşini bırakmadığı, katlettiği, zindanlara attığı, toplama kamplarına koyduğu ve korkunç işkenceler uyguladığı tam da bu ön saflardaki militanlardır. Bu durum, varolan kadroların dikkatle korunması kadar safların sürekli olarak doldurulmasının, yeni kadroların yetiştiril-mesi ve eğitilmesinin acil gerekliliğine yol açar.

Etkimiz sonucu birleşik halk cephesi hareketinin ivme kazanması ve durmadan binlerce yeni işçi sınıfı savaşçısı ortaya çıkarması nedeniyle de kadrolar sorunu özellikle acildir. Üstelik, saflarımıza katılanlar sadece, siyasal bir harekete daha önce hiç yer almamış olan genç devrimci unsurlar, henüz devrimci olmuş işçiler değildir. Çoğu zaman SosyalDemokrat Partilerin eski üyeleri ve savaşçıları da bize katılıyor. Bu yeni kadrolar, özellikle yasa-dışı Komünist Partilerde, ayrı bir dikkat isterler. Bu, daha da öyledir, çünkü bu kadrolar, pratik çalışmalarında zayıf teorik eğitimleriyle kendi başlarına çözmek zorunda oldukları çok ciddi siyasal sorunlarla sık sık karşı karşıya gelirler. 

Kadrolar konusundaki doğru siyasetin ne olacağı sorunu, bütün devrimci emek hareketi için Partilerimiz için olduğu kadar Genç Komünist Birlikleri ve diğer yığın örgütleri için de – çok ciddi bir sorundur. 
Kadrolar konusunda doğru bir siyaset ne ifade eder?

İlk olarak, insanlarımızı tanımak Genellikle, Partilerimizde kadroların sistemli bir incelenmesi yok. Sadece son zamanlarda Fransa ve Polanya’daki Komünist Parti’leri ve Doğu’daki Çin Komünist Partisi bu yönde belirli başarılar kazandılar. Yeraltı döneminden önce Almanya’nın Komünist Partisi de kadrolarının bir incelenmesine girişmişti. Bu partilerin deneyi göstermiştir ki Partiler insanlarını incelemeye başlar başlamaz, daha önce farkedilmeden duran Parti işçileri keşfedildi. Diğer taraftan, partiler ideolojik ve siyasal olarak zararlı yabancı unsurlardan arınmaya başladılar. Bolşevik mikroskop altına konduklarında sınıf düşmanının ajanları oldukları anlaşılan ve Parti’den atılan Fransa’daki Celor ve Barbe’nin örneğini göstermek yeterlidir. Polanya’da ve Macaristan’da kadroların denetimi kimliklerini ustaca gizlemiş provokatör yuvalarının,düşman ajanlarının açığa çıkarılmasını kolaylaştırdı.
İkincisi, kadroların uygunca terfileri. Terfi, tesadüfi bir şey değil, Parti’nin olağan işlevlerinden biri olmalıdır.

Terfi ettirilecek Komü-nistin yığınlarla bağı olup olmadığı hesaba katılmadan sadece dar Parti hesapları temeli üzerinde terfi yapılırsa bu kötüdür. Terfi çeşitli Parti işçilerinin belirli görevleri yerine getirme yetenekleri ve yığınlar arasında sevilmeleri temeli üzerinde yükselmelidir. Partilerimizde mükemmel sonuçlar vermiş terfi örnekleri vardır. Örneğin, bu Kurultay’ın Başkanlık Divanında yer alan bir İspanyol kadın Komünistimiz, Dolores Yoldaş var. İki yıl önce Dolores Yoldaş hala sıradan bir parti işçisiydi. Ama sınıf düşmanlarıyla daha ilk çarpışmalarda o, mükemmel bir ajitatör ve savaşçı olduğunu ispat etti. Sonradan Parti’nin yönetici kuruluna terfi ettiğinde Dolores Yoldaş bu kurulun en değerli bir üyesi olduğunu ispat etti.
 
Birkaç başka ülkeden benzer birtakım örnekleri gösterebilirim, ama çoğunlukla terfiler düzensiz ve rastgele bir tavır içinde yapılıyor ve bundan dolayı da her zaman iyi sonuç vermiyor. Bazen, gerçekte davaya zarar veren çokbilmişler, lafebeleri ve gevezeler yönetici konumlara terfi ettiriliyorlar.

Üçüncüsü, insanlardan en iyi biçimde yararlanma yeteneği.

Her aktif üyenin değerli niteliklerini araştırmalı ve bunlardan yararlanabilmeliyiz. Mükemmel insanlar yoktur; bu insanları oldukları gibi görmeli ve zayıflıklarını ve hatalarını düzeltmeliyiz. Partilerimizde, kendilerine daha uygun bir iş verilseydi çok daha yararlı olabilecek iyi, dürüst Komünistlerin yanlış kullanılmalarının göze batıcı örneklerini biliyoruz.

Dördüncüsü, kadroların uygunca dağıtımı. Herşeyden önce, hareketin ana halkalarının yığınlarla bağları olan, bu yığınların ta içinden çıkmış, girişkenlik sahibi ve dayanıklı güçlü insanların sorumluluğunda olmasını temin etmeliyiz. Daha önemli bölgelerin uygun sayıda böylesi savaşçıları olmalıdır. Kapitalist ülkelerde kadroları bir yerden başka bir yere aktarmak kolay bir olay değildir. Böyle bir görev, mali sıkıntılar, ailevi nedenler v.b. dahil, hesaba katılıp, uygunca aşılması gereken bir takım engeller ve zorluklarla karşı karşıyadır. Ama çoğunlukla bunu yapmayı bütünüyle ihmal ederiz.

Beşincisi, Kadrolara sistemli yardım. Bu yardım, Gerekli Direktifler, yoldaşça denetim, eksikliklerin ve yanlışların düzeltilmesi ve somut, günlük önderlik biçiminde olmalıdır. 
  
Altıncısı, kadroların korunması için uygunca özen. Koşullar gerektirdiğinde Parti işçilerini derhal geriye çekmeyi ve yerlerine başkalarını getirmeyi öğrenmeliyiz.

Parti önderliğinin, özellikle Partilerin yasa dışı olduğu ülkelerde, kadroların korunması için çok büyük sorumluluklar yüklenmesini istemeliyiz....Yeraltı koşullarına geçişi sırasında Almanya Komünist Partisinin uğradığı önemli kayıpları hatırlayın!..

Ancak kadrolar konusunda doğru bir siyaset Partilerimize eldeki bütün güçleri azami derecede geliştirmeyi ve kullanmayı ve yığın hareketinin muhteşem hazinesinden yeni ve daha aktif işçilerin sürekli canlı desteğini elde etmeyi sağlar. Kadroların seçiminde ana ölçüler ne olmalıdır? 

İlkin, işçi sınıfının kavgasına kesin bağlılık, Partiye sadakat ki bu özellikler düşmanın karşısında – savaşta, hapiste, mahkemede – denenmiş olmalıdır.

İkincisi, yığınlarla mümkün olan en sıkı bağ. İlgili yoldaşlar yığınların çıkarlarının içinde tamamen erimeli, yığınların nabzını elinde tutmalı, onların duygularını ve ihtiyaçlarını bilmelidirler. Parti örgütümüzün önderlerinin itibarı herşeyden önce, yığınların onları kendi önderleri kabul etmeleri ve onların önder olarak yeteneklerine ve mücadeleledeki kararlılıklarına ve fedakarlıklarına kendi öz tecrübeleriyle inanmaları olgusuna dayanmalıdır.

Üçüncüsü, kişinin kendi yolunu bağımsızca bulma yeteneği ve karar vermede sorumluluk almaktan korkmamak. Sorumluluk yüklenmekten korkan önder değildir. Girişkenlik gösteremeyip “ben ancak söyleneni yaparım” diyen Bolşevik değildir. Ancak bozgun anlarında şaşırmayan, zafer anlarında gururdan başı dönmeyen ve kararları uygulamada yılmaz bir sağlamlık gösteren kişi gerçek bir Bolşevik önderdir. Kadrolar mücadelenin somut sorunlarını bağımsızca çözmek zorunda olacakları konumlara yerleştirildikleri ve kendi kararlarından tamamen sorumlu olduklarını bildikleri zaman en iyi biçimde gelişir ve olgunlaşırlar. 
Dördüncüsü, sınıf düşmanına karşı mücadelede olduğu kadar, Bolşevik çizgiden tüm sapmalara karşı uzlaşmaz karşı – koyuşlarında da disiplin ve Bolşevik sağlamlık

Kadroların doğru seçimini belirleyen bu koşullara daha da çok önem vermeliyiz. Çünkü pratikte çoğu zaman, örneğin, iyi bir yazı yazıcı ve iyi bir konuşmacı olup da bir eylem adamı ya da kadını olmayan ve belki o kadar güzel yazıp konuşamayan ama girişkenliğe sahip, yığınlarla bagı olan, savaşa girmeye ve başkalarını savaşa sokmağa yetenekli sağlam bir yoldaş kadar mücadeleye uygun olmayan bir yoldaş tercih ediliyor.

Tekkecilerin, doktrincilerin ya da çokbilmişlerin sadık yığın işçilerimizin, gerçek işçi sınıfı önderlerinin yerini aldığı bir yığın olay yok mudur?

Yönetici kadrolarımız ne yapmaları gerektiği konusundaki bilgilerini Bolşevik dayanıklılık, devrimci kişilik gücü ve onu uygulayacak irade ile birleştirmelidirler....

 Yoldaşlar, bildiğiniz gibi kadrolar en iyi eğitimlerini mücadele süresince, zorlukları yener ve sınavlardan geçerken ve de iyi ya da kötü tavır örneklerinden edinirler. Grev anlarında, gösterilen sırasında, hapiste ve mahkemede verilmiş yüzlerce mükemmel tavır örnekleri vardır. Binlerce kahramanlık örneklerimiz var ama maalesef hiç de az olmayan korkaklık, dayanıksızlık ve hatta dönekliğin örnekleri de var. Biz sık sık bu örnekleri, hem iyilerini hem kötülerini, unutuyoruz. İnsanlara bu örneklerden yararlanmayı öğretmiyoruz. İnsanlara neyi benimsemeleri, neyi reddetmeleri gerektiğini göstermiyoruz.

Yoldaşlarımızın ve savaşçı işçilerimizin sınıf çatışmalarındaki, polis sorgusundaki, hapishaneler ve toplama kamplarındaki, mahkemelerdeki v.b. tavırlarını incelemeliyiz. İyi örnekler öne çıkarılmalı ve izlenecek örnekler olarak sunulmalıdır. Ve çürümüş, Bolşevik – olmayan ve darkafalıca olan herşey bir yana atılmalıdır.

Leipzig duruşmasından bu yana, burjuva ve faşist mahkemeleri önündeki ifadeleri, pek çok kadronun mahkemede Bolşevik tavrının gerçekte ne  olduğunun mükemmel bir anlayışı ile yetiştiğini gösteren oldukça çok sayıda yoldaşımız var.

Ama siz, Kurultay temsilcilerinin bile kaçı Romanya’da demiryolu işçilerinin yargılanmasının ayrıntılarını, sonradan Almanya’da faşistler tarafından başı kesilen Fiete Schulz’un yargılanmasını, yiğit Japon yoldaşımız İçikawa’nın yargılanmasını, Bulgar devrimci askerlerinin yargılanmasını ve proletarya kahramanlığının hayran olunacak örneklerinin gösterildiği diğer yargılamaları biliyor?

Proletarya kahramanlığının böyle değerli örnekleri halk arasında yaygınlaştırılmalı, bizim ve işçi sınıfının saflarındaki yüreksizliğin, darkafalılığın ve her çeşit çürümüşlük ve zayıflığın, yüreksizliğin, görünümleriyle karşılaştırılmalıdır

Bu örnekler, emek hareketinin kadrolarının eğitilmesinde en yaygın biçimde kullanılmalıdır

Yoldaşlar, Parti önderimiz sık sık adam yokluğundan yakınırlar. Ajitasyon ve propaganda çalışması için, kadınlar arasında çalışma için adamların yetmediğini söylerler. Yetmiyor, yetmiyor – feryat budur. Kısacası adamımız yok. Buna Lenin’in eski ama sonsuzca yeni sözleriyle cevap verebiliriz:

Adam yok, ama muazzam sayıda adam var.

Muazzam sayıda adam var çünkü her yıl işçi sınıfıyla toplumun çeşitli tabakaları, saflarından, karşı – çıkmak isteyen, dayanılmazlığı, henüz herkesçe anlaşılmadığı halde gene de artan sayıda halk yığınlarınca gittikçe şiddetlesezilen mutlakiyetçiliğe karşı savaşta ellerinden gelen her yardımı vermeye hazır artan sayıda huzursuz insanlar veriyorlar. Aynı zamanda hiç adam yok, çünkü bütün güçlere, en önemsizlere bile iş verecek, yaygın ve aynı zamanda birleşik ve uyumlu bir çalışma örgütleyebilecek önderlerimiz, siyasal önderlerimiz, yetenekli örgütleyicilerimiz yok.

Lenin’in bu sözleri Partilerimiz tarafından günlük çalışmalarında bir kılavuz olarak tamamıyla kavranmalı ve uygulanmalıdır. Bol bol kadro var. 

Bunları kendi örgütlerimizde, grevler ve gösteriler sırasında, işçilerin çeşitli kitle örgütlerinde, birleşik cephe organlarında bulmak yeter. Bunlara, çalışmaları ve mücadeleleri sürecinde olgunlaşmaları için yardım edilmelidir. Onları işçilerin mücadelesine gerçekten yararlı olabilecekleri yerlere getirmelidir.

Yoldaşlar, biz komünistler eylem insanlarıyız. Bizimki, sermayenin saldırısına karşı, faşizme ve emperyalist savaş tehditine karşı pratik mücadele, kapitalizmin devrilmesi için mücadele sorunudur. Komünist kadroları kendilerini devrimci teori ile donatmaya zorlayan tam da bu pratik görevdir. Çünkü devrimci eylemin en büyük ustası Stalin’in bize öğrettiği gibi teori, pratik çalışma yapanlara yönelim gücü, görüş açıklığı, çalışmada güven, davamızın zaferine inanç verir.

Gerçek devrimci teori bütün kısık teoriciliğin, soyut tanımlarla her türlü boş oyunun uzlaşmaz düşmanıdır. Lenin her zaman bizim teorimiz bir doğma değil,bir eylem kılavuzudur derdi. Kadrolarımızın işte böyle bir teoriye ihtiyacı var.

Hem de günlük ekmeklerine ve havaya ya da suya ne kadar ihtiyaçları varsa öylesine.

varsa öylesine. Çalışmamızı uyuşturucu, hazır taslaklardan, zararlı medresecilikten kim gerçekten kurtarmak istiyorsa bunları kızgın bir demirle, hem kitlelerle birlikte ve kitlelerin başında verilen pratik, etkin mücadele ile hem de Mark, Engels, Lenin ve Stalin’in güçlü, verimli, yetkin öğretisini yorulmazca öğrenme çabasıyla yok etmelidir.

Bu konuda dikkatlerinizi Parti Okullarımızın çalışmasına çekmeyi özellikle gerekli sayıyorum. Okullarımızın eğitmesi gerekenler bilgiçler, çokbilmişler ya da alıntı ustaları değildir. Hayır! Buralardan çıkması gerekenler, işçi sınıfı davasının pratik ön – saf savaşçılarıdır – bunlar sadece cesaretlerinden ve fedakarlığa hazır olmalarından dolayı değil, sıradan bir işçiden daha uzağı gördüklerinden ve emekçilerin kurtuluşuna giden yolu onlardan daha iyi bildiklerinden dolayı da ön saf savaşçılarıdırlar. Komünist Enternasyonalin bütün kesimleri, Parti Okullarının bu savaşçı kadroların işlendikleri demirci ocakları haline dönüştürülmesi için uygunca örgütlenmesi sorununa hiç oyalanmadan ciddiyetle ele almalıdırlar.

Bana öyle geliyor ki, Parti Okullarımızın temel görevi, Parti ve Genç Komünist Birliği üyelerinine Marksist – Leninist yöntemi belli ülkelerdeki somut duruma, belirli koşullara uygulamayı, “genel olarak” düşmana karşı değil, özgül, belirli bir düşmana karşı mücadeleye uygulamayı öğretmektir. Bu, sadece Leninizmin basmakalıp, onun yaşayan, devrimci ruhunun da incelenmesini gerekli kılar.

Birinci yöntem; İnsanlara somut teori öğretmek, bunlara mümkün olan en büyük ölçüde kuru eğitim vermemeye çalışmak, edebi biçimde görüşler ve kararların nasıl yazılacağını öğretmek, belirli bir ülkenin, belirli bir emek hareketinin sorunlarına, tarihine ve geleneklerine ve adı geçen ülkedeki Komünist Partinin deneyine etkili biçimde değinmek.

İkinci yöntem: Marksizm – Leninizmin temel ilkelerinin öğrenilmesinin, öğrencinin, kendi ülkesindeki proletarya mücadelesinin kilit sorunlarını pratik olarak incelemesi temeline daylanan teorik eğitim. Böylece öğrenci pratik çalışmasına döndüğünde kendi yolunu bağımsız olarak bulacak ve sınıf düşmanına karşı savaşta yığınlara önderlik edebilen bağımsız bir pratik örgütleyici ve önder olacaktır.

Parti Okullarımızın bütün mezunları bu özelliklere uygun çıkmıyor. Çok fazla deyim, soyutlama, kitapbilgisi ve bilgi gösterisi var. Ama bizim gerçek, Bolşevik örgütleyicilere ve yığın önderlerine ihtiyacımız var. Hem de bugün acilen ihtiyacımız var. Bu gibi öğrenciler iyi tezler yazamıyorlarsa zararı yok (gerçi buna da çok ihtiyacımız var). Ama bunlar zorluklardan yılmadan, bu zorlukları yenerek örgütlemeyi ve önderlik yapmayı bilmelidirler. Devrimci teori devrimci hareketin genelleştirilmiş, özetlenmiş deneyidir. Komünistler ülkelerinde sadece geçmişin deneyinden değil, aynı zamanda uluslararası emek mücadelesinin diğer müfrezelerinin bugünkü deneyinden de dikkatle faydalanmalıdır. Bununla birlikte, deneyimden doğru olarak yararlanmak, partilerimizde sık sık olduğu gibi, mücadelenin hazır biçimlerinin ve yöntemlerinin biz dizi koşullardan diğerine ya da bir ülkeden diğerine mekanikçe aktarılması anlamına hiçbir şekilde gelmez. Kapitalizmin hala hakim olduğu ülkelerde, Sovyetler Birliği Komünist Partisinin çalışma yöntemlerinin ve biçimlerinin bile kuru takliti ve basit kopyesi en iyi niyetle uygulansa da kötü sonuç verebilir ki gerçekte çok zaman vermiştir.

Her ülkedeki özgül hayat koşullarına bir tek uluslararası çizgiyi etkili olarak uygulamayı tam da Rus Bolşeviklerinin deneyinden öğrenmeliyiz. Kapitalizme karşı mücadelede her türlü laf ebeliğini, bayatlamış formüllerinin kullanılmasını, bilgiçliği ve doktrinciliği acımadan bir yana atmayı, teşhis etmeyi, alaya almayı öğrenmeliyiz. Öğrenmek gerekli yoldaşlar. Her zaman, her adımda, mücadele sürecinde, içerde ve dışarda hep öğrenmek. Öğrenmek ve savaşmak, savaşmak ve öğrenmek. Marks, Engels, Lenin ve Stalin’in büyük öğretisini, çalışmada ve mücadelede Stalinci sağlamlıkla, sınıf düşmanına ve Bolşevik çizgiden sapanlara karşı ilke sorunlarında Stalinci uzlaşmazlıkla, zorluklar karşısında Stalinci korkusuzlukla, Stalinci devrimci gerçekçilikle birleştirebilmeliyiz.