Header Ads

Header ADS

Devlet ve Devrim - MARKSİZMİN OPORTÜNİSTLER TARAFINDAN ALÇALTILMASI - 2

1. PLEKHANOV'UN ANARŞİSTLER İLE POLEMİĞİ 

3. KAUTSKY'NİN PANNEKOEK İLE POLEMİĞİ 

Kautsky'nin hasmı olan Pannekoek, saflarında Rosa Luxembourg, Karl Radek ve daha başkalarını toplayan "radikal sol" eğilimin temsilcilerinden biriydi. Devrimci taktik öneren radikal sollar, Kautsky'nin ilkelerden yoksun "merkezci" bir tutum kabul ettiğini ve marksizmle oportünizm arasında sallandığını kabul etmekte birleşiyorlardı. Haksız yere marksist adı verilen "merkezci" ya da "kautskist" denilen eğilim tüm çirkin yoksulluğuyla ortaya çıkınca, bu değerlendirmenin doğruluğunu savaş tamamen tanıtladı. 

Pannekoek, başka şeyler arasında devlet sorununu da inceleyen "Yığın Eylemi ve Devrim" (Neue Zeit, 1912, XXX, 2) adlı yazısında Kautsky'nin durumunu "pasif bir radikalizm" olarak, "hareketsiz bir bekleme teorisi" olarak tanımlıyordu. "Kautsky devrim sürecini görmek istemiyor" (s. 616). Pannekoek, sorunu bu biçimde koyarak, bizi ilgilendiren konuya, proleter devrimin devlet karşısındaki görevleri konusuna değiniyordu: "Proletaryanın savaşımı, diye yazıyordu Pannekoek, yalnızca burjuvaziye karşı devlet iktidarı için bir savaşım değildir; aynı zamanda devlet (sayfa: 147)iktidarına karşı bir savaşımdır da... Proleter devrim, devlet gücünün aletlerini parçalamaya ve onları proletarya gücünün aletleriyle ortadan kaldırmaya (Auflösung, harfiyen: yoketmek, dağıtmak) dayanır... Savaşım, ancak nihai sonuç alındığı anda, ancak devlet örgütü tamamen yıkıldığı anda biter. Çoğunluk örgütü, egemen azınlık örgütünü yokederek, üstünlüğünü tanıtlar" (s. 548).

Pannekoek'ün düşüncesini büründürdüğü formülde büyük yanlışlar var. Bununla birlikte düşün açıktır; ve Kautsky'nin bu düşünü nasıl çürütmeye çalıştığını görmek ilginçtir. 
Kautsky, şöyle yazar: "Şimdiye dek, sosyal-demokratlarla anarşistler arasındaki karşıtlık, sosyal-demokratların devlet iktidarını ele geçirmek, anarşistlerinse onu yıkmak istemelerinden ibaretti. Pannekoek ikisini birden istiyor" (s. 724).

Pannekoek'ün açıklaması, açıklık ve belirginlikten yoksundur (yazısının, üzerinde durulan konuyla ilgili olmayan başka yanlışlarını bir yana bırakıyoruz); ama Kautsky, Pannekoek tarafından ortaya konmuş bulunan ilke sorununu ele almış, ve bu çok önemli ilke sorununda, oportünizmin göbeğine geçmek için, marksizm konumlarını büsbütün bırakmıştır. Kautsky'nin sosyal-demokratlarla anarşistler arasında kurduğu ayrım tamamen yanlıştır; marksizm kesin olarak çarpıtılmış ve alçaltılmıştır. 
Marksistleri anarşistlerden ayırdeden şeyler şunlardır: 
1) Marksistler, devleti tamamen ortadan kaldırmak istemekte devam ederek, bunun ancak (sayfa: 148) sosyalist devrimle sınıfların ortadan kalkmasından sonra, devletin yokolmasına götüren sosyalizmin kuruluşu sonucu olarak, gerçekleşebilir bir şey olduğuna inanırlar; anarşistlerse, bunu olanaklı duruma getiren koşulları anlamaksızın, devletin bugünden yarına tamamen ortadan kalkmasını isterler. 
2) Marksistler, proletarya için, siyasal iktidarı ele geçirdikten sonra, eski devlet makinesini tamamen yıkmanın ve onu silahlı işçilerin Komün örneğine göre örgütlenmesine dayanan yeni bir devlet makinesiyle değiştirmenin zorunlu bir şey olduğunu söylerler; anarşistler ise, devlet makinesinin yıkılmasından yana olmakla birlikte, proletaryanın onu ne ile değiştireceğini ve devrimci iktidarı nasıl kullanacağını ancak çok belirsiz bir biçimde düşünürler; onlar devlet iktidarının devrimci proletarya tarafından kullanılmasını yadsımaya dek, devrimci diktatorayı yadsımaya dek giderler. 
3) Marksistler, çağcıl devletten yararlanarak, proletaryanın devrime hazırlanmasını isterler; anarşistler ise böyle bir davranışa karşıdırlar. 

Bu polemikte, Pannekoek, Kautsky'ye karşı marksizmi temsil etmiştir; çünkü Marks, açıkça, proletaryanın devlet iktidarını ele geçirmekle yetinemiyeceğini (eski devlet aygıtının yalnızca başka ellere geçmekle kalmaması anlamında), ama bu aygıtı kırmak, parçalamak ve onu bir yenisiyle değiştirmek zorunda da olduğunu öğretmiştir. 

Kautsky, oportünizm yararına marksizmi bırakır; çünkü devlet makinesinin parçalanmasını, oportünistler için kabulü olanaksız olan bu şeyi apaçık bir biçimde elçabukluğuna getirir, ve böylece oportünistlere devletin "fethi"ni basit bir çoğunluk (sayfa: 149) sağlamak olarak yorumlama olanağını veren bir kaçamak yolu bırakır. 

Marksizmin bu çarpıtılmasını gözlerden saklamak için, Kautsky, iyi bir açımlayıcı olarak davranır: Marks'ın bir "alıntı"sından yola çıkar. Marks, 1850'de "devletin elleri arasında kararlı bir güç toplanması"nı öneriyordu. Buna dayanarak Kautsky bayram eder: Pannekoek "merkeziyetçiliği" yıkmak istemiyor muydu? 

Basit bir hokkabazlık; merkeziyetçiliğe yeğ tutulan federasyon üzerindeki görüşlerinde, marksizm ile prudonculuğu özdeşleştiren Bernstein'ın oyununu anımsatan basit bir hokkabazlık. 

Kautsky'nin "alıntı"sı, çorbaya düşmüş saça benzer. Merkeziyetçilik, eski devlet makinesiyle olduğu gibi, yenisiyle de olanaklıdır. Eğer işçiler, kendi silahlı güçlerini özgürce birleştirirlerse, bu, merkeziyetçilik olacaktır; ama bu merkeziyetçilik, merkezi devlet aygıtının, sürekli ordunun, polisin, bürokrasinin "tamamen yıkılması" üzerine dayanacaktır. Kautsky, Marks ve Engels'in Komün üzerine iyi bilinen düşüncelerini atlayarak, sorunla hiçbir ilgisi olmayan bir alıntıyı bulup çıkartacak kadar dürüstlüğge aykırı bir biçimde davranır. 

Ve, şöyle yazar: "... Acaba Pannekoek memurların kamu görevlerini mi ortadan kaldırmak istiyordu? Ama devlet yönetimi şöyle dursun, biz ne parti ne de sendikalar örgütünde memurlardan vazgeçebiliriz. Programımız, devlet memurlarının kaldırılmasını değil, halk tarafından seçilmelerini ister... Şimdi bizde sözkonusu olan şey 'geleceğin devleti'ndeki yönetim aygıtının hangi biçime bürüneceğini bilmek değil, bizim siyasal savaşımımızın devlet iktidarını,  biz bu iktidarı elegeçirmeden önce, yıkıp yıkmayacağını (auflösung, harfiyen: yokedecek, dağıtacak) bilmektir ['biz bu iktidarı ele geçirmeden önce'nin altı Kautsky tarafından çizilmiştir]. Memurlarıyla birlikte ortadan kaldırılabilecek bakanlık hangisidir? (Kautsky, eğitim, adalet, maliye, savunma bakanlıklarını sayar.) Hayır, güncel bakanlıkların içinde, hükümete karşı olan siyasal savaşımımız tarafından ortadan kaldırılacak tek bakanlık yoktur... Yanlış anlamalardan kaçınmak için, yineliyorum: sözkonusu olan, muzaffer sosyal-demokrasinin "gelecekteki devlet"e hangi biçimi vereceğini bilmek sözkonusu olan, bizim muhalefetimizin devleti nasıl dönüştüreceğini bilmektir" 

İşte bu gerçek bir hokkabazlıktır. Pannekoek, belgin devrim sorununu koyuyordu. Yazısının başlığı ve aktarılan parçalar bunu açıkça gösterir. Kautsky, "muhalefet" sorununa sıçrayarak, devrimci bakış açısını yerine, oportünist bakış açısını koymaktan başka bir şey yapmaz. Usyürütmesi şöyle özetlenebilir: şimdi, muhalefet; iktidarın elde edilmesinden sonra, bir çare düşünülecek. Devrim yokoluyor! Oportünistlerin istediği şeyin ta kendisidir bu. 

Sözkonusu olan şey, ne muhalefet, ne de genel olarak siyasal savaşımdır; sözkonusu olan şey, düpedüz devrimdir. Devrim de şuna dayanır: Proletarya, "yönetim aygıtı"nı ve tüm devlet aygıtını yıkar ve onun yerine silahlı işçiler tarafından oluşturulan bir yenisini koyar. Kautsky, "bakanlıklar" için "boş inana dayalı bir saygı" gösteriyor; ama işçi ve asker temsilcilerinin egemen ve son derece güçlü Sovyetleri yanında ve bu Sovyetlere bağlı  uzmanlardan kurulu komisyonlar, neden bu bakanlıklar yerine geçmesinler? 

Önemli olan, "bakanlıklar"ın kalıp kalmıyacağını, ya da bunların "uzman komisyonları", ya da başka örgütlerle değiştirilip değiştirilmeyeceğini bilmek degildir; bunun hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, (binlerce bağla burjuvaziye bağlı ve tamamen görenek ve tutuculuk etkisinde bulunan) eski devlet makinesinin korunup korunmayacağı, ya da yıkılıp bir yenisiyle değiştirilip değiştirilmeyeceğidir. Devrim, yeni sınıfın eski devlet makinesi yardımıyla buyurup yönetmesine değil, ama eski devlet makinesini parçaladıktan sonra, yeni bir makine yardımıyla buyurup yönetmesine yolaçmalıdır: Kautsky'nin elçabukluğuna getirdiği, ya da hiç anlamadığı şey, işte marksizmin bu temel düşünüdür. 
Memurlara ilişkin sorusu açıkça gösterir ki, Kautsky ne Komün'den çıkan dersleri anlamıştır ne de Marks'ın ögretisini. "...Biz ne parti, ne de sendikalar örgütünde memurlardan vazgeçebiliriz..." 

Biz, kapitalist rejimde, burjuvazinin egemenliği altında, memurlardan vazgeçemeyiz. Proletarya, kapitalizm tarafından ezilmiş, çalışan yığınlar köleleştirilmiştir. Kapitalist rejimde demokrasi, yığınların ücretli köleliği, yoksulluk ve sefaletinin yarattığı bu çevre içinde daralmış, sıkışmış, budanmış ve sakatlanmıştır. İşte bu nedenle, ama yalnızca bu nedenle, bizim siyasal ve sendikal örgütlerimizdeki memurlar kapitalist çevre tarafından bozulmuşlardır (ya da daha doğrusu bozulmaya eğilimlidirler) ve bürokratlar durumuna, yani ayrıcalıklı, yığınlardan kopmuş ve onlar üzerinde yer alan kimseler durumuna dönüşme eğilimini gösterirler.

Bürokratizmin özü, işte buradadır. Kapitalistler mülksüzleştirilmedikçe, burjuvazi alaşağı edilmedikçe, proletarya memurlarının bile belirli ölçüde "bürokratlaşmaları" kaçınılmaz bir şeydir. 
Kautsky, kısacası, şöyle der: mademki, seçilmiş kamu görevlileri olacak, öyleyse sosyalist rejimde de memurlar ve bir bürokrasi olacaktır! İşte yanlış olan da budur. Marks, Komün örneğiyle göstermiştir ki, kamu görevlileri, sosyalist rejimde, seçimle iş başına gelmeleri bir yana, ayrıca her an görevden geri alınabildikleri, ayrıcamaaşları ortalama bir işçi ücreti düzeyine indirildiği, ve üstelik, parlemanter kuruluşlar yerine "hareketli", "aynı zamanda hem yürütmeci hem de yasamacı" topluluklar geçtiği ölçüde, "bürokrat" olmaktan, "memur" olmaktan çıkarlar. 

Gerçekte, Kautsky'nin Pannekoek'e karşı tüm kanıtlaması, hele özellikle, parti örgütlerinde olsun, sendikal örgütlerde olsun, memurlardan vazgeçemiyeceğimiz yolundaki o hayranlık verici kanıtı, onun, Bernstein'ın genel olarak marksizme karşı eski "kanıtlar"ını benlmsediğini gösterir. Bernstein, Sosyalizmin Öncülleri adlı döneklik kitabında, "ilkel" demokrasi düşününe karşı, "doktriner demokratizm" dediği: emredici vekâlete, ücretsiz memuriyete, iktidarsız merkezi temsile vb. karşı, savaşa girişir. Bu "ilkel" demokrasinin başarısızlığını tanıtlamak için, Bernstein, İngiliz trade-unionlarının, karı-koca Webb'ler tarafından yorumlanan deneyinden yardım umar. Sözümona "tam bir özgürlük içinde" (Almanca baskı, s. 137) evrimlenmiş bulunan trade-unionlar, gelişmelerinin yetmiş yılı içinde, ilkel demokrasinin etkisizliğine inanmışlarmış da onun yerine bürokratizme bağlı bildiğimiz (sayfa: 153) parlamentarizmi geçirmişlermiş. 

Gerçekte, trade-unionlar, "tam bir özgürlük içinde" değil, ama, egemen kötülüğe, zora, yalana, yoksulların "yüksek" yönetimden elenmesine ödünler verilmesinden, kuşkusuz "kaçınılamayacak" olan tam bir kapitalist kölelik içinde gelişmişlerdir. Sosyalist rejimde, "ilkel" demokrasinin birçok yönleri zorunlu olarak yeniden canlanacaktır; çünkü, uygar toplumların tarihinde ilk kez olarak, halk yığını, yalnızca oylama ve seçimlere değil, günlük yönetime de özerkli bir katılma düzeyine yükselecektir. Sosyalist rejimde herkes sırayla yönetecek, ve kimsenin yönetmemesine çabucak alışacaktır. 

Dahice çözümleme ve eleştiri zekâsı ile, Marks, Komün'ün pratik önlemlerinde, oportünistlerin alçaklıkları ve burjuvaziyle kesin olarak bozuşmayı reddetmeleri yüzünden, o kadar korktukları ve kabul etmek istemedikleri; anarşistlerinse, ya aşırı ivecenlikleri, ya da büyük toplumsal dönüşümlerin içlerinde oluştukları koşulları genel olarak anlayamayışları yüzünden görmek istemedikleri bu dönüm noktasını görmüştür. Hamkafalık iliklerine işlemiş ve, aslında devrime ve onun yaratıcı gücüne inanmak şöyle dursun, devrimden ödü patlayan (bizim Menşevikler ile Devrimci-Sosyalistlerin de ödlerinin patladığı gibi) oportünist: "Eski devlet makinesini yıkmayı düşünmemeli bile; bakanlardan ve memurlardan nasıl vazgeçebiliriz?" diye usyürütür. 

Anarşist ise: "Yalnızca eski devlet makinesini yıkmayı düşünmek gerekir; daha önceki proleter devrimlerden çıkan somut dersleri derinleştirmek ve yıkılan şeyin yerine neyin ve nasıl konacağını çözümlemek yararsızdır" diye usyürütür (anarşistlerin (sayfa: 154) en iyisi elbette, yoksa Kropotkin ve hempalarını izleyerek, burjuvazinin ardından sürükleneni değil); bu nedenle, anarşist, somut, gözüpek, sert, ama aynı zamanda yığın hareketinin pratik koşullarını da hesaba katan devrimci bir etkinliğe değil, umutsuzluk taktiğine varır. 

Marks, bu iki yanılgıdan da kaçınmayı —bir yandan, eski devlet makinesinin bütünsel yıkılmasında en büyük gözüpekliği göstermeyi, öte yandan sorunu somut bir biçimde koymayı— öğretir: Komün, daha büyük bir demokrasi sağlamaya ve bürokratizmin kökünü kazımaya yönelen şu şu önlemleri alarak, birkaç haftada, yeni, proleter, şu ve şu biçimde davranan bir devlet makinesi kurmaya başlayabilmiştir. Öyleyse, Komüncülerden devrimci gözüpekliği öğrenelim, onların pratik önlemlerinde, pratik bakımdan ivedi ve hemen gerçekleştirilmesi olnaklı bir önlemler taslağı görmeye çalışalım; bürokratizmi büsbütün yıkmaya, ancak böyle, bu yoluizleyerek ulaşabiliriz. 

Sosyalizm, işgününü kısaltarak, yığınları yeni bir yaşama yükselterek, halkın büyük bölümünü, istisnasız herkese "kamu görevleri" yapmasını sağlayan koşullara kavuşturacaktır —bürokratizmin bu yıkılması olanağını güvence altına alan şey, işte budur. Ve genel olarak, her türlü devletin büsbütün sönmesine yolaçacak olan şey de, işte budur. "... Yığın grevinin rolü, diye sürdürür Kautsky, hiçbir zaman devlet iktidarini yıkmak değil, ama yalnızca hükümeti belli bir sorun üzerinde ödünlere hazırlamak, ya da proletaryaya düşman bir hükümet yerine, proletaryanın gereksinimlerini karşılamaya çalışan (entgegenkommende) bir hükümet geçirmek olabilir... Ama bu (yani proletaryanın (sayfa: 155) kendine düşman hükümet üzerindeki zaferi), hiçbir zaman ve hiçbir durumda, devlet iktidarının yıkılmasınagötüremez; bundan, devlet iktidarı içinde güçler dengesinin belli bir yer değiştirmesinden (Verschiebung) başka bir sonuç çıkamaz... Öyleyse, bizim siyasal savaşımımızın ereği, gene geçmişte olduğu gibi, parlamentoda çoğunluğun kazanılması ile devlet iktidarının ele geçirilmesi ve parlamentonun hükümetin efendisi durumuna dönüştürülmesi olarak kalır." (s. 726, 727, 732).

İşte, en arı ve en yavan oportünizm; sözde devrimci kalarak, gerçekte devrimden vazgeçmenin ta kendisi. Kautsky'nin düşüncesi, "proletaryanın gereksinimlerini karşılamaya çalışan bir hükümet"ten öteye gitmez, Komünist Manifesto'nun "proletaryanın egemen sınıf olarak örgütlenmesi"ni ilân ettiği 1847'ye göre, hamkafalığa doğru atlımış bir geri adımdır bu. 

Böylece Kautsky, hepsi de "proletaryanın gereksinimlerini karşılamaya çalışan" bir hükümet için savaşımda oybirlikli olan Scheidemann'lar, Plekhanov'lar, Vandervelde'ler ile çok sevdiği "birlik"i gerçekleştirme düzeyine düşecektir. 

Bize gelince, biz bu sosyalizm dönekleriyle selamı-sabahı kesecek ve, silahlı proletaryanın kendisinin hükümet durumuna gelmesi ereğiyle, tüm eski devlet makinesinin yıkılması için savaşacağız. "İki büyük ayrım"dır bu. 

Kautsky, hepsi de oportünistler tarafından kabul edilebilecek, hiçbiri parlemanter burjuva cumhuriyet çerçevesi dışına çıkmayan çok soylu erekler olan, "devlet iktidarı içinde güçler dengesinin bir yer değiştirmesi" için, "parlamentoda çoğunluğun kazanılması ve parlamentonun hükümetin (sayfa: 156) dediği dedik efendisi durumuna dönüştürülmesi" için savaşmaktan daha iyi bir şey istemeyen Legien ve David'lerin, Plekhanov, Potresov, Çereteli ve Çernov'ların o hoş arkadaş topluluğu içinde kalacaktır. 

Bize gelince, biz oportünistlerle selamı-sabahı keseceğiz; ve bilinçli proletarya, "güçler dengesinde bir yer değiştirmek" için değil, ama burjuvazinin alaşağı edilmesiiçin, burjuva parlamentarizminin yıkılması için, Komün tipi bir demokratik cumhuriyet ya da bir İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetleri Cumhuriyeti için, proletaryanın devrimci diktatorası için, savaşımda tümüyle bizimle birlikte olacaktır. 

* * *

Uluslararası sosyalizm, Kautsky akımından daha sağda yer alan akımları da kapsar: Almanya'da Aylık Sosyalist Defterler[23] (Legien, David, Kolbe ve İskandinavyalı Staunning ve Branting dahil, daha birçokları); Fransa ve Belçika'da Jaures yandaşları ve Vandervelde; [İtalya'da -ç.] Turati, Trèves, ve İtalyan partisi sağ kanadının öteki temsilcileri; İngiltere'de Fabian'lar ve "bağımsızlar" (gerçekte her zaman liberallerin egemenliği altında bulunan "Independent Labour Party")[24] vb.. Parlemanter etkinlik içinde ve parti yayınlarında önemli ve çoğunlukla egemen bir rol oynayan bütün bu baylar, proletarya diktatorasını açıkça yadsırlar ve kılık değiştirmemiş bir oportünizm uygularlar. Bu baylara göre, proleterya "diktatora"sı, demokrasiyle çelişir! Gerçekte, bu efendileri küçük-burjuva demokratlardan ayırdeden ciddi hiçbir şey yoktur. 

Bundan dolayı, II. Enternasyonal'in, resmi temsilcilerinin büyük çoğunluğu bakımından, boydanboya oportünizme battığı sonucunu çıkartmakta haklıyız. Komün deneyi yalnızca unutulmakla kalmamış, ayrıca bozulmuştur da. İşçi yığınlarına, harekete geçmek, eski devlet makinesini parçalayıp onun yerine bir yenisini koymak, ve böylece, kendi siyasal egemenliklerini toplumun sosyalist dönüşümünün temeli yapmak gerekeceği anın yaklaştığı inancını aşılamak yerine, bunun tam tersi telkin ediliyor, ve "iktidarın fethi" oportünizme binlerce gedik açık kalacak biçimde sunulmuş bulunuyordu. 

Proleter devrimin devlet karşısındaki tutumu sorununun çarpıtılması ve bu sorun yöresindeki susku komplosu, emperyalist yarışma sonucu güçlendirilmiş bir askeri aygıtla donaltılmış bulunan devletlerin, İngiltere ya da Almanya'dan, İngiliz mali sermayesi ya da Alman mali sermayesinden hangisinin dünya üzerinde egemen olacağını kararlaştırmak için, milyonlarca insanı yokeden savaşçı canavarlar durumuna gelmiş bulundukları bir sırada, büyük bir rol oynamaktan geri kalamazdi.*
Blogger tarafından desteklenmektedir.